RSS

Etiket arşivi: ilişkiler

olacağı var mış


Karayollu yolculuklarımızda içinden geçtiğimiz tünellerdeki SOS telefonları bir merkeze bağlı, çalışıyorlar mı! Her görüşünde benim gibi aklından geçirenleriniz olmuştur mutlaka ki ama merakını yenip, aracı kenara çekip arayanınız oldu mu? ‘Yanlış numara oldu kardeş, kusura kalma!’ diyeniniz falan oldu mu? Peki ya acil çıkışlar gerçekten çıkıyor mu bir yerlere? Denenmiş midir acaba? Türkiye’de yaşayınca böyle (p)sikopat oluyor insan. Ya yanlışsa! Ya hatalıysa! Ya unutulduysa! Ya yanlış hesap edildiyse!

Aman be bende tutturmuşum neler diyorum. Biz de her şeyin üstünde;

Kaderde var mış.

Vardır bir hayır.

Olacağı var mış.

Her şeyin hayırlısı

lar var. Tamam hemen hepsi ve benzerleri benim de dilime yapışmış ve çoğu kez yürekten inanıp söylüyorum. Amma ve lâkin; hata – ihmal – güvenliksizlik sonucu kullanıldıkları zaman kafam uçuyor, kontrolsüz güç kullanma isteğiyle coşuyor içim.

Şükür ki yedi gün önce coşturan, coşkunlaştıran çok güzel bir şey oldu ve mutluyum: Eylül Geldi.

En sevdiğim havalar geldiler. Beni benden aldı mı bu en sevdiğim havalar? Hayır. İstesem de istemesem de ben bendeyim. Her şeye rağmen seviyorum işte. Şu koltuğa uzandığımda pencereden gelen esintinin üşütüşünü, balkonda şalsız oturamamaları, dışarıya temkinli çıkmak zorunda kalışları falan çok ama çok seviyorum. Battaniyeli, şallı, yağmurluklu baharları…

Rîyalı, menfaatli, samimiyetsiz, nankör, kıskanç, haset şeyleri de oldum olası hiç kabul edemedim ben. Hep bana hep bana olanları mesela, hep dert anlatmalı şeyleri, iyi güzel günlerde hatırlamamaları, sahte gülen, hazmedemeyenleri… Sitem ettim mi? Hayır, uzak durdum, uzağımda tuttum ve çoğunlukla da kendileri gittiler. Peki bu paragraf şimdiki zamanlı, dünlü, evvelsi günlük falan bir sitem mi? Hayır. Geniş zamanlı bir şey olmakla birlikte yazış sırasında kâfiyesi hoş geldi kulağıma da parmak uçlarıma da.

Yoksa çok büyük çoğunlukla ‘o …. yaptı’ dan ziyade ‘ben ne yaptım da böyle oldu acaba’ cılardanım. Önce kendini sorgulayıcılardan olmak için varımı yoğumu koyuyorum ortaya. Olursa oluyor, olmazsa hiç olmamış oluyor zaten. Bu zamanesel, yaşsal yorgunluklar, ilişkisel yorgunluklar, instagram yorgunluğu ( yoğunluğu ), WhatsApp yazışmalarının ne yana çekersen o yana gidişesiliği falan derken herkes kim olacağını, kim olduğunu, kim – kiminle olması gerektiğini unutmuş durumda. Seç – beğen – hoppp oldum.

Sessizlik en iyisi. En güvenli sığınak. Sen istemediğin sürece kimseler bulamaz seni sığındığın sessizliğinin içinde. Ta ki orada yalnız başına canın sıkılana kadar da izin vermeme özgürlüğün var.

Peki ya düğün fotoğrafçılığında açılan çığır? Ne paralar ödüyorlar o saçma sabuk fotoğraflar için acaba? Gelinlikle denize giren mi istersin, ağaca tırmanan, dama çıkan mı… Evlenmelerinin üzerinden yıllar geçtiği halde fotoğrafçı tutup sokak sokak, şehir şehir gezenler bile var bir albüm uğrunda. Hele ki bu kategoridekiler artık ne kadar memnun, mutlularsa evlendileri için, üzerinden yıl-yıllar geçtiği halde farklı şekillerde kayıt altına almak için düşüyorlar fotoğraf işinin peşine. Son modaya uygun çekilen fotoğraflar ne garantisi veriyor olabilir? Yıllar öncesine kadar karşılıklı saygı, güvendi uzun yıllar bir yastığa baş koymanın garantisi, demek ki bizim haberimiz olmadan bu da değişmiş. Mutlu gözükülen anlar kayıt altına alındı mı iş tamam, demek.

Offf valla kafamın almadığı şeyler bir dünya işte…

Asıl önemli siz söyleyin bakalım kışlık domatesler kavanozlandı mı, patlıcan – biber közlendi, barbunya – bezelyeler ayıklandı donduruculara kondular mı? Kırtasiye alışverişleri tamam, etiketler yazılı mı?

Herkes görevinde, yerli yerinde…

Bakın Eylül’e; yüzüstü bırakmadı bizleri bu yıl da geldi işte!

Herkese hoş gelsin

Annemin ağrısı sızısı kalmasın

Handan ve Elif Teyzelerimin bacakları iyileşsin

Her kimde varsa bir sızı, bacak olur, baş olur, kalp olur, her türlüsü dinsin

Dallardan dökülecek yapraklar gibi dökülüp gitsin, olan tüm dert tasa

Ferahlık olsun

Amin

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
1 Yorum

Yazan: 07 Eylül 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

bir daha olmaz

 

Koltuğun üzerinde yatan gri battaniyenin altında kalmış. İki sene öncesinin kışında annemin benim için aldığı gri battaniye. Yıkamaya kalktığımda gavur ölüsü gibi olan, yıkamaya olan niyetimden pişman ettiren. Halbukî görseniz uzaktan ve hatta dokunsanız yumuşaklığına hiç beklemezsiniz ondan o halleri. Çeker insanı kendine, dokunmadan duramazsınız. Dayanamayıp gölgesine girdiyseniz kaçışınız yoktur artık, teslim eder sizi uykuya. Boşadır direnişleriniz. Siz bilmeseniz bile o biliyordur çünkü gizlide kalan arzularınızı. Bilir o gizliden gizliye arzularınızın peşinden gitmek istediğinizi. Gideceğinizi bilir. Yola girdiğinizden emin olunca da umursamaz artık, bırakır sizi sizinle.
Yağmur mu gelecek gene acaba, gölgelendi gökyüzü. Sanki işbirliği yapıyorlar. Battaniyeliğine nasıl güveniyorsa: ‘Sen bulutlandır gerisini ben hallederim.’ demiş gibi gökyüzüne.
Üç tek sigara kalmış pakette. Gece boyu tırım tırım dolandım evde şu nankör paket için. Son sigarayı içirtmeden uyuttu beni. Bu da ıslanınca ağırlaşan, yükü insana ağır gelen battaniyenin işi olamaz herhalde.
Hale, halime bak; bir battaniye bile alt etti beni. Oyuna getirdi. İnandırdı. Kandırdı. Ya da ne çok kanasım varmış, lanet olsun. Ne için ‘bir daha olmaz’ dediysem oldu. Bu defa dememeli miyim? Kanmam bir kez daha. İnanmam yumuşaklığına, seviyor muş gibi duruşuna, kol kanat gerecek miş gibi endamına. O da diğerleri gibiy miş. Hepsi aynıy mış.
Dün sabah yürüyüşten elim boş dönseymişim dün değil belki ama şimdi üzülürmüşüm. İyi ki toplamışım çiçekleri, hemde yağmurda ıslanmayı umursamadan serominiyle, aheste aheste. İyi kilerimden bir demet vazomda. Battaniye mi? O da kıçımın altında.
Pazar keyfine gelince; ben onun ne anlama geldiğini pek bilemedim. Her seferinde: sokağa çıksam ‘pazar trafiği-yorgunluğu’ olur. Yok sokağa çıkmayıp evde otursam ‘pazar miskinliği’. Günleri keyifli hale getirenlere selam olsun.
Yalancısı da olsa mimozaların selamları var.
Battaniyetse, suskun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Mart 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

dileyen dilediği yere

 

Her şeyin önemini yitirdiği, anlamsızlaştığı zamanlar…

Her şeyin başının sağlık olduğunu hatırlatan günler…

Akıldan gideni akla getirmek için ayağa takılan taşlar…

Hiçkimse gördüğünden geri kalmasın duaları….

Davetsiz geldiği halde buyur edilmek zorunda kalınanlar…

‘Git’ denildiğinde gitmeyen, ‘Gelsin’ dediğinde bir türlü gelmeyenler…

Başlanamayan satır başları, konulamayan noktalar…

Akılda tam söylenecekken unutulanlar….

Unutulmak zorunda kalınanlar…

Bir türlü unutulmayanlar…

Yastıkta kalan baş izi gibi iz bırakanlar…

Diye mırıldanırken önce deterjan fiyatlarının uygun olduğu marketten çamaşır yumuşatıcısı, ardından pazardan sebze, sonrasında bir başka marketten kahvaltılık aldıp eve döndüm. Cüzdanımdaki parayı kontrol ettim. ‘Ulan’ dedim. ‘Bir karın doyumluğu dediğimiz şey anasının nikahı oldu!’ Bu yetmezmiş gibi; uber mi taksi mi diye tartışan insanları okudum. Hele ki metrobüslere kitaplık yapılsın önerisini de okudum mu! ( Tartışılacak dünyalar kadar şeyimiz varken bu da tartışılmayı versin. ) Ben tamamdım artık. Neye mi? O hangi taşıta binmeli, hangisi haklı diye tartışanlarla kitaplık fikrini savunanları üst üste koyup mesai saati başlangıcı ya da bitiminde metrobüse bindirmeye. Bindirip ilahi emir gibi ‘Oku’ demeye. Hem de o keşmekeşin içindeyken çok güzel bir yerde olduklarını hayal edebilmelerini sağlayan tek şey olmadan; müzük çalar ve kulaklık.

Yemişim samanlığı seyran eden aşkı meşki, komuşum yastıkta kalan ize mize… Dileyen dilediği yere itttir olup gitsin ve hatta ardına bile dönüp bakmadan. Hayatta kalıp, karın doyurup, çocuk büyütmek yeterince zor valla. Bu sebeplerce izsiz mizsiz yalnızca aşkına, keyfine, meşkine gelen varsa gelsin, bulan varsa bırakmasın. Ötesi için kimsenin mecali yok.

Şimdi bunları mırıldanıyorum işte. Her şeyi anlamsız kılan yegâne şey hastalık, açlık, çaresizlikten başka şeyler değil.

Elbirliğiyle önce dünyayı, sonra insanlığı ve birbirimizi tükettik. Tükenmişlik sendromunu birkaç yıl önce duymuştuk, şükürler olsun artık iliklerimize kadar tükenmiş sendromlardayız.

Bu kuşlar da zevkten uçmuyorlar mış!

Mecburiyetten!

Tüm bunlarla birlikte; ÖNCESİ-SONRASI fotoğraflarından gına geldi. Yakındır bir adet öncesi-sonrası fotoğrafı paylaşmam. Tahmin ediyorum planladığım gibi bir tane paylaştıktan sonra kimse kalmayacak. Olsun. Ben rahatlayacağım. Şu an bile hafif rahatladım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mart 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

13 ocak

 

 

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Zamanın hızla geçip gidiyor oluşu ya da zamanın olduğu yerde duruyor bizim onun içinden geçip gidiyor oluşumuz ya da zaman diye bir kavramın olmadığı, doğduğumuz andan itibaren ölüme yürüdüğümüz gibi düşünce, cevapsız soruların anlamsızlaştığı bir yaş dönümü arifesi gecesindeyim. Mutfakta cam kenarında duran masada, geçen yıl oturduğum aynı sandalyede, aynı fincana koymuş olduğum taze kahveyi yudumluyorum.

Içimden bakınca dış görünüşümde bir değişiklik yok muş sanıyorum. Aynada dışıma baktığımda zaten en yabancısıyım kendimin. Içsel hissedilişe gelince biteviye yaşanan, kimi – çoğu birbirinin tekrarı günlerle bir yılı daha tüketmiş olduğumun ayrımındayım. Ruhsal olaraksa; şaşkınım. Zamana, zamansızlara, olanlara, bitenlere, gelen – gidenlere karşı çok büyük çaresizlik duygusu içindeyim. Adeta ben hiçbir şey yapmıyor – yapamıyorum da hayat yaşıyor muş gibi. Önceden yazılmış bir filmin figûran oyuncusu gibiyim…

Geçen yıl  kendime yazdığım günceyi tekrar okudum az önce, değişen bir şey yok. Değişen yalnızca artık onları yazacak takatîmin olmaması. Ama şunu da biliyorum ki; böyle hissedişim yalnızca bu akşamlık, içinde bulunduğum anlık olabilir. Çünkü neredeyse her sabah hayata – hayatıma dair yeni sorularla uyanıyorum. Cevaplar mı? Işte çoğunlukla onları bulamıyor sonunda da aramaktan vazgeçiyorum.

Yazdığı bir çok güzel şeyin arasında ‘Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.’ yazmış Şükrü Erbaş. Bu cümleye tutunduğum ise çok oluyor. Kurduğum hayallerimin çoğuna inanmak istiyorum. Tam inanacakken; geçmişin hatıralarıyla geleceğin hayalleri arasında sıkışıyorum. Bir hayal kırıklığı durumu var ya; içe korku salıp eli kolu bağlayan, bağlanıyorum. ‘Sonunu düşünen kahraman olamaz.’ derler işte ben bu kadar düşüne – korka asla kahraman olamayacağım.

Amanın da amanın nasıl bir dipse düştüğüm! Kahveden mi, geceden midir, bugün yaptırdığım dip boyasından mıdır? Tüm bu düşünüp güzel kafamı yorduklarımı özetleyen en özlü söz ki; kendisi ekşi sözlükte birinin yorumladığı üzere ‘ Korkunun ecele faydası yoktur ‘ un porno versiyonudur: ‘ Kaderde varsa düzülmek, neye yarar büzülmek.’

Plan, program mış, hayal miş, musmutlu bir hayat mış, salt gerçekler, hayatın anlamıy mış falan füttürüp gitsinler. Gizemli kalan tek organımızın bile şifreleri çözüldü çözülecek, bilgisayarlar, yapay zeka insanlığın kapısına dayanan yumurta pozisyonundayken gerçekten kalıveren, kendime güzel beynimi bunlarla yormamalıyım.

Bu arada olunan yaş geçen yıllarla hesaplanıyorsa; kimine göre 43 oldum, kimine göre sonrakinden gün almaya başladım, en sevdiğim kimilerine göreyse hissettiğim yaştayım. Bak bunda bile net olamıyoruz. Fark ediyor mu? Bence, hayır. Kaç yaşında olduğumuzun engel olamadığımız bedensel, tensel değişiklikleri dışında ne anlamı olabilir ki? Zaten adına hormon denilen sıçtıklarım ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nasıl bir esaretse bu insan olma hali!..

Bu arada; yolun yarısına kaç yaşında gelmiş oluyorduk?

Of! Yoruldum. Şimdi annem olsa kendisi durmaksızın kafasında bir dünya şey düşünmüyor, geceleri erkenden uyur geceyarılamaz mış gibi; ‘ Bok var bu saatte oturmuş bunları düşünüyorsun, yat zıbar! ‘ derdi. Yatacağım.

Ama son olarak:

Bilinen, bilinmeyenlere

Bilebildik, bilemediklerime

Özellikle artık bilmek istemediklerime

Bir ağaç gölgesine

Içimizde kalan düşlere

En çok kendisine dürüst olanlara

En çok kendisini sevenlere

Merhem olanlara

Şarkılara

Şiirlere

Şifa verenlere

Maviye

Sırları saklayan denizlere

Kuşlara yuva olan gökyüzüne

Hikayeler anlatan kitaplara

Aşk acısı çekenlere

Beyaz kelebeklere

Vuslata erenlere

Dua edenlere

Zencefil ve tarçına

Arılara

Çocukluğa

Kauçuk ağacına

Yar olanlara

Anama

Babama

Kardeşlerime

Erdo’ya

Elif’e

Oğuz’a

Lilyum kokusuna

Tek sayılara

Tebessüme

Paylaşabilenlere

Bir lokma ekmeğe

Bin şükürle…

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle…

Melekler Korusun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 11 Ocak 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

kime yükseliyor bu

 

– Yeni yılda ne yapıyorsunuz?

– Valla biz bir şey yapmıyoruz, beklentim kendisinden yana; yeni yıl bir şeyler yapar diye umuyorum.

Bende ki durum bu! Bitmeye yüz tutmuş yılla da ilişkim bu şekildeydi. Beklentiyi düşük tutmuştum. Ne olduğunu tam anlayamadan geçip bitti. Yani tadı damağımda kalan bir tarafı olmadı, olamadı.

Son günlerde görüşüp konuştuğum herkeste olan yeni yıl ruhu bir bana giremedi anlayacağınız. Noel Baba’yı kıçına takan bırakmış kendini coşkunun kucağına. Bir telaş pür telaş. Bende isterdim aslında öyle coşkudan coşkuya koşayım, biraz salak avare yaşayabileyim, takmayayım takıştırmayayım, geyiğin boynuzu elimde, noel babanın şapkası kafamda falan yaşayayım. Hayır tam kıvamına girer gibi oluyorum kafama bir balyoz iniveriyor; ‘ höt kendine gel hayatın gerçekleri var, sen hâlâ Noel Baba’ya inanıyor musun! ‘ diyerekten. Bozdular içimi de, dışımı da. Sabah spora giderken görseldekiler karşıladılar beni sokakta:

-Hadi len oradan kandırıp kandırıp duruyorsun yıllardır, hediyey miş, yenilik miş, süpriz miş diye diye bacasız evlerin kapılarında bekletip durdun GH. ‘Bekletene değil bekleyene bak’ diyorsan eğer o geğikler de sana girsin.” dedim içimden.

Ama kesin benim kanda bir şey, ayarda kaçıklık var. Dün Serkant Abimle (kuzen ) yazıştık, özlediğim eski günlerimizden bahsettim. Mesajıma da ‘Gün gelecek sığınacak bir yer bulup bu sonuçsuz devinimden kaçıp gideceğim Serkant Abi. Ama sonuç hep ‘hayırlısı ve sağlık olsuna geliyor.’ diye bitirdim. Gelen cevabın sonu da ‘…birgün bende hayır ve sağlık sözüne isyan edip gideceğim hayaliyle yaşıyorum.’ la bitiyordu. Bu depresif haller kalıtsal olabilir mi?

Yanlış anlaşılsın istemem ya da nasıl anlarsanız anlayın yahu; bu ‘sağlık olsun’, ‘hayırlısı’ na inancım sonsuzdur. Ki; tecribe etmişliğimiz çoktur. Ama dönem geliyor ki insanın sabrı falan bitmiş, içi kurumuş, yapayalnız kalmış gibi hissedebiliyor. Galiba bana Noel Baba değil de Polyanna lazım. Lazım derecesi ise; Polyanna’yı yutmak. O da düzmece, uydurmaca diyenlere cevap vermeyeceğim. Çok biliyorlarsa kendileri anlatsınlar da bakalım Polyanna’nın penceresinden bakmamızı sağlayabiliyorlar mı?

Aklıma takık ne zamandır, haberlerde söyleyip duruyorlar; ekonomi yükseliştey miş. Aramızda, aranızda bilen var mı; bu ekonomi kime kime yükseliyor arkadaşım?

Canım nasıl patlıcan oturtma çekti şimdi be! Şöyle yağı dibinde… Ekmek bana bana yenilesi. Televizyon, gazeteler, sokakta ki insanlar, tanıdık tanımadık herkes sağlıklı-organik beslenmekten, yok vejeteryanlıktan, veganlıktan, azot döngüsünden bahsettikçe benim canım böyle yağlı pilavlı falan şeyler çekmeye başladı. Evrenin mucizesi zencefile ne demeli, kulaklarımızdan çıkacak neredeyse. Ota boka zencefil, zerdeçal! Organik etiketi altında satılan ürünlerin gerçekten organik olma koşullarına uyup uymadıkları bir, fiyatlarıysa apayrı konu. Bir dönem organik beslen daha sonrasında beslenecek paran kalmayacak kadar yüksek fiyatlılar. Bunlara kafayı çok tak, istediğin kadar organik beslen gene de sağlıklı-uzun ömür garantisinin olmaması ise komik mi trajik mi bilen beri gelsin. .

Hele çok yakın zamanda yaşadığımız ani ölümden sonra iyice anlamsız gelmeye başladı tüm bunlar. Şayet bu uzun ve sağlıklı yaşamanın saçma sapan inanışlara, takıntılara bağlı bir reçetesi varsa kendisi uzun yaşaması gerekenlerdendi. Ama ne oldu; vakit geldi. O vakit kime ne zaman, nerede, ne şekilde gelecek bilmiyoruz. Bu kadar yormanın, yorulmanın hiç alemi yok. Kimilerinin dediği-inandığı gibi insanoğlunu izliyor, bu debelenmemizi görüyorsa feci eğleniyordur. 

Hayatla samimiyet derecemizin; enseye şaplak göte parmak olması gerektiği kanaatindeyim. Ne zaman ne olacağı, ne yandan vuracağı falan belli olmuyor çünkü. Ulan gene yaza yaza buldum doğru yolu!

Dur hele kalkıp yeni yıl kurabiyesi pişireyim barî.

Bu arada görüşemez konuşamazsak:

Yeni yılda da her şey gönlünüzce olsun

Bitcoin mevzu netleşsin

Gönlünüzdeki hayatınızda olsun

Sağlık olsun

Sokaklara hayvan bırakmaktan vazgeçilsin

Dinleyelim

Sevelim

Imkanı olanlar sevişsin

Aşık olanlar yar dan ayrılmasın

Şifa olsun

Derman bulsun

Geçmiş olsun

Sabır dolsun

Yalnızlık paylaşılsın

Yalan söyleyenleri burunları uzasın

Çocuklar çocuk olabilsin

Hayırlısı olsun

Kelebekler uçsun

Mavi hep olsun………

 

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Aralık 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: