RSS

Aylık arşivler: Haziran 2012

 

Umutla açılan ellerim umudunu yitirip kapanmış,

dualarım tükenip, Tanrı beni unutmuşken

gözlerim kapanıp, dillerim susmuşken…

Gökte gene mehtap ve bu balıkçı motorunun sesi içimdeki sesleri susturamaz,

ay ışığı yolumu aydınlatır, içimde ki karanlığa dokunamıyorken,

sen uzaklarda kalmış, ben hep sana hep sana dönüyorken…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 28 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: ,

yeni ilişkiler

İnsanı yoran bitmeyen tekrarlardır

Oysa yaşamak hiç durmadan ileriye gitmektir.

İleriye yürümek, sana yeni ilişkiler getirir.

Yeni ilişkilerse yeni düşünceler için yeni bir şans verir.

Yeni düşünceler sana daha önce yaşadıklarını bile farklı hissettirir.

HAŞİM ARIKAN ( inandığım masallar )

 
2 Yorum

Yazan: 27 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , ,

burada!

  Yoklama tamam: buradayız. Jet lag, met lag bize sökmedi biz tepetaklak olmuş olsakta buradayız, şükür. El memleketlere gittik geldik. Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun ama uzun uzun anlatacakta pek bişi yok. Tipik aile hallerimiz yaptıklarımızın, gördüklerimizin önüne geçti maşallah. Kısa kısa notlayacak olursak:
– Saat farkı pek koymadı aslında. Bizi bozan Oğuz’un jet lag olan bağırsakları oldu. İlk gece saat 3.45’de ” Günaydın anne parka gitmek için çantamı hazırladım, hadi” diyerek uyandırdı. Sonra ki günlerde hadi uyum sağladı diyeceğim bu defa bağırsakları alışamadı ve Türkiye saatiyle işlemeye devam ettiler. Hep aynı saatte tuvaletten gelen ” Anne bitti ” nidasıyla uyandım.
– Valiz hazırlığından bahsetmiştim ya çok komik kadınım vesselam. Sen tut çantaya kitap koy hem de rüyaları konu alan bir kitap. Sorun bakayım kafayı koyduğum yeri bildim mi? Hayır. Bir de okuyacak mışım.
   He valiz demişken o kadar şeyi koy içine ilaç niyetine bir tane havlu koyma. Koyma ki, havuza gittiğinde havlulara ödediğin para otursun içine…
– Tüm seyahat boyunca ama en çok uçak yolculuğu sırasında donduk. Üşümedik resmen donduk. Bu milletin kanlarının derecesi nedir ki her mekânı o kadar soğutuyorlar. Bizim millet gibi asorti talepleri de olmadığından ilk gün, şal istediğimiz bir restaurantta garsonun getirdiği beyaz masa örtülerini sarınıp yemek yemek zorunda kaldık. Sonralarında hazırlıklı olsak da hep aynı soru dilimizdeydi ” Neden bu kadar soğutuyorlar burayı? ” Anlayamadan da döndük zaten.
– Yabancı dil kısmı ayrı davaydı. Bizim adam hiççç kendini bozmadı valla, adamlarla şakır şakır Türkçe konuşup durdu, anlamıyor oluşları onların sorunuymuşçasına. Hani insan bağırınca karşısında ki anlayacak falan zanneder ya bizimkin de o da yok, yurdum insanıyla konuşur gibi rahattı. Karşımıza ettiği küfürleri anlayan biri çıkacak diye tırsmam boşunaymış, neredeyse hiç Türk görmedik.
  Beni sorarsanız anne olarak dilimde hep aynı nakarat; ” Tamam annecim.”, ” Bekle gidiyoruz ( geliyoruz, alıyoruz).”, ” Tuvalet nerede acaba?”, ” Sabırlı olun biraz.”, ” Yürüsene oğlum, kalksana oğlum, elleme oğlum.”, ” Çantaya koydum, dikkatli bak.”…
– Yemekler mi? Fast-foodun kötüsü olur muş. Olurmuş hem de mide bulandıracak kadar kötüsü. Bir kere onun da yedik evvel Allah. Sonrasında ise çocuklu gidilen tatillerin malumu makarna, pizzaya talim ettik. Eee sen gittikleri el memleketlerinde Türk lokantası arayanlara laf eder misin? Al sana!
– Sigara? O konuyu hiç sormayın. ” Eve gelir gelmez hiçbir şeye dokunmadan ilk olarak bir kahve pişirdim, balkona çıktım, sigarayı tellendirdim.” demem sanırım yeterli olur arada derede, izbe köşelerde sigara içmekten ( içememekten ) ne hale geldiğimi anlatmak için.
– Trafik desen, Erdo İstanbul’da orada kullandığı gibi iki gün araba kullansın yeminnen dayak yer. ” Hadi ağam ne bekleyip duruyosun öncelik kimdeymiş falan. Bas geç!” diye döverler adamı.
Read the rest of this entry »

 
6 Yorum

Yazan: 25 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

Siz bu satırları okurken …

” Siz bu satırları okurken ben gitmiş olacağım. ”

  Hep özenmişimdir bu giriş cümlesiyle bir mektup yazmayı. Demek ” Hayal et, olsun.” dedikleri doğruymuş. Gerçekliğe dönersek; siz bu satırları okurken biz, maaile uzaklara ama çok uzaklara gitmek için yola çıkmış olacağız. Şu an evin her yerinde bir valiz, birinin içinde Oğuz… Hepsinin arasında zaten valiz olmuş kafamla bendeniz.

   Çocuklarla yolculuk konusunu döndüğümde konuşuruz ama öncesi gerçekten sancılı geçiyor. Giyileceklerin yanında yerleştirildikleri gibi geri geleceklerini bile bile konulan giyilMEyecekler, tırnak makası, törpü, ağrı kesiciler, diş fırçaları, kitaplar, cd ler, terlik ayakkabılar, sanki kalınacak yerde yokmuş gibi valizler de yerlerini alan şampuanlar, pamuk, tatilde hiç kullanmasam da aseton, fırtına kıyamet çıkar mıkarsa diye birer swett, elde taşınan pervaneler… Ayy! Yazarken yoruldum düşünün ki yerleştirirken ne haldeyim.

   Evet gelelim size bıraktığım listeye: Ben yokken sakin olun, mukayyet olun, enseyi koruyun, çocuklara iyi davranın, kürtaj olmayın, sıcağa rağmen bol bol sevişin, başkalarını memnun etmeye çalışmaktan vazgeçin, kavga etmeyin, sizi terk etmiş olanları tekrar kabul etmeyin, döndüğümde anlatmak ( yazmak ) için dedikoduları not edin… Bir de

( ELİF ÇAĞLAR ) dinleyin. Umarım size de iyi gelir. Uzun zamandır kulağımda bu ses. Mis gibi, yumuşacık, sarıp sarmalayan…

  Vedaları hiç sevmedim, sevmem, sevmeyeceğim. Aslında veda da değil, ben bir hafta buralarda olmayacağım da umurunda olan olmayanlara nedense haber vereyim dedim. Tatil değil bir ES aslında. İki çocukla esip gelmek dışında pek bir şey yapabileceğimi de sanmıyorum. Hayırlısıyla bi gelelim, adına tatil denilen seçeneği o zaman düşünürüz. Bundan sonra ki hayalim; dinlenceli bir tatil. Yetkililere duyurulur.

   Hadi hadi tamam  kaçıyorum kaçarken Şebo’nun ananesine rahmet diliyorum. Guguk Kuşu’na sınavında başarılar diliyorum. Kardeşim Özlem’e şahane bir tatil diliyorum. Belgin’lerin işinin rast gitmesini diliyorum. İş yerinde her şeyin yolunda gitmesini, bol iş olmasını diliyorum. Sonu gelmez dileklerim ve ben kaçtık.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 16 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

HERKES GİDER Mİ? 2

  Güneşli bir gündü. Ama hiçbir şeyi aydınlatmıyordu. Aydınlatamıyordu. Adliyenin önünde durmuş onu izliyordum. Kadınım gidiyor ve ben arabasının arkasından öylece bakıyordum. Frene basacak mı? Hayır. Araba gittikçe uzaklaştı ben arkasından öylece bakarken. ”Yeniden deneyelim. Geçmişte yaşadıklarımızı silip yeni bir başlangış yapalım.” diyerek inmedi arabasından. İçimde bir daha asla kapanamayacak bir yara açılıyordu adeta. Nereye gideceğimi bilmiyor, öylece yok oluvermek istiyordum orada.

   Ama hiçbir şey yok olmadı. Dönüp otoparkta ki arabama doğru yürüdüm. Anahtarı kontağa sokmak için eğilince yüreğim acıdı sanki. İçinde o kadar sıcak bir yara vardı ki, ne zaman soğuyup kabuk bağlayacağını bilmediğim. Yol boyunca gördüğüm her şey rengini yitirmiş gibiydi. Daha önce böyle bakmış mıydım onu da bilmiyorum. Ama güneş bu kadar solgun, ağaçların yeşili böyle miydi. Bu şarkı hiç bu kadar efkar sardırtmamıştı içimde bir yerlere.

   Eve geldiğimde apartmanın önünde oturdum öylece. Keşke dinleseydim Hakan’ı…”Ev dayanılmaz olur abi, yeni bir daire tutalım sana” demişti. Dinlemedim. Kapıyı açınca, kokun çarptı yüzüme. Öylece attım kendimi salondaki koltuğun üzerine. Üzerinde uyuya kaldığım için sürekli söylendiğin, her zamanki koltuk var ya onun üzerine. Bilsen ki şimdi uyumak ve bir daha uyanmamak istiyorum o koltuğun üzerinde. Seslerimizi gerçekten duymayalı bu kadar çok mu olmuştu? Birbirimizi dinlemeyeli… O halde; neden sesin kulaklarımda hala.

   Keşke diye başlayamıyorum bile. Ne kadar çok birikmiş o keşkelerden, şimdi söylesem de bir yararı dokunmayacak olan keşkeler. Sebeplerin yaratılmasında başrol oynayan adamın haline bak, şimdiden bir bakışa muhtaç halde yatıyor kadife kaplı yeşil koltuğunun üzerinde. Her yerde anılar var. Neden baharın ilk esintisine benzeyen kokunuda götürmedin giderken? Neden? Neden, gözlerin hala buradalar, içtiğin son kahvenin fincanını neden kaldırmadın? Dudaklarının tadı  hala üzerinde küllükte duran izmaritin.

  Gidişinin üzerinden geçen üç günde hiçbir şey değişmedi.

  Defalarca konuştuğumuz ayrılık gerekçelerimiz, ortak aldığımız kararlar, hepsini unutamaz mıyız? Unuturum zannettiğim, sana, bize ait hiçbir şeyi unutamıyorum. Sabahları tekrar sana uyanmak, geceleri nefesini hissederek uyumak istiyorum. Biliyorum biliyorum, gene bencilce düşünüyorum. Şimdi daha iyi anlayabiliyorum sen daha yanımdayken, ben terketmişim seni. Ama giden sen oldun. Demiştin ya ”Her erkek hayatındaki kadının balkonundan bakar hayata, kadının gördüğü manzaradır onları mutlu ya da mutsuz eden” diye. Sen gittin gideli baktığım yerden, uçsuz bucaksız çöllerden başka birşey görünmez oldu..  Yalnızlığın bu kadar korkutucu olduğunu bilmiyordum. Neden söylemedin? Bu yalnızlık, bu acıyla nasıl başa çıkılabilinir bilmiyorum. Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum.

                                                                  ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
 

Etiketler: , , , , ,

RAKI NEDEN İÇİLİR?

Başlamadan önce söyleyeyim benim sebeplerimin başında kesinlikle 100. madde geliyor. Sonra, 94 – 91 – 90 – 89 – 88 – 87 – 84 – 81 – 79 – 77 – 72 – 69 – 68 – 64 – 62 – 60 – 59 –  56 – 54 – 50 – 48 – 47 – ….. – 35 – 33 – …… – 29 – 26 – ….. – …… – 9 – 4 – 2 – 1 ve anlaşılacağı üzere yine 100. madde.

Ekte ki foto geçen Pazar gününden. O gün gene çok sebebimiz vardı ya neyse.

Şimdi ” Bu yazı hafta ortasında konulur mu?” diyenleriniz, burnuna anında anason kokusu gelenleriniz olacaktır. Ama ağır olmak lazım, hazırlanmak lazım, başka sebepler bulmak lazım … sabırsızlanmak lazım.

Beklemeyi gerektirecek başka bir şey ise ” Para ”. Uygulanan bu vergiler sonucu rakının raflarda ki satış fiyatını düşününce doğru değil mi? Cebine bak, hesapla, oradan alıp öbür tarafa koy, ne yap ne et gene de al falan derken alın size rakılamak için başka bir sebep daha: Vergiler.

Hadi ben şimdi kardeşimle kahvaltı etmek için bahçeye çıkıyorum. Akşama ilk kadeh ” kardeşliğin ” şerefine olsun, günümüz şahane olsun.

İşte ” Rakı Neden İçilir? ”

1. Can bu, çeker.

2. Uzaklardan bir dost gelir.

3. Mesai uzar.

4. Aşıksındır.

5. Rakısız memlekete gideceksindir.

6. Terfi etmişsindir.

7. Kerahet vakti gelmiştir.

8. Uğurlayacak birileri vardır.

9. Bünyenin “reset” lenmeye ihtiyacı … vardır.

10. Günlerden pazartesidir.

11. Bir hayalin gerçek olmuştur.

12. Ortamda herkes rakı içmektedir.

13. O gün, doğum günündür.

14. Cemreler düşmüştür.

15. Abin gelmiştir.

16. Canın eve gitmek istemez.

17. Bira hamallıktır.

18. İçin kıpır kıpır, deniz kıpırtısızdır.

19. Yabancı arkadaşların gelmiştir.

20. Günlerden salıdır.

21. Akşam ne pişireceğini bilmemektesindir.

22. Evlenmişsindir.

23. Bir karar vermen gerekiyordur.

24. İstifa etmişsindir.

25. Rüyana çilingir sofrası girmiştir. Read the rest of this entry »

 
3 Yorum

Yazan: 13 Haziran 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

hadi hadi kalkın!

 

Sallanıp, silkelenelim, bir melodi takalım dilimize kulağımıza, bir buse alalım bize güzel bakan birinden… Elimizden geleni ardımıza koymayalım anlar, günler, haftalar, aylardan, yıllardan, hayattan kopartabildiğimizi kopartmak için. Hadi kalkın artık!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
9 Yorum

Yazan: 11 Haziran 2012 in DİNLEDİM, GÜNLÜK

 

Etiketler: , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: