RSS

Etiket arşivi: aile

götüyle inatlaşan donuna sıçar

ekran-resmi-2016-11-20-21-28-15

Yaşam tuhaf serüven. Büyüdükçe daha da tuhaflaşıyor. An geliyor içinden çıkılamayacak haller alıyor. Anlamlar yükleniyor, çoğalıyor. Zamanında anlamlı olan çok şey anlamını yitiriyor.

Çocukluğumu düşündüğümde aklıma gelen ilk şey; soğuk kış sabahları yataktan çıkmak, okula gitmek istemeyişlerim. Ateşim çıksın diye tebeşir tozundan medet umuşlarım. Beşinci sınıfta en önemli şey aşık olduğum çocuktu, Özgür. Bir yıl boyunca dünyam onun etrafında dönmüştü, hatırlıyorum. Hayatımda önemi olan tek şey aşktı. Yatılı okul kabusu, bedenimin farkına varıp hayattaki en önemli şeyin dış görünüş olduğuna inanmam. Zayıflayabilmek için haftalarca pirinç lapası yediğim dönem, önemi olan tek şey zayıf görünebilmekti. Pek zayıflayamasam da oturup onsekiz yaşında olmayı bekledim büyük bir sabırla. Onsekiz yaşında olmaktan daha önemli ne olabilir di? Sonra günü geldi ve ben onsekiz oldum. Beklemeye başladım. Bir şeyler olmalıydı çünkü artık onsekizdim. Bekledim. Ne olacağını, olması gerektiğini bilmeden bekledim. Hiçbir şey olmadı. Sihirli değnek deymedi hayatıma, gökten peri falan inmedi. Aklım beş karış havada değildi. Ülkede, ailemde, çevremde olan biten birçok şeyden haberdardım. Yalnızca önem sıraları farklıydı.

Yaş almaya devam ettim. O sırada Erdo geldi, tekrar aşık oldum. Dünya bir kez daha yalnızca aşkım için dönmeye başladı. Seks. Hızlı ve ateşli girdi hayatıma. Aman tanrım dünyada sevişmekten daha güzel ne olabilirdi? Sonra mı; çalışmaya başladım. Seramik yapmak, başarabilmek en önemli şeydi artık. Evlendim. Düzen kurulmalı, ben her şeyi hatasız yapmalıyıdım. Çok hatalar yaptım. Olsun, hata yapa yapa aynı hataları tekrar yapmamam gerektiğini öğrendim.

Elf dünyaya geldikten sonra ise önemi olan tek şey Elf’ti. Zaman geçtikçe kalabalıklaştım. Ev, evlilik, iş, anne – babam, ailem, kayınvalide – kayınpeder, ailesi, arkadaşlarım, arkadaşları, komşular, politikacılar, bankalar, ödemesi gelen taksitler, ateşli geceler, bir türlü çıkmayan dişler, akan salyalar…. Uzun zaman aldıysada taksitler bitti. Kışın ısınan, musluklardan sıcak su akan, ufak bahçesi olan bir evimiz oldu. Taksitler tekrar başladı. Tekrar bittiler. Derken Ouz doğdu. Sil baştan. Anlamı olan tek şey çocuklar. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, kesilen süt, ateşli geceler, kardeşler arası kıskançlık krizleri…

Sıra tam bana geldi diyecekken, -hayatımdaki en önemli şey benim, kendime iyi bakmalıyım- diyecekken büyümeye başladılar, tekrar ve daha da hızla çoğalmaya başladık. Arkadaşları, öğretmenleri, sınavları, ödevleri, yaz tatilleri, cevabını bilmediklerinin takip edeceği cevaplamak zorunda olduğun sorular… Büyüdükçe büyüdükçe ben ve hayatımdakiler, dahili ortağı, yanı yandaşı, izleyicisi şahidi olduğum hastalıklar, boşanmalar, küslük barışmalar, affetme affedememeler, yalanlar itiraflar, patlayan bombalar, ölen askerler, kalleş politikacılar, depremler mucizeler, birleşmeyi hayal ederken ayıra ayıra ayrışan milletler, kalkması beklenirken daha da derinleşen sınırlar, soykırımlar, insanlık üzerinde lanetmişçesine tekrarlanan soykırımlar…. Tüm bunlar yaşanırken biraz daha büyümüşse insan, boğazına takılan yumru da o kadar büyüyor ve soluksuz bırakıyor insanı. 

Gökte uçan bir kuştan, beyaz bir kelebekten, denizin mavisinden, bir tebessüm, ‘merhaba’ dan medetlenmene izin vermeyen günler, sonu hiç gelmeyecek miş, bitmeyecek miş gibi.

Her şeye rağmen bir son ve yeni bir başlangıç olmalı, olacak.

Düşünsenize; dünyada Mars’ta yaşam hazırlıklarına başlayan, kiminle evlense bilemeyip televizyon programlarına katılan, tek derdi manikür pedikürleri olan, tek umudu bağışlanan bir organ olan, yeni aracına alacağı plaka peşinde koşan, hangi partiden ne çıkar elde edeceğini hesaplamaktan kendini kaybeden, geniyle oynanmamış tohumunu toprağını kurtarmaya çalışan, dualarının karşılık bulmasını bekleyen, -de –da nın ayrı yazılıp yazılmadığıyla kafayı bozan lar ler hepimiz bir arada yaşıyoruz. Yalnızca bu bile içinde birçok son ve başlangıç barındırıyor.

Az geride kendi tarihimin içinde bahsettiğim hatalara gelince; ders aldığım hatalar elbette çok. Şimdilerde yenilerini yapmaya devam ediyorum. Ders çıkarmaya, akıllanmaya vaktim olursa inşallah bunları tecrübe olarak cebime koyup yenilerini yapmaya devam edeceğim. Ben naçizane Özgür bile kendi tarihinde ne kadar çok başlangıç bitişe şahit. Gerçek şu ki; nihayetinde herkesin dünyası öncelikle kendi küçük hayatında, kendi küçük yaşanmışlıkları için dönüyor. Bizim kalbimiz damarları onarılan bir kalp için atıyordu mesela günlerdir, şükür iyileştik. Amin. İyileştikten sonra gene tecavüz kurbanlarının, kutup ayılarının, sınav sisteminin, ABD seçimlerinin, başkanlık sisteminin… tasasına düştük. Hayat!

Özlü bir sözle satırlarıma son verirken büyüklerin yanaklarından, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim.

‘’En güzel şeyler henüz gerçekleşmeyenler, umudunu kaybetme.’’

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 20 Kasım 2016 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

taksit taksit

Merhaba,

Gene gecenin içinden bir merhaba… Uzun zaman oldu. Bu uzun zaman içinde çok şey oldu. Benim hikayemdekiler hepimizde olduğu gibi iyisi, kötüsü, sevinçli, endişeli, telaşlı, kuşkulu ve her zaman ki gibi çok sorulu çok şey. Yazmama engel şeyler değillerdi. Yazmama engel olan şeyler hergün gazetelerde okuduğumuz, hepimize ait şeyler ve neredeyse hepsi kötü. Yaşadığına utandıran, güleceğine ağlatan, güvenini alt üst eden, parmakları yazmaya vardırmayan, sözcükleri hapseden anlamsızlaştıran şeyler. Hâl böyleyken oluyor o uzun aralar. Her şeye rağmen hayat devam ediyor diyemiyor insan. Adeta bildiği bir çaresizliğin içinde hapsolup devam edemiyor muş gibi…

Tüm bunlardan mıdır bilmiyorum ama tamamlayamayışlarım, taksit taksit yapışlarım. Âna tutumakta zorlanıyorum. Tam o sırada bir şey geliveriyor aklıma, duruyorum. Ne yapacağını bilemez bir durma hali.

Yanımda son iki sayfası kalmış kitabım duruyor. Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet ( Murat Gülsoy ). Son iki sayfa… Son iki sayfanın ortak başlığı Kara Sayfa, ilk cümlesi ‘’ Bu kara sayfa yaşadığımız kötü günleri unutmayalım diye.’’ . Önceki sayfalarda yazanlar mı? Kocaman bir yalnızlık. Sayıların gizli anlamları. Bulmak istemediklerimizi arayışlarımız. Bitmeyecek olanlar. Kaybolan cehennem. Arka kapakta yazdığı özetiyle: Delirmekten ve yalnızlıktan kurtulmanın yolunu ölüme yaklaşmakta bulan karakterler, ölümle kol kola girdikçe deliliğin kaçınılmazlığını deneyimliyorlar.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.38.54 AM

Geçtiğimiz haftasonu izlediğim Selfless adlı filmde de; sonsuz yaşamın sırlarını arayan insanoğlunun ölümsüzlük hayalinin varolan döngü, karşı konulamaz düzen içinde nasıl bir kabusa dönüştüğünü anlatıyordu. Gene yalnızlık, gene ölüm.

Inanın ben seçip bulmuyorum tüm bu film ve kitapları. Murat Hoca’nın kitabı arkadaşıma hediye olarak aldığım günü akşamı eve geldiğimde kızımın masasındaydı, kapanın elinde kalır şeklinde okuduk. Film deseniz; hediye. Ben oluruna bırakıp kafa yormadan yaşamaya çalıştıkça üstüme yağıyor zorlayan düşünceleri saklamış, sınırları zorlayan kitap, film, insanlar. Yoksa basit biriyim.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.39.43 AM

Yok ya içimde tutamayacağım! Yazmama engel olan bir şey daha var, bir eleştiri. Beni ‘’Acaba gerçekten öyle mi?’’ diye düşündüren. Ama sonra dedim ki kendime kendim: ‘’Kimin doğrusu kime doğru, kime yanlış? Kimin anlamı kime anlamlı, anlamsız? Kimin aşkı kime karşı ya da karşılıksız? Kimin acısı kime, anlayana mı yaşayana mı? Ve burası benim. Burası sırdaşım, dertdaşım, günlerimin günlüğü, yaşadıklarımın izi. Dum duma, kim kime, kimene.’’

Sonra mı? Bugün ilk kez enginar ayıkladım. Tabii youtube videoları desteğiyle. Anam ayır ayır elinde kalan cücük kadar şey. Ki; çıkan çöp cabası. Gerçi az buhar, üzerine zeytinyağı – limonla enfes oldu ama… Ama lı bir iş anlayacağınız.

Çoluk çocuk deseniz, şükür. Ne bileyim: Oğuz’un yüzündeki dikiş izlerine artık kırılan ön dişindeki dolgusu eşlik ediyor. Elif; giderli gelirli, atarlı tutarlı devam. Erdo; diyet miyet işleriyle meşgul. Eve alıştık. Gerçi herkes alışmış bir ben kalmıştım. Galiba ben de alıştım, zorunda kaldım. Ayy ev bana küser diye korkuyorum valla yazmaya ama bana zor bu işler. Neyse dün İkea’ya gidip kitap raflarını aldım. Belki duvarlarına kitaplarım yerleşince daha bir samimi oluruz, kimbilir.

Son söz (nereden not ettiğimi hatırlamıyorum):

‘’ Biz kimsenin kalbi kırılmasın diye kendi kalbini parçalara bölüp başkalarına ikram eden çocuklardık. ‘’

Dolunay şahitli güzel geceler, rüyalar diliyorum.

Dualar kabul olsun.

Herkese gönlüne, hayrına göre payolsun inşallah, maşallah, amin.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Şubat 2016 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

13 ocak

hikaye2

Yatağın içinde oturuyorum. Kafamı duvara yasladım. Düşünüyorum. Dışarıda lodosa eşlik eden yağmurun sesi. Tam 48 dakika önce yeni yaşıma girdim. Bir yaş daha fazla, bir yaş daha eksiğim kırksekiz dakikadır. Bir yaş daha ağır ruhum. Bir yaş daha az bildiklerim. Biraz daha hiçkimseyim. Biraz daha kendimim.

Geçen yıl doğum günü yazımı yazarken merak ediyordum bir sonraki yıl kendime yazdıklarımda neler değişecek diye. Korkak, ufacıkta olsa kaybetmemek için direnip, eteğini bırakmak istemediğim umut vardı içimde. Bu sabah televizyonda gördüğüm bombalama haberiyle çok daha korkak artık içimdeki umut. Az önce elimden bıraktığım dergide okuduklarımdan sonra tutunacak yerleri söküldü umudumun. Bir avuçtan fazla olduğumuzun kanıtı olan kalemlerde artık kaybettilerse umutlarını… Kafamızı koyduğumuz yastıklar rahat ettirmiyor, yorganlar ısıtmıyorsa… Ve çocukların öldüğü hiçbir vatan sağ olmaz diyorsa dilim… Uçurtmaların hepsi vuruldularsa… Gülhane Parkı’na dikili incir ağacımız yoksa… Bir yanda sıcak savaş yaşanıyorsa. Kardan kapanan yollarda hastalar bekliyor, insanlar çaresizse… Dondurucuda saklanan genç kızın cesedi hâlâ üşüyorsa… Canlı şahidi kadının yaşama tutunacak gücü kalmıyorsa… Yalnızca tek bir ses yükseliyorsa… Ve elden bir şey gelmiyorsa, yaşananlara şahit olmak gerçekten acıtıyorsa artık…

Güzel şeyler yazmak isterdim. Inanın. Ama olmadı.

Mesela geçen yılın ardından baktığımda bir kez daha anladığımı; hayatın içine çok şey sığdırılabilinecek kadar uzun ama ne kadar kısa olduğunu anlayamayacak kadar kısa olduğunu. Mesela bazı insanların bulaştıkları hayatımı nasıl güzelleştirdiklerini yazmak isterdim uzun uzun. Giden çok az insanın arkalarında ne hikayeler bıraktıklarını. Kendimde keşfettiklerimi, buna aracı olanları.. Coşup çağladığım anlarımı… Pusup kaçmalarımı… Çocuklarımı anlatmak isterdim. Erdo’yu anlatmak. Annemle babamı… Özlem, Önder’i… Ama olmadı.

Yağmur içime içime yağsın istedim özellikle bu akşam ama o da olmadı. Dualar iyi gelir böyle günlerde, gecelerde. Lodos uçurur oradan oraya iyi dilekleri. Köpürttüğü dalgalar götürür başka kıyılara iyi niyetleri. Bulaşırız, buluşuruz. Dibi görmeden çıkılamıyor aydınlığa, yakın gelecektedir belki. Küllerimizden doğmamız içindir, tek olmamız, bir olmamız içindir… Kimbilir?

Iyi niyetimle…

Iyi dileklerimle…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
8 Yorum

Yazan: 12 Ocak 2016 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

hakkımızda hayırlısı

553747_456284027752254_1457045767_n

Geldi gelecek… Bitti bitecek… Çamın süsü, üstüne kuşu… Hediyenin küçüğü, büyüğü… Aşkın başlayanı, biteni… Dövizin çıkıpta inemeyeni… Borcun, öde öde bitmeyeni… İşin, çalış çalış bitmeyeni… Yolun, git git bitmeyeni… Beklenenin, bekle bekle dönmeyeni… Dersin, çalış çalış akla girmeyeni… diye diye ahanda ömürlerimizden bir yıl daha geçti. Giden gitti, biten bitti. Elde var sağlık, huzur. Didin didin sonunda elde kaldıysa sağlık, huzur sensin kazanan. Madalyan; aklında kalan tebessümle hatırlanabilecek bir kaç hatıra, dilinde kalan ‘Şükür’.

Haftalardır 2015 bilançoları yazılıp, açıklanıp duruyor. Hayır, ne oluyor yani. Ne değişiyor. Her yıl aynı terane! Ne azalan, ne eksilen. Kötülük aynı kötülük, ölüm aynı ölüm, dert belli, derman yok. Yer yarılmış, taş üstünde taş kalmamış günler yaşamış ardından yetmemiş seller gelmiş toprakla doldurup üzerine ev dikilen haklarını almış, kesilen ağaçlar öçlerini almışlar ne olmuş, ne değişmiş? Insan hep aynı, Dep aynı! Kentler dönüştürülmeye çalışılırken olmuş her yer şantiye alanı, rant kapanın elinde kalmış. Ağaçlar köprülere ayak, lüks villalara temel… hayvanlar omuzlara kürk olmuyorlar mı? Ne değiş miş, ne değişecek!

Tekerrür eden tarih bugüne kadar nasıl yaptıysa bundan sonra da tekerrür etmeye devam edecek. Ha babam, de babam!

Şimdi tüm bu iç karartıcı tablodan sonra gelelim 2015’te bana en çok dokunanlara:

2015 yıl sonu itibariyle kameralarla izleme o kadar yaygınlaştı ki; artık osuracak yerimiz bile kalmadı amk. Sevgilisi olanların hali iyice haraptır; öpüşecek yerleri yok. Izlenmediğimiz ne park kaldı, ne bir sote. Şöyle keyfince araba kullanayım desen, yok. Her yer kameralı, hız limitli. Sağa sola bakamıyorsun bile. Asker nizamındayız… Her an içtima… Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Kurulmuş olan Acun Ilıcalı imparatorluğu ise ayrı bir konu. Adam yıllarca ‘Acun Firarda’ programıyla firariydi, rahattık. Şimdi her yerde, kanalların tümü onun (onların) gibi. Aslında ‘Gibi’ fazla oldu, ‘Onun’ demek daha doğru olur. Kanallar, restorantlar, fabrikalar, yayın evleri, gazeteler hepsi aynı kişilerin. Biz de öyle aval aval bakıp yaşayıp bitiriyoruz yılları. Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Bu yıl, oniki ay içinde rekor seviyede OY kullandık. Şahane oldu. Çok hayırlı olmasını bekleyenler ellerindeki hıyarları tuza banıp banıp yedik, afiyet olsun. Bitti sanmayın daha çok yiyeceğiz o hıyarlardan. Hakkımızda hayırlı olan budur belki?

Artık bir sarayımız da var, unuttum sanmayın. Beyaz Saray ney miş, gelip bir de bizimkini görsünler. Boyamadığımız bir fıstıki yeşilimiz kaldıydı onu da boyadık, tam oldu. Saraylıyız Yaşasın! Hele bu hakkımıza düşenlerin en hayırlısı.

Teknoloji alanındaki gelişmelere gelirsek; artık 4G hızında iletiyor ama iletişemiyoruz. Insanlar arasındaki iletişim hızına ters oranda arttı telefon ve bilgisayarlar arasındaki. Neredeyse galaksiler arası mesafemiz teknoloji sayesinde yakınlaşırken yürekler arasındaki mesafemiz uzaklaştı. Ama olsun ne demiş büyüklerimiz: ‘’Her işte bir hayır vardır.’’ Uzağımızdakiyle görüntülü konuşuyorken, yanımızdakini görmüyor oluşumuz hayırlı olandır belki?

Sözcüklerin bildiğimiz sözlük anlamları, en az her an değişen gündem gibi hızla değişiyorlar. Ak oldu bok. Biz sustuk emojiler konuşuyorlar. O sihirli parmakların tuşladığı emojilere baksanız herkesler sevgi böceği, sevgiden mutluluktan kırılıyoruz. Ses yok, görüntü var. Hakkımızda hayırlı olan budur belki, kimbilir.

Siz onu bunu bırakında; rakı çok pahalandı be abicim! En fenası bu… Yoksa herkes donatsın alnını satır satır emoji mimojiyle umurumda değil. Ben kokladığına, gördüğü göze, duyduğu sese, dokunan ele inanmaktan inatla vazgeçmeyen, vazgeçmeyecek olanlardanım. Ezberleyemese bile şiire aşık olanlardanım, olanlarlayım. Yolunu kaybedip kaybedip aramaktan usanmayanlardan, usanmayanlarlayım. Kendini bulanların peşindeyim. Geçen yılların değil HİÇ in takibindeyim. Şişedeki balığın, gökte uçan kuşların, denize saklanan iyiliklerin, satırlara gizlenen sırların, ağaçlara asılan kırmızı balonların, rüya görebilen hayal kurabilenlerin, bilen değil yapabilenlerin en çok da mavinin hayranıyım.

Saatler, günler, geceler, aylar, seneler, gökteki yıldızlar, edilen dualar hayrımıza olsun, hayırlı uğurlu sağlıklı olsun, dilerim.

Gecemiz huzurlu olsun.

Sabahımız aydın olsun.

Hakkımızda hayırlısı olsun.

Yeni yıl bugünden hoşgel miş, hoşbul muş olsun.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 27 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , ,

derin nefes

Screen Shot 2015-12-21 at 1.21.35 AM

Merhaba!

Gene gecenin bir yarısı… Evde uyanık olan yalnızca uykunun sessizliği, saatin tik takları bir de ben… Üzerimde kışlık üniformam haline gelen siyah polar sabahlığımla mutfak masasında oturuyorum. Kahve kokusu burnumda, tadı damağımda. Okuyorum. Kafamın içinde yüzlerce kelime dans ediyorlar. Sıraya nasıl koyacağımı bilemediğim düşünce var aklımda. Kısa kısa sahnelerini hatırladığım rüyalarımdaki yüzler gelip gidiyorlar gözlerimin önüne. Gülümseyenler, şaşkınlıkla bakanlar, korkuya kapılmış olanlar, meraklılar, beyaz ışıklar içinde sessizce duranlar. Izi, hatırası silinmeyen kokular, dokunuşlar… Nereye varacağını bilmeden, düşünmeden yazmaya başladım. Aslında nereye gideceğini bildiğim, yazmayı çok istediğim, gizli saklı olan, birgün gelir belki yazarım dediğim şeyler, hayallerim, düşüncelerim de çok. Zamanı geldiğinde belki. Bunca törpülenmeye, an da kalmaya tutunmaya çalışmama rağmen hâlâ böyle söylüyor olmam ayrıca ironik; o gelecek zaman ne zaman? Gelecek, gelmesi beklenen zaman ne zaman? Ya gelmezse? Ya geldiğinde zamansız olursa? Ya pişman olursam ve pişmanlık gene bir işe yaramazsa? Hayat geç kalınmış zamanlarla dolu! Zamansızlıklarla! Yaşamak için geç kalmış insanlar topluluğuyuz. Iska geçilmiş anlar. Geçişinin ardından mal mal baktığımız fırsatlar. Tadına varmayı beceremediğimiz tatlar. Bozup bozup tekrar eski haline getiremediklerimiz, yıkıp yıkıp yeniden yapamadıklarımız. Her gece yastığa kafamı koyduğumda hatırlatıyorum kendime; biten günün ardından bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Tekrarı olmayacağını bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Bu biten günlerin hele hele boşa geçen günlerin hesabını yapmayanları, hesapta yanlışlık yaptığını fark ettiği halde olduğu yerden fark ettiği yerden dönmeyenleri anlayamıyorum. Ne bileyim sevdiğine sevdiğini söylemediği, takmaması gereken şeyleri kafasına takmış olduğu günleri, her şeyi kusursuz yapmak uğruna her şeyi kendisi yaparak vakit kaybedenleri, hep daha fazlasının peşinde kendini helâk edenleri, sarılmamış olanları, -mış gibi yapanları anlayamıyorum. Ben öyle bir gün geçirdiysem kendimden özür diliyorum. Ki; gene tekrarının olmadığını bile bile, bittiğini bile bile. Ve sanırım gerçekten yaşamımızdaki hemen hemen tüm problemlerin iki sebebi var. İlki; 
düşünmeden hareket etmemiz. Diğeri ise; eyleme geçmeden düşünüp durmamız. Duranlara sakın takılmayın. Yanlarında durmayın. Onları durakta bırakıp, baktıkları trenlere binip yolculuğa devam edin. Ne bileyim bilmediğiniz, merak ettiğiniz bir şey mi var; araştırmak için saatler harcayın. Karnınız mı acıktı; üşenmeyin yalnızca kendiniz için bir sandviç hazırlayın. Uzun zamandır aklınızda olan filmi izleyin. Telefonunuzu kapatın. İşi asın, bir gün de olsa gitmeyin. Görmek istediğiniz biri mi var; atlayıp gidin yanına. Canınız istemiyor mu; konuşmayın. İmkan varsa uzun zamandır ertelediğiniz seyahat için bilet alın. Imkan yoksa o seyahatle ilgili hayal kurmak için zaman ayırın. İnanın dünya durmaz! Hayat bize verilmiş en güzel hediye. Takmayın. Taktırmayın. Çığlık atın. Derin nefes alın.

Geceler iyi olsun.

Sabahınız aydınlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

özlem’e

Screen Shot 2015-08-20 at 3.24.35 PM

Herkesi kıskandıran sevgim

Kıskanılmasından korktuğum sevdiğim

Sırlarımın, korku, zaaflarımın üzerinde örtü

Sırtımda taşımaya gönüllü olduğum

Sırtında taşımaya gönüllüm

Gözündeki bakışa dağlar aşacağım

Gözümdeki bakışa dünyaları yakanım

Üzeni üzenim olan

Mutlu edeni sevdiğim olan

Kol kanadım

Evladı evladım

Evladım evladı olanım

Doğduğu andan itibaren tanığım

Ana, baba, kardeşimin ortağı

Kardeş payım

Şükrüme şükrü

Duama duası olanım

Gün doğumum

Öğretenim

Ağlatan, güldürenim

‘ Siktir et ‘ diyenim

‘ Hayat bir gün o da bugün ‘ unutturmayanım

Doğduğun günün yıldönümü kutlu olsun

Yeni yaşın aşkla olsun

Sağlık, huzur dolsun

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 29 Ağustos 2015 in DENEMELER & RÜYALAR, GENEL

 

Etiketler: , , , , , ,

sıkı sıkı

Screen Shot 2015-06-28 at 11.45.20 PM

Merhaba

Nasıl gidiyor? Ne mi; bulutlu yaz tatili günleri, çoluklu çocuklu bağırış çağırışlı günler, oruçlu günler… Araya sığışan yağmurlu günleri de atlamayayım. Kandırık bir yaz.

Durun unutmadan yazayım da üzerimde kalmasın; Oğuz az önce çıktı odamdan. ‘Ne yapacaksın?’ sorusuna ‘Yazmaca, okumaca’ yanıtını alınca ‘Eğer yazarsan herkese selam yazarsın.’ dedi. Selamı var.

Velet geçen hafta kamptaydı. Anam uğurlamak ayrı zor, beklemek ayrı zor. Hasretle kucaklamanın sabrı, özlemle geçen günlerde verilen sözlerin hükmü birkaç saat sürmüş olsa da bugünümüze şükürler olsun. Valizinin açılıp kirlilerinin ayıklanması süresi henüz bitmişti ki;

‘Oluuuum tamam oğlum.’

‘Ne halin varsa gör oğlum.’

‘Yeter lan, anne deme!’

‘Valla bak iyice doyur karnını akşama kadar yemek memek hazırlayamam bir daha!’

Ve benzeri cümleler sıralanmaya başlanmıştı bile. Bu sabah kendimi ‘Anneee???’ seslenmesi karşısında ‘Ne varrrrrrr!’ diye böğürürken yakaladım. Utanmadım. İyi ki utanmamışım çünkü vazgeçmedi ve bu defa pusula yazıp tutuşturdu elime: ‘Bakkala gidebilir miyim? Evet diyorsan ‘Evet’ kutucuğunu, hayır diyorsan ‘Hayır’ kutucuğunu işaretlersin.’ Tebessümle sustum.

Ney miş; hayat iki seçenekli bir sınav mış! Evet – Hayır, Git – Gitme, Sev – Sevme, Söyle – Söyleme, Yalanlar – Gerçekler… hep sınav, hep sınav. Bir de hep bir koşturmaca. Yapacak bir şeyinin kalmayacağı, koşturmak isteyip koşturamayacağın günlere doğru bir koşturmaca. Benek adlı arkadaşımın deyimiyle ‘İç organlarım bile yoruldu.’. Ulan uyumak bile fayda etmiyor diyeceğim, diyemiyorum. Biraz fazla uyuyacağım diye aklım çıkıyor. Ne gün doğumunu ne de kararmış günü kaçırmak istemiyorum. Geride bıraktığımız Cumartesi’de o günlerden biriydi. Uykuya geçişimin üzerinden üç saat geçmişti ki 05.00’de Özlem’in kalk mesajıyla uyanıp güneşi karşılamak için bir termos kahveyle sahile gittik. Mucizeye tanıklık edercesine dualar, şükürler, şarkılarla karşıladık günü. İlk defa gün doğumu seansımıza katılan kızım Elif; şaşkın. Eve döndükten bir saat sonra hazırlamış olduğumuz piknik sepetiyle tekrar indik sahildeki parka. Özetle; ‘deli sikmiş gibi ne dolanıp duruyorsun’ derler ya, aha o misal. Nereye gitsek erkenci esnafla bir tanış durumumuzun olma sebebi hep bunlar. Duraktaki şöförler, kaldırımlardaki simitçiler, parklardaki temizlik görevlileri, çevrede büfe varsa çaycıları. Allahtan arabaların dile gelme ihtimali yok, ‘Oturun kıçınızın üzerine.’ diye saydırırdı.

Görüşmediğimiz süre zarfında benden havadisler hemen hemen bu kadar. Bunların yanında çok güzel şeyler okudum. Yeni şeyler öğrendim. Du bakayım; biriyle tanıştım mı? Yok o mecrada bir yenilik yok. Tanıdıklarımın bir çoğu da tatildeler.

Aaa durun durun bak öğrendiğim şeyler arasında en sevdiğim hangisi:

Kavuk: Osmanlılar için “kefeni başında gezer” sözüne yol açmış başlık türüy müş. Sebebi ise kavuk denilen başlığın upuzun bir kumaşın çevrilerek üstüste toplanmış olması, açıldığında içindeki kumaş kişinin kefenini oluşturması ve sıksık ölümü hatırlayıp ona göre karar vermelerini sağlamak mış. Öldükleri zamanda direk başlarındaki kefenle gömülürler miş. Birer kavuk edinsek mi. Bak o, tarzım senin tarzını döver yarışması vardı ya programdaki jüri modernize edip taksalardı birer tane kavuk, sokaklar kavukludan geçilmezdi, net. Aman neyse herkesin kavuğu kendine. İster başa ister kıça takılsın.

Bir de; bu öğleden sonra izlemiş olduğumuz filmi önerebilirim; Hayatımın Şarkısı. ( http://www.beyazperde.com/filmler/film-214860/ ) Özellikle ergen çocuğu olanlara öneriyorum. Biz ailece izleyip çok beğendik. E biraz ağladık ama dedim ya ‘Güzel bir aile filmi’. Ailenizle paylaşın.

Tüm bunlar yaşanırken ailemize mutluluktan ağlatacak kadar güzel bir sağlık haberi geldi. Adı Damla olan ufacık bir kız çocuğuyla ilgili, kuzenimin kızı. ‘Bu dünya dualarla dönüyor’ un kanıtıydı bir kez daha yaşadığımız. Şükürle paylaştık. Şükrümüzü dualarımızla dağıttık. Her nerede şifa bekleyen, sabır dileyen varsa gidip açılan ellere, gönüllerine konsun diye havaya üfledik. Amin.

Ben şimdi sahurda yenecekleri hazırlamalı ve ufaktan ufaktan kaçmalıyım. Sözüm var vücuduma. ‘Dinlendireceğim seni’ diye söz verdim kendisine. Sözümü tutmazsam bir daha güvenmez bana.

Kendinize mukayyet olun. Nefsinizi sıkı sıkı, sımsıkı tutun. Öperim.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 28 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: