RSS

Etiket arşivi: aile

bozuyorum

 

Camiyi görebiliyorum. Dakikalardır hiç kımıldamadan arabanın içinde oturmuş bakıyorum kubbesinin yanından yükselen minarelerine. Duvarlarını aşmış ağaçlar sonbahara bulanmışlar. Gelmesi yakındır cenaze aracının. Enerjisini sırtımda hissedebiliyorum. Peşinden sürekleyip getiriyor mücadeleyle geçen yılların yorgunluğunu, bir aydır hastane yoğun bakımındaki çaresizliği, dünden beri yürekleri yakan dönüşü olmayan vedanın acısını. Isyanı avaz avaz koysan içine sığmayacak, dünya dursun yansın istesen seni yakacak, dağlanmayacak bir şey var ensemde.

Ikindi ezanından sonra musalla taşının karşında saf tutan tüm cemaat yani bizler haberi aldığımızdan beri en çok kendimize ağlıyoruz aslında. Onsuz kalışa, dert ettiğimiz saçmalıklara, ölüm karşısındaki aciziyetimize, kadir kıymet bilmeyişlerimize, iki kapı arasında debelenişimize ağlıyoruz. Avazlarımız akıyor gözyaşlarımızla. Günlerdir nedenini bilmediğim ağlayışlarım bugüneymiş adeta. Rüyalarım bugünün haberini vermeye çalışmışlar bana gecelerdir.

Kayıpların hepsi acı ama genç kaybedilenler… Rabbimden sabır diliyorum Handan’ın ailesi için. O ardında kocaman bir mücadelenin hikayesini bırakarak gitti. Onun bir hikayesi vardı evet, dünyadan öylece geçip gidenlerden değildi. Az önce fotoğraflarına baktım; hep gülen gözleri kalacak. Amin.

Cenazeden sonra anne, babamla caminin yanındaki çay bahçesine gidip oturduk. Babacığım çay ısmarladı bize. Nargile kokusu geliyordu arka masadan, hoşuna gitti. Sarı yapraklar yağdı masamıza. Ağaçların arasından göz kırptı, kamaştırdı güneş. Annem yaktı bir sigara. Defalarca söyledi babam; ‘’ Handan üç üniversite bitirmiş kızım,’’ diye. Annem de her defasında onayladı; ‘’Evet Nazif, psikologluk yapıyordu. Ne çok arkadaşı vardı görmedin mi?’’ diye. Gözümde güneşle dinledim onları. Sonra gene babam; ‘’Ne olur hiçbir şey için sıkma kızım canını, üzülme hiçbir şeye. Sağlığına dikkat et. Bak ölüm var işte, ne için değer ki üzülüp dert edinmeye,’’ dedi. Ki; şu hayatta babam kadar kolay dert edinecek şey bulabilen birini daha tanımadım.

‘’Ben de bunu konuşmak istiyordum sizinle, önce siz bilin istedim. Bir haberim var,’’ deyince merakla baktılar yüzüme. ‘’Bozuyorum kendimi, bozacağım ben baba. Olmadı böyle! Bozup tekrar yapacağım kendimi. Hem de öyle böyle değil, baştan ayağa… Susmam gerektiğine inanıp sustuklarımı artık söyleyeceğim mesela. Hatta dün akşam ilk susmayışımı gerçekleştirip darıldığım dağa haber bile verdim. Ve düşünün nasıl bozduysam kendimi; sana inanamıyorum, dedi. Kim olduğu önemli değil yahu şimdi. Bundan sonra önemli olan benim diyorum size. Küsmemeyi öğretmiştiniz ya, onu da bozup, gönlümce küseceğim. Önce kendine tut aynayı dediniz, yok  o da öyle olmuyor. Oldurtamadım ben. Tutmayacağım kendime ayna falan. Kusura bakma babacığım ama aynayı maynayı kim neresine sokuyor, kime tutuyorsa herkesin keyfi bilir ama ben tutmayacağım. Yok senin için çarpan bir yürek hayat kurtarırmış falan falan. Yedim ben yüreğimi! Valla bir söz var ya –Hiç kimse geriye gidip yeni bir başlangıç yapamaz; ama bugün yeni bir son yapıp yeniden başlayabilir – diye işte benimki de o misal,’’ dedim. Dedikten hemen sonra anne bir sigara daha yaktı. Babam garsonu çağırıp çayları tazelemesini istedi.

Sessizliği bozdum. ‘’ Nasılsa herkes inanmak istediğine inanıyor, dilediğini dilediğince görüyor. Düşününce nasıl anlamsız çok şey. Baksanıza sonbahar bile sonbahar gibi değil, ben de bildiğim gibi olmayacağım. Neyse haberiniz olsun işte. Sakın siz şaşırmayın. Birinden laf söz gelirse –Haberimiz vardı, demişti Özgür bize,- dersiniz.’’

Annem başını omuzuma yasladı, ‘’Valla ben yıllardır öyle yapıyorum kızım, ne istiyorsam onu yapıyorum. Boşver bak yaşamana,’’ dedi. Babamın gözleri doldu. ‘’Tamam kızım, iyi olun yeter. Nasıl istiyorsan,’’ dedi. Yan masada bebek ağlamaya başladı, annesi elindeki biberonu çalkalamaya. Sokaktan çöp arabası geçti. Güneş aynı yerinde değildi. Uzağımızda bir bankta oturan genç çift öpüştüler, ben tebessüm ettim. Annem sigarasını söndürdü. Bende bozuk var ısrarıma rağmen çayların parasını babam ödedi, kalktık. Öpüşüp koklaşıp ayrıldık. Artık Ataköy 5. Kısım Cami ve yanındaki park & çay bahçesi de hikayemin parçası oldular. 

Ha tüm bunları söyledim ama allahtan bozuşumla ilgili bir planım olup olmadığını sormadılar bana. Çünkü; yok! Henüz yok ama olacak. Adım adım.

Planım yok derken uzun vadeli olanları kastettim. Akşam için vardı; Oğuz’a söz verdiğim üzere yılbaşı ağacını süslemek. Eve gelir gelmez kırmızı pazen pijamamı giydim. Kırmızı hediye paketli küpelerimi taktım. Depodan süsleri ve ağacı taşıdım. Çok anlamlı onun için bu ağaç süsleme işi. Zaten evde sürekli organize işler ve beni organize ediyor. Neyse kavga dövüş, itiş kakış süsledik yeni yılı karşılayacağımız ağacımızı. Sonra ışıklarını yakıp sarılarak izledik. Mutlu olmak için sebep mi arıyoruz! Bu yıl da nasip oldu, şükür. Yarın da köpeğin tıraş ve yıkama planımız var. Organize…

Işte diyorum resmi olmasa da, yıllık üyelik ücretini ödediğim bana ait bu yerden ilan etmiş oluyorum:

Bundan sonra iyi ya da kötü niyetli falan değilim asla. Bundan sonra niyetsizim ben. Baktım bir niyetin yoluna girmek üzereyim hemen şerit değiştirip niyetsizliği seçeceğim. Bozuyorum kendimi!

Son sözümü ise bilmiş de söylemiş gibi Murat Menteş:

‘’ Bir insan delirdiğinde diğerleri onun acısını değil deliliğini görürler.’’

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 13 Kasım 2019 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

yara

 

-Hadi gel derse başlamadan sana bir şey okumak istiyorum

-O ne anne

-Gelsene oğlum

-Su içeyim geleceğim

-Ulan iki satır okuyacağım şey…

-Tamammm

Yazlık kapı komşumuz, beraber geçirdiğimiz iki yazın ardından duygularını paylaştığı bir mektup bırakmış bize. Çok kibar kadın. Aslında ailece öylelerdir. Vedalaşamamıştık. Birkaç gün önce geçebildi elime. Tek isteğim oğlanla yarından itibaren başbaşa geçireceğimiz bir haftanın arifesine sohbet katmaktı. Ki; Jülide’nin hakkımızda yazdıklarını okuduğumda etkileneceğini biliyordum. Öyle de oldu. Yukarıdaki diyalogdaki gibi başlasa da samimi-duygusal yazılmış satırlardan sonra gecemizin devamı sıcacıktı. Yarın gerçekleşecek olan ingilizce sınavı sebebiyle biraz da amazing. Kaç günümüz bu modda sürer bilmiyorum. Ben yokken babalarıyla kaldıklarında genellikle kıskanıyorum. Ama uzun süre birarada olduğumuzda da birbirimizi yiyoruz!

Ablasıyla hergün yaptığımız uzun WhatsApp konuşmaları mesela;

-Anne hadi gel artık sana ihtiyacım var’ la bitiyor. Aybaşında yanına gittikten sonra kaç gün aynı hislerde olacak, kimbilir.

Yaşımız ne olursa olsun herkesin kendi düzeni oluyor ve hiçkimse o düzenin uzun süreli bozulmasına dayanamıyor.

Bunlar kesinlikle kesinlikle özel durumlar için geçerli değil tabii ki!

Yaşarken ne kadar şanslı olduğumuzu, kaçıncı şansımız olduğunu, değerini bilmediğimiz nice nice anlarla geçiyor hayatlarımız ya işte! En mutlu anımız ardımızda kalmış bile olabilir. Bir an! Düşününce nasıl da üzgünç…

Bu yaşımda bunların tümünü bile bile, unuta unuta sonra hatırlaya hatırlaya yaşamaya devam ediyorum. Kızgınlığım bundan, anlayamamazlık, ayamayışlarından yana. Çok kızgınım kendime yahu!

Misal çocukların söylediği ve beni vuran her cümlelerini not etmek istiyorum, paylaştıklarımızı unutmamak için. Hele geçen gün oğlanın yaptığını anlatayım size:

Öğle saatleriydi wordpress “istatistikleriniz patlıyor” mesajı yolladı. Şaşırdım. Şaşırdım çünkü uzuncadır yayın yapmamıştım. Kontrol etmek için blog panelini tuşladım. Gelen mesaj gerçekti, okuma oranı yüzlerceydi. Ve hemen hepsi Google aramadan…

Akşamüzeri Oğuz geldi okuldan.

-Anne bugün birkaç yazını okudum. Çok güldüm biliyor musun!

-Nasıl yani,

-Kitabında yayınlanacak mı benim hakkımda olanlar da?

-Oğlum Ipad mi götürdün okula?

-Hayır, kütüphanedeki bilgisayarlardan okudum. Ha anne ya! Bir de tüm bilgisayarlarda senin bloğunu tıkladım, dolaştım. Kapatırken de sayfanı açık bıraktım hepsinde. Düşünsene açtıklarında ilk senin blog, wowww!

Böylece istatistikleri patlatan ortaya çıkmış oldu.

Sanırsınız en alâ PRcı. Durmadan plan proje üretiyor benim için. Dediğine göre kitap yayınlanana kadar instagram beğeni, takipçisi sayılarını arttırabilmem için de çok şey öğrenmem gerekiyor muş.

Daha oniki yaşındaki veletle başedemiyorken entrikalarıyla film sektörünü geçmiş edebiyat sektöründe ne yapabilirim hiç bilmiyorum. Benim bildiklerim yalnızca dinlemek, yazmak ve hayal kurmak.

İngilizce sınavı mı? Az önce yattığı yerden mesaj yollamış; tamamdır bu iş, diye. Yarın yemek için ne pişireceğimi de sormuş. Henüz bilmediğim için cevapsız bıraktım. Yaprak sarma yapmayacağım kesin!

Her güne bir mektup mu yazmalı acaba? Hani çoğumuzun okul çağlarında tuttuğu günlükler gibi. Allahım bir de kilit falan takıp köşe bucak saklardık anne babalarımızdan. Keşke yazdıktan sonra okumaları için başuçlarına bıraksaymışız, bilirlerdi neler hissettiğimizi. Kimbilir belki o zaman daha az olurduk gençliğinden yara taşıyanlar. 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2019 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Kızkardeşime

En güzel sana yazıyorum ben. En güzel senin yanında ağlıyor, sana gülüyorum. En çok senin derdini dert edinip, sana konuşuyorum. Gene en çok sana kızıp en derin sana alınıyorum ben. Her şeyimin çoğu sana, çoğu sensin. Çocukluğum, ergenliğim, büyüyüşümdesin.

Susmak isteyip, konuşasım gittiğinde uçak moduna almayı senden öğrendim. Günler gelip hep uçuşta kalabilmeyi de… Dilek dilemeyi, dileklerime inanmayı, kabul ya da terk edebilmeyi de senden öğrendim. O umursamazlığının zirvelerine seninle beraber çıkmama izin verişlerin. Hele hele şimdilerde geçmişim olan, geçmişte kalan on ay! Ah Özlem, nasıl kazıdın yerden beni. Nasıl kazıdınız! Sıfır yargılama! Her yapılanın sebepli, her başa gelenin öğretici olduğunun kanıtıydı hepsi. ‘’Canın nasıl istiyorsa,’’ larının sihrindeydi her şey. 

 Önder’le kardeş payım, ana babamdan ortakçım Özlem. İyi ki doğmuşsun.

 Yoldaşım, çocuklarımın anayarısı, dertdaşım, sırdaşım, akıldaşım. Bak hele bu akıldaşlığını hayal bile edemezdim ama olmaz diye bir şey yok şu hayatta. Onun bile kanıtlayıcısı oldun bana. Karar, sonuç, yol her ne nasıl olursa yan yana, ard sıra durmayı ilk seninle yaşadık. Tıpkı gerçek dostlar gibi. Şükür hayatımızda artık buna inanan, bu uğurda yaşayan dost, evlatlar varlar. Yol yaptık kendimize, el ele yürüyoruz. Yolu yolumuza denk olanlarla inşallah.

 Önder’le kardeş payım, ana babamdan ortakçım Özlem. İyi ki doğmuşsun.

 Mucizelerin peşinde biliyorum, maşallah. Dürüstlüğün sayesinde korunuyorsun inanıyorum, amin. Dilediğin kadar zayıf olacaksın, gülüyorum. Gün gelecek kırılmayan güneş gözlüğü yapacaklar, araştırıyorum. Durmaksızın evinden eşya ayıklamaktan vazgeçmezsen dızlak kalacaksın, korkuyorum. Hayalindeki bahçede huzurla oturacağız, hayrına diliyorum. Kurabiyenin tarifini gün gelip ezberleyebilmeni temenni ediyorum, her seferinde aradığının farkında değilsin. Senin için son yaptığım kadayıfı beğenmemiş gibi yapıp dalga geçsen de sevdiğini biliyorum. Birbirimizi güvenli mesafede, gözönünde, kalp üstünde, dua içinde tutmak dileğim, daima.

 Yeni yaşın kutlu olsun kızkardeşim. Hepberaber sağlık huzurla olsun.

Melekler korusun.

Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 29 Ağustos 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ceviz ağacı

Saat 07:00

Kayınvalide, kayınpeder, iki oğul, üç torunlarıyla birlikte, Erzincan’ın Ayranpınar köyündeyiz. Torunlarından Defne’nin;

-Özgür Abla, camiden geldi babamlar, kahvaltıyı bekliyorlar, fısıltısıyla uyandım.

Çişimi yapmaya fırsat bulamadan mutfakta, kayınvalidemin yanındayım.

-Günaydın, Zennure anne. Kahvaltıdan sonra tekrar yatacak mıyız?

Gülüyor. Hazırlanan kahvaltılıklar kamilayaya taşındılar. Akşamdan bir haftadır görüşmediğimiz Oğuz’un

-Anne çok özledim sabah krep pişirir misin, isteği üzerine krep pişirdim. Horoz sesleri, ortakçımız kediler, sokaktan geçen çoğu akrabaları olanların el kaldırmak suretiyle selamları kabul edildi. Sonra yatakların, mutfağın toparlanması, balkonun yıkanması, çocuklara bağır çağırış derken duşumu aldım ve kahvemle birlikte ceviz ağacının gölgesine sığındım. Ceviz ağacının kaç yıllık olduğunu bilmiyorum ama neredeyse tüm bahçeyi kaplayacak gölgesi, benim kucaklamamla kavrayamayacağım genişlikte gövdesi var. Tam sığınılacak bir ağaç…

Bayram sabahı! Yüklenen onca anlam barındıran bayram sabahlarında hissettiğim hep burukluk oluyor nedense. Nerede olursam olayım hep hüzünlü…

Yalnız uyananlar, haber bekleyenler, haber alamayanlar, suskunlar, mezarlıkta el açanlar, yas tutanlar… Hepsiyle paylaşıyorum ben bayram sabahlarını. Ki; evlat acısının yaşandığı bir ev biliyorum bu sabah, daha bilmediğim nicelerinin yanında. Sabır…

Çocukluğumda Barış Manço’nun ‘Bugün bayram erken kalkın çocuklar’ şarkısı vardı. Büyüdüm ‘Bayram gelmiş neyime’ türküsü var içimde.

Hiçbir şeye fazla anlam yüklememek en iyisi galiba. Gün işte!

Evrende gezinen bunca yakarış, isyan, anlayamayış, anlatamayış, kesilen suçsuz ağaçların vebali varken; iyi gün dileği gibi iyi bayramlar dileyip geçmek kâfi bana. Çocuk heyecanını kaybetmeden yaşayanlar derin nefes dualarla üfürsünler lütfen ki; gelip benim gibileri de bulsun coşkuları, paylaşalım.

İçimde kalan iyi dilek, duamlarımın tümünü saldım ben bu sabah ilk soluğumla. Amin.

İyi bayraklar diliyorum.

Bu arada:

Kedilerle koşuşturan çocuklar, kurbandan dönenlerin telaşları, kahve içmeyecek miyiz sesleri arasında ve ufak telefon ekranından bu kadarı oldu. Paylaşımda hata kusur olduysa telafisi de olacaktır, biline.Kontrol edecek yerim dar, kaçıyorum.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Ağustos 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

olduğu gibi

 

İnsan sevdiği şeyi hep gözünün önünde tutunca, gözünü ayırmadan yalnızca ona baktığında ne kadar severse sevsin bir, bazen birçok kusur batıyor gözüne o sevdiği şeyde.
Arkamdaki duvarda asılı gördükleriniz, görmediğiniz bazı diğer odalarımızın duvarlarında asılı sevdiğim şeylerimde benim gördüklerim gibi… Ki; bunlar ilk resimlerim. Yanlış atılmış ufacık bir fırça darbesiyle kalın gözüken kol, ne bileyim işte ters düşen bir gölge, hatalı boyutlandırma falan.
Aylardır karşılarındaki koltuğa oturduğum her seferde gözüme çarpan hatalarımı düzeltip düzeltmemek arasındaydım. Taa ki bu fotoğrafın çekildiği güne kadar! Ama gelin görün ki; elime fırçayı aldığım o gün ve bu fotoğrafın çekildiği o an vazgeçtim hatalarımı düzeltmekten.
Oğlumun onlara hiçbir bakışında, evimize gelen her arkadaşına ilk tablolarımı gösterişinde hatalarımı gördüğüne hiç tanık olmadım çünkü ben. Ve farkettim ki; O sevgiyle bakıyor onlara, “annem yaptı hepsini” diyerek tanıtıyor arkadaşlarına.
Benim bakışımın açısı, bakışım yanlış olmalı dedim kendi kendime elimde fırçayla karşılarında dururken tablolarımın.
İşte o gün artık tamamen benim oldular. Ve o zaman yaptığım hatalarla beraber benimler. Öylece sevdim, seviyor, sevmeye devam edeceğim onları. Oldukları gibi…
Baktığım şeyi güzel görmek de bana ait, öylece sevmek de. Hatta yanlarına oğlumun yaptığı bir tanesini de astık, olduğu gibi.
Nasıl bu kadar anlam yükleyip rahatlayasım geldi onu hiç anlayamadım.
Ama bu da böylece günce oluverdi işte.

Olduğu gibi!

Sevgiyle…

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Şubat 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

bizde ancak domates

( Allah kimseyi domatesle terbiye etmesin! )

Miskin bir Pazar gününün daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bitti. İlk dileğim denizi görmekti bu sabah. Şöyle mavi bir kahvaltı. Şükür, kalktık gittik. Hem de en sevdiğim yerlerden birine, Baylan Bebek. Cumartesi gecesinden sonra ne iyi gelir bilememiştim, iyi geldi. Galiba. Of çok soru kaldırabilecek gibi değilim şimdi, kendim kendime soruyor olsam bile kaldıramam. Pek de iyi gelmiş gibi değil mi ne? Neyse işte kahvaltıyı bitirip sahil şeridine kalabalık basmadan kaçıp önce oğlanın sömestr tatilinde bir hafta gideceği aşçılık kursuna kaydını yaptırdık ardından eve sığındık. Tabii ben derhal pijamalarımın güvenli sıcaklığına bürünüp önce güneşli balkona daha sonra salona yayıldım. Öğle saatlerinden itibarense Netflix’de aşklı, ayrılık acılı, ayrılma, barışma, affetme, affetmemeli, arkadaşlar ve kadının gücü adına ne varsa izledik.

Allahtan buzdolabında zeytinyağlı enginar vardı. Acıkma molasında; üzerindeki jelatini salondaki orta sehbanın üzerinde açılmak, yanına siyah zeytin ve ekmek koymak suretiyle yendi. Böylece bir öğle yemeği geçiştirmesi yapıldı.

Ve Pazar klasiği maçlarla beraber şu saatte herkes kendi alanına çekilmiş bulunmakta. Artık futbol, basketbol, bilardo, tenis hangisinin müsabakaları var, bilmiyorum. Merak mı? Hiç merak etmiyorum vallahi.

Izlediğim son filmde beğendiğim parçanın bulunduğu albümü açtım spotify’den, bangır bangır. Az önce dayanamayıp kalkıp dans etmeye başlayan annesini görünce Ouz ‘’ Anne çıldırdıııı! ‘’ diyerek ve karşımda dans ederek uğraştı benimle. Iyiyim böyle. Dur dur gelip baktı şimdi ne dinliyorum diye. Ve hâlâ dans ediyor. O’da beğendi galiba.

Ayyy bunlar aşina ev halleri işte… Asıl gelelim filmlere. Maddeler halinde kısaca paylaşayım öğrendiklerimi, işine yarayacak olanlarımız vardır belki. Gülmeyin be! Hepsini gerçekten tek tek not aldım izlerken. Ya aşk acısı yaşayıp yerlerde sürünenlerimiz var ve kimse onlara geçeceğini söylemediyse? Toplumsal bir hizmette bulunuyoruz buradan.

1) Sevgili terkine uğrayan kadınlar beş evrede yaşıyorlar ayrılık acısını:

Öfke

İnkar

Pazarlık

Daha sonra pazarlığı kazanılamayınca Depresyon

Ve en son Kabullenme aşaması.

Ki bu süreci kimi uzun ve zor, kimi daha kısa ve rahat geçirir.

2) Dünyadaki her şeyin suçlusu erkeklerdir. Bulut geçse bile sorumlusu erkeklerdir.

3) Erkeklerin duyguları yoktur.

4) Söz konusu aşk olunca kadınlar birer aptaldır.

5) Acısı adım adım geçecek. Birinin onu size sorduğu ve ne diyeceğinizi bilemediğiniz günlerde geçmeye başlamış demektir.

6) Hergün iyi olmaya biraz daha yaklaşıyorsunuz.

7) Ayrılığın ardından onunla karşılaştınız diyelim; alkol almayın, umursamaz davranın, bir şey bulamadınız mı çikolata yiyin.

8) Erkekler yalancıdır. Ağızlarıyla kuş değil aslan getirseler bile güvenmeyin.

9) Erkekler ayrı geçirilen sürede her şeyin bıraktıkları gibi kaldığına inanır, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünürler.

10) Masallar yalan ve yalnızca dalga geçmek içindir.

11) Kendi beyaz atlı prensimiz olmalıyız! Çünkü kendine saygısı olan bir prenses herkesi kurtarabilir.

12) Aşk acısı kız arkadaşlar arasında pay edilerek atlatılır.

Yazdıklarıma inanmayan, aldığım notları yeterli bulmayanlar için kanıt dizinin adı; ‘’ The Hook Up Plan ‘’. Filmin adı; ‘’ How To Get Over a Breakup ‘’.

Benden bu kadar valla. Gerisi aşkı ya da aşk acısı olanlara kalmış. Ben gelmişim kaç yaşıma ne anlarım aşktan meşkten. Bizde ancak domates… Şimdi bir duş yapıp heyecanla, Cuma akşamı, nihayetinde elime geçebilen yeni kitabımı okumaya başladımmı benden kralı yok.

Sömestr annesi daha doğrusu sömestr gazisi annelere selam olsun. Can sıkıntısı normal bir şeydir ve o can yalnızca çocukken sıkılır, unutmayalım unutturmayalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Not: Görsel Yiğit Özgür’ün “Hunililer”inin sergilendiği tiyatro oyununun afişidir. 

 

 

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 20 Ocak 2019 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

sır

 

Birkaç hafta oldu gene annemi aradığım rutin sabahlardan biri:

‘’ Vilo dayanamayacak ve sana bir şey söyleyeceğim. Yemin ver kimseye söylemeyeceksin.’’ dedim. Yemin versin, söylemekten korksun diye de:

‘’Bak sonra nazar mazar değer olmaz.’’ diye de ekledim.

Ve dayanamadığım güce dayanmaktan tamamen vazgeçerek söyledim. Aman çok gizli bir şey de değil aslında Özlem (kardeşim ) hakkındaydı. Ertesi günün sabahı gene hal hatır için aradım Vilo’yu, konuştuk. Tam telefonu kapatacağım;

‘’ Özlem dayanamadı aradı gece, söyledi.’’ dedi.

‘’ Peki sen ne dedin. Bilmiyor muş gibi yaptın değil mi?’’ diye sormama daha fırsat bulamadan:

‘’ Biliyorum Özgür söyledi dedim.’’ dedi.

İşte bizim aile değil sülale boyu sır saklama potansiyelimizin sınırı bu kadardır. Üçgen dersin birkaç saat sonra olur sana piramit. Gerçi aramızda en ketum annemdir, nuh deyip peygamber demeyen cinsinden. Beş teyze, bir yenge olunca ise sır saklama yerimiz geniş aslına bakarsanız. Bugüne kadar asla bir zararını görmedik bu piramit boyutlu ağımızın o ise ayrı. Bu ağdan şikayeti olan ise tek kişi var; babam. Bu ağın onun da dahil olduğu konularda tek merkezi var; babam. Yalnızca bu sebepten lakabı: mikser!

Hele beni aramış ve konuşmasına;

‘’ Kızım bak annenim haberi yok… ‘’ ya da

‘’ Annene söyleme ama …. ‘’ diyerek,

müsaitliğimi bile sormadan konuya girdiyse bilin ki ya annemle kavga etmişler barışmak istiyordur ya da kesinlikle olan her ne ise hepimizin bilmesini istiyordur.

Aslında benim sır saklama kapasitem oldukça geniştir diyeceğim ama neresinden, kime göre bakarsınız bilemeden. Bu satırları yazarken anlıyorum ki; paylaşmayı istediğim, bana söyleyeninde mutlaka haberi olarak paylaştığım sırlar hep güzel şeyler olmuş. Paylaştıkça çoğalacağına olan inancımdan… E burasından bakınca ortada sır mır da kalmış olmuyor zaten. Saadet zincir gibi bir şey.

Ama anlayamadığım, anlamlandıramadığım şeyler, cevapsız sorularım olduğunda çok susuyorum ben, sır küpü gibi. Sırlar benim, küp kendimim şeklinde. Uzuncadır da suskunum. Mecbur kalmadıkça evden çıkmıyor neredeyse kimseyi görmüyorum. Dün geçirdiğim günden sonra daha da susacak gibiyim aslında. Dün denizi gördüm haftalar sonra, hâlâ mavi. İşaret miydi? Köprülerden geçtim; sonları var. Kitap kokulu bir gündü. Beklenmedik. Plansız. Süprizli. Değişik. Yeni. Unutulmuşu hatırlatan. Gizemli. Merak uyandırıcı. Sonunu benim belirleyebileceğim. Hele ki o kitap kokusundan ayrılırken bir hediye verildi ki bana; işaret dolu. Tüm gece okudum. Ama söyleyemem. Sorularımı cevaplayabileyim; sonra paylaşırım sırrımı belki.

Gerçi sır dediğin nedir ki?

Mezara giden sırlar kime ne kazandırmış?

Tutulan sır yararlı mıdır, zararlı mıdır?

Sır tutana mı, verene mi ağırdır?

Sırrın yalnızca sana söylendiğinden emin olabilir misin?

Kaç tür sır vardır?

Bunları bilemem ama benim dün kendi kendime söylediğim sır bir yere gelecekse yalnızca benimle mezara gelecek türden galiba.

Ohooo saat kaç olmuş! Hadi yatalım artık. Yatıp uyuyabilene kadar bekleyelim. Bebekler uykuya gideceği zaman söylenen:

‘’ Uykularım senin olsun. ‘’ temennisini hep çok sevmişimdir. Bu gece ise büyükler olarak sırlarımızı değil ama uykularımızı paylaşabiliriz belki.

Uykular hepimizin olsun, rüyalar kendimizin.

Allah rahatlık versin.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: