RSS

Etiket arşivi: sevmek

ciddiyetsiz

 

Toplu olarak, topluluklar halinde yaşamaya başladığımızdan beri bizlere neyi ne kadar, nasıl, nerede, ne ölçüde yapmamızı söyleyen, kurallarla kanunlara bağlayan düzenler var ya… Yaşamsal düzen, eğitimsel düzen, kapitalist düzen, sağlıksal, toplumsal falan. Hani diyorum; bundan bu kadar ye, şu kadar konuş, yalnızca bunları konuş, evlen, her şekilde evli kal, mutlu ol, yazma, yazacaksan kontrollü yaz, yalnızca bunları oku, diğerlerini okuma, izinle gir, giremezsin, bu kadar harca, yetmedi daha fazla harca larımızı düzenleyenler. Işte tüm bunları yaparken bence karar ve zamanlamayı gene bizlere bırakmadan ‘Kış resmi olarak şu tarihte gelir. Kışlık giyisilerinizi çıkarın.’ diyerek bunu da bizim insiyatifimizden almalılar. En azından benimkini!.. Benden bunu da alsınlar da her yıl bu zamansızlığı yaşamayayım. Yoksa gelin görün ki götümün donmasına ramak kalmış ben hâlâ tintiri tintiri.

Ama ramak mamak kalsa da yetiştim ve iki gün önce tıkıştırmak suretiyle kaldırdığım yerlerinden çıkardım onları. Bugün de giydim. Ve yerleştirme sırasında gördüm ki; ben yememiş içmemiş don, sütyen ve çorap almış, durmamışım. Durduramamışım kendimi. Muhneviden kalanlarla beraber yığınca donum var mış. Artık yok! Renk renk çorap alıyor olmalıyım yıllardır, farkında bile değilmişim. Artık farkındayım! Sütyen deseniz; ölçü değişmediği halde bir insan neden bu kadar sütyen alır? Artık almayacağım. Hayır bu dünyayı bırakın götürebilseydim eğer öte dünyada da memelerim açıkta kalmazlar. Aman diyim!

Üç yıl kadar olmuştur sanırım ‘Sade’ adlı bir kitap okumuştum. Hayatın her alanında sadeleşebilmek için yol gösteren bir kitaptı. Ilişkiler, duygular, insanlar, eşyalar, bilumum konularda sadeleşmek. Yukarıda bahsi geçen üç eşya dışında hayli sadeleşmişim. Neyse ki! Kayınvalidemin deyimiyle öyle hırt hışıl dolu değilim. En sevindirici olansa giymediğim hiçbir şeyim yok gardolabımda, ayıklama falan yapmama gerek kalmıyor böylece. Birçok kereler kendimi kasalarda elimdeki ürünle kitap, yağlıboya ya da yemek arasında tercih yaparken bulmalarım boşuna değilmiş. Daha da sadeleşmek için elimden gelenin daha fazlasını yapmak zorundayım aslına bakarsanız. Bu olanlar bile fazlalar.

Geçen sabah aklımda deli sorularla uyandığım sabahlardan birindeydim gene. Düşün düşün bir halta varamadım bu defa da. Insanlığın büyük sorunsalı; neden yaşıyoruz. Yani sonunda öleceksek neden? Neden bu kadar sorun, sorumluluk, kargaşa, endişe, duygusallık, aldanış, aldatma, debelenip durmak neden. Sonunda ölüm olan bu en büyük mecburiyet neden? Hele hissetmek, çaresizce hissetmek, onlarla yaşamak. Birbirimiz sevmek, sevebilmek için sebepler bulmak, olduğumuz gibi kabul edebilmek için kâh gözümüzü yummak, kâh kulağımızı tıkayıp kafayı öte çevirmeler, neden? Başkalarını bırakın kendimizi sevebilmek için yıllar harcamak. Ha sizler harcamamış, doğuştan mükemmel insanlar olabilirsiniz ama ben rahatlıkla itiraf edebilirim, ben hayli çabaladım. Öyle boktan birisi değildim yahu ama kontrol altına alınmam, islah olmam gerekiyordu. Oldum mu? No! Az buçuk diyebilirim. Tüm bunları düşünmeyi bırakmaz, uzatırsam olduğum kadarını bile bozup tamamen sapabilirim yoldan onu da biliyorum.

Derken:

Bir arkadaşım aradı. Can kurtaran da diyebilirsiniz. Karşılıklı ‘ İti an çomağı hazırla ’ durumumuz üzerine konuyu açtığı sırada,

‘ Of! Dur be zaten sabahtan beri kafayı yardım düşünüyorum. ’ deyince

‘ Yine ne düşünüyorsun? ’ diye sordu.

‘ Hayatın anlamını arıyorum bu sabah ’

‘ Ben sana söyleyeyim o kadar düşünmene gerek yok ’

‘ Nedir?’

‘ Alışveriş şekerim. Hayatın anlamı alışveriş. Sen yanlış yerde arıyorsun, kredi kartı ekstrene bakmalısın. ’ dedi.

Dedi. Gülmeye başladık. Bende konu kapandı. Bitti yani. Cevabın ciddiyetsizliğinin, geçiştiriciliğinin içindeydi cevabım aslında

‘ Hiçbir şeyi bu kadar ciddiye almamalı. Yoksa boku yersin. ’ Daha doğrusu ciddiye alacaksan daha ciddi şeyleri almalısın ki sonunda bir eylemin olsun. Ne yani hayatı ciddiye alıp, anlamsız bulup yaşamayı mı bırakacaksın?

Zaten mutluluk bile bu kadar dayanıksız bir şeyken, tanımını bile yapamıyorken, resmini çizemiyorken daha ne yani, nedir.

Bundan daha güzel bağlayamamazlık edemezdim, ettim. Düzeltmeye kalkar, ekler çıkartırsam bir şeyler, üzerine tüy dikmiş olacağım. Özetle; iç dökmem bu kadar cık. Ciddiyetsiz ciddiyetsiz yatabilirim.

Sadeleşmek lazım.

En basitinden…

Sağlık olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 21 Kasım 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

prens prensesi sevmedi ( filiz aygündüz )

IMG_2297

Market rafından poşete, poşetten mutfak tezgahına oradan yatak odasında komidinimin üzerine ve elime… Karşımızda

‘’ Prens Prensesi Sevmedi ‘’.

Okundu, bitti.

İlk sayfada yazmış olduğuna göre: Bir iyileşme hikayesi.

Arka kapağa göre kitap: Bağlılık-bağımlılık, değersizlik-suçluluk duygusu, anlam arayışı-anlamsızlık kaygısı, sevilme arzusu-kaybetme korkusu… aşka, insana ve zaaflarına dair, herkesin kendinden bir parça bulacağı, gülümsetirken yüreğinizi de burkacak bir roman.

Bize göre:

– Ayyy hiç anlamıyorum lan, nasıl aşık oldu o adama?

– Nasıl kurtulamadı şu herifin pençesinden?

– Kıza göre değil o herif, söyledim söyledim laf dinletemedim.

– Yok anam bizi de dinlemiyor kızın kafa uçmuş, takmış adama resmen.

– Çağırdım gelmedi gene o dangalozdan haber bekliyor kesin!

– Aşk mı kaldı artık, bi geç sen bunları.

Vb. laflar eden, anlayaMAYANlardansanız,

– Yok be iyi adam,

– İyiyim ben, merak etmeyin

– İşlerini ayarlarsa arayacak mış.

– Çok tatlı be. Beraberken çok iyi vakit geçiriyoruz. Ne yaşadığımızı tam bilemiyorum ama onunla iyiyim.

– Her ilişkinin adı mı olmalı? Eğer öyleyse biz neyiz lan. Aman neyse ne ben mutluyum, vallaaa.

-Takmıyorum artık; ararsa arar, gider miyim, gitmez miyim o zaman karar veririm.

Vb. laflarla anlatamayanlar, anlaşılamayanlardansanız okuyun.

Özetle biz okuduk. Anladık. Sustuk. Sonra mı? ‘Ko götüne’ dedik tüm bağımlı, bağımsız, anlayan, anlayamayan, anlaşılan, anlaşılamayanlar için vur patlasın çal oynasın aleme aktık. Aktık dediğim Elif’in doğum günü kutlaması için arkadaşlarıyla gittiği mekana gittik. Tüm con conların takıldığı bir yer çıktı ama… Bizi bozar mı? Bozmadı! Koptuk, geldik. Hadi ben bizim hallere hiç girmeyeyim sonra toparlayamıyorum yazının götünü başını.

Biraz daha fikir edinmek isteyenler için bir iki paragraf attırıvereyim ortaya… 

 

ŞART MIDIR PRENS? Aşk falan yok demiştim kızlara ama bal gibi de ilk görüşte aşktı bu. Son görüşmenin ardından, o ilk günlerin şanından sayılan, ‘’arayacak mı, ya aramazsa’’ telaşı başladı. Bu günlerin kurbanı bir kız arkadaş hep olur malum. Benimki de Suna’ydı. Günde kırk kez, telefon, mesaj, mail marifetiyle yiyip bitiriyordum Suna’yı. Bütün hikayeyi en baştan gözden geçiriyor, Ömer’in her bir sözüne kırk tane anlam yüklüyor, bakışlarını yorumluyor, arayacağı zamanı kestirmeye çalışıyordum. Arada umudu kaybedip kesin aramayacak diye karaları bağladığım da oluyordu, arasın diye akşamları totem yaptığımda… ( sayfa 25 )

ARAR MI ACABA? Tam on yedi gün sonra aradı Ömer. Bir akşam, tam işten çıktımıştım ki çaldı telefonum. Ömer! Her şey yolunda mı? Hayat nasıl gidiyor, keyifler yerinde mi minvalindeki girizgahtan sonra sordu:

‘’Tekir teklifi hala geçerli mi?’’

Geçerli olmaz mı?! ( sayfa 1 )

DURSAM CANIM YANARDI Hep bir adım sonrasındaydı aklım. Şimdi ne yapmalıyım? Mucize falan olacağı yok; ben kendi mucizemi kendim yaratayım bari. Olmuyorsa oldurayım. Bir olsun, bak o da sevecek beni. Biliyorum, hissediyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacı var. önüme konan ‘’ilişki istemiyorum’’ gerçeğini reddediyordum. ( sayfa 55 ) Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mart 2015 in KADIN & ERKEK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ben, keyfim ve kahyası…

Screen Shot 2015-02-13 at 12.38.54 AM

‘’ Daha küllüğe yeni bastım sigaramı. Zıvanası kokuyor acı acı. Nerden aklıma geldiğini buldum Bilye Hikmet’in de. Sahi, gerçekten de, cennette de aşık olacak mıyız? Oradan da kıskanacak mıyız sevdiğimizi ölesiye, öldüresiye. Cennette olabilecek miyiz sevdiğimizle, aramıza ayrılık girmeden? Istememek olmasın orada bari, bırakıp gitmek olmasın hiç olmazsa. Gönül kapıları açık olsun, çalmadan girilsin içeri.

Kalkıp limonata doldurmalı. ‘’

( Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde… / Mahir Ünsal Eriş )

 Akşam okuduğumdan beri aklımda bu paragrafla dolanıyorum. Zaten düşünebilecek kıvama gelmem hemen hemen günün akşam saatlerine denk geliyor. Dün gece uzunca ama çok uzunca zamandan sonra ilk defa 5 saati aşkın süre uyudum tüm dengem şaştı, burnumdan geldi. Hayır sabah kalkıp sıçsınlar diye kargaları uyandırmak olmasa uyuyacağım da; yoklama alıyor insafsızlar. Allahtan imamlarla aynı saatte uyanıyor olmak yalnızlık hissimi bir nebze azaltıyor.

Sonra sırasıyla pıtır pıtır olmuşlar dökülsün herkesin nabzına göre kahvaltı derken servislerin ardından bir sessizlik. Yatağa çıkıyorum tekrar uyuyayım diye; ‘uyu kızım biraz’ diyem tarafım ‘uyuyarak ne harcayacaksın günün en güzel saatini kalk kendin için kahve yap, çay yap!’ diyen tarafımdan bir güzel dayak yiyor mu. Haydeee uyu uyuyabilirsen. Ama anacığım gecenin geçi güzel, sabahın erkeni güzel ne gelir elden, nöbetteyiz.

Nöbet demişken; baktım en son on gün önce yazmışım. Üzerinden sömestr tatili, yetmezmiş gibi kar tatili geçen annelerden biri olarak kaybolmak, mutlu olmak, çıldırmak, şükretmek ve benzeri duygular harmanı içinde çocuklarlaydım tabii. Anca anca bi kendime geliyorum. Bu günümüze şükür derken bugün günlerden Cuma, hafta sonu tatili geldi! Şükür! Ne diyeyim; sözün tükendiği noktalarda dolaştığım dönemdeyim, dilimde ‘Vardır bir hayır’ zikir gibi. Arada soracak olmuyor değilim ‘Ne zaman lan bu hayır?’ diye ama ney miş insan her şeye alışıyor muş, göte giren şemsiyeyi açmaya zorlamıyor muş. Ve gerçekten sonunda ki hayırı görünce korunduğu için şükrediyor muş.

Aman gene nerelere geldi lan konu… Güya paragraftaydım değil mi? Paragrafta da yok aşk mış, sevgi ymiş falan onları bi geçiyorum. Valla herkesin keyfi bilir, beni bağlayan bu dünya; sevdin sevdim, sevmedin siktir ettim, aşık oldun sorarım kendime, gönlüme, gönlümün kahyasına, olmadın aşağısı Kasımpaşa. Zaten sağolsunlar anam ve kızkardeşim benden önce görüp uyarıyorlar. Zamanında öyle de oldu, amin. Ama bu işin bir de cennet tarafı varsa? Bu kapıların herkese açık olmasını isteme, dileme olayı nedir? Bak diyim ben size, vasiyet olsun: olurda karşılaşırsak ( ki; cennet zor ihtimal ) benim kapıyı açık gördünüz falan aman diyim sormadan dalmayın içeriye. Söz veriyorum ben sormadan girmem kapınızdan içeri. Bir de bu dünyada tanışıp yiyiştikten sonra ne diye birbirimiz arayalım? Yeni insanlar tanıyalım, tanışalım renkli olsun, yeniden olsun. Ben buna okeyim. Gerçi orada da akıllı telefonlarla birlikte Instagram varsa kimse babasını bile tanımaz zaten, sorun yaşamayız.

Bir de Sevgililer Günü’ne okeyim. Şaşırmayın canım genelde her şeye muhalif olabilirim ama sevgi sözcükleri söylemeye, gönül hoşlama çabasına sokan özel günlere kapitalist düzenin oyunu olsa da varım. Eskiden bu özel günler konusunda bu kadar hassas değildim. fEkat insan yaş aldıkça ( yaşlanmaktan bahsetmiyorum ) hassaslaşıyor galiba. Hassas, hassasın, hassasım, hassaslar, hassassınız, hassasız.

Sevgililer gününüz kutlu olsun, mutlu olsun. Sevgiliniz olsa da olsun, olmasa da olsun. Sevgiliniz olmak istemeyen günü gelsin kapınızda köpek olsun. Hayat tek kullanımlıktır unutmayalım, unutturmayalım. Sevgiyle…

Offf amma sevgi pıtırcığı bir şey oldu lan bu şimdi, hiç bana göre değil. Olsa da kodum, olmasa da kodum deyip gelişine yaşayalım işte. Hadi ben koptum.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Şubat 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

eşek

Screen Shot 2014-11-02 at 12.38.19 AM

Eşeğe altın semer taksan da, eşek yine eşek! Ya da nasıl desem? İnsanoğlu gaza gel gel doymayan bir mahlukat! Gerçi gözünü sevdiğimin Einstein’ı patlatmış ve “Aynı hatayı iki defa tekrarlamayan insan mükemmel insandır” demiş. Bu adama göre ben mükeNmel insan değilim. Çünkü; tekrarlananların hesabı yok.

‘’ Anniş dolabımı toplayalım mı?’’ teklifi karşısında her defasında Elif elinde telefon bir yandan mesajlaşır diğer yandan bana komutlar veriyorken dolabı toplayan taraf ben oluyorsam.

‘’ Bugün hava güzel bahçediki çiçekleri seraya yerleştirelim!’’ önerisi karşısında; koca elinde puro yönergelerde bulunurken kucağında saksılar, elinde eldivenler serayı temizleyip çiçekleri taşıyan taraf ben oluyorsam. ( Ki; üzerine ‘’ Çok yorulduk ama değdi! ‘’ dedi. )

‘’ Anne, babamla yapmak istemiyorum! Ödevimi yapmama yardım eder misin?’’ ricası karşısında beyni mikilen ben oluyorsam.

‘’ Bugün pizza yapalım! ‘’ fikri sonrasında mutfakta yalnız kalıyorsam.

‘’ Haftasonlarını şehirde geçirelim. ‘’ kararı karşısında her Cuma eşyaları, çocukları yüklenip şehre yolalan ben oluyorsam.

‘’ Çocuğun öğretmeniyle görüşmeye gidelim böyle olmayacak! ‘’ lafının ardından okula giden oluyorsam.

‘’ Annemleri ne zamandır görmüyoruz! ‘’ dendiğinde yemek pişiren, evde o-şu-bu eksik olduğunda markete giden, çocuklar hasta olduğunda suçluluk hisseden, aranacak- yapılacaklar listesi yapan, çocuklarına ana, kocaya karı, anaya babaya evlat, kaynana kayınpedere gelin, dosta dost, … Ve hepsinin sonucunda vicdanı elinde dolanan ben oluyorsam Einstein’a göre mükemmel olamayan, bazılarına göre enayi, büyük çoğunluğa göre anne, bana göre mutluyum. Biraz eksik, biraz fazla ama mutlu.

Kendime yaratmış olduğum, içinde çok olduğum, bir dünya Özgür’le kavaga edip galip çıktığım, kendim olduğum, kendimi tanıdığım, az kişiyi kabul ettiğim ve çok sevdiğim dünyamda şükürle dolu, mutluyum.

Düşünce ve sözlerin dua olduğuna inancım tam. Beynimi, kalbimi, dilimi temiz tutma çabam bundan. Mutlu olmak için bir şeylerin olmasını, bitmesini beklemiyor olmam bundan. Beddua etmiyor oluşum, kendime zaman zaman küsmelerim, susmalarım hep bundan. Olduğu karar, olmadığı kader. Siktiğimin dünyasına bir daha mı geleceğiz? Kim bilir?

Sonuç olarak eşek meşek mutluysan işte! Ko ver gitsin. Eyvallah!

Bu serin anason kokulu Cumartesi akşamından herkese Merhaba!

tecrübe: Çoktan kucaklamış olduğumuz bir budalılığın eski ve nahoş bir tanış olduğunu fark etmemizi sağlayan bilgelik.

Gecenin ve sisin içinde ilerleyen biri

boğazına kadar iğrenç bir çamura battığında,

tecrübe hiç girmemiş olması gereken yolu gösterir ona. 

( Şeytanın Sözlüğü ( Ambrose BIERCE ) )

 

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Yerli yersiz, başlamak lazım

Bir yerden başlamak lazım sevmeye.
Kimi ya da neyi olduğunun hiçbir önemi yok, kendinden başlamışsan eğer.
Hayat zor, çekilmez ve aksini iddia edemeyeceğimiz kadar açık, net.
İktidarına yenik düşmüş bir ülkenin umudu kadar sağlam,
Henüz kaybedilmiş savaşın unutulmuşluğu kadar yalan.
Hayat, hayalin, kolu bacağı kırık hali.
Sevmek, alçısı ömrün, ‘ya tutarsa’ niyetine sarılan kırıklarına.
Bir yerden başlamak lazım inanmaya.
Neye ya da kime olduğunun hiçbir önemi yok, putlarını yıkmışsan şayet.
Aşk gibi, merhamet gibi, cehennemde Allah gibi…*
Yok gibi, yoksul gibi.
Hiçbir şeyi olmayan her şey gibi.
Körü körüne, bilinçsiz, aldırmadan, sorgulamadan,
İnanmadan inanmak lazım artık
Bir çift elin elinize düştüğü anın bütün dünyayı kucaklamak oluşuna!
Korkmadan ve korkutmadan açmak lazım kalbi,
Yüreğini mabet edinmişin usûllü, usûlsüz yalanlarına.
Bir yerden başlamak lazım yalnız kalmaya.
Nasıl ya da ne şekilde olduğunun bir önemi yok,
Uyumak, en büyük etkinlikse hayatında,
Bir sigara dumanına, bir içkinin yakışına kurban gidiyorsa için
ve ikinci kadeh hiç dolmuyorsa…
Bütün kemirgenlerden daha kemirgendir yalnızlık,
İçten içe, sinsice bitirir sizi,
Canınızı yakmaz, öyle eştir, eşittir size.
Bir yerden başlamak lazım gitmeye.
Nerden ya da kimden olduğunun hiçbir önemi yoksa şayet, gitmek farz olmuştur artık.
Ardınızda bıraktığınız insanlar kadar küçük bir tablo daha göremezsiniz.
Gittikçe uzaklaşırsınız, gittikçe küçülürler,
gittikçe unutursunuz, gittikçe unutulursunuz.
Gittikçe, umursamaz herifin teki olursunuz.
Bu güzel olan.
Umursamamak, hayata ve insana karşı dik durmaktır.
Yıkılmamak, yere sağlam basmaktır.
Göğsünüzden koparılıp alınan bütün değerlerin ecdadına küfretmektir.
Umursamamak, bu dünyanın size bahşettiği en mükemmel intihar biçimidir.
Ki bana ilk intiharımı sorduklarında, adını fısıldayacak olmamın sebebi de bu.
‘Başarısız bir denemeydi’ diyeceğim, ‘ama yılmadım, hâlâ azimliyim!’
Bir yerden başlamak lazım ölmeye.
Belki seve seve,
Belki de öylesine…
ATTİLA İLHAN

 
3 Yorum

Yazan: 25 Mart 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: