RSS

Kategori arşivi: GÜNLÜK

13 ocak

 

 

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Zamanın hızla geçip gidiyor oluşu ya da zamanın olduğu yerde duruyor bizim onun içinden geçip gidiyor oluşumuz ya da zaman diye bir kavramın olmadığı, doğduğumuz andan itibaren ölüme yürüdüğümüz gibi düşünce, cevapsız soruların anlamsızlaştığı bir yaş dönümü arifesi gecesindeyim. Mutfakta cam kenarında duran masada, geçen yıl oturduğum aynı sandalyede, aynı fincana koymuş olduğum taze kahveyi yudumluyorum.

Içimden bakınca dış görünüşümde bir değişiklik yok muş sanıyorum. Aynada dışıma baktığımda zaten en yabancısıyım kendimin. Içsel hissedilişe gelince biteviye yaşanan, kimi – çoğu birbirinin tekrarı günlerle bir yılı daha tüketmiş olduğumun ayrımındayım. Ruhsal olaraksa; şaşkınım. Zamana, zamansızlara, olanlara, bitenlere, gelen – gidenlere karşı çok büyük çaresizlik duygusu içindeyim. Adeta ben hiçbir şey yapmıyor – yapamıyorum da hayat yaşıyor muş gibi. Önceden yazılmış bir filmin figûran oyuncusu gibiyim…

Geçen yıl  kendime yazdığım günceyi tekrar okudum az önce, değişen bir şey yok. Değişen yalnızca artık onları yazacak takatîmin olmaması. Ama şunu da biliyorum ki; böyle hissedişim yalnızca bu akşamlık, içinde bulunduğum anlık olabilir. Çünkü neredeyse her sabah hayata – hayatıma dair yeni sorularla uyanıyorum. Cevaplar mı? Işte çoğunlukla onları bulamıyor sonunda da aramaktan vazgeçiyorum.

Yazdığı bir çok güzel şeyin arasında ‘Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.’ yazmış Şükrü Erbaş. Bu cümleye tutunduğum ise çok oluyor. Kurduğum hayallerimin çoğuna inanmak istiyorum. Tam inanacakken; geçmişin hatıralarıyla geleceğin hayalleri arasında sıkışıyorum. Bir hayal kırıklığı durumu var ya; içe korku salıp eli kolu bağlayan, bağlanıyorum. ‘Sonunu düşünen kahraman olamaz.’ derler işte ben bu kadar düşüne – korka asla kahraman olamayacağım.

Amanın da amanın nasıl bir dipse düştüğüm! Kahveden mi, geceden midir, bugün yaptırdığım dip boyasından mıdır? Tüm bu düşünüp güzel kafamı yorduklarımı özetleyen en özlü söz ki; kendisi ekşi sözlükte birinin yorumladığı üzere ‘ Korkunun ecele faydası yoktur ‘ un porno versiyonudur: ‘ Kaderde varsa düzülmek, neye yarar büzülmek.’

Plan, program mış, hayal miş, musmutlu bir hayat mış, salt gerçekler, hayatın anlamıy mış falan füttürüp gitsinler. Gizemli kalan tek organımızın bile şifreleri çözüldü çözülecek, bilgisayarlar, yapay zeka insanlığın kapısına dayanan yumurta pozisyonundayken gerçekten kalıveren, kendime güzel beynimi bunlarla yormamalıyım.

Bu arada olunan yaş geçen yıllarla hesaplanıyorsa; kimine göre 43 oldum, kimine göre sonrakinden gün almaya başladım, en sevdiğim kimilerine göreyse hissettiğim yaştayım. Bak bunda bile net olamıyoruz. Fark ediyor mu? Bence, hayır. Kaç yaşında olduğumuzun engel olamadığımız bedensel, tensel değişiklikleri dışında ne anlamı olabilir ki? Zaten adına hormon denilen sıçtıklarım ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nasıl bir esaretse bu insan olma hali!..

Bu arada; yolun yarısına kaç yaşında gelmiş oluyorduk?

Of! Yoruldum. Şimdi annem olsa kendisi durmaksızın kafasında bir dünya şey düşünmüyor, geceleri erkenden uyur geceyarılamaz mış gibi; ‘ Bok var bu saatte oturmuş bunları düşünüyorsun, yat zıbar! ‘ derdi. Yatacağım.

Ama son olarak:

Bilinen, bilinmeyenlere

Bilebildik, bilemediklerime

Özellikle artık bilmek istemediklerime

Bir ağaç gölgesine

Içimizde kalan düşlere

En çok kendisine dürüst olanlara

En çok kendisini sevenlere

Merhem olanlara

Şarkılara

Şiirlere

Şifa verenlere

Maviye

Sırları saklayan denizlere

Kuşlara yuva olan gökyüzüne

Hikayeler anlatan kitaplara

Aşk acısı çekenlere

Beyaz kelebeklere

Vuslata erenlere

Dua edenlere

Zencefil ve tarçına

Arılara

Çocukluğa

Kauçuk ağacına

Yar olanlara

Anama

Babama

Kardeşlerime

Erdo’ya

Elif’e

Oğuz’a

Lilyum kokusuna

Tek sayılara

Tebessüme

Paylaşabilenlere

Bir lokma ekmeğe

Bin şükürle…

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle…

Melekler Korusun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 11 Ocak 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

kime yükseliyor bu

 

– Yeni yılda ne yapıyorsunuz?

– Valla biz bir şey yapmıyoruz, beklentim kendisinden yana; yeni yıl bir şeyler yapar diye umuyorum.

Bende ki durum bu! Bitmeye yüz tutmuş yılla da ilişkim bu şekildeydi. Beklentiyi düşük tutmuştum. Ne olduğunu tam anlayamadan geçip bitti. Yani tadı damağımda kalan bir tarafı olmadı, olamadı.

Son günlerde görüşüp konuştuğum herkeste olan yeni yıl ruhu bir bana giremedi anlayacağınız. Noel Baba’yı kıçına takan bırakmış kendini coşkunun kucağına. Bir telaş pür telaş. Bende isterdim aslında öyle coşkudan coşkuya koşayım, biraz salak avare yaşayabileyim, takmayayım takıştırmayayım, geyiğin boynuzu elimde, noel babanın şapkası kafamda falan yaşayayım. Hayır tam kıvamına girer gibi oluyorum kafama bir balyoz iniveriyor; ‘ höt kendine gel hayatın gerçekleri var, sen hâlâ Noel Baba’ya inanıyor musun! ‘ diyerekten. Bozdular içimi de, dışımı da. Sabah spora giderken görseldekiler karşıladılar beni sokakta:

-Hadi len oradan kandırıp kandırıp duruyorsun yıllardır, hediyey miş, yenilik miş, süpriz miş diye diye bacasız evlerin kapılarında bekletip durdun GH. ‘Bekletene değil bekleyene bak’ diyorsan eğer o geğikler de sana girsin.” dedim içimden.

Ama kesin benim kanda bir şey, ayarda kaçıklık var. Dün Serkant Abimle (kuzen ) yazıştık, özlediğim eski günlerimizden bahsettim. Mesajıma da ‘Gün gelecek sığınacak bir yer bulup bu sonuçsuz devinimden kaçıp gideceğim Serkant Abi. Ama sonuç hep ‘hayırlısı ve sağlık olsuna geliyor.’ diye bitirdim. Gelen cevabın sonu da ‘…birgün bende hayır ve sağlık sözüne isyan edip gideceğim hayaliyle yaşıyorum.’ la bitiyordu. Bu depresif haller kalıtsal olabilir mi?

Yanlış anlaşılsın istemem ya da nasıl anlarsanız anlayın yahu; bu ‘sağlık olsun’, ‘hayırlısı’ na inancım sonsuzdur. Ki; tecribe etmişliğimiz çoktur. Ama dönem geliyor ki insanın sabrı falan bitmiş, içi kurumuş, yapayalnız kalmış gibi hissedebiliyor. Galiba bana Noel Baba değil de Polyanna lazım. Lazım derecesi ise; Polyanna’yı yutmak. O da düzmece, uydurmaca diyenlere cevap vermeyeceğim. Çok biliyorlarsa kendileri anlatsınlar da bakalım Polyanna’nın penceresinden bakmamızı sağlayabiliyorlar mı?

Aklıma takık ne zamandır, haberlerde söyleyip duruyorlar; ekonomi yükseliştey miş. Aramızda, aranızda bilen var mı; bu ekonomi kime kime yükseliyor arkadaşım?

Canım nasıl patlıcan oturtma çekti şimdi be! Şöyle yağı dibinde… Ekmek bana bana yenilesi. Televizyon, gazeteler, sokakta ki insanlar, tanıdık tanımadık herkes sağlıklı-organik beslenmekten, yok vejeteryanlıktan, veganlıktan, azot döngüsünden bahsettikçe benim canım böyle yağlı pilavlı falan şeyler çekmeye başladı. Evrenin mucizesi zencefile ne demeli, kulaklarımızdan çıkacak neredeyse. Ota boka zencefil, zerdeçal! Organik etiketi altında satılan ürünlerin gerçekten organik olma koşullarına uyup uymadıkları bir, fiyatlarıysa apayrı konu. Bir dönem organik beslen daha sonrasında beslenecek paran kalmayacak kadar yüksek fiyatlılar. Bunlara kafayı çok tak, istediğin kadar organik beslen gene de sağlıklı-uzun ömür garantisinin olmaması ise komik mi trajik mi bilen beri gelsin. .

Hele çok yakın zamanda yaşadığımız ani ölümden sonra iyice anlamsız gelmeye başladı tüm bunlar. Şayet bu uzun ve sağlıklı yaşamanın saçma sapan inanışlara, takıntılara bağlı bir reçetesi varsa kendisi uzun yaşaması gerekenlerdendi. Ama ne oldu; vakit geldi. O vakit kime ne zaman, nerede, ne şekilde gelecek bilmiyoruz. Bu kadar yormanın, yorulmanın hiç alemi yok. Kimilerinin dediği-inandığı gibi insanoğlunu izliyor, bu debelenmemizi görüyorsa feci eğleniyordur. 

Hayatla samimiyet derecemizin; enseye şaplak göte parmak olması gerektiği kanaatindeyim. Ne zaman ne olacağı, ne yandan vuracağı falan belli olmuyor çünkü. Ulan gene yaza yaza buldum doğru yolu!

Dur hele kalkıp yeni yıl kurabiyesi pişireyim barî.

Bu arada görüşemez konuşamazsak:

Yeni yılda da her şey gönlünüzce olsun

Bitcoin mevzu netleşsin

Gönlünüzdeki hayatınızda olsun

Sağlık olsun

Sokaklara hayvan bırakmaktan vazgeçilsin

Dinleyelim

Sevelim

Imkanı olanlar sevişsin

Aşık olanlar yar dan ayrılmasın

Şifa olsun

Derman bulsun

Geçmiş olsun

Sabır dolsun

Yalnızlık paylaşılsın

Yalan söyleyenleri burunları uzasın

Çocuklar çocuk olabilsin

Hayırlısı olsun

Kelebekler uçsun

Mavi hep olsun………

 

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Aralık 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

erdoya

 

Bir doğumgünü yazmak için oturdum ekranın karşısına. Turkuvaz renkli ekrana bakıyorum dakikalardır. Düşünüyorum. Kime yazacağım bu doğumgünü yazısını. Koca, arkadaş, yoldaş, sırdaş, ortak, çocuk? Hepsini biraraya getirince adı sen oluyor aslında; Erdo. Sonra ‘nereden başlasam?’ a geldi sıra. Taaa en başımızdan başlasam sıkıcı ve uzun olur? Yirmibeş sene önce bir okul çayında tanışmamızdan, engeller aşıp buluşmalarımızdan, nikahımıza saatler kala yaşadığımız acı kayıptan, rutubetten duvarlarında mantar çıkan gel-git lerle ilk yılımızı geçirdiğimiz evimizden, bir türlü ısınmayan duvarlarından sürekli sular akan Elif’in doğduğu ikinci evimizden, sıcak suyu akan ilk evimiz üçüncüsünden, bu aralarda yaşanan gel-gitlerimiz, para denkleştiremeye çalıştığımız günlerden, Oğuz’un doğduğu dördüncü evimizden, bahçesinde bana bostan yaptığın beşinci evimizden, çocuklar saatlerce okul servislerinde sürünmesinler diye taşındığımız altıncı evden, tüm aile üyeleri yollarda sürünmesin diye taşındığımız yedinci evden, bu evlerde yaşadığımız mutlu-mutsuz, çözümlü-çözümsüz ama hep kalabalık geçirdiğimiz günlerden bahsetmeye kalkayım dedim, olmadı.

Ne bileyim işte darıldığında sarkıttığın dudaklarından, bunalınca içine kaçmalarından, kimseleri değerinden fazla kafana takmamayı başarabiliyor olmandan, her yıl diyet yapıyor olduğun halde hep göbekli bir adam olmandan, ilişkilerde hesap yapmıyor olduğundan, kan gördüğünde bayılıyor olmandan, kırkbeş yaşından sonra enginar yemeye başlamış olmandan, kelimenin net anlamıyla içinden geldiği gibi olmandan falan bahsedeyim diye düşündüm onlar da olmaz.

Ben bugünkü Özgür olurken her deri değiştirişimi sabırla bekleyip yanımda olmuş olman, beraber düşerken beraber kalmayı da başarabilmelerimiz, yaşadığımız sağlık sorunlarında elim elindeydilerden, her zaman her şartta mutluluk rahatımızı sağlamak için elinden geleni yapıyor olduğundan falan diye lafa devam edersem bu defa da evlilik yıldönümü ya da babalar günü yazısına dönecekti.

Yani Erdocum;

Evlilik ortağım

Çocuklarımın babası

Iyi ki doğmuşsun

İyi ki birbirimiz bulmuşuz

Dilerim ki;

Yeni yaşın ve sonraki tüm yaşların sağlık-huzurla ve bizimle geçsin

Doğumgünün kutlu olsun

Amin

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ağustos 2017 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, GENEL, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , ,

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

hepimiz prensesiz

ekran-resmi-2017-02-07-23-09-46

Olmaz dediğim bir şey daha oldu; okuyamıyorum. Artık prospektüsleri, muadili ebattaki yazıları okuyamıyorum. Bir adet okuma gözlüğü edindim. Gözlüğü taktığımda okuyabiliyor, gözlük gözümdeyken kafamı kaldırdığımda uzağı bulanık görüyorum. Zamanla okuma gözlüğü nasıl kullanılır, ne ara takılır ne ara çıkartılır, takılmıyorken nerede durur, durduğu yerde nasıl unutlumaz gibi kullanım koşullarına da alışacağım elbet. Çok inatlaştım ama götüyle inatlaşanların durumuna düştüm, net. Olsun! Buna da şükür. Aklımıza zeval gelmesin. ( Bu cümle içinde ‘zeval’ I sözlükte yer alan iki anlamında da kullandım. Hem bozulma hem de yok olma, ortadan kalkma anlamlarında. )

Akıl demişken geçen gece ben gene uyuyamamışken, uyuyamıyorken farkettim ki; benim akıl gerçekten saat 24:00’ten sonra vızır vızır çalışıyor. Abuk sabuk ne varsa düşün allah dur. Olmuyorsa depikliyorum, olmuyor. Misal; bahsi geçen gece hayatın anlamı üzerine düşünürken yakaladım kendimi. ‘’Dur’’ dedim kendime kendim, durmadı. Sonuç; anlamsız. Bulma umudum var mıydı? Yoktu elbette. Ama içime çöken yalnızlık hissi oldukça boktandı. Herkes yalnız deyip duruyoruz, içinde hissetmek, ciğerlerinde hissetmek hakikaten boktandı. Içinde bulunduğum ilişkiler ağına bakınca umut edesi, güvenesi, teslim olası, söz söyleyesi, dinleyesim toptan gitti. Sonra sabah olunca geçti gerçi. Sil baştan yaptım. Şebnem Ferah’ın şarkısında söylediği gibi… Sil baştan başladım yeni günde. Sil baştan başladım da yaşanılan, yapılan, söylenilenleri unutmak onun söylediği kadar kolay olmuyor. Neyse canım en nihayetinde onlar şarkı sözleri. Tanıdığım birisi izlerken ağladığım her filmden sonra tıpkı bunun gibi bir cümle kurardı: ‘’Bu yalnızca film.’’ Ama ben biliyorum ki; film seneryolarının tümü olmasa da pek çoğu, yaşanmışlıklar üzerine yazılıyor. Şarkılar da öyle! Geçmişte yaşanılanları hatırlatmadığı sürece ota boka ağlamamak gerekir, anladım. Zamanı, vakti geldiğinde ağlayacağım varsa en azından kendi halime ağlarım.

İnsan beyni hakkında okudum bugün. İnsan beyninin basitçe 3 katmandan oluştuğu biliniyor muş. Bunlar:

İnsan beyni

Maymun beyni

Sürüngen beyni diye isimlendiriliyor muş.

İnsan beyni; bizim rasyonel kararlarımızı aldığımız, karşılaştırarak, geçmiş deneyimleri, öğrenimlerimizi düşünerek sonuçlara vardığımız katman mış.

Maymun beyni; bir arada olma, anlaşma, paylaşma, ilgi bekleme, anlamaya çalışma gibi daha sosyal, daha duygusal davranışlarımızı yöneten katman mış.

Sürüngen beyin ise savaşmak, korkmak, sevişmek, üremek, yemek ve tüketmek gibi en ilkel dürtülerimizin bulunduğu katman mış.

Bu üçünün arasında binlerce yıldır evrilmeyen, gelişmeyen, değişmeyen ve ilerlemeyen katman sürüngen beyin miş. Zihinde sürekli değişime direnen, daha üst katmaları kullanmamızı istemeyen, yeni şeyleri öğrenmek, araştırmak, alışmaya çalışmaktan sıkılan kocaman bir yumru. Vücudumuzu soğuk terler kapladığı, kendimizi kör bir öfkeye kaptırdığımız zaman ya da duygusuzlaştığımız zaman bizi kontrol eden beynimizin sürüngen olan bölümü ymüş.

Basit olan bir şey yok mu! Basit yaşamak lazım diyenler var. Nasıl basit yaşanır? Tam kapasite çalışıp benim için elinden geleni yaptığını kabul edersem: hangi beynimi kullanarak basit bir hayat sürebilirim?

Doğaya dön diyen biri vardı mesela hocanın dediğini yap, yaptığını yapma cinsinden. Buna rağmen, söyleyene rağmen düşündüm. Nasıl dönülür doğaya diye. Hadi sen döndün doğaya, doğa affedip döner mi sana? Sen doğaya döndüğünde çocukları kime bırakırsın? Toki projesi olmayan doğa bölümünü buldun diyelim göçtükten sonra vazgeçip dönmek istersen…

Amma velakin; basit düşünmek derseniz orada tamamım. Fazla yormadan, yorulmadan, sorup sorgulamadan, gelişine, olduğu kadarına, yakın olanla yaşamak derseniz, varım. Böyle, buradan bakınca içinden çıkılamayacak bir durumum kalmıyor. Zaten artık durumum kalsa bile halim kalmadı.

Umutsuzlukta bulaşıcıy mış. Kimseye bulaştırmamak için tüm çabalar, kimseden bulaşmasın diye bu uzaklaşmalar.

Sebepli ya da sebepsiz.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

nOT: Karikatür; Şenol Bezci çizimi. Başlık; Gülse Birsel’in 5 Şubat  köşe yazısından bulaştı. 

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Şubat 2017 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

hayırlısı

ekran-resmi-2017-01-27-23-45-47

Gelir, geçer dediğim şeyler oluyor ki; geçişleri ya çok uzun oluyor ya da geçmiyorlar. Bazen olsa da olur, olmasa da olur dediklerim oluyor ki; olmadıklarında olamadığım. Ya hep ya hiç dedilklerim mesela ‘hiç’ olduğunda hiçliğine tahammül edemediklerim. Çoğunun zarar olduğu şeylerin azıyla yetinemediklerim. Kendimi bir daha olmaz diye düşündüğüm şeylerin tekrarını yaşıyorken bulduğumdaki şaşkınlığım, kendime verdiğim sözleri kolayca bozabiliyor olmam, kendimi yenemeyişlerim. Varımın kendim, zorumun kendimle olması hiç de fena değil aslında.

Sonunu nereye bağlayacağımı hiç bilmeden oturup yazmaya başlamış olmama gelirsem; bu kiminle olan zorum? Dışarısı gecenin zifir karanlığında, köpeklerin havlama sesinde. Ev uyku mahmurluğunda. Yamacında oturduğum mutfak masası sigara kokusunda, mandalina – orkide-ceviz-kayısı komşuluğunda. Halbukî az önce yatağa uzanmış elimdeki kitabın ( Candı Yüceldi Şarabiydi ) son satırlarını okurken uyuyup rüyalar alemine dalacağımı sanıyordum. Insanoğlu işte ne zaman nerede, ne yapacağı belli olmayan mahluk. Hatta kendisinin bile ne yapacağından haberi olmayan mahluk. Insanın en çok kendine yeniliyor olması bu sebepten olsa gerek, kendinden haberdar olamamasından. Vardır elbet çok kontrollü, bir değil adımlar sonrasında nerede olacağını hesap edip orada olmayı başarabilenler. Onlar gibileri gıpta ettiğim dönemlerimi hatırlıyorum, çok geçmiş dönemlerdi. Hesap etmedim, çok kitaba uygun hareket ettiğim de söylenemez ama şu an oturduğum mutfak sandalyesinden bakınca kesinlikle istemediğim bir yerde değilim. Ben hesap etmemiş olsam da benim yerime bunu hesap eden bir düzen olmalı.

Bu evrene salınanlar, evrenden salınıp gelenler, kader vardıy dı, yoktuy du, saçmay dı, değil di, alnımızda yazıyor du, okuyan oluyor, okuyamayan çok oluyor du falan felan davalarında çoğumuz gibi benim de tutturamadığım yerler olmalı. O hayırlısı ne zamansa beklemeye tahammülü kalmamış olanları da tanıyorum. Hiç beklemediği bir zamanda hayırlısı diye kabul edilebilinecek bir olay karşısına çıkanları da. Düşünsenize gerilim filmi gibi; hayatlarımıza dahil olacaklarla, hayatlarına dahil olacaklarımız birbirlerimizden bihaber yaşayıp duruyoruz. Ürkünç. Bir şeyleri değiştirmeye çabalıyorken ha babam de babam boşa kürek sallamak… Su akıp yolunu bulacaksa, buluyorsa akıntıya kendini bırakmak o kadar zor olmamalı. Gençlikte bunun farkına varamamak, bedel olarak ardına baktığında boşa geçmiş vakit yığını görmek… Vardın mı farkına! Iki saniye durdun, aydın diyelim; olduğun yerden keyifle yaşayabilirsen ne âlâ.

Devamında ne olacağını bilemiyor insan! Bilse ki; hayatını değiştirecek bir başlangıcın başında, not eder tarihi saati… Gerçi farklı açıdan bakınca da, başı sonu belli olmayan, ezeli ebedi bir şey oluyor kayıtsız başlangıçlar. 

Tüm bunların farkında, düşüncesinde olan biri olarak tam şu anda diğer yandan dokuz günü daha kalmış sömestr tatilinde çocuğunu nasıl oyalayabileceğini, yarın ne pişirebileceğini, kendisinden sabah spora gitme kararından uyandığında kendisini vazgeçirmemesini diliyorsa şu aciz kadın vay ki ne vay!!! Ben ne diyeyim artık şu Özgür için? Aklıma gelen tek söz:

‘Uçmuyorsam Newton’a saygımdan!’

Haydi eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ocak 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

13 Ocak

fullsizerender-5

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Ne kadar çok şey mişim

Ne kadar hiçbirşey mişim

Ne kadar kalabalık

Ne kadar yalnız mışım

Hayaller farkına varmadan uzağında kalırlar mış

Anlar ne kadar kıymetliy miş

Ukde kalanların izi bakîy miş

Yarım kalan tebessümler gün gelir tamamlanır mış

Öğrenecek şeyler hiç bitmez miş

Heves zamanınday mış

Az karar, çok zarar mış

İnsan ansızın anlarmış başladığını gökyüzünün, ayaklarının ucunda

Tek başınayken az, iki kişi kalabalık gelebilir miş

İki dirhem et bin ayıp örter miş

Denge önemliy miş

Götünde çöpü olmayan üzüm yok muş

Dokunarak sevişmek diye bir şey var mış

Bakarak konuşmak, susarak cezalandırmak var mış

Vazgeçiş yeni başlangıca gebeyse hayırlıy mış

Giden, gün gelip geri dönse de kıymeti yok muş

Git git bi’kendinden uzaklaşamaz mışsın

Kimse kimsenin olamaz

Kimse kimseden gidemez miş

Güvendiğin dam çöker, akıl uçabilir miş

Özlem nefes alana duyulan değil miş

Şükür kıymet bilmek, farkında olmak demek miş

Bildiğin, söylediğin yalnızca kendiney miş

Çocuklar hızla büyürken yaşlandığının farkına varamaz mışsın

Bazı özürleri dilemek için fırsatın olmaz her gece dualarına katar mışsın

Her şeyin, herkesin sebebi var mış

Gittiysen, geldi, aradı, aramadıysan, aranmadıysan sebebi var mış

Herkesin sebebi kendiney miş

Duraklar varmış dura-kalınan

Tren var mış hiç durmadan hareket eden

Herkese gönlüne göre verilir miş, nasibince

Bir tas çorbanın hatırı sonsuz muş

Üç beş nöbetleri dedikleri doğruy muş

Ateş düştüğü yeri kül eyler, diğerlerini yakar mış

İki kapılı bir han mış içinde debelenip durduğumuz gece gündüz aralığında

Ne kalan ne de kalacak borç var mış

Borç denilen şey sebepliy miş

Bir tek hak var mış helâli istenen, hak olan

Herkesi, her yapılanı bağışlamak lazım mış, hafiflik miş

Eşeğe taşıyabileceği kadarı yüklenmeliy miş

Gün gelince her şey biter miş

Günü gelince başlangıçlar yaşanır mış

En iyi şeyler henüz gerçekleşmeyenler miş

Yaşamak her şeye rağmen güzel miş

Alınan her yeni yaş kıymet bildirir, hatırlatır mış.

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle...

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: ”İnsan anlamışsa ansızın, başladığını / Gökyüzünün, ayaklarının ucunda” dizesi değiştirilerek Ülkü Tamer’in BRUEGEL şiirinden alıntılanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Ocak 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: