RSS

Etiket arşivi: aile

Kızkardeşime

En güzel sana yazıyorum ben. En güzel senin yanında ağlıyor, sana gülüyorum. En çok senin derdini dert edinip, sana konuşuyorum. Gene en çok sana kızıp en derin sana alınıyorum ben. Her şeyimin çoğu sana, çoğu sensin. Çocukluğum, ergenliğim, büyüyüşümdesin.

Susmak isteyip, konuşasım gittiğinde uçak moduna almayı senden öğrendim. Günler gelip hep uçuşta kalabilmeyi de… Dilek dilemeyi, dileklerime inanmayı, kabul ya da terk edebilmeyi de senden öğrendim. O umursamazlığının zirvelerine seninle beraber çıkmama izin verişlerin. Hele hele şimdilerde geçmişim olan, geçmişte kalan on ay! Ah Özlem, nasıl kazıdın yerden beni. Nasıl kazıdınız! Sıfır yargılama! Her yapılanın sebepli, her başa gelenin öğretici olduğunun kanıtıydı hepsi. ‘’Canın nasıl istiyorsa,’’ larının sihrindeydi her şey. 

 Önder’le kardeş payım, ana babamdan ortakçım Özlem. İyi ki doğmuşsun.

 Yoldaşım, çocuklarımın anayarısı, dertdaşım, sırdaşım, akıldaşım. Bak hele bu akıldaşlığını hayal bile edemezdim ama olmaz diye bir şey yok şu hayatta. Onun bile kanıtlayıcısı oldun bana. Karar, sonuç, yol her ne nasıl olursa yan yana, ard sıra durmayı ilk seninle yaşadık. Tıpkı gerçek dostlar gibi. Şükür hayatımızda artık buna inanan, bu uğurda yaşayan dost, evlatlar varlar. Yol yaptık kendimize, el ele yürüyoruz. Yolu yolumuza denk olanlarla inşallah.

 Önder’le kardeş payım, ana babamdan ortakçım Özlem. İyi ki doğmuşsun.

 Mucizelerin peşinde biliyorum, maşallah. Dürüstlüğün sayesinde korunuyorsun inanıyorum, amin. Dilediğin kadar zayıf olacaksın, gülüyorum. Gün gelecek kırılmayan güneş gözlüğü yapacaklar, araştırıyorum. Durmaksızın evinden eşya ayıklamaktan vazgeçmezsen dızlak kalacaksın, korkuyorum. Hayalindeki bahçede huzurla oturacağız, hayrına diliyorum. Kurabiyenin tarifini gün gelip ezberleyebilmeni temenni ediyorum, her seferinde aradığının farkında değilsin. Senin için son yaptığım kadayıfı beğenmemiş gibi yapıp dalga geçsen de sevdiğini biliyorum. Birbirimizi güvenli mesafede, gözönünde, kalp üstünde, dua içinde tutmak dileğim, daima.

 Yeni yaşın kutlu olsun kızkardeşim. Hepberaber sağlık huzurla olsun.

Melekler korusun.

Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 29 Ağustos 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ceviz ağacı

Saat 07:00

Kayınvalide, kayınpeder, iki oğul, üç torunlarıyla birlikte, Erzincan’ın Ayranpınar köyündeyiz. Torunlarından Defne’nin;

-Özgür Abla, camiden geldi babamlar, kahvaltıyı bekliyorlar, fısıltısıyla uyandım.

Çişimi yapmaya fırsat bulamadan mutfakta, kayınvalidemin yanındayım.

-Günaydın, Zennure anne. Kahvaltıdan sonra tekrar yatacak mıyız?

Gülüyor. Hazırlanan kahvaltılıklar kamilayaya taşındılar. Akşamdan bir haftadır görüşmediğimiz Oğuz’un

-Anne çok özledim sabah krep pişirir misin, isteği üzerine krep pişirdim. Horoz sesleri, ortakçımız kediler, sokaktan geçen çoğu akrabaları olanların el kaldırmak suretiyle selamları kabul edildi. Sonra yatakların, mutfağın toparlanması, balkonun yıkanması, çocuklara bağır çağırış derken duşumu aldım ve kahvemle birlikte ceviz ağacının gölgesine sığındım. Ceviz ağacının kaç yıllık olduğunu bilmiyorum ama neredeyse tüm bahçeyi kaplayacak gölgesi, benim kucaklamamla kavrayamayacağım genişlikte gövdesi var. Tam sığınılacak bir ağaç…

Bayram sabahı! Yüklenen onca anlam barındıran bayram sabahlarında hissettiğim hep burukluk oluyor nedense. Nerede olursam olayım hep hüzünlü…

Yalnız uyananlar, haber bekleyenler, haber alamayanlar, suskunlar, mezarlıkta el açanlar, yas tutanlar… Hepsiyle paylaşıyorum ben bayram sabahlarını. Ki; evlat acısının yaşandığı bir ev biliyorum bu sabah, daha bilmediğim nicelerinin yanında. Sabır…

Çocukluğumda Barış Manço’nun ‘Bugün bayram erken kalkın çocuklar’ şarkısı vardı. Büyüdüm ‘Bayram gelmiş neyime’ türküsü var içimde.

Hiçbir şeye fazla anlam yüklememek en iyisi galiba. Gün işte!

Evrende gezinen bunca yakarış, isyan, anlayamayış, anlatamayış, kesilen suçsuz ağaçların vebali varken; iyi gün dileği gibi iyi bayramlar dileyip geçmek kâfi bana. Çocuk heyecanını kaybetmeden yaşayanlar derin nefes dualarla üfürsünler lütfen ki; gelip benim gibileri de bulsun coşkuları, paylaşalım.

İçimde kalan iyi dilek, duamlarımın tümünü saldım ben bu sabah ilk soluğumla. Amin.

İyi bayraklar diliyorum.

Bu arada:

Kedilerle koşuşturan çocuklar, kurbandan dönenlerin telaşları, kahve içmeyecek miyiz sesleri arasında ve ufak telefon ekranından bu kadarı oldu. Paylaşımda hata kusur olduysa telafisi de olacaktır, biline.Kontrol edecek yerim dar, kaçıyorum.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Ağustos 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

olduğu gibi

 

İnsan sevdiği şeyi hep gözünün önünde tutunca, gözünü ayırmadan yalnızca ona baktığında ne kadar severse sevsin bir, bazen birçok kusur batıyor gözüne o sevdiği şeyde.
Arkamdaki duvarda asılı gördükleriniz, görmediğiniz bazı diğer odalarımızın duvarlarında asılı sevdiğim şeylerimde benim gördüklerim gibi… Ki; bunlar ilk resimlerim. Yanlış atılmış ufacık bir fırça darbesiyle kalın gözüken kol, ne bileyim işte ters düşen bir gölge, hatalı boyutlandırma falan.
Aylardır karşılarındaki koltuğa oturduğum her seferde gözüme çarpan hatalarımı düzeltip düzeltmemek arasındaydım. Taa ki bu fotoğrafın çekildiği güne kadar! Ama gelin görün ki; elime fırçayı aldığım o gün ve bu fotoğrafın çekildiği o an vazgeçtim hatalarımı düzeltmekten.
Oğlumun onlara hiçbir bakışında, evimize gelen her arkadaşına ilk tablolarımı gösterişinde hatalarımı gördüğüne hiç tanık olmadım çünkü ben. Ve farkettim ki; O sevgiyle bakıyor onlara, “annem yaptı hepsini” diyerek tanıtıyor arkadaşlarına.
Benim bakışımın açısı, bakışım yanlış olmalı dedim kendi kendime elimde fırçayla karşılarında dururken tablolarımın.
İşte o gün artık tamamen benim oldular. Ve o zaman yaptığım hatalarla beraber benimler. Öylece sevdim, seviyor, sevmeye devam edeceğim onları. Oldukları gibi…
Baktığım şeyi güzel görmek de bana ait, öylece sevmek de. Hatta yanlarına oğlumun yaptığı bir tanesini de astık, olduğu gibi.
Nasıl bu kadar anlam yükleyip rahatlayasım geldi onu hiç anlayamadım.
Ama bu da böylece günce oluverdi işte.

Olduğu gibi!

Sevgiyle…

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Şubat 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

bizde ancak domates

( Allah kimseyi domatesle terbiye etmesin! )

Miskin bir Pazar gününün daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bitti. İlk dileğim denizi görmekti bu sabah. Şöyle mavi bir kahvaltı. Şükür, kalktık gittik. Hem de en sevdiğim yerlerden birine, Baylan Bebek. Cumartesi gecesinden sonra ne iyi gelir bilememiştim, iyi geldi. Galiba. Of çok soru kaldırabilecek gibi değilim şimdi, kendim kendime soruyor olsam bile kaldıramam. Pek de iyi gelmiş gibi değil mi ne? Neyse işte kahvaltıyı bitirip sahil şeridine kalabalık basmadan kaçıp önce oğlanın sömestr tatilinde bir hafta gideceği aşçılık kursuna kaydını yaptırdık ardından eve sığındık. Tabii ben derhal pijamalarımın güvenli sıcaklığına bürünüp önce güneşli balkona daha sonra salona yayıldım. Öğle saatlerinden itibarense Netflix’de aşklı, ayrılık acılı, ayrılma, barışma, affetme, affetmemeli, arkadaşlar ve kadının gücü adına ne varsa izledik.

Allahtan buzdolabında zeytinyağlı enginar vardı. Acıkma molasında; üzerindeki jelatini salondaki orta sehbanın üzerinde açılmak, yanına siyah zeytin ve ekmek koymak suretiyle yendi. Böylece bir öğle yemeği geçiştirmesi yapıldı.

Ve Pazar klasiği maçlarla beraber şu saatte herkes kendi alanına çekilmiş bulunmakta. Artık futbol, basketbol, bilardo, tenis hangisinin müsabakaları var, bilmiyorum. Merak mı? Hiç merak etmiyorum vallahi.

Izlediğim son filmde beğendiğim parçanın bulunduğu albümü açtım spotify’den, bangır bangır. Az önce dayanamayıp kalkıp dans etmeye başlayan annesini görünce Ouz ‘’ Anne çıldırdıııı! ‘’ diyerek ve karşımda dans ederek uğraştı benimle. Iyiyim böyle. Dur dur gelip baktı şimdi ne dinliyorum diye. Ve hâlâ dans ediyor. O’da beğendi galiba.

Ayyy bunlar aşina ev halleri işte… Asıl gelelim filmlere. Maddeler halinde kısaca paylaşayım öğrendiklerimi, işine yarayacak olanlarımız vardır belki. Gülmeyin be! Hepsini gerçekten tek tek not aldım izlerken. Ya aşk acısı yaşayıp yerlerde sürünenlerimiz var ve kimse onlara geçeceğini söylemediyse? Toplumsal bir hizmette bulunuyoruz buradan.

1) Sevgili terkine uğrayan kadınlar beş evrede yaşıyorlar ayrılık acısını:

Öfke

İnkar

Pazarlık

Daha sonra pazarlığı kazanılamayınca Depresyon

Ve en son Kabullenme aşaması.

Ki bu süreci kimi uzun ve zor, kimi daha kısa ve rahat geçirir.

2) Dünyadaki her şeyin suçlusu erkeklerdir. Bulut geçse bile sorumlusu erkeklerdir.

3) Erkeklerin duyguları yoktur.

4) Söz konusu aşk olunca kadınlar birer aptaldır.

5) Acısı adım adım geçecek. Birinin onu size sorduğu ve ne diyeceğinizi bilemediğiniz günlerde geçmeye başlamış demektir.

6) Hergün iyi olmaya biraz daha yaklaşıyorsunuz.

7) Ayrılığın ardından onunla karşılaştınız diyelim; alkol almayın, umursamaz davranın, bir şey bulamadınız mı çikolata yiyin.

8) Erkekler yalancıdır. Ağızlarıyla kuş değil aslan getirseler bile güvenmeyin.

9) Erkekler ayrı geçirilen sürede her şeyin bıraktıkları gibi kaldığına inanır, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünürler.

10) Masallar yalan ve yalnızca dalga geçmek içindir.

11) Kendi beyaz atlı prensimiz olmalıyız! Çünkü kendine saygısı olan bir prenses herkesi kurtarabilir.

12) Aşk acısı kız arkadaşlar arasında pay edilerek atlatılır.

Yazdıklarıma inanmayan, aldığım notları yeterli bulmayanlar için kanıt dizinin adı; ‘’ The Hook Up Plan ‘’. Filmin adı; ‘’ How To Get Over a Breakup ‘’.

Benden bu kadar valla. Gerisi aşkı ya da aşk acısı olanlara kalmış. Ben gelmişim kaç yaşıma ne anlarım aşktan meşkten. Bizde ancak domates… Şimdi bir duş yapıp heyecanla, Cuma akşamı, nihayetinde elime geçebilen yeni kitabımı okumaya başladımmı benden kralı yok.

Sömestr annesi daha doğrusu sömestr gazisi annelere selam olsun. Can sıkıntısı normal bir şeydir ve o can yalnızca çocukken sıkılır, unutmayalım unutturmayalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Not: Görsel Yiğit Özgür’ün “Hunililer”inin sergilendiği tiyatro oyununun afişidir. 

 

 

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 20 Ocak 2019 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

sır

 

Birkaç hafta oldu gene annemi aradığım rutin sabahlardan biri:

‘’ Vilo dayanamayacak ve sana bir şey söyleyeceğim. Yemin ver kimseye söylemeyeceksin.’’ dedim. Yemin versin, söylemekten korksun diye de:

‘’Bak sonra nazar mazar değer olmaz.’’ diye de ekledim.

Ve dayanamadığım güce dayanmaktan tamamen vazgeçerek söyledim. Aman çok gizli bir şey de değil aslında Özlem (kardeşim ) hakkındaydı. Ertesi günün sabahı gene hal hatır için aradım Vilo’yu, konuştuk. Tam telefonu kapatacağım;

‘’ Özlem dayanamadı aradı gece, söyledi.’’ dedi.

‘’ Peki sen ne dedin. Bilmiyor muş gibi yaptın değil mi?’’ diye sormama daha fırsat bulamadan:

‘’ Biliyorum Özgür söyledi dedim.’’ dedi.

İşte bizim aile değil sülale boyu sır saklama potansiyelimizin sınırı bu kadardır. Üçgen dersin birkaç saat sonra olur sana piramit. Gerçi aramızda en ketum annemdir, nuh deyip peygamber demeyen cinsinden. Beş teyze, bir yenge olunca ise sır saklama yerimiz geniş aslına bakarsanız. Bugüne kadar asla bir zararını görmedik bu piramit boyutlu ağımızın o ise ayrı. Bu ağdan şikayeti olan ise tek kişi var; babam. Bu ağın onun da dahil olduğu konularda tek merkezi var; babam. Yalnızca bu sebepten lakabı: mikser!

Hele beni aramış ve konuşmasına;

‘’ Kızım bak annenim haberi yok… ‘’ ya da

‘’ Annene söyleme ama …. ‘’ diyerek,

müsaitliğimi bile sormadan konuya girdiyse bilin ki ya annemle kavga etmişler barışmak istiyordur ya da kesinlikle olan her ne ise hepimizin bilmesini istiyordur.

Aslında benim sır saklama kapasitem oldukça geniştir diyeceğim ama neresinden, kime göre bakarsınız bilemeden. Bu satırları yazarken anlıyorum ki; paylaşmayı istediğim, bana söyleyeninde mutlaka haberi olarak paylaştığım sırlar hep güzel şeyler olmuş. Paylaştıkça çoğalacağına olan inancımdan… E burasından bakınca ortada sır mır da kalmış olmuyor zaten. Saadet zincir gibi bir şey.

Ama anlayamadığım, anlamlandıramadığım şeyler, cevapsız sorularım olduğunda çok susuyorum ben, sır küpü gibi. Sırlar benim, küp kendimim şeklinde. Uzuncadır da suskunum. Mecbur kalmadıkça evden çıkmıyor neredeyse kimseyi görmüyorum. Dün geçirdiğim günden sonra daha da susacak gibiyim aslında. Dün denizi gördüm haftalar sonra, hâlâ mavi. İşaret miydi? Köprülerden geçtim; sonları var. Kitap kokulu bir gündü. Beklenmedik. Plansız. Süprizli. Değişik. Yeni. Unutulmuşu hatırlatan. Gizemli. Merak uyandırıcı. Sonunu benim belirleyebileceğim. Hele ki o kitap kokusundan ayrılırken bir hediye verildi ki bana; işaret dolu. Tüm gece okudum. Ama söyleyemem. Sorularımı cevaplayabileyim; sonra paylaşırım sırrımı belki.

Gerçi sır dediğin nedir ki?

Mezara giden sırlar kime ne kazandırmış?

Tutulan sır yararlı mıdır, zararlı mıdır?

Sır tutana mı, verene mi ağırdır?

Sırrın yalnızca sana söylendiğinden emin olabilir misin?

Kaç tür sır vardır?

Bunları bilemem ama benim dün kendi kendime söylediğim sır bir yere gelecekse yalnızca benimle mezara gelecek türden galiba.

Ohooo saat kaç olmuş! Hadi yatalım artık. Yatıp uyuyabilene kadar bekleyelim. Bebekler uykuya gideceği zaman söylenen:

‘’ Uykularım senin olsun. ‘’ temennisini hep çok sevmişimdir. Bu gece ise büyükler olarak sırlarımızı değil ama uykularımızı paylaşabiliriz belki.

Uykular hepimizin olsun, rüyalar kendimizin.

Allah rahatlık versin.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ne idüğü belirsiz

Hakkını söke söke alanlar nasıl söküyorlar? Hakkın kimin olduğuna kim karar veriyor? Hak edilen her zaman hak edenin olabiliyor mu? Eğer olmazsa başkasına yar olabiliyor mu? Hak edilmeden alınanın hayrı olabiliyor mu? Peki herkes kendine göre haklıysa, ‘hak’ ortada mı kalıveriyor? Nedir yani bu hak meselesi?

Peki kaç yaşından sonra yaşlı hissediyor insan kendini? Ya da yorulmuş, yenilmiş… Kaç sevdadan sonra kalpsiz olunuyor? Ve nihayetinde kaç kelimeden sonra lâl oluyor dil? Dili lâl olanlar içlerine içlerine mi konuşuyorlar?

Ilk aşk unutulmaz, son pişmanlık dönülmez falanken nasıl oluyor bu yaşama işi?

Pirince kararınca su katılmayınca da ya lapa ya da diri kalıyor zaten.

Bunların yanında; sağ gözümün kapağında haftalardır geçmeyen ne idüğü belirsiz bir yumru, sol serçe parmağımda sızısı dinmeyen bıçak kesiği, balkon seramiklerimizin derzlerinin birinde tohumunun nereden, hangi kuş tarafından hediye edildiğini bilmediğimiz çiçeğe durmuş domates fidemiz var.

Ama en önemlisi sabahları güzel uyandırılma hakkım var benim de! Ozan Önen ‘’ Güzel uyandırılmak insan hakkıdır, yazın bir kenara. ‘’ dedikten sonra yazmıştım bir kenara hâlbuki. Hakkım yazdığım yerde duruyor, söke söke alamadım henüz. Hak sökmeyi bilemediğim, beceremediğimden olsa gerek. Sökebilmiş olsaydım her sabah ‘’ Ooozgur saat altı elli, kalk hadi! ‘’ diye uyandırılmazdım. ( Kızma Erdo ya!!! Ama aynen bu şekilde oluyor uyanışım! ) Diğer yandan şikayet ettiği şeylerden beslenen diğer insanlar gibi ben de; daha işememe fırsat bulamadan, uyanışımın üzerinden 4-5 dakika geçmemişken koridordan Ouz’un ‘’ kahvaltıda ne var anne! ’’ diye hönküren sesini duyduğumda şükrediyor ve gülümsüyorum. Gelip ” Günaydın anne ” diyerek sarılıyor. Sonra geçiyor, sabah olmuş oluyor.

Hakkım yazdığım yerde!

Yumrum göz kapağımda!

Sızım serçe parmağımda!

Kalbim mi?

Ege’de…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ekim 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

olacağı var mış


Karayollu yolculuklarımızda içinden geçtiğimiz tünellerdeki SOS telefonları bir merkeze bağlı, çalışıyorlar mı! Her görüşünde benim gibi aklından geçirenleriniz olmuştur mutlaka ki ama merakını yenip, aracı kenara çekip arayanınız oldu mu? ‘Yanlış numara oldu kardeş, kusura kalma!’ diyeniniz falan oldu mu? Peki ya acil çıkışlar gerçekten çıkıyor mu bir yerlere? Denenmiş midir acaba? Türkiye’de yaşayınca böyle (p)sikopat oluyor insan. Ya yanlışsa! Ya hatalıysa! Ya unutulduysa! Ya yanlış hesap edildiyse!

Aman be bende tutturmuşum neler diyorum. Biz de her şeyin üstünde;

Kaderde var mış.

Vardır bir hayır.

Olacağı var mış.

Her şeyin hayırlısı

lar var. Tamam hemen hepsi ve benzerleri benim de dilime yapışmış ve çoğu kez yürekten inanıp söylüyorum. Amma ve lâkin; hata – ihmal – güvenliksizlik sonucu kullanıldıkları zaman kafam uçuyor, kontrolsüz güç kullanma isteğiyle coşuyor içim.

Şükür ki yedi gün önce coşturan, coşkunlaştıran çok güzel bir şey oldu ve mutluyum: Eylül Geldi.

En sevdiğim havalar geldiler. Beni benden aldı mı bu en sevdiğim havalar? Hayır. İstesem de istemesem de ben bendeyim. Her şeye rağmen seviyorum işte. Şu koltuğa uzandığımda pencereden gelen esintinin üşütüşünü, balkonda şalsız oturamamaları, dışarıya temkinli çıkmak zorunda kalışları falan çok ama çok seviyorum. Battaniyeli, şallı, yağmurluklu baharları…

Rîyalı, menfaatli, samimiyetsiz, nankör, kıskanç, haset şeyleri de oldum olası hiç kabul edemedim ben. Hep bana hep bana olanları mesela, hep dert anlatmalı şeyleri, iyi güzel günlerde hatırlamamaları, sahte gülen, hazmedemeyenleri… Sitem ettim mi? Hayır, uzak durdum, uzağımda tuttum ve çoğunlukla da kendileri gittiler. Peki bu paragraf şimdiki zamanlı, dünlü, evvelsi günlük falan bir sitem mi? Hayır. Geniş zamanlı bir şey olmakla birlikte yazış sırasında kâfiyesi hoş geldi kulağıma da parmak uçlarıma da.

Yoksa çok büyük çoğunlukla ‘o …. yaptı’ dan ziyade ‘ben ne yaptım da böyle oldu acaba’ cılardanım. Önce kendini sorgulayıcılardan olmak için varımı yoğumu koyuyorum ortaya. Olursa oluyor, olmazsa hiç olmamış oluyor zaten. Bu zamanesel, yaşsal yorgunluklar, ilişkisel yorgunluklar, instagram yorgunluğu ( yoğunluğu ), WhatsApp yazışmalarının ne yana çekersen o yana gidişesiliği falan derken herkes kim olacağını, kim olduğunu, kim – kiminle olması gerektiğini unutmuş durumda. Seç – beğen – hoppp oldum.

Sessizlik en iyisi. En güvenli sığınak. Sen istemediğin sürece kimseler bulamaz seni sığındığın sessizliğinin içinde. Ta ki orada yalnız başına canın sıkılana kadar da izin vermeme özgürlüğün var.

Peki ya düğün fotoğrafçılığında açılan çığır? Ne paralar ödüyorlar o saçma sabuk fotoğraflar için acaba? Gelinlikle denize giren mi istersin, ağaca tırmanan, dama çıkan mı… Evlenmelerinin üzerinden yıllar geçtiği halde fotoğrafçı tutup sokak sokak, şehir şehir gezenler bile var bir albüm uğrunda. Hele ki bu kategoridekiler artık ne kadar memnun, mutlularsa evlendileri için, üzerinden yıl-yıllar geçtiği halde farklı şekillerde kayıt altına almak için düşüyorlar fotoğraf işinin peşine. Son modaya uygun çekilen fotoğraflar ne garantisi veriyor olabilir? Yıllar öncesine kadar karşılıklı saygı, güvendi uzun yıllar bir yastığa baş koymanın garantisi, demek ki bizim haberimiz olmadan bu da değişmiş. Mutlu gözükülen anlar kayıt altına alındı mı iş tamam, demek.

Offf valla kafamın almadığı şeyler bir dünya işte…

Asıl önemli siz söyleyin bakalım kışlık domatesler kavanozlandı mı, patlıcan – biber közlendi, barbunya – bezelyeler ayıklandı donduruculara kondular mı? Kırtasiye alışverişleri tamam, etiketler yazılı mı?

Herkes görevinde, yerli yerinde…

Bakın Eylül’e; yüzüstü bırakmadı bizleri bu yıl da geldi işte!

Herkese hoş gelsin

Annemin ağrısı sızısı kalmasın

Handan ve Elif Teyzelerimin bacakları iyileşsin

Her kimde varsa bir sızı, bacak olur, baş olur, kalp olur, her türlüsü dinsin

Dallardan dökülecek yapraklar gibi dökülüp gitsin, olan tüm dert tasa

Ferahlık olsun

Amin

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 07 Eylül 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: