RSS

Aylık arşivler: Temmuz 2014

SÜMÜĞÜNÜ YİYEYİM

ozgurtamsen

 

 

  Her şey ne kadar da güzel başlamıştı oysa. Hava mis, müziğimi açmışım en BEBE’ sinden, kurulmuşum terasa… Ama sonunda yaşayacaklarımı nereden bileyim? Sen bir de tut instagram da çektiğin fotoyla ve üstelik ” Terapi gibi bamya ayıklama seansı ” alt yazısıyla ilan et bamya ayıkladığını. Görüldüğü üzere on, sonra yirmi, sonra yirmi beş derken baktım parmaklarımda bir sızı. Şu saat itibariyle ise o iki parmağım kullanım dışı. Ulan bir yerinde ” Tamam çözdüm bu işi galiba.” diyecek oluyorum ki yeni bir sıyrık daha. Şeytan dedi ” Kes kafadan, ye sümüklü mümüklü. Ne olacak? Yediğin öyle de aynı şey böyle de aynı şey.” Bir yanda inadım, diğer yanda ayaklarını altına toplamış koltukta bamya ayıklayan Perikuşumuzun hayali… Neyse kalan son beş taneyi feda ederek ve koli bandıyla sarılmış parmaklarımla bitirdim işi. Koli bandı nereden çıktı demeyim çünkü ulaşabildiğim mesafede yalnızca o vardı. Şimdi düşündüm de bak yüksükte fena olmazmış…

View original post 280 kelime daha

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Temmuz 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , ,

iyi bayramlar!

ozgurtamsen

Screen shot 2013-10-14 at 23.04.26

“Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık…

 Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp ‘Çok şükür bugünü de gördük’ diyebilmek…

 Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.

 Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle…  Vuslat da bayramdır öte yandan…

Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.  Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik…

View original post 208 kelime daha

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Temmuz 2014 in GENEL

 

var oğlu var!

Screen shot 2014-07-23 at 02.04.04

Of! Oturdum bir saattir bağışlamaktır, iyilik yapıp iyilik bulmaktır, gönülden sevmektir falan bir hikaye yazayım diye debeleniyorum. Bilen bilir bir patates çuvalı hikayesi var! Yok affedemediğin kişilerin adlarını patateslere yazıyorsun da, gittiğin her yere sırtında taşıyorsun da, ne kadar ağır bir yükle yaşadığının farkına varıyorsun da… Da da da… Yazmaktan vazgeçmiş olacağımdan anladığım o ki; ben çuval muval uğraşmaktan vazgeçmiş ‘’Bi git allasen! Hadi hadi yürü de ense tıraşını görelim” kıvamına gelmişim, nokta. Bak kitabı da fırlattım öte yana. Ohhh! Sen sağ, ben yolda.

İyilik yapan iyilik bulsun. Kötülük yapan ne hali varsa görsün. Kadir gecesi ymiş; dualar kabul olsun. Kim başkaları için ne düşünüyorsa Tanrı onlara mislisini versin.

Aaa bakın aklıma geldi: geçen sabah burada yaşayan yaşlı bir kadın ağzımın payını öyle bir verdi ki onu anlatayım size. Hep derler ‘’çalınan çiçek tutar’’ diye… Ben o söylenene tüm ruhumla inanmış olacağım ki, nerede beğendiğim bir çiçek görsen kırıp bir dalını saplayıveriyordum! saksılarımdan birine. ( Dikkat, geçmiş zaman kullandım. ) İşte halim böyle ve ben inanmışken; Oğuz’la fırından dönerken atıverdim elimi yol kenarındaki bir saksının dibine. Ensemde hissettiğim soluk deyiverdi bana ‘’Emek mi döktüm? Neden koparıyon?’’ diye. ‘’Valla kopartmıyorum, şu başveren kökü alacaydım!’’ dememe kalmadan ‘’Camı tıklataydın ya, –İznin var mı?- diye soraydın.’’ dedi kadın. Anammm benim gözler dolmasın mı, ağlayacağım. ‘’Özür dilerim, haklısınız ama gerçekten kötü bir niyetim yoktu.’’ dedim ama ne fayda. Neyse işte kadın, o camın açıldığı evin kapısını açmaya durmasın mı! Seslendim: ‘’Afedersiniz! Tekrar özür diliyor ve teşekkür ediyorum. – Emek dökmek – sözünü öğrettiniz bana. Sonbaharda kökleri ayırdığınızda geleceğim ve bir bardak çayınızı içeceğim.’’ dedim. Tebessüm edip kilidi çevirdi ve ‘’Gel, bekliyorum.’’ deyiverdi.

İşte insan, göz dolduracak azarla başlayıp tebessümle biten paylaşımlar yaşayınca o çuval çuval patatesleri bırakıyor yolun kenarına. Selametle…

Hayırlı Kadir Geceleri olsun. Dileyelim. Dua edelim. Her şeyiyle kabulümüz olacak şeyler için dua edelim. Aşk dileyenler dikkat: aşkın acısı var, ayrılığı var, aldatılması var… Biz gene de içimizi temiz tutalım.

özgür tamşen yücedal

 

 
4 Yorum

Yazan: 22 Temmuz 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

düğümlere üfleyen kadınlar ( Ece Temelkuran )

Screen shot 2014-07-20 at 01.40.21

‘’ De ki: Tüm yarattıklarının, bastırılmış dürtülerin, nefisleri kışkırtan cazibenin şerrinden ve kıskançlık ateşiyle yanıp duran hasetçinin şerrinden, yarılarak ortaya çıkanın Rabbine sığınırım. ‘’ ( Felak Suresi, 1-5 )

Çıkmış seyrediyorduk alemi, alemin bizi seyretmediği bir karanlık damda, dev bulmacanın siyah karesinde cascavlak saklanmıştık.         ( sayfa 7 )

El, bardağı irkilerek kavradı. Düşündü el, şaşırdı, bakındı. Sonra yüz, ele doğru eğilip elin duyduğu, uzaktan gelen sese baktı. Bizi gördü. Belden yukarısı beyaz gecelikli üç kadın, ellerinde üç kadeh, boş. Doğruldu, üç ömrü daha varmış gibi ağır. Belki gülümsedi, ama o kadar kırışıktı ki yüzü, anlaşılmadı. Kadehini kaldırdı bize doğru. Biz de kaldırdık. Elle kolla, sarhoş insanların içtenliğiyle selamladık yaşlı kadını. ( sayfa 13 )

Güldüler. Seyirlerine daldım bir an için. İkisi birlikte benzersiz bir tertip oluşturuyorlardı. İki kadın gibi, iki erkek gibi, yerine göre iki kovboy, yerine göre karı-koca, yerine göre anne-kız ve daha birçok şeyi oluyorlardı birbirlerinin. Dışarıdan görünenin aksineydi her şey. Sığınan, sığındığını var ediyordu. Korunmaya ihtiyacı var gibi görünen, aslında koruyandan daha kudretliydi. ( sayfa 60 )

Bizim hikayemiz nasıl buralara geldi? Bu sahnenin içinde ne işimiz var? İnsan bir kez bir sınır geçince artık hangi sınırları ne kadar geçeceğini hiç kestiremiyor. Kaybolduğunuz çöl, sizi bulanla aynı olmuyor. ( sayfa 109 )

Hakikatte kadınlar, bu alem içinde başka bir alemde yaşarlar. İçine aşklarını ve büyülerini üfledikleri bir alemdir bu. Erkekler biteviye o alemi hırpalar, yıkar. Kadınlar ise yeniden üfleyerek nefesleriyle kurarlar o alemi. Kadınlar, erkekleri de üfleyerek var ederler. Bir erkek, bir kadının nefesi kadardır; başka hiçbir şey değildir. ( sayfa 126 )

Erkekler sadece kadınların dünyasına hürmet ve hayret etseler yeter. O da erkeklerin kadınlara üflediği nefes olur. Kadınlar, sürekli yıkılan dünyalarını o hürmet ve hayreti gördüklerinde yeniden kurmaya kudret bulurlar. Kadınların bu kudretli büyüsü korkutur erkekleri. ‘’Kadınların büyücülüğü’’ dedikleri bu. Erkekler, kadınların kendileri orada olmasa da var olabileceğini, o büyüyle var olabileceğini anlayınca… o zaman işte adımız büyücüye çıkar. Öğreneceksiniz. Kendiniz de o büyüden korkmamayı, hayatın o büyüden ibaret olduğunu öğreneceksiniz. ( sayfa 131 )

O zamana kadar bir tanrıçanın altı temel özelliğini aklınızda tutmalısınız. Bir: Asla yapmadığınız bir şey için özür dilemeyin. İki: Kendiniz gereğinden fazla açıklamaya çalışmayın. Üç: Asla başarılarınızı hafife almayın. Dört: Hiçbir zaman lafa ‘’Yanlış düşünüyor olabilirim ama…’’ diye başlamayın. Beş: İstemediğiniz sorulara asla cevap vermeyin. Altı: Hayır demekten kaçınmayın. Yedi: …

Maryam, ‘’Yoksa ‘Kendinize bir kral bulun’ mu diyeceksiniz Firdevs Hanım?’’ diye dikenli bir laf etti. Firdevs Hanım yine yüzünde o ‘’Bak sen afacana’’ bakışıyla cevapladı:

‘’Kral mı, soytarı mı bulacağınıza siz karar verirsiniz. Ama yedinci kuralı kendiniz koyacaksınız. Bu her tanrıçanın hakkıdır. …’’               ( sayfa 351 )

Bir kadının kalbini fena kırmış bir adam…

O adamı öldürmek için çölü geçmeyi göze almış dört kadın… Düğümlere Üfleyen Kadınlar bu yolculuğun romanı. Ne kadar sevilse de tamir olmayan o yaralı coğrafyada, Ortadoğu’da geçiyor. Saraylar devrilip meydanlar dolarken sorular kalıyor geriye. Her yola en az bir soruyla çıkılır çünkü; Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir sahiden? ( arka kapak )

‘Kumsal Kitabı’ diye tabir edebileceğimiz abuk sabuk kitapların vitrinleri süslediği yaz günleri için naçizane öneridir.

 
3 Yorum

Yazan: 19 Temmuz 2014 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , ,

O terliklerin girdiği ayaklar için…

Screen shot 2014-07-10 at 01.50.35

Yettim gari!

Tatil geldi ayrı düştük. Biliyorsunuz işte sünnet, ayılma, bayılma geçti. Ardından çocuklarla valizlere sığdırıp kendimizi yazlığa geldik. Onbeş gün oldu. İlk iki gün; yerleşme, temizleme uğraşlarıyla Deldi geçti. O günden sonrakiler ise ufaktan ufaktan dokundurup geçiyor, şükür. Sağlık olsun.

Bilgisayar ekranını açma sebebime gelince, ilki kıçımın yer gördüğü nadir anlardan birindeyim. Ve şu saatte –anne- diyen yok ve parmaklarımı oynatacak mecalim var.

Diğer sebebe gelirsek; paylaşacak olduklarımı çocuklara söyledim söyledim kıçına takan olmadı. Ben de yazayım belki duyup –ulan bizde de durum aynı- diyen olur, rahatlarım.

Tatilde anneler için çıldırma raporu:

İlk konu; yemek. Çocuklar kışında bu kadar öğün yemek yiyorlar mı? – Anne karnım acıktı, ne yiyeceğiz?- diyorlar ya işte o an bir boşlukta hissediyorum kendimi. – Bismillah, durun yahu mutfağı daha yeni toparladım.- desen, çocuk aç, gözü dönmüş bir kere, ne fayda. Hele evde olan yemeğe burun kıvırmaya görsünler o içine düştüğüm boşluk, direk cinnet paralel evrenine geçiş yapıveriyor. Sonunda hiç olmadı bir tencerenin içine doğrayacam kendimi, biraz baharat, kapağı da kapatacağım üzerime o olacak. Pişir pişir nereye kadar. Tabletle besleneceğimiz günler gelecek bence. Doyuramadım bu çocukları.

Peki gün gelecek ve içilip etrafta bırakılan su bardaklarını, mutfak tezgahında bırakılan boşalmış su şişelerini toplayacak bir robot icat eden olacak mı? Toplamayayım dedim su içecek bardak bulamadım. Şişeleri doldurmayayım dedim içecek soğuk su bulamadım. Ahh anacığım peşimizden bağırıp dururdu – Bardakları ortada bırakmayın. – diye. Gene iyi dayanmış valla. Onca misafir ağırladığı, bulaşık makinesinin olmadığı yıllarda ben olsam o bardakları yedirirdim bize.

Peki ya, ca sıkıntısı! Bu can sıkılması nedir yahu, nedir yani. Hayır ne yaparlarsa yapsınlar canları sıkılıyor bu çocukların. Aslında bir kardeş daha yapıp verecektim bunların ellerine, – bakın buna – deyecektim. O zaman canları sıkılır mıydı bak hiç. Ama nerede bende bir çocuk daha yapacak yürek! Allah olmayanlara versin, amin.

Evde karınca yiyen gibi gezmeme sebep olan saçlar ayrı bir konu. Artık eve gireni poşetleyesim geliyor. Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor o uzun saçlar. Saç demişken; sudan, terden ıslanan saçlarda daha da belirgin olan beyazlar… On günde çıkar mı o beyazlar abicim, çıkar, çıkıyor. Yanımızda seyyar boyacı mı taşıyacağız, nedir?

Bize has olduğuna inandığım bir de kaybedilen terlik vakası var. Başta oğuz olmak üzere evdeki herkes – Anne terliğimin tekini gördün mü?- nağmesiyle dolanıyor. Okullar bir açılsın ilk gün yapılan törende ( belki bu yıl onu da yasaklarlar İstiklal Marşı okunuyor diye! ) bayrak direğine kendimi asacağım, kutlamak için. Ama gelecek o gün, sayılı gün çabuk geçer.

Peki bunlar oluyor da ne oluyor! Gece çöküyor ve ben bir bardak çayın demine dalıyorum. Tüm bunları özleyeceğim günlerin hüznü çöküyor içime. İçine ettiğimin içine dalıyorum, unutuyorum. Bağırış çağırışlar susuveriyor. Şükür gelip yerleşiyor dilime. Sağlık için, çocuklar için, yenilen bir lokma için, Erdo, anam, babam, kardeşlerim, dostlarım için, yaşam için şükür. O terliklerin girdiği ayaklar için, bir tel saç için… Bugünümüz için binlerce şükür üflüyorum gökyüzüne.

Hayırlı sahurlar olsun! Sevgiyle…

Not: ‘hayata üflemek’ okuduğum kitapla girdi hayatıma, anlatacağım.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Temmuz 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: