RSS

Aylık arşivler: Temmuz 2015

NE ZAMAN DİYE SORMA

Hayat ne otuzun da,
Ne kırkında başlar gülüm!
Hayat sevince başlarmış,
Unutma bunu!
Senden öncesini saymıyorum,
Doğumum seninle başladı,
Ömrüm de,
Seninle bitecek biliyor musun?

Sevda da mantık arama!
Sebepsiz sevmektir aşk!
Bu kadar sevdirecek ne yaptın?
Büyücü müsün sen?

Sen kalbimi çaldın,
Bense yangınlardan ateşi!
Sana gökyüzünden güneş düştü,
Bana poyrazlardan fırtına gülüm!
Es bakalım es içimde kudura kudura,
Meydanı bıraktım sana!

Afrikalı kölen gibiyim şimdi!
Sen aşım oldun ekmeğim oldun gülüm!
Seni koklamasam yaşayamam ben!
Aldığım nefes, içtiğim suyumsun!
Gözlerim değmezse gözlerine,
Kahrolurum!
Ellerini çekersen ellerimden,
Solarım!
Bilsen ne kadar da mecburum ben sana!

Bir gün insan ölür,
Toprak olur!
Bir gün hak vaki olur,
Geriye hikayesi kalır!
Tahir ile zühre gibi,
Söylenecek,
Nagiş’le İsmo’ nun hikayesi bu!

Bir çığlıktı benim yanlızlığım!
Sesimi bir tek sen duydun!
Ben sensiz üşüyordum gülüm!
Bir geldin,
Dört mevsimimi bahar yapıverdin farkında mısın?

İsmo içki içmez,
Lakin körkütük sarhoş olmuş!
Akıl bedeni terk etmiş neylersin?
Kabahati aşk şarabına atmış!
Gayri söz dile,
Cemre yüreğe düşmüş!

Sevgi doğuştan,
Tanrı tarafından,
Gönüllere verilmiş,
Lazım olduğun da kullanılsın!
Ne oldu bize?
Ne oldu diye sorma!
Aşk lazım olmuş,
Sevgi kuşu yüreğe konmuş!

Gerçek sevgi,
İnsanın,
Yüreğinde saklı olurmuş!
Duymadan seslenebiliyorsa bu yürek,
Görmeden de sevmeyi becerir elbet!
Ne ki arada ki mesafeler?
Biz uzaklardan da sevebiliriz!

Hiç hesapta yokken,
Geldi bu güzellikler!
Bir bakışın,
Beni can evimden vurmuş!
Bir meltem gibi girdin!
Bütün yollarıma,
Çiçekler döşeyiverdin sen gülüm!

İçimde gökkuşağı açar,
Sen aklıma gelince!
Yokluğun katran karası!
Hani el değmemiş yarınlarımız var ya,
Kollarını açmış bizi bekler!
Ne zaman diye sorma!
Hemen şimdi!

İsmail Kızılay

NOT: Özel istek üzerine yayınlanmıştır. Yaşsız tüm aşklara gelsin. Korkusuz tüm aşıklara, hayatı kaçırmayanlara gelsin. Ben mi? Sıcaklarda kavrulup, çocukları yedirip, içirip, gün doğumlarında kahve içip, okuyup geçiriyorum günlerimi. Günler bana geçiriyor diyerek şiirin ardını bozmak istemiyorum. Ama demiş oldum! Neyse bu da ben ve benim gibiler gelsin. Sağlık olsun!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 28 Temmuz 2015 in OKUDUM

 

pi

Screen Shot 2015-07-24 at 1.52.05 PM

‘’Kardeşlerim!’’ diye seslendi Özge. Kardeş değil miydik yaratıldığımız andan beri? Insanlık kocaman bir kardeşlikti. Unutmuştuk, ama hatırlayacaktık, zorundaydık.

‘’Ümit ediyorum ki,, şimdi yüzleriniz gülse de aslında endişe var içinizde! Bu endişe çok değerli! Çünkü o, onlarca yıldır etrafınızdaki adaletsizliğe kafanızı çevirmek zorunda bırakılmış olmanın endişesidir! Etrafınızda sürüp giden yağmanın bugün artık size kadar ulaşmış olmasının endişesidir! Kurtulduğunuzu sandığınız cehaletin burnunuzun dibinde kök saldığını anlamış olmanın endişesidir. Ve çok değerlidir, çünkü değer verenlerin duygusudur endişe. Ama buraya sizin endişelerinizi dindirmek için gelmedim!… Size tutamayacağım sözler verip gönüllerinizi rahatlatmak için de burada değilim. Enflasyondan, ekonomiden, gelecekte yapmayı planladığımız bir sürü güzel projeden bahsedecek değilim! Ve görüyorum ki hepiniz bekleyiştesiniz… Lider bekliyorsunuz! Bir lider çıksın ve taksın bizi peşine yüceltsin yine!

Size haber vermek için geldim! Beklediğiniz o lider gelmeyecek! Çünkü… artık lider devri kapandı!

Artık lider devri kapandı! Şimdi birey olma zamanı! Liderleri takip eden sürüler değil, ne istediğini, niye istediğini bilen, sahip çıkan bireylerin devrindeyiz! Beklediğimiz o lider her birimizde hayat bulana kadar, bu yağmaya seyirci kalma cehennemindeyiz. Hakkın yenmesini, adaletin bir fahişe gibi pazarlanmasını izlemeye mahkum edileceğiz! Birlikte hareket etmeyi, sürü olmaktan çıkıp birey olmayı, kişi olmayı öğrenene kadar kişilik haklarımızdan mahrum bırakılacağız! Sürüler diğerlerini takip eder, bireylerse kimse olmasa da, tek başlarına olsalar da yapılması gerekeni yaparlar! Bu yolculukta peşimden gelecek bir sürü istemiyorum ben! Kişiler görmek istiyorum yanımda, her dinden, her ırktan, her dilden, her bölgeden gerçek kişiler! Gerçek bireyler! Yanımda olabilmek için inanıyormuş gibi yapan, özünü satan değil, inandığına, özüne, diline, dinine sahip çıkan kişiler! Farklılığından utanan değil, farklılığıyla BİZ’e güç katan gerçek kişiler görmek istiyorum! Kendisinden farklı olanı dışlayan korkak güçsüzler değil, farklılığa saygı duyan, her farklılıkta Allah!ın yarattıklarını bulan korkusuz kişiler istiyorum her adımda yanımda! Çeşitliliği kutlamak istiyorum artık bu topraklarda! Bir ormandaki ağaçlar gibi birbirimizden farklı farklı ama bir orman gibi tek olmak istiyorum! Farklılıklarımızla BİZ olmak ve ölesiye BİZ’e sahip çıkmak istiyorum!

Sadakatle bağlılığınızı burada toplanarak sunduğunuz bu partinin başkanı olarak sizden beni takip etmenizi değil yanımda yürümenizi istiyorum!

Kim yürüyecek benimle!’’

( Pİ / AKİLAH AZRA KOHEN )

Okuduğum ve beraberinde iki kitapla beraber sürünmeye çabam sebebiyle henüz bitirememiş olduğum kitaptan alıntıladım. Karakterin parti başkanı olarak yapmış olduğu konuşma, tahmin edeceğiniz üzere… Ve gene tahmin edeceğiniz üzere, boyun eğmez tavrı, kararlılığı sebebiyle öldürüleceği dolaşıyor kulislerde! Tarihimizde faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş olan ne kadar çok benzerleri var değil mi! İçinden nasıl çıkılacağını kesinlikle bilemez, dişlerimiz kenetli, yüreklerimiz hırslı ekran karşısında oturmuş bir kurtarıcı bekler hallerimiz ne kadar benzer değil mi!

Şu an elimdeki serinin son kitabı ve sanırım bitirdikten sonra tekrar okumak için başucumda tutacağım.

Tanrı hepimizi korusun!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Temmuz 2015 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sirkenin de

IMG_2903

Günaydın

Bugün sormayacağım; ‘her şey yolunda mı?’ diye. Herkeste var bir bit yeniği, bir tırtıklayıcı düşünce, garip garip haller… Milletçe yaşıyor olduklarımıza hele hiç dokunmak istemiyorum. Kara tarihimize yazılan gencecik isimler için tekrar tekrar, tekrar tekrar rahmet diliyorum.

Sabah arkadaşımla konuşurken ‘Off Özgür çok bunaldım! Kafa dinlemek için kaçmak istiyorum buralardan.’ dedi. Ulan kendisini yanında götürdüğü yerde kafa dinleyebilmiş olan var mı hiç. Kendini yanına almadan bir yere gidebilmek mümkün olmadığına göre de bu denklem kökten yanlış, yalan. Derdin kaynağı zaten kafada dolananları dinlemekken kafa dinleme çabaları sonuçsuz, anlamsızdır. Tek çözüm var, hep yazarım; beyni sök bas çamaşır suyuna, bak nasıl pırıl pırıl. Gerçi çamaşır suyu da çok zararlıy mış. En iyisi çağın mucizesini kullanalım; sirke. Sirke tekrar keşfedildi! Küllerinden doğdu! Vayyy!

Ama hakkEtten ne menem şey miş; yaramadığı halt yok. Ota boka sirke koy, banyo yap son durulama suyuna koy, nazara gelmemek için sirkeyle silin, sebzeleri sirkeyle yıka… Abicim bu sirke fabrikalarının sahipleri hükümet yakını falan mı acaba, gelmiyor değil aklıma. Bir sirke efsanesi yıkılıyoruz. Yalnız şunu itiraf etmeden de geçemeyeceğim; sirke geldiğinden bu yana evde deterjan giderlerinde gözle görülür, cepçe hissedilir fark var. Kafaya dikip lıkır lıkır içsek kalpte de aynı etkiyi gösterir mi acaba, denemek isteyen olursa haber salsın bizim evde sirke stoğu sağlam.

Bunalımdan girip, kafa dinlemenin yollarında yürüyüp sonunda sirkeye varmış olmam takdire şayan, biliyorum. Of ne bileyim işte kafa bi dünya, yettittirebildiğim kadarıyla ahan da bu oluyor. Yazmayınca rahatlayamıyorum. Buraya gelip iki attırıverince biraz idare eder kıvama geliyorum.

Bayram geçti üzerimizden zaten hâlâ bir sersemlik üzerimde. Normalini de biliyoruz diyenler aldılar paylarına düşen küfürü ona göre. Ayy ama bak kötü haberim var; mendil bulamadım pazarda! Sipariş edip bir sonraki gün gittim almak için o zamanda pazarcı unutmuştu. Bol bol çikolata yedi çocuklar ama benim fantezi içimde patladı. Annem olsa kesin bulurdu lan. Kendini bu uğurda feda ederdi. Ben yeterince ihtiraslı davranmadım mı acaba. Şimdi bu satırların sonunda, mendil olayını başarısızlık olarak adledersem benim kafayı ne çamaşır suyuna ne de sirkeye basmakla uğraşmayın direkt çöpe basın. Ben en iyisi bugün bamya alayım! Onunla savaşım unutturuyor her şeyi, bamyanın sümüğüne karışıyor benim abuk sabuk düşünceler.

Yeni tanışanlara, ilk ‘merhaba’ ya, sıcağa rağmen sevişebilenlere, güvenebilenlere, güvenemeyenlere, özleyen, hasetlenenlere, züppelere, mütevazı olanlara, uzakta olanlara, uzaktayken yakın hissedilenlere herkese selam olsun. Sağlığa, çocuklara, olgun kız evlatlara, soluğa, sabaha, geceye… şükürler olsun. Takıp takıştırmayın kafaya…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

bu mudur

IMG_5895

Günaydın! Günaydın! Günaydın!

‘Hadi len kıçı kaldırıp nasıl gideceksin’’ diyenlere, gündoğumu için kumsala gidişimin kanıtıdır yukarıdaki fotoğraf.

Gidip oturduğum an önümde oluşan manzara ise ( ki, fotoğrafta gördüğünüz ); ruh halimin gözüme sokuluşudur.

Işaretleri takip et, et de bu nedir abicim yahu!

‘’Güzel bir şey, hazırım olabilirsin artık.’’ dan anlaşılacak bu mudur?

Neyse artık olacak olan olmuştur.

Günaydın!

Tüm gerçeklere

Tüm hayallere

Umutlara – Umutsuzlara

Yalnızlara – Kalabalıkta olanlara

Yalanlara – Doğrulara

Gidenlere – Gelecek olanlara

Ama en çok ‘’ korkak ve üzgün ‘’ olanlara

Günaydın!

Üzgünüm!

özgür tamşen yücedal

Not: İmtinayla gün sayılır.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Temmuz 2015 in GENEL

 

çay içeriz

Screen Shot 2015-07-11 at 1.13.11 PM

Günaydın!

Hava rüzgarlı, insanlar telaşlı… Bir bayram arifesi sardı her yanı. Kiminde; son anda nereye gideceğiz telaşı. Kimileri hangi gün yola çıksak… Kimileri şehrin sınırını geçeyim, yeter. Memleketlerine gidecek olanlar. Memlekete gelecek çocuklarının yolunu gözleyen ana babalar. Şehirde kalacaklarda bayram temizliği hareketleri.

Geçen gün bayram temizliğine kalkışılan evleri düşündüm. Şehirlerde yaşayan birçoklarımızın unuttuğu bir telaş. Çocukluğumda kalan bayram arifeleri aklıma geldiğinde yüreğime kokusu gelen duygu huzur oldu. Halamın yaptığı burma baklavanın tadı. Özlem’le beraber annemin verdiği görevleri ciddiyetle östlenişlerimiz. Gelecek olan yatılı misafirler için yatak döşeğin bahçeye dökülüp havalandırılması. Ocakta pişen zeytinyağlıların eve yayılan aromaları. En çok da zeytinyağlı dolma, sarılıp buzdolabına atılan sigara börekleri. Eğer köye gittiysek ki; hemen hemen hepsi dedemin aile için almış olduğu köy evinde geçti. Girişte köy çocuklarının oluşturduğu konvoydan ‘merhaba’lar, paket paket şekerlerle geçişlerimiz, bayram sabahı başında anneannem ve dedemin olduğu uzunnn bayramlaşma kuyruğundaki sabırsız bekleyişlerimiz. Hiç susmayan bağırış, çağırışlar, toplanan sofraların ardından içilen çaylar, sonraki öğün için pişirilmeye başlanan yemekler, çekirdek çitliği sesleri, denize gidecekler için hazırlanan erzaklar, bulaşıkları kim yıkayacak kavgası…. Harala gürala cinsinden. Ha hatta tüm kuzenler bayram hatırasıyla dönerdik köyden; kafamızdaki bitlerle.

Insan sormak için bir muhatap arıyor; ‘’Ne oldu da pek çoğumuzun geçmişinde kaldı bu duygular. Kim, ne, hangi düzen sebep oldu da bayram deyince aklımıza gelen ilk şey ‘gitmek’ oldu?’’ Çocuklarımız hatırlamayacaklar, düşünsenize… Çocuklarımızın anne-bablarınınki gibi bayrama ait hatıraları olmayacak. Yitirilen birçok şey gibi bu da bitti. Tamam hâlâ evrim geçiriyor insanoğlu ama bu duygusal evrimi, dönüşümü düşününce hayli ağır.

Bizim son yıllarda yaz aylarını geçirmiş olduğumuz yerde bayram sabahı ellerine aldıkları poşetlerle kapı kapı gezen çocuklar hâlâ varlar, şükür. Geçen yıl benim oğlanı da katıp aralarına yolladım. Nasıl eğlenmek, nasıl hesap kitap. Sanırım bu yaşına kadar alınmış tüm şekerlerden daha tatlı, değerliydi topladıkları.

Şimdi; bugün buranın pazarı, sabahın erken saatlerinde arka sokağımızda kuruldu. Planım; gerekirse pazarı talan ederek cep mendili bulmak, bulacağım. Akşam Elif dönüyor, beraberce mendillerin içlerine bozuk para koyup ağızlarını bağlamayı hayal ediyorum. Evimizin babasının geleceği Çarşamba gününe kadar şekerleri almış, mendileri dolamış oluruz inşallah. Ulan nedir şuncacık iş demeyin sakın halimi bilmeden! Günlük rutinlerimin bazılarını sayayım hak vereceksiniz; uyanış, kahve, oğlanın uyanmasını bekle, doyur, bisiklet tamircisine götürmek üzere bagaja bisikleti yükle ( Evet hemen hemen hergün uğruyoruz, adam artık para almıyor. Bu gidip gelmelerin sonunda modifiye edile edile ortaya bir BMV bisiklet çıkarsa şaşırmayacağım.) , tamirciden dön öğle yemeğini yedir, mahalledeki çocukları topla denize götür, akşam saat 19.30-20.00 gibi eve dön…. Sonrasını siz tamamlayın artık. Takribi saat 24.00’e kadar hareket hali. Günün geri kalanı ve geceye ait olanında tek başıma ortakçısıyım. Tüm bunların arasına yarın sabah güneşin doğuşuna kumsalda eşlik etme fantezimden bahsetmiyorum bile.

Ney miş; insan umut ettiği sürece var mış. Sıkı sıkı tutup beklemeliy miş. Olursa olur, olmazsa çay içilir miş.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 11 Temmuz 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

iyi bir şey

Screen Shot 2015-07-08 at 11.04.49 PM

Ne var? Ne yok?

Sıcak! Yaz gelmedi, yaz gelmedi alın size yaz. Götten damlayan terlere baka baka dolan dur. ‘’Ses etmeyin, iyidir böyle.’’ dediydim size, dinlemediniz. Hayır, ben de laftan pek anlamam, orta kararım yoktur ama söz konusu hava olunca orta karar iyidir.

Bu arada iyiden iyiye köy hayatına adapte olmuş durumdayım. Sabah ezanla uyan, sessizce aşağı sıvışıp kahve yudumla, mahalleyi turlayıp çiçek topla, fırından simit al, çayı ocağa koy, oğlanı uyandır… Bu arada kız aldı başını gitti arkadaşlarının yanına, hafta sonu bu defa arkadaşlarını peşine takıp gelecek miş. Oğlan benimle. Ve eğer oğlan da anası gibi köy hayatına adapte olmasaydı ne yapardım, bilmiyorum. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki anlatılmaz. O can sıkıntısı!!! Hayır, hatırlamıyorum bizlerin çocukluğunda da canlar bu kadar sıkılır mıydı? He pardon ‘çıkmaz’ demiştim: Geçtiğimiz hafta sonu ziyaretimize gelen kuzenlerimden biri Fulya’nın deyimiyle Ipad ya da televizyonu yediresim gelmişti. Televizyon izlemeyen Özgür. Ipad kullanımına saatli izin veren Özgür. Demek ney miş; ne oldum değil ne olacağım demeliy miş insan. Olduğu şeyden nefret etsen de hayat sürüklüyor işte! Neyse şükür ucundan döndüm. Şu an mahallenin çocuklarıyla bisiklet turundan geldiler bizim evde takılıyorlar. Az biraz gürültülü lâkin ‘’gık’’ demem, mutluyum huzurluyum.

Mutluluk deyince; özellikle iki gündür tuhaf bir durgunluk hali üzerimde. Öylece bakıyorum çiçeğe, böceğe, gökyüzüne, denize… Ne bekliyor, nerelere dalıyorsam? Geçen gün instagram da biri paylaşımında; ‘’İyi bir şey! Olabilirsin artık ben hazırım.’’ yazmıştı. Şahane, değil mi! Benim beklediğim bir şey yok fakat olacaksa iyi bir şey olmasını temenni ediyorum.

Hepimiz için diliyorum. Sıcaklara ve sivrilere dikkat. Bir de; sütyen askılarına…

Iyi geceler! Tatlı rüyalar!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

yolun bir yeri işte

Screen Shot 2015-07-06 at 9.42.44 PM

“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” deyince şair, yolu yarılayan kadınlar aklıma gelir.

Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.

Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.

Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.

Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.

Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa yükselir.

Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.

Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir.

Sevgisinde de, öfkesinde de cömerttir.

Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan öğrenmiştir.

Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.

Yan yana, can cana duruşlar tercihidir.

Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.

Onunla birlikte olan erkeğin herşeye hazır olması gerekir.

Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.

Davranışları sebepsiz değildir.

Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi değildir.

Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.

Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.

Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.

Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.

Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.

Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.

Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.

O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.

Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.

Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.

Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.

Özden HORAN

Bunu okuyalı uzun zaman oldu. Madde madde… Baktım birçoğu olmuşum. Az biraz kalmış. Hâlbuki otuz beşi de geçtim ama… Akıllanması zaman alanlardanım galiba. Misâl:

Koku alma duyum pek gelişmemiş durumda.

Kapris yapmaz bir kadınken kapris yapmak için can atan ama hâlâ beceremeyen olarak kalmışım.

Öyle can cana duruş isteğim falan yok.

Duygularımla yaşıyor muş gibi yapıp mantık tarafından idare ediliyorum.

Kalbim kırılınca ağlamıyor, kıçımı dönüp ardıma bakmadan gidiyorum.

Şüphe duyduğum an kapılarımı kapatıp kilitliyorum.

Üzülmelerimde omuz aramaktan vazgeçeli çok oldu.

‘Acaba mı’ diye düşünüp vakit harcamıyorum.

Insanların kimseyi değil yalnızca kendilerini kandırabildiklerini öğrendim.

Renklerle aramda özel bir ilişki olduğu halde ilişkilerimde yalnızca siyah ve beyaz var.

Bir de okuduğunuzda belki farketmişsinizdir; otuş beşini geçmiş kadınları anlatırken hep ikinci, üçüncü şahışlarla ilişkiler temel alınmış. Hâlbuki o yaştan sonra tekil yaşamaya başlıyorsun. Seni ayakta tutacak, sabahlara heyecanla uyandıracak, geceleri hayallerle uyutacak duygunun peşinden tek başına gidiyorsun. Küslüğün, barışmaların, gitmelerin, gelmelerin hep yalnız oluyor aslında. Yalnız olduğunu kafana vurula vurula öğreniyorsun. Ve evet gökyüzü, denizler ve huzurun rengi MAVİ!

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: