RSS

Aylık arşivler: Ağustos 2012

HİÇ!

Bir derviş kaymakamın odasına girmiş. Oda çok kalabalıkmış, başlamış tespih çekmeye. O sırada kaymakam girmiş odaya. Bizim derviş tespih çektiği için farketmemiş kaymakamın içeriye girdiğini. Kaymakam

‘’ Sen! ‘’ demiş. ‘’ Niçin kalkmıyorsun?  Çabuk kalk.‘’

 Derviş ayağa kalkmış ama biraz utanmış:

‘’ Kimsiniz? Tanıyamadım, affedin. ‘’ deyince kaymakam:

‘’ Kaymakam.  Hatta vali olacağım, hatta başbakan, belki de en üst mevkiye kadar yükselip cumhurbaşkanı bile olabilirim. ‘’  demiş.

Bunun üzerine derviş:

‘’ Ya sonra? ‘’ diye sormuş. Adam düşünmüş:

‘’ Bundan başka ne olabilir ki? … Hiç işte.’’

Derviş:

‘’ İşte! Ben o hiçim, onun için kalkamadım. ‘’ demiş.

Tabi bu ve bunun gibi hikayeler anlayana, anlayabilenlerimize. Hiçbir üzüm tekrar dönüp koruk olamaz. Aslında koruk kalmakta ısrar edenlerin üzüm oldum iddiası olmasa mesele de kalmayacak.

İyi hafta sonları diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Alıntı: ” Aşktan dinle ”

 

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 31 Ağustos 2012 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN KIZ KARDEŞİM

Hayatımdaki herşeyde, her anda bir parçan var.

Doğduğun andan itibaren; annemim pişirdiği yemekleri, annemin babamın sevgisini, evde yanan sobanın sıcaklığını, uzun yıllar odamızı, giyisi kitaplarımızı, yatılı okulda korkularımızı, gözyaşlarımızı paylaştık.

Sonra Vilo’nun topuklu ayakkabılarını giyip bıkıp usanmadan oynadığımız öğretmencilik oyunlarında, gözyaşlarımın hepsinde, kahkahalarımda, kavgalarımda, aşklarımda, bütün tatillerimde, okumayı öğrenişimde, ergenliğimde, anne oluşlarımda, hayatıma girenlerde, hayatımdan çıkanlarda…Kiminde bakışların, kiminde kokun, sözlerin, çığlıkların, yağmuru kıskandıran küçücük ellerin, kıvırcık saçların var.

Evin çingene çalıyor, çengi oynuyor durumda olması, doğumdan çıkışımın üzerinden henüz üç- dört gün geçmiş olması, gelecek dünya kadar misafire yemek pişirmek zorunda olmam, işe gidecek olmam, gözlerimden uyku akıyor olması gibi durumların hiç biri ”Hadi be birer kahve yapıp, keyif yapalım” demene engel olamadı, olmasın da. Sen karşımda hep; önünde kahven, elinde cigaran, kulağında telefonla kal; yeter ki gözümün önünde ol. Okuduğun kitaplardaki satırların altlarını benim için çizmeye, seni etkileyen birşey okuduğunda beni aramaya devam et. Ağlamak için, gülmek için, mutlu ya da sinirliyken farketmez, yeter ki ara, yeter ki…Giyisilerimi – ayakkabı – çantalarımı giymekle yetinmeyip alıp götürmeye devam et, yeter ki benimle ol. (Bu maddeyi fazla ciddiye alma!)

Bütün naifliğin, sevgi için yerin asla tükenmeyeceği kocaman kalbin, cesaretin, korkaklığın, şen kahkahan, alınganlığın, samimiyetin, suskun durgunluğa hızlıca geçişin, keçileri hayrete düşürecek inatçılığın, herşeyinle, seni çok seviyorum, kız kardeşim.

”Atsan atılmaz, satsan satılmaz” cinsinden kardeşlik, ”iyi günde kötü günde; ölüm bizi ayırana dek” misali  kız kardeşlik.

Seni pamuklara sarıp sarmalayasım, koruyasım var. Ruhuna iyi gelecek bütün güzellikleri doğum günü hediyesi olarak önüne seresim var. Bu satırları okurken gördüğün manzarada, okuduğun satırlarda her yerdeyim ve seni seviyorum. İyiki doğdun, iyiki varsın.

Meleklerden senin için; ailemizle geçireceğimiz, mutlu, sağlıklı nice nice yaşlar diliyorum.

Bu satırları geçen sene, gene böyle mehtaba nazır yazmıştım. Sanırım her yıl aynı yazıyla kutlayacağım doğum gününü. Çünkü, paylaşarak yaşadıklarımız zaten eksilemez. Şükür ki, üzerine güzel olan birçokları daha eklendi, eklenecek. Yeni başlangıçlar, yeni heyecanlar,  güzel günlerimiz hiç eksilmesin. Seviyorum seni.

Doğum günün kutlu olsun.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
4 Yorum

Yazan: 29 Ağustos 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

KARMAKARIŞIK

Karmakarışık bir gecenin ardından gelen aynı öyle karmakarışık bir sabah. Ne hissettiğim, ne hissetmediğimin belli olmadığı. Dilimde dualar, yüreğimde ürkek isyan duyguları, bedenimde dermansızlık…

İki gün önce mutfağımında ki masada oturmuş kahve içiyorken karşımdaydı dudaklarındaki o narin tebessümle. Biraz şaşkın, biraz korkak, biraz teslim olmuş ama en çok kırgın, yalnız. Yolcu ederken sarmalamak, sıkıca sarılmak istedim. Yapamadım. Gözyaşlarıma hakim olamıyordum çünkü. Tek yapabildiğim bileğimden en sevdiğim mavi boncuklu bilekliğimi çıkartıp bileğine takmak oldu. Gözgöze geldiğimizde anladım, biz zaten tüm diğer annelerin kendi aralarında konuştuğu sessiz dili konuşuyorduk.

Bugün ameliyat olacak.

Ben ise biraz serin, biraz ıslak, biraz güvenli ama çok karanlık gecenin içinde onu düşünüp durdum tüm gece.

Korkuyor bliyorum. Çünkü biliyorum ki, o çok hasta ama en çok da anne.

Annelerin böyle durumlarda yalnız hissediyor olmaları neden acaba? Tüm sevdiklerini korumak, koruyabilmek için uzaklaştırıyor olmamızdan mı?

Kendisini önce yaradana, sonra doktorlara teslim edecek ama ya çocukları? Önce yaradana peki ya sonra kime?

Karmakarışık bir gecenin ardından gelen aynı öyle karmakarışık bir sabah. Ne hissettiğim, ne hissetmediğimin belli olmadığı. Dilimde dualar, yüreğimde ürkek isyan duyguları, bedenimde dermansızlık…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
6 Yorum

Yazan: 28 Ağustos 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

acaba ne kadar?

 

  Bu işe bir çözüm getirilmeli. Geçen gün yaşadıklarımdan sonra Sağlık bakanlığına dilekçe yazmaya karar verdim. Konu; tahlil için örnek verirken miktarlar konusunda aydınlatılmalıyız. Broşür bastırsınlar. İşte ne bileyim ‘’ Şu tahlil için aşağıdaki resimde gösterildiği miktarda kan vermeniz yeterlidir. ‘’, ‘’ Bilmem ne tahlili için aşağıdaki resimde gösterildiği miktarda idrar örneği vermeniz yeterlidir. ‘’  Bizde bilelim ne kadar kanımız gidecek, ne kadar işeyeceğiz falan diye. Geçenlerde bir defa daha tuvalette kafayı yedim.

  ‘’ Acaba ne kadar işesem. ‘’ Ulan aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Aslında emin gibiyim çok azının yeterli olacağından da… Hayır, sonunda rezil olmak var. Ya ‘’ Yuh kadına bak haftalık işemiş.’’ derlerse. Ya da yeterli gelmeyecek miktarda ise ve ‘’ Anam mm ne kıymetliymiş, kıyamamış işemeye. ‘’ derlerse. Al sana bir yığın ‘’ derlerse.’’ daha.  Tabi birde şu sensorlu aydınlatmalar var. Onlarda başa ayrı bela. Bazı yerlerde zamanı öylesine kısıtlı tutuyorlar ki işerken kol bacak oynatayım da tekrar yansın belasına maymuna dönüyorsun. Dışarıdan Oğuz’un hemşireyle sohbetini duyunca el ayak iyice girdi birbirine. ‘’ Kabın dışına hiç bulaştırmadım, yemin ederim. Buna rağmen sabunla yıkadım ‘’ desem mi diye düşündüğümü söylemek istemiyorum ama… Yok yok demedim.

  Neyse sağ salim çıktık klinikten. Oğuz mu? Çıktığımda girişteki masaya oturtulmuş, eline tutuşturulan kalemle bir resim attırtıvermişti bile.

  Yazayım dedim. Tahmin ediyorum ki çoğunuz yaşamışsınızdır aynı şeyi. Rahat olun yani.Tıpkı umumi tuvaletlerde işerken ses çıkartmamaya özen göstermemiz gibi ortak bir şey. Aslında ne utanıyoruz ki? Tuvalete girmişsin ne yapacaksın, kanaviçe işleyecek halimiz yok.

  Ben şimdi kaçıyorum. Çok heyecanlıyım. Bu ve yarın gece için. Bu gece ki heyecanımın sahibi şu an yanımda duran, Serkant Abimin tavsiye etmiş olduğu kitap. Yarın gece için duyduğum heyecanın ise iki sahibi var. Aslında şişede durduğu gibi durmayacak olanı da sayarsak Belgin ve Özlem’le birlikte üç sahibi var.  İşte tüm bunlardan ötürü, lafı tam da sizin istediğimiz gibi fazla uzatmayacağım. Haydi, hepimize iyi hafta sonları.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
1 Yorum

Yazan: 24 Ağustos 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

1500 metre koşuldu ya …

… işte o gece yazmıştım bu satırları. Günler geldi geçti ama baktım benim içimdeki ses susmuyor. Duyduğumuz son haberlerden sonra ise o ses oldu bildiğin çığlık. Yani ” Özgür her şeye karşı! ”. İşte o gece elimde gazete, kulağımda tv de ki spikerin sesi varken aklımdan geçenler:

   ” Şimdi şu Londra’da olimpiyatlar var ya öncelikle benim hiç umurumda değil. İkincisi Yunanistan ülkede düzenlenen olimpiyat hazırlıkları için yapılan harcamalar yüzünden batmak üzereymiş o da umurumda değil. Bizimkiler önümüzdeki olimpiyatları ülkemizde yapıp daha hızlı batmak için bir taraflarını yırtıyorlar o da umurumda değil. Ki, sonrasında yaşanacak olanlar, köprü tadilatında yaşanan onca rezalete benzer AB’ye girmeye çalışıyor olma görüntümüzün daha da aşalayıcısı olacak olmasına rağmen.

  Olimpiyatlar ne zaman umurumda olurdu: Şayet ‘’ Ülkemde hala analar ağlıyor, gençler teröre kurman gidiyorken ben her yanıma siyah kurdelelr bağladım, başımın çaresine bakmaya çalışıyorum. Bu sebeplerden ötürü bu yıl düzenlenen yarışmalardan çekiliyoruz. ‘’ dense idi.

  Londra’da derece alamayan sporcularımızı eleştiriyorlar ya ona da çıldırdım. İçimde bir çığlık ‘’ Ulan onların oralara girmeye hak kazanana kadar canları burunlarına gelirken neredeydiniz? Özel beslenme programları, antrönerleri için ne kadar destek oldunuz? Onlar antreman yaparken kafalarında ‘’ Ailen ne yer, ne içer? ’’ soruları var mıydı, yok muydu?’’ diye haykırıyor. Ama yok biz de nerede? Yalnızca eleştirmek, yerden yere vurmak, yenince baştacı yenilince paspas yapmak! Kazandıklarında ise tüm başarıyı spor bakanına, başbakana maal ediyorlar o da ayrı… İşte tüm bunlar ve bunlar gibi nice şeyden dolayı umurumda değil yazılıp çizilenler.

  Umurumda olanlar ülke sınırları içinde yaşananların 24 saat yayında olmayışları. Mustafa Balbay’ın eşinin röpörtajını okudum. Neden hapishane, mahkemelerde yaşananlar bağıra çağıra yayınlanmıyor. Neden Toplum Gönüllüleri’nin ‘’ Barış Köprüsü Hakkari Dönemsel Yaz Projesi ‘’ kapsamında konuştukları, yaşayıp dönemselde olsa tanıklık ettikleri 24 saat yayınlamıyor? Şehitler için facebook’ta orada burada nefret içerikli paylaşımlar, ardından paylaşılan yemek tarifleri, vur patlasın çal oynasınlar.

  Yok abicim ağlayan analar, cenazeler yayında olsun her an, hapishane ziyaretine gittiklerinde donlarına kadar aranan bebeler yayında olsun her an, işkence sonucu evladını kaybeden analar konuşsun her an, hapse girmekten korktuğu için evladı dağa çıkanlar, suçunu bile bilmeyenlerin mahkum olduğu bir ülkede cinayet işlediği halde affolup özgürce sokakalarda gezenler konuşsun her an, içki içtiği için evi taşlananlar, başını örttüğü için yuhalananlar, başını örtmediği için otobüsten atılanlar, neredeyse tüm okullar imam hatip olduğu için mahallesinde çocuğunu yollayabileceği okul kalmayanlar, iş garantisi verdikleri için tarikatların içinde olanlar, tecavüzcüsüne mahallesinde rastlayan genç kızlar, annesini bıçaklayan babasıyla yaşayan çocuklar, yetimhanede tecavüze uğrayan ergenler konuşsun konuşsunlar da hiç unutmayalım birbirimizi, unutmayalım ki düşeriz belki birbirimizin kavgaları için sokaklara. Geçen hafta yazdıkları sebebiyle bir gazetecinin daha işine son verildi. Bir bakınca yazıp çizenlere, kim kaldı allah aşkına. Yazıp konuşulabilen yalnızca sanal alem… Orada bile kısıtlamalar, kontrol takipler saman altı durumda. Dün akşam merak ettim milletçe olimpiyatlarla uğraşırken hükümet kanalında neler oldu acaba? Kimler kimlerle görüştü?

  Ben böyle düşünürken ‘’ Yok abicim, dik durmalıyız. Bizi yıkamadınız diye kanıtlamalı her yerde yaşamaya, olmaya devam etmeliyiz. ‘’ diyenleriniz de var. Ama elden ne gelir? Ben hissettiği her şeyi dışa vuran biriyim. Asla politik olamadım ve olmayacağım. Zaten ben ve benim yerime yeterince politika yapan var. Varayım ben de politik olmayıvereyim. Bir de, yıkıldık be kardeşim gırtlağında düğümle yaşamayanınız var mı?

  En iyisi ben karşı olduklarımı, çığlık isyanlarımı alayım çekileyim kabuğuma. Hadi bana eyvallah! ”

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Ağustos 2012 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

BAŞKA BAYRAMLAR

 

‘’ Eskiden böyle miydi bayramlar?’’ söylemi, serzenişini hiç sevmem. Eskiden ne böyleydi ki bayramlar aynı kalsın. Koşturmacalarımız, zamanı yakalamaya çalışmamız, kaçıp gitmek istemelerimiz, korku endişelerimiz,  giderek yalnızlaşmamız… Hiçbir şey aynı değil ki bayramlar aynı kalsın.

Bu yıl ise daha bi farklı. Sahip olduklarımız, yaşadıklarımız için ettiğimiz şükür buruk vicdan azabıyla doluyken, yediğimiz lokmanın tokluğu acıtıyorken, kahkalarımız ülkede yaşanan acılarla ( bölgesel savaş, adaletsizlikler… ) bölünüyorken, çocuğumuzu okutabilecek okul arıyorken lanetler okuyorken, mecliste konuşulan – yapılanlara akıl sır erdiremiyorken,  daha birçok  -ken’lerle başımız dertteyken bir bayram daha yaşıyoruz. Ama biliyor musunuz benim, inadına inadına kutlayasım var, bayramlaşmak isteğim var. Hem de her türlüsü kabulüm; mail mi, mesaj mı, telefon mu, olsun abicim. Bırakmayalım birbirimizi. Bırakmayalım ki; karşılıklı taze tutalım içlerimizde kalan umudu. ‘’ Görecek güzel günler var.’’ diyelim birbirimize.     ‘’ Sakın bırakma elimi.’’ diyelim. ‘’ Ağlama, gel yaslı başını omzuma.’’ diyelim. ‘’ İsyan etmeden, küsmeden dimdik ayakta durmalıyız.’’ diyelim. Ay yıldızlı bayrağımızın sonsuza kadar dalgalanacağı göğün altında kenetlenelim.

Göreceğimiz, çocuklarımıza emanet edeceğimiz nice bayramlarımız olsun inşallah. Ağzımızda şeker tadı, yüreklerimizde huzur olsun. Tüm renklerimizle, rengârenk olalım. Kısaca Belgin’in bana yollamış olduğu mesajda yazmış olduğu gibi:

BEDENİMİZ SAĞLIKLA, RUHUMUZ HUZURLA, ETRAFIMIZ DOSTLA DOLSUN. BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 18 Ağustos 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

manikür & pedikür karaborsa

 

 Bu işte kesin bir şey var: Ben ve benim gibi birçok kadın neden bayram arifesi yuvarlanıp yuvarlanıp kapıya gelince düşüyoruz saç boyatma, manikür, pedikür yaptırma peşine? Hayır, sanırsın okullardaki tırnak, saç kontrolü gibi teftişten geçeceğiz.

  Benim dışımdaki çoğunluğu bilmiyorum fakat bugüne kadar bayram sabahına tertemiz, ojeli tırnaklarlar, fönlenmiş saçlarla girdiğim vaki değildir. Her defasında ya vakit bulamaz, ya da önemsemezdim. Bu sabah hadi dedim bari bu bayram yaptırayım. Daha doğrusu Erdo’dan utandım artık. Ellerim sanırsın çalı fasulye. Yemin ederim adamın eli ayağı daha yüzüne bakılır cinsinden. Ama ben niyetlendin ne oldu ki, pabuç pahalıymış. Anacığım manikür, pedikürcüler karaborsa… Kimi aradıysam, kapı duvar. Kaldım gene el elde, baş başta.

  İş başa düşmüş ve ben niyetine girdiysem bir şekilde hallolacak ya… Sabah kilitlersin kendini banyoya. Azar azar eklersin bir kaba bepanten, vazelin, irmiği. Karıştırıp bularsın ellere ayaklara. Oradan buldum vakti zamanında bu iş için almış olduğumu tahmin ettiğim tahta bir çubuk. Bir yandan ovarken elleri ayakları diğer yandan ittire kaktıra etleri görünmez hale getirdim. Kafada ki düşünce de ‘’ Ohhh oraya ödeyeceğim para yanıma kar kaldı.’’ Şu saat itibariyle biraz acı ve gerginlik hissi var. Var ama olsun, uzaktan bakınca çiçek gibiler. Bir gariplik de ayaklarıma oje sürerken oldu. Dergilerden birinden eşantiyon çıktıydı,  garip bir aparat ya da adı her neyse. Uzun süre parmak aralarıma yerleştirecem diye debelendim. Uzaktan öyle kolay göründüğüne bakmayın, oturup deneyin bir gün. Neyse abicim geçirdim parmaklara, sürdüm ojeyi, kurusun diye bekliyorum. Aha bir baktım parmaklarımda ki kan dolaşım hızı yavaşladı. Az kaldı parmakları kökten feda edecektim bu uğurda,  ucuz kurtardık. Eee sen kırk yılda bir, elin ayağın çalı formuna geleceği sıklıkta yaptırırsan bu işleri bünye kabul etmez işte.

  Öyle ya da böyle klasik, tüm kadınsal bayram ritüellerini yerine getirmiş bulunuyorum artık. Alnımda dip boyanın ardından kalan görünür görünmez derecede boya izim, temiz el ve ayak parmaklarım, pembeye benzer ojelerim… Fön mü? Yok, o kadar değil. Hiç sevmediğim, komik gelen bir şey o iş, bünyeye ters.

  Benim hazırlığım bu kadar. Kafa binbeşyüzken yeter de artar bile. Biz dört-beş günlüğüne köye gidiyoruz gene. İzmir’e doğru akarsa yolunuz, beklerim. Bir kahve içimlik, bir ağız tatlandırmalık uğrayın efendim.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
8 Yorum

Yazan: 16 Ağustos 2012 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: