RSS

Aylık arşivler: Nisan 2013

aman ha!

  labrador%20retriever%20chloe%20head

   Dün gün içinde Oğuz (6) önce amcasını daha sonra babasını arayarak 1500 TL istemiş. Aradığı yer şimdilerde hepsinde olduğu üzere bir alışveriş merkezinin otopark katındaki petshop.  Diğer tarifle; hasta, çok ufak evcil hayvanları satan, ülkede hemen hepsi mimlenmiş neredeyse kapılarına üzerinde ‘’ Sakın buradan evcil hayvan almayın!’’ uyarı tabelaları yazılması gereken, mahalle araları, alışveriş merkezlerinin tümünde mantar gibi türemiş olan petshoplardan biri. Arama sebebi ise orada görüp beğendiği yavru köpeği almak istemesi.

  Sonrasında, akşam evde konu açıldığında Oğuz’un bilmişliğine tebessüm eder halde sohbeti yapıldı. Bu adamın bahçemizde yaşayan, adı Bolt olan, bakımının üstesinden gelemediğimiz Labrador cinsi köpeğimiz olmasına rağmen tek hayali ebadı küçük olan bir hayvanı olması. Küçük olmasını istiyor ki, oyuncak gibi evirip çevirebilsin, kucağında alabilsin, bir yere giderken sırt çantasında taşıyabilsin.

  Öncelikle bilmenizi istiyorum bu satırları kesinlikle tebessümle falan yazıyor değilim. Çünkü biliyorum havalar ısındı, parka bahçeye çıkmalar başladı ya, bu tür isteklerde bulunan onlarca çocuk var. Hadi Oğuz’un akranlarını geçiyorum Bolt’un evimize gelme kararının alınmasında en büyük rolü Elif (15) almıştı. ‘’ Bakacağım! Lütfen alalım. İlgilenirim.’’ Israrlarıyla beraber benim itirazlarım karşılığında ‘’ Neden anne! Ne olacak bahçe müsait işte, bakarız! ‘’ diye diye yanına babasını da alarak ortalığı yıkmıştı. Ne oldu? Bolt sanırım üç yıldır bizimle ve yine sanırım Elif toplasanız 5-6 kere mamasını vermiştir, o kadar. Ben ise başta açıkladığım kati kararım uyarınca kesinlikle sorumluluk almadım üzerime. Biliyorum çünkü yaşanacakları ( çocukluk hatıralarıma sıkışmış, evimizde yollanan iki köpek hikâyesi bana yeterde artar bile).

   İşte diyeceğim o ki; gözünüzü seveyim evin babası ya da annesi hatıralarında güzel bir evcil hayvan hatırası taşımıyor ise, evcil hayvanların yabani hayvanlar gibi olmadığının yani eve geldikten sonra ev ahalisini aileleri kabul ettiklerinin bilincinde değil iseler almayın, evinizde çocuklarınız dışında canlı beslemeyin. Gözünüzü seveyim yapmayın. Unutmayın kurulan duygusal bağ dışında;

  . Birinin sabah ve akşam olmak üzere tuvalet ihtiyacını karşılaması için köpeği dışarıya çıkarması gerekiyor.  Ayrıca unutmayın, her mevsimi bahar olan bir coğrafyada yaşamıyoruz karı var, kışı var.

  . Her ay sabit bir giderleri var.

  . Aşıları, hastalığı var. Aşı deyip geçmeyin çok pahalılar.

  . Gittiğiniz her yere götüremiyorsunuz ve pansiyonlar sevabına bakmıyorlar.

  . Beceremeyip eğitemezseniz komşulardan şikâyet gelebilir, papaz olursunuz.

  . Sıçtığı yerde bokunu bırakamazsınız.

   Ayrıca koyun değiller, ilgi isterler. Gerçi birbirlerine bu kadar sevgi dolu bir toplumda bir hayvana mı gösteremeyeceğiz karıdan, kocadan, çocuklar, arkadaşlardan esirgemediğimiz sevgiyi!

  Çevrenizde kimsenin dolduruşuna da gelmeyin. ‘’ Ben olsam alırdım. Çocuklar tatsınlar hayvan sevgisini.’’ boş laflar. Uzaktan köpeğin sesi hoş gelir, bekâra da karı boşamak vız gelir.

  Siz iyisi mi takkeyi kucağa alıp iyice bi düşünüp öyle karar verin. Aman haaa!

  Hepimize güzel hafta sonları diliyor ve hoşça kalın diyorum, dedim!

                                                                              özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 26 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Bitse de gitsek

 

Öncelikle bütün çocukların, Cumhuriyet kaygısı yaşayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geçmiş Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, mutlu olsun, hep olsun. Merak etmeyin şimdi bu anayasada ( anayasamızda ) yapılan köklü değişiklikler, halkın göz ardı edilmesi, zaman zaman ( çoğunlukla ) insanda bayrağa sarınıp sokağa çıkma dürtüsü uyandıran konulara girmeyeceğim. Paylaşacağım şey yalnızca dün yani çocuklara ait bir bayramın kutlandığı güne ait olan gözlemlerim.

Anlayamadığım, anlamlandıramadığım ilk şey: şimdi bu bayram çocukların değil mi? Çocukların! Peki, düzenlenmiş olan törenlerde çocuklara yönelik ne var? Ne kadarı çocuklara hitap ediyor? Tamam, saygı duruşunda durulur. Hep bir ağızdan, coşkuyla İstiklal Marşı söylenir. Tamam, şiir okunur. Üzerinde yaşadığımız topraklarda, özgürlüğümüz için kan dökmüş olanlar, bu uğurda savaşmış olanlar anılır. Ama gözünüzü seveyim bunlar uzatılıp uzatılıp saatlerce sürdürülür mü? Çoğu okulların düzenlemiş oldukları törenlerde olduğu gibi. Abicim sen kur panayırlar, şişme oyun parkları, pamuk şekerciler – mısırcılar getir, onların dinlediği müziklerle yayın yap bangır bangır bak bakayım tüm çocuklar her gün 23 Nisan olsun istiyor mu, istemiyor mu! Öbür türlü birçoğu rahatsız, kendini komik hissettiği, diğer çoğunluğu zaten her sabah giydiği ve o gün giymek istemediği formaların içinde ve her sabah geldikleri okulun bahçesinde. Bayram coşkusunda kulaklarında ‘’ Bitse de gitsek!’’ nidaları yükselen ne çocukların ne de ailelerin yeri yok zorla sokmaya çalışmayın. Not: Bugüne kadar çevremde gördüğüm her türlü kutlamayı tüm coşkusuyla, kesinlikle çocukları ön planda tutarak kutlayan tek kurum Rüya Anaokulu olmuştur. Ki, kutlamalar okulu aşıp tüm bölgeye yayılmıştır.

‘’ Bitse de gitsek ’’ nidasının yükseldiği diğer yerler ise çocuklarıyla o gün sokağa çıkmış olan anne – babalardan yükseliyordu. Çocuğa sinirlenmiş anne o çocuğa sinirlendiği için anneye sinirlenmiş baba ya da çocuğa sinirlenmiş baba o çocuğa sinirlendiği için babaya sinirlenmiş anne yanlarında ikisini de kıçına takmayan çocuk. Ne o; bugün 23 Nisan neşe doluyor insan. Başta gözlemledim dedim ya aslında tüm hücrelerime kadar farklı türlüsünü yaşadım. Biz de ne anne babaya, ne baba anneye sinirlendi yalnızca Oğuz mütemadiyen isteklerde bulundu ve yerine getirilmeyen isteklerinin yerine eline tutuşturulan balonlarla, sokakta koşturan kedilerle, dondurma, köfteyle idare etmek zorunda kaldı sonunda da her şeyi unutup eğlenmek zorunda kaldı, eğlendi. Çünkü yanında sinemanın matinesini kaçırmış, oyun oynaması için cep telefonu, tablet vermemekte kararlı bir anne vardı.  Ayrıca o anne ‘’ Bitse, yarın olsa da işe gitsem. ‘’ diye dua ediyordu. Ailemizin diğer ferdi Elif’e gelince o artık ne bitmesini ne de gitmesini beklemeden canı nereye isterse oraya gidiyor. Hanımın ayrı bir ajandası oluştu bile.

İşte böyle sevgili okuyucu. Bitti! Eve, güvenli ikametgâhımız döndük, çayı demledik, arkadaşlarımız, onların çocuğu ve Oğuz’un en sevgili arkadaşı geldi, çay içip kek yedik, sohbet ettik, oyun oynadılar… Biz sağ onlar selamet bir bayram daha geçti gitti.

Bugün yeni, heyecanlı bir gün. Yeni bir gün; Oğuz sinemaya, Elif okula, Erdo ve ben işe gitmek için ayrıldık. Heyecanlı bir gün;  akşam ben kardeşime gidiyorum. Kızı Duygu ve kendisiyle hasret gidermek için. Daha ne olsun, bundan iyisi cennette hurma!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 24 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

dünyanın 7 gerçeği

1) Gözünüzün içine sabun süremezsiniz.

2) Kendi saçınızı sayamazsınız.

3) Diliniz dışarıda iken burnunuzdan nefes alamazsınız.

4) Biraz önce 3. şıkkı denediniz.

5) Denediğinizde başarılı olduğunuzu gördünüz. Ama küçük bir köpek yavrusu gibi görünüyorsunuz.

6) Şu an gülümsüyorsunuz.

7) Bunu kime yapabilirim diye düşünüyorsunuz.

Dilerim güzel bir hafta olsun. Dil dışarıda, içeride, köpek gibi görünür, görünmez ama gülümseyerek geçsin. Sevgiyle…

özgür tamşen yücedal

not: Şükrü Kızılot’un 14.04.2013 tarihli köşesinden alıntılayıp hafif değişiklik yaptım.

AÇINNNNN SESİ

 
4 Yorum

Yazan: 22 Nisan 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

crood’lar

The-Croods-A-Dreamworks-Movie

Geçen hafta sonu Oğuz’la beraber vizyonda ki çocuk filmlerinden ‘’ Crood’lar ’’ ı izledik. Tepkilerinden, film boyunca yerinden kalkan, ağlayan, zırlayan olmadığından anlaşıldığı üzere izleyici koltuklarında oturan çocuklar filmi sevdiler. ‘’ Hepsini kolaçan mı ettin? ‘’ diye merak edenleriniz var ise cevabım ‘’ Evet! ‘’. Çünkü benimle birlikte iki anne dışındakilerin hepsi çocuklarını koltuklara oturttular, ellerine mısırları verdiler, gözlerine gözlüklerini taktılar ve film başlamadan hemen önce salondan dışarıya çıktılar.  Onların çocukları, ben, Oğuz, iki anne beraber izledik filmi.

Filme gelirsek yazılı basında yazdığı üzere konu şu:

Uzun zamandan beri yaşamakta oldukları mağaraları bir saldırı sonucunda yok olan Crood’lar  macera dolu bir yolculuğa başlayacaktır. Dünya topraklarında yaşamakta olan ilk insanlar olan Crood’lar bize büyülü dünyanın içerisinde gizlenmiş olan fantastik maceraları sunacaktır. Karşılaşacaklar bölge ilk defa görecekleri canlılarla dolu olacak ve onların hayata bakış açısını değiştirmeye yetecektir.

Başlarda filmin kahramanları vahşi hayvanlar gibi hareket ediyor, garip sesler çıkartıyorlar, depremler oluyor, neredeyse yer ile gök yer değiştiriyorken; ‘’ Neden bu kadar vahşi bunlar? ‘’, ‘’ Çocuklar nasıl etkilenir acaba? ‘’, ‘’ Neden bahsediyor şimdi bu film? ‘’ diye az biraz debelenmedim değil.

Bunlar ilk insan mı, son insan mı?, dünya böyle mi olacak?, dünyanın sonu gelirse ne halt edeceğiz?  benzeri sorularda dolandı kafamda.  Tam çözdüm, çözüyorum noktasına gelmiştim ki, üzerime dökülen suyun ıslaklığıyla kendime geldim. Kendisine göre kocaman olan sinema koltuğuna sığamayan oğlum bir de su içmek için debeleneyim deyince olan olmuştu. İşte o an sevgi dolu gözlerle bakıp kucakladım yavrucuğumu! İdeal anneyim ya ben, modernliğin dibine vurmuşum ya, çocuklarımın psikolojileriyle ilgilenerek geriye kalan skilojimle yaşamaya çalışıyorum ya o bağlamda işte. Sonra birden gerçekliğime, içsel yolculuğumda tosladığım özüme dönerek,  ‘’ Ulan oğlum be! Neden dikkat etmiyorsun? Bi film izleyeceğiz kırk yılda bir! ‘’ diye hırladım. Ardından da lokantada yemek yediğimiz masanın üzerinden alıp, lazım olur belki diye zorlasam içine benimde girebileceğim çantama tıkıştırdığım peçeteleri bu defa çantamdan alıp bastım pantalonumun üzerine. Ve vucuduma yayılan ürpertiyle filmi bitirdim. ( ürperti mürperti ekledim ki, cuma akşamı egzotizimine hazırlanın )

Neyse işte buraya kadar anlattıklarımla sinemada geçen günümüzün özeti aslında bu YDU:

Ama Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

nasihat

Nasihat, akıl vermek, yol göstermek adını her ne koyarsanız koyun, tecrübeleri başkalarıyla paylaşmak; ne boş, ne boşa vakit harcatan, zaman zaman sevdiklerimizle aramıza giren bir şey… Abicim bu kadar işe yarasaydı eğer, başkalarının yaşadığı tecrübeler engel olabilseydi günü gelince terkedilişlerimize. Bizden önce kazıklar yiyerek kıçının üzerine oturmuş olanların tecrübeleri uyarabilseydi bizi hayal kırıklıklarından önce… Akmış olan hangi gözyaşı, ne kadarı engelleyecek, gözlerden akacak yaşları? Hangi kabuk tutmayı bekleyen, bir türlü kapanamayan aşk acısı önleyebilecek aşkın gözlerimizi kör, dillerimizi lal etmesini? Mantıkla alınmış hangi karar ket vuracak kalbimizin peşinden koşturacağımız gün önümüze. Hiçbiri, hiç kimse, hiçbir şey… Yok yani şayet bir nebze olsa işe yarasa idi, bir ihtimal olsa idi, ulan bunca kişiselliğini geliştirmiş, ferrasini satmış, içine dönüp dönüp gelmiş, siktiri çekmiş, allahım demiş, şem’s’lerden şem’s beğenememiş sonra da işi gücü bırakıp bunu insanlık alemiyle paylaşmak için tecrübelerini kaleme almışların kitaplarını okuyan  bunca insanın bu hayatın formülünü çıkartmış, rahata ermiş olması gerekmezmiydi. Gerekirdi! Gerçi şu face’in book’unda paylaşılanlara baksak herkes ermiş!

Zaten şurasından bakınca da mantıklı gelmiyor bana: Abicim eğer bir insan bu kadar mutlu, huzurlu, dingin, cennet garantili falan  yaşıyorsa, hazineyi bulmuşsa uğraşır mı başkalarıyla? Ben olsam uğraşmam, bakarım keyfime.

Peki ucunda para olunca mı farklı oluyor bu işler? Geçelim bunları bir zahmet, geçelim.

“Olmuşla ölmüşe çare yok.” milli öz sözümüz,

” Allah beterinden saklasın” dini öz sözümüz,

” Vardır bunda da bir hayır” batıl ( avunuluş ) öz sözlerimiz ve asıl önemlisi, her şey olup bittikten sonra çaresiz kalıp kullandığımız; 

” Titilmiş dötün davası olmaz ” argo sözümüz nemize yetmiyor ki bizim!

Haydi bana eyvallah! Ben şimdi başıma geldikten sonra yukarıda bahsettiğim tüm özlü sözleri kullandığım bir olayın telafisi için önce fotoğrafçıya, sonra nüfus müdürlüğüne, sonra emniyet müdürlüğüne, sonra bölge trafiğe gitmek üzere sokağa çıkıyorum. Eeee ne demişler ” Olmuşla ölmüşe çare yok muş.”

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Nisan 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

sıradaki!

  Hani bu insanların çoğunu anlayamıyorum ya ben, işte artık anlamakta istemiyorum. Bana ne, ne halleri varsa onu görsünler. Geçen gün, o anlayamadıklarımdan birine daha rastlayınca kesin kararlandım, istemiyorum.

   Ve o sohbette anladım ki en anlayamadığım tür:  Durmadan eleştiren cins. Onu, bunu, otu, boku her şeyi eleştiriyor yalnızca kendilerine dokunmuyorlar. Ben de ona ve onun gibilere baktığımda eleştirilebilecek dünya şeyler görüyorum ama bana ne, beni ben bağlarım. O’da ( onun gibiler de ) bir bağlasa hatları kendine şaşar kalır, eleştire eleştire bitiremez bu defa kendisini. Bak aslında bu sebepten mi acaba sürekli dışarıyla ilgileniyor olması, içinde, kendinde, hayatında beğenilecek bir şey olmadığını biliyor olması mı? Bir de; o kadar eleştiresi olanlar açıp kendi götlerine baksınlar!

Hiçbirimiz kusursuz değiliz. Ben de değilim, sen de değilsin, onlarda değiller. Bugüne kadar olduğu gibi hep de olacak eksiklerimiz, kusurlarımız. Boş verelim gitsin allah aşkına yahu!

   Ayyy oturmuş neyi düşünüyor ve de en önemlisi kıymetli vaktimi harcıyorum şimdi ben. Asıl garibi; ben de onlar gibi eleştiren cinsten mi oldum bunları yazarak? Sanırım öyle oldum. Iğğğğ! Tamam, tamam konu kapandı.

   Sıradaki!

   Ortaya bir parça da attıralımda günümüz şenlensin.


NoT: Bir hafta ayrı kaldıktan sonra yurda döndüm. Pasaportları, parayı çaldırmış olmam, tüm olanlara rağmen dolanmadık dağ bayır, binilmedik metro hattı bırakmamış olmam yanında tatilin ikinci durağı Amsterdam’da anladım ki, bizim bu Türk Milleti nereye giderse gitsin mantaliteyide beraberinde götürüyorlar ve imtinayla koruyorlar. Eşeğe altın semer taksan da eşek aynı eşek! Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

YiNE

Dün gece yine senli bir rüyanın içindeydim. Yatağımdan çıktık rüyamın içinde sen ve ben, gökyüzünde dolaşıp duran başka rüyaların aralarında gezindik. 
Yine senli rüyanın içindeydim. Ve yine deniz… Deniz kenarındaydık. Deniz; olabildiğine ılık, alabildiğine turkuaz… Ben ise mutlu tadabildiğime… 
Bulutlarla sevişmek gibi rüyalarımda seninle sevişmelerim, yumuşacık. Sait Faik yazmıştı ya hani “İçine ılık, sıcak bir yağmur yağmış gibi…”
Ufak bir çocukta vardı bu defa, beyaz kumlarda oynuyordu. Güneş gibi pırıl pırıl bir çocuk… Ufacık… Masum…
Tertemiz senli rüyalarım. Huzurlu… Arzulu, şefkatli… 
Daha çok özlüyorum seni ben böyle sabahlarda. Gözümü açtığımda nefesin değsin istiyorum sol omuzuma. Saçlarımı ellerinle okşayıp bir öpücük kondur istiyorum enseme. Seni istiyorum böyle sabahlarda ben. 
Telefonla arayıp sesini duymak istemiyorum. Uyandığımda yatağımda görmemekten daha uzağımda hissettiriyor diye.
Dün gece yine senli bir rüyanın içindeydim ben. Ben seni özlemiş uyandım yine bu sabah,  rüyamın kokusunun sindiği beyaz çarşafların üzerinde.
Şimdi bir tren garında ben, ellerinde valizleri, yanlarında kendileri bir yerlere, birilerinin yakınına, kimilerinden uzağa giden insanların arasında oturmuş tren saatini bekliyorum. Gözlerimi kapatıp senli hülyalar kuruyorum sevgili. İçinde denizin kenaranda olduğumuz, beyaz kumsalın üzerinde uzandığımız hülyalar. Geçen gün çekilmiş fotoğraftaki gibi bir gülümseme senin yüzünde… 
özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Nisan 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: