RSS

Aylık arşivler: Aralık 2015

hakkımızda hayırlısı

553747_456284027752254_1457045767_n

Geldi gelecek… Bitti bitecek… Çamın süsü, üstüne kuşu… Hediyenin küçüğü, büyüğü… Aşkın başlayanı, biteni… Dövizin çıkıpta inemeyeni… Borcun, öde öde bitmeyeni… İşin, çalış çalış bitmeyeni… Yolun, git git bitmeyeni… Beklenenin, bekle bekle dönmeyeni… Dersin, çalış çalış akla girmeyeni… diye diye ahanda ömürlerimizden bir yıl daha geçti. Giden gitti, biten bitti. Elde var sağlık, huzur. Didin didin sonunda elde kaldıysa sağlık, huzur sensin kazanan. Madalyan; aklında kalan tebessümle hatırlanabilecek bir kaç hatıra, dilinde kalan ‘Şükür’.

Haftalardır 2015 bilançoları yazılıp, açıklanıp duruyor. Hayır, ne oluyor yani. Ne değişiyor. Her yıl aynı terane! Ne azalan, ne eksilen. Kötülük aynı kötülük, ölüm aynı ölüm, dert belli, derman yok. Yer yarılmış, taş üstünde taş kalmamış günler yaşamış ardından yetmemiş seller gelmiş toprakla doldurup üzerine ev dikilen haklarını almış, kesilen ağaçlar öçlerini almışlar ne olmuş, ne değişmiş? Insan hep aynı, Dep aynı! Kentler dönüştürülmeye çalışılırken olmuş her yer şantiye alanı, rant kapanın elinde kalmış. Ağaçlar köprülere ayak, lüks villalara temel… hayvanlar omuzlara kürk olmuyorlar mı? Ne değiş miş, ne değişecek!

Tekerrür eden tarih bugüne kadar nasıl yaptıysa bundan sonra da tekerrür etmeye devam edecek. Ha babam, de babam!

Şimdi tüm bu iç karartıcı tablodan sonra gelelim 2015’te bana en çok dokunanlara:

2015 yıl sonu itibariyle kameralarla izleme o kadar yaygınlaştı ki; artık osuracak yerimiz bile kalmadı amk. Sevgilisi olanların hali iyice haraptır; öpüşecek yerleri yok. Izlenmediğimiz ne park kaldı, ne bir sote. Şöyle keyfince araba kullanayım desen, yok. Her yer kameralı, hız limitli. Sağa sola bakamıyorsun bile. Asker nizamındayız… Her an içtima… Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Kurulmuş olan Acun Ilıcalı imparatorluğu ise ayrı bir konu. Adam yıllarca ‘Acun Firarda’ programıyla firariydi, rahattık. Şimdi her yerde, kanalların tümü onun (onların) gibi. Aslında ‘Gibi’ fazla oldu, ‘Onun’ demek daha doğru olur. Kanallar, restorantlar, fabrikalar, yayın evleri, gazeteler hepsi aynı kişilerin. Biz de öyle aval aval bakıp yaşayıp bitiriyoruz yılları. Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Bu yıl, oniki ay içinde rekor seviyede OY kullandık. Şahane oldu. Çok hayırlı olmasını bekleyenler ellerindeki hıyarları tuza banıp banıp yedik, afiyet olsun. Bitti sanmayın daha çok yiyeceğiz o hıyarlardan. Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Artık bir sarayımız da var, unuttum sanmayın. Beyaz Saray ney miş, gelip bir de bizimkini görsünler. Boyamadığımız bir fıstıki yeşilimiz kaldıydı onu da boyadık, tam oldu. Saraylıyız Yaşasın! Hele bu hakkımıza düşenlerin en hayırlısı.

Teknoloji alanındaki gelişmelere gelirsek; artık 4G hızında iletiyor ama iletişemiyoruz. Insanlar arasındaki iletişim hızına ters oranda arttı telefon ve bilgisayarlar arasındaki. Neredeyse galaksiler arası mesafemiz teknoloji sayesinde yakınlaşırken yürekler arasındaki mesafemiz uzaklaştı. Ama olsun ne demiş büyüklerimiz: ‘’Her işte bir hayır vardır.’’ Uzağımızdakiyle görüntülü konuşuyorken, yanımızdakini görmüyor oluşumuz hayırlı olandır belki?

Sözcüklerin bildiğimiz sözlük anlamları, en az her an değişen gündem gibi hızla değişiyorlar. Ak oldu bok. Biz sustuk emojiler konuşuyorlar. O sihirli parmakların tuşladığı emojilere baksanız herkesler sevgi böceği, sevgiden mutluluktan kırılıyoruz. Ses yok, görüntü var. Hakkımızda hayırlı olan budur belki, kimbilir.

Siz onu bunu bırakında; rakı çok pahalandı be abicim! En fenası bu… Yoksa herkes donatsın alnını satır satır emoji mimojiyle umurumda değil. Ben kokladığına, gördüğü göze, duyduğu sese, dokunan ele inanmaktan inatla vazgeçmeyen, vazgeçmeyecek olanlardanım. Ezberleyemese bile şiire aşık olanlardanım, olanlarlayım. Yolunu kaybedip kaybedip aramaktan usanmayanlardan, usanmayanlarlayım. Kendini bulanların peşindeyim. Geçen yılların değil HİÇ in takibindeyim. Şişedeki balığın, gökte uçan kuşların, denize saklanan iyiliklerin, satırlara gizlenen sırların, ağaçlara asılan kırmızı balonların, rüya görebilen hayal kurabilenlerin, bilen değil yapabilenlerin en çok da mavinin hayranıyım.

Saatler, günler, geceler, aylar, seneler, gökteki yıldızlar, edilen dualar hayrımıza olsun, hayırlı uğurlu sağlıklı olsun, dilerim.

Gecemiz huzurlu olsun.

Sabahımız aydın olsun.

Hakkımızda hayırlısı olsun.

Yeni yıl bugünden hoşgel miş, hoşbul muş olsun.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 27 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , ,

derin nefes

Screen Shot 2015-12-21 at 1.21.35 AM

Merhaba!

Gene gecenin bir yarısı… Evde uyanık olan yalnızca uykunun sessizliği, saatin tik takları bir de ben… Üzerimde kışlık üniformam haline gelen siyah polar sabahlığımla mutfak masasında oturuyorum. Kahve kokusu burnumda, tadı damağımda. Okuyorum. Kafamın içinde yüzlerce kelime dans ediyorlar. Sıraya nasıl koyacağımı bilemediğim düşünce var aklımda. Kısa kısa sahnelerini hatırladığım rüyalarımdaki yüzler gelip gidiyorlar gözlerimin önüne. Gülümseyenler, şaşkınlıkla bakanlar, korkuya kapılmış olanlar, meraklılar, beyaz ışıklar içinde sessizce duranlar. Izi, hatırası silinmeyen kokular, dokunuşlar… Nereye varacağını bilmeden, düşünmeden yazmaya başladım. Aslında nereye gideceğini bildiğim, yazmayı çok istediğim, gizli saklı olan, birgün gelir belki yazarım dediğim şeyler, hayallerim, düşüncelerim de çok. Zamanı geldiğinde belki. Bunca törpülenmeye, an da kalmaya tutunmaya çalışmama rağmen hâlâ böyle söylüyor olmam ayrıca ironik; o gelecek zaman ne zaman? Gelecek, gelmesi beklenen zaman ne zaman? Ya gelmezse? Ya geldiğinde zamansız olursa? Ya pişman olursam ve pişmanlık gene bir işe yaramazsa? Hayat geç kalınmış zamanlarla dolu! Zamansızlıklarla! Yaşamak için geç kalmış insanlar topluluğuyuz. Iska geçilmiş anlar. Geçişinin ardından mal mal baktığımız fırsatlar. Tadına varmayı beceremediğimiz tatlar. Bozup bozup tekrar eski haline getiremediklerimiz, yıkıp yıkıp yeniden yapamadıklarımız. Her gece yastığa kafamı koyduğumda hatırlatıyorum kendime; biten günün ardından bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Tekrarı olmayacağını bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Bu biten günlerin hele hele boşa geçen günlerin hesabını yapmayanları, hesapta yanlışlık yaptığını fark ettiği halde olduğu yerden fark ettiği yerden dönmeyenleri anlayamıyorum. Ne bileyim sevdiğine sevdiğini söylemediği, takmaması gereken şeyleri kafasına takmış olduğu günleri, her şeyi kusursuz yapmak uğruna her şeyi kendisi yaparak vakit kaybedenleri, hep daha fazlasının peşinde kendini helâk edenleri, sarılmamış olanları, -mış gibi yapanları anlayamıyorum. Ben öyle bir gün geçirdiysem kendimden özür diliyorum. Ki; gene tekrarının olmadığını bile bile, bittiğini bile bile. Ve sanırım gerçekten yaşamımızdaki hemen hemen tüm problemlerin iki sebebi var. İlki; 
düşünmeden hareket etmemiz. Diğeri ise; eyleme geçmeden düşünüp durmamız. Duranlara sakın takılmayın. Yanlarında durmayın. Onları durakta bırakıp, baktıkları trenlere binip yolculuğa devam edin. Ne bileyim bilmediğiniz, merak ettiğiniz bir şey mi var; araştırmak için saatler harcayın. Karnınız mı acıktı; üşenmeyin yalnızca kendiniz için bir sandviç hazırlayın. Uzun zamandır aklınızda olan filmi izleyin. Telefonunuzu kapatın. İşi asın, bir gün de olsa gitmeyin. Görmek istediğiniz biri mi var; atlayıp gidin yanına. Canınız istemiyor mu; konuşmayın. İmkan varsa uzun zamandır ertelediğiniz seyahat için bilet alın. Imkan yoksa o seyahatle ilgili hayal kurmak için zaman ayırın. İnanın dünya durmaz! Hayat bize verilmiş en güzel hediye. Takmayın. Taktırmayın. Çığlık atın. Derin nefes alın.

Geceler iyi olsun.

Sabahınız aydınlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

gözkapaklarım

Screen Shot 2015-12-15 at 5.44.36 AM

Sanırım kimse uyuyamıyor bu gece bizim evde. Tıkırtılar geliyor içerden kalkıp bakmak istemiyorum. Oğuz uyanmış olabilir. Evet, uyanmış. Erdo yok yatakta, yanına gitmiş. Erken saatte uyumamalıydım. Beş saati doldurunca açılıyor gözkapaklarım. Tırtılın kendini çirkin bulması, bunu kafaya takması, güzelleşme çabaları, çirkin olduğu halde kendini güzel bulup alay konusu olması ve nihayetinde bir kelebeğe dönüşmesi ve bunun farkına varamaması… Buraya kadar güzel değil mi? Bunu gelin filozof olmak, nereye kadar filozof olunacak…. konusuyla ilişkilendirin. Felsefe okuma hayallerim vardı, iyi ki gerçekleşmemiş. Hz. Osman ” Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez.” demiş. Yürekten isteyerek hayal etmemişim demek ki, şükür. Bu kafayla felsefe okuduğumu düşünemiyorum. Neyse konuyu dağıtmayayım: erken saatlerde başladığım gün, uzun saatler yemek yapmak ardından façayı düzeltmek onun ardından valiz hazırlamak ve en zoru Oğuz & Erdo ikilisinin ödev yapış mücadelelerine tanık olmakla geçti. Tam bu böyle gitmez derken ve yorgun düşmüşken Elf yanıma gelip ödev konusu filozof & kelebek ikilisini taktı kafama. Nihayetinde pes edip erkenden zıbardım. Uyudum bitti mi hepsi! Hayır! Rüyamda Elf geliyordu odama ” Anne peki parfümün etkisi nedir?” diye sormaya. Geçen Pazar girdiğimiz kitapevinin rafında takılmıştı gözüme ‘Parfümün Dansı’ adlı kitap. Gözüme değil aklıma da takılmış olmalı. ‘Parfümün Dansı’nı okumuş olsaydım belki bir yararı olurdu annecim. Ama bu saatte ödev yapılmaz. Bak sonra düzen bozuluyor gün içinde uykusuz oluyorsun….’ diye diye uzattım diyeceklerimi. Ben uzatırken Elf‘te uzadı yanımdan galiba, o kadarını hatırlamıyorum. Ulan acaba geldi mi gerçekten! Dur sabah sorarım. Balıkçı takaları gördüm sonra… Mavi bir sabahın erkeniy miş, serin ama durgunmuş sabah. Parkama sarılmış halde kıyıda durup dalan gözlerimle kimin yolunu gözlüyordum acaba. Sonra bembeyaz giyinmiş kalabalık içindeydim. Ne işim vardı orada, ne halta gitmiştim acaba! Oradan oraya sonra tekrar buraya gene yorgunluk, gene yorgunluk. Al işte şuan saat 03.00 civarı, gözkapaklarım iyiden iyiye açıldılar.

Balkona çıkıp bir sigara içtim. Ürperten ama üşütmeyen serinlik var gecede. Kahve yapsam ne güzel olur diyen içimin sesini susturup zıkkımlanıp girdim içeri. Bilgisayarı kapatmam ne kadar sürer bilmiyorum. Bildiğim; uykum geldiğinde gün aydınlanmış oluyor ve uykum gene zamansız gelmiş oluyor. Çünkü; kahvaltı hazırlamak için kalkmak zorunda oluyorum. Aha! Erdo, söyleniyor. Siyah göz bandını vereyim, susar. Allah THY razı olsun. Bir yolculuk sırasında vermişleri bu göz bandını. Kaç yıldır bizimle hatırlamıyorum ama evdeki en işlevsel eşyalardan biri.

Uyudu!

Ne yapsam acaba? Yatağın içinde böylece oturunca tam deli gibi gözüküyorum. Gerçi kötü bir şey değil. Tanrı çocuk, sarhoş ve delileri sever miş. Aslında yarattığı her şeyi çok seviyor bence. İnsan olmak yeterli, insan.

Bu paylaşım şimdi yazacağım öğretiye hiç uymadı ama yazılmış oldu bir kere. Işte paylaşıyorum:

“Eğer doğru ve faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru ama faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru değil ama faydalı ise, söyleme.

Eğer doğru ve faydalı ise, söylemek için doğru zamanı bekle. “

Doğru zaman ne zaman? Yapmak için, gitmek için, söylemek susmak için, sevmek için, karar vermek için… doğru zaman ne zaman!!! Heh dal dal Özgür! Dal ki hiç çıkama o daldığın yerlerden. Bak saat beşe geliyor ama senin uyku hâlâ gelmedi.

En iyisi başucumda duran kitabı açıp okuyayım. Üzerlerine kelimeler binerlerse kapanır belki gözkapakları.

Iyi uykular.

Günaydın.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

ilmek ilmek

BGIR0528

Günaydın

Ağzım gözüm demeye kalmadan bir haftayı daha devirdik. Pazartesi Cuma… Bu ikisinin arasındaki günler nereye kaynıyor, nasıl geçip gidiyor farkına varamıyor insan. Dakikaların saat, ayların yıl gibi geçtiği geçmediği yol gözleyenler, şafak sayanlar kızmasınlar sakın haklılar; halden halliler anlar. Ama bizlerde geçirdik o günleri ve şimdi biliyoruz ki; sayılı günlerin diğerlerinden farkı yok. Istediğin kadar say en nihayetinde o günlerde geçiyor. Her şeyin hayırlısı.

Bu yaşadıktan sonra anlama konusuna gelirsek; evet yaşadıkça anlamlanıyor görülenler, duyulanlar. Misal; ‘’Ilmek ilmek dokudum seni kalbime..’’ ile başlayan tüm şiirler, sitemler çok daha anlamlı artık benim için. 30 Ocak 2014 tarihinde ( Sarı Battaniye ), izlediğim filmin etkisiyle başladığım örme serüvenim süresince ilmek ilmek işlendi kafama bu söz. Tamam biraz uzun sürdü o battaniyeyi 2016 Kasım’ında bitti ama bitti. Ve her ilmeğinde bir şey gizlendi. Özellikle o battaniyede çok fazla şey. Elif için ördüm onu. Elifli düşünceler, Elifli hayaller, böbreğimi kaybediş sürecim, hastalıklar, kahkahalar, rüyalar, fısıltıyla söylenenler, söylenemeyenler… Kısaca bir hatıra kumbarası oldu. Üzerimize örttüğümüzde bizi ısıtacak olanlar onlardır, ilmeklere gizlenenlerdir belki. Bir ara kilimlere dokunan motiflerin anlamlarını araştırmıştım. Kilimlere atılan ilmeklerde de, hepsinde farklı anlamlar var mış öğrenmiştim. Üzerine basa basa hayatımızın içine mühürlediğimiz mânâlar, sırlar, hatıralar kilimlerdeki ilmeklerde saklılar.

Tüm bu anlamlı açıklamalardan sonra bir diyeceğim daha var: örgü örmek doğal antidepresan gibi. Feci sakinleştiriyor insanı. İnsanı bırakın beni sakinleştirebiliyor düşünün artık… İlk başladığım dönemde

‘Eline hiç yakışmadı’ (Erdo),

‘Ayyy anne tipine aykırı’ (Elif),

‘Anne seni yaşlı gösteriyor’ (Oğuz),

‘Allah aşkına karşımda örme!’ (arkadaşım)

gibi tepkiler toplamıştım fakat zamanla alıştılar. Hatta o kadar alıştılar ki sesim biraz çıksın hemen tutuşturuveriyorlar elime tığı, yünü. Kitabım, dergiler, örgü çantam hepberaber dolanıyoruz evin içinde. Tığı bir tarafıma sokmadan gelebildim bu günlere, şükür. Tabii yapıp yapıp sökmelerimden, saymayı beceremediğim ilmeklerden, örgünün ayarıyla elimin ayarını denk getiremeyişimden, yün satış fiyatlarını çok pahalı bulduğumdan falan bahsedip aklınızda oluşan hamarat kadın imajını bozmayı hiç istemiyorum, bahsetmeyeceğim. Hele bu kadar anlatıp anlatıp, övdükten sonra bir anda bundan da sıkılıp bir kenara bırakma ihtimalimden hiç bahsetmeyeceğim. Örün. Bilmiyor musunuz? Öğrenin. Vallaha psikolog seans ücretleriyle kıyaslayınca çok ucuz bir tedavi yöntemi. Hatta mümkünü olsa da erkekler örebilseler. Çok şahane olur! Düşünsenize; akşam adam eve geliyor karnı aç, trafikten bezgin, patrona dellenmiş, parayı yettittirememiş… tam çocuklara ya da karıya saracak hoppp salonda köşenin en başına oturtup tutuşturacaksın eline bir yumak ve şişi. Sonra sen sağ ben selamet hiçbirinden eser kalmaz. Olur olmaz, siz bi düşünün bakalım.

Benim şimdi kopmam gerekiyor. Adamın beli üşümüş, evde. Az önce aradım şirketi ‘’Sedye medye aldırtın bunu evden. Bozdu düzenimizi’’ dedim. ‘’Gelirse bu defa da bizim düzen bozulacak’’ yanıtını aldım, yıkıldım. Yemin ediyorum bunlar hasta olsunlar hiç istemiyorum. Bi’haller, bi’tavır nazlar… Erkeklerin hasta olduklarında sergilemiş oldukları doğumdan çıkmış taze gelin hallerini görünce çıldırmalara gel. Gerçi bunca yıl sonra pek sökmüyor bu haller, edalar ya neyse. Ben en iyisi çorbayı kaynatıp ufaktan, sessizinden giyinip sıvışayım evden.

Cumaların hayırlısı olsun. Gönüller bir olsun. İlmekler aşk dolsun. Sağlık olsun. Biliyorum, biliyorsunuz, biliyorlar, biliyor hafta sonu da geçip gidecek. Ve güneş yeniden doğacak.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
5 Yorum

Yazan: 11 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

yaşamsal deformasyon

Screen Shot 2015-12-07 at 8.55.59 AM

Günaydın

Bu sabah İstanbul’da sisli bir hava var. Trafik durumunu dinledim, özet durum; ‘’Trafik akmıyor!’’ . Bir saat önce uyandım daha doğrusu uyandırıldım. Süt, un, yumurta, margarin karışımıyla selamlaştık, karıştık. Kreplere sürdüğüm Nutella ile inatlaştık, ben kazandım yemedim. Sürahiye su doldururken pompanın ayarını gene tutturamadım yerler öbek öbek su oldu, ıslak bıraktım. Taşındığımızdan beri su sebili almamış olmamızı umursamadan döndüm arkamı. Çayı taze demlemedim, akşamdan kalanı ısıttım, ağzımın tadı bozulmadı. Bak uyandığımda yüzümü de yıkamamıştım onu söylemeyi unuttum. Gece şeytan yalar derler ya hiç umursamıyorum, nefret ederim sabah sabah yüzümü yıkamaktan. Çocukken annem mecbur tutardı ( neyi öğretmeye çalıştılarsa ) ben de suya temasını sağladığım parmak uçlarımla göz pınarlarımı hafifçe nemlendirirdim o kadar. Bu kafama zaman zaman gelen şeytani düşüncelerin sebebi bu olabilir, sabah erken saatlerde kovmadığım için şeytan beni seviyor olabilir? Şimdi normal olanı; Erdo saç bakımı, kıyafet seçimi tamamladıktan ve kendisini sofrada hazır nazır bekleyen kahvaltısını yiyip, bayat olduğunu anlamayacağı çayını yudumlayıp hayırlısıyla evden çıktıktan sonra benim çalışmayan bir bayan olarak kıçı devirip bir saat kadar daha uyumam gerekmeli. Uyumalıyım. Uyumalıyım. Neden uyuyamıyorum? Bu satırları yazıyorum ya diğer yandan zaten hafif hafif bileniyorum. Şu yazdıklarıma bakın yahu! Ne bileyim işte insan istiyor, hayal ediyor… Arada sırada gençlik yıllarına dönebilmeyi falan istiyor. Heyecanlı yıllarına, kanın damarlarda deli aktığı yıllarına… Şöyle aşklı meşkli, iş-ev-çoluk çocuklu falan değil duygulu bi’şiler yazmak istiyor. Tamam tamam tüm büyümüşler gibi ‘’Aşk gelir geçer hep aşık olmaz insan!’’ falan diye geçiyor içinizden, umursamıyorum. Biliyorum yüreğinizden geçenleri çünkü, hiç maval okumayın. Eskiye dönemeyeceğimi ben ve benim gibiler de biliyoruz.

Düşünüyorum! Tam şu an düşünmeye başladım: heyecan duyduğum ne var. Olduğu ya da olmadan az önce beni heyecanlandıran şeyler neler? Aman servisi kaçımayayım! Çocuklara yetişmeliyim! Bugün yeni bir tarif deneyeyim! Pilavın ayarı tutacak mı, lapa olmasın! Kayınvalidemler yemeğe gelecekler sofra eksiksiz olsun! Ağdam gelmiş bak hele ne araya sıkıştıracağım! Bu akşam sevişir miyiz acaba olmazsa yarın da olur günler çuvala mı girdi! Şu çorapların tekleri nereye gidiyorlar! Gibi saçma salak şeylerden tabii ki bahsetmiyorum. Gerçi insan kırk yaşına gelince bunlardan zevk almayacak kadar biraz törpülenmiş, biraz yorgun, geç kalmış falan hissediyor. Neredeyse hiçbiri umurumda değil. ( ‘neredeyse’ ye dikkat hepsi değil yani ) Yetişemediğim zamanlar oldu, lapa olduğu, tutmadığı, olmadığı, yokolduğu falan falan hepsi geldi başıma ama bana bir şey olmadı, hayat devam etti, kimse aç kalmadı, kimse sokakta kalmadı, kaldıysa bekledi, herkes dediğiyle, yaşadığıyla kaldı. O kendi kendimi telaşın kollarına attığım, paniklediğim, korktuğum, daha olmadan endişe duyduğum anların hepsi boşa gitmiş. Kaçırmışım. Evet, kimbilir belki de o anlarda, bahsettiğim duygulardan sıyırabilseydim kendimi mutlu olabilecektim. Mutlu olabileceğim halde bu duyguların gölgesinde es geçtiklerimin tekrarı yok. Ulan şaka maka yıllarca bir günü hiçbir şey yapmadan geçirebilme özgürlüğünü bile vermedim kendime. Ama öyle böyle değil gerçekten hiçbir şey yapmadan, tüm gün yataktan çıkma ya da evde herhangi bir yere mıhla kendini di mi. Yok! Bok var amk sanki mecburcusun! Bir diğeri, diğerlerinden biri: ‘Hayır’ diyebilmek mesela ‘Canım istemiyor, gelmeyeceğim’, ‘Yapamam’, ‘ Gidemem’ gibi hayır lar, başkalarına söylenen, söylenebilmesi gereken hayır lardan bahsediyorum. Kendimize söylediğimiz hayır lardan bahsetmeyeceğim. Yalnız kalabilme özgürlüğü mesela. Tüm gün konuşmama hakkı. Alnıma ‘Kapalıyım’ yazamak istediğim yazmasam da söylediğim günler oluyor artık. Herkes, herşey sussun istediğim falan… Onları susturamazsam ben susuyorum, daha kolay. Dinlemek istemiyorsam bakıyor ama dinlemiyorum. Kafa nereye ben oraya. Bazı mesleklerde vardır ya Mesleki Deformasyon diye bir durum, benim gibilerde görülen bu yaşamsal-güdüsel hallere de sanırım Yaşamsal Deformasyon denilebilinir. Bakış şeklim, duyuş şeklim, dokunuş-hissediş, umursayış şeklim falan değişime uğradı yıllar içinde.

Tüm bunlardan memnunum. Şüktermekten, dilemekten, olduğu gibi kabul etmekten vazgeçmeyeceğim. Noel babaya inanmaktan da vazgeçmeyeceğim. Buna rağmen her defasında toplamaktan üşendiğim için yılbaşı ağacı süslemeyeceğim.

Doğru olmadığını bildiğiniz halde inanmak istiyorsanız inanın abicim anlatılan masallara. Canınız ne istiyorsa onu yapın, sonra ya çok geç ya da siz pişman olacaksınız. Hayat bir tane, zaman kısa. Bırakın olduğu kadar olsun. Sağlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Aralık 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: