RSS

Aylık arşivler: Ocak 2015

müjde

Screen Shot 2015-01-23 at 12.13.59 AM

Beni de kaybettik. Geçen sabah dışarıya çıkmanın evdeki giyinme safhasındayken ben kendimi ‘’ Bu ayakkabı deri pantolonun altına uyar mı acaba?’’ sorusunu aklımdan geçirirken yakaladığım an anladım ki yoktu artık eski kadın. Kaybetmiştik. Sorunun aklımdan geçtiği tam o an, elimde ayakkabının teki kalakaldım, kal geldi. Gelen ‘kal’ın bir yanında gülme hissi diğer yanında zavallılık hissi de geldiler, şahane olduk. Tastamamdık. Bu hallere düşecek kadın mıydım ben! Güzel olur mu falan değildi çünkü sorunun aklıma düşüş şekli bildiğin (ve benim önceden bilmediğim); -uygun düşer mi, racona uyar mı, tarzı bu mudur?- şeklindeydi.

Sebebi tahmin (çoğunuzun) edeceğiniz gibi uzun zamandır televizyonda yayınlanan, ‘’ Tarzını Seveyim Yavrum Bizimlesin ‘’ ya da benzeri adı olan program.

Bahsi geçen programın yayın saati, tam bizim çocukların okuldan geldikleri, benim çocuklarla birlikte sofraya oturduğum saat. İlk günler gerçekten ve haKKetten hiç oralı olmadım. Zamanla kulak aşinalığı olmaya başladı-mış. Bunu da sokakta kulağıma çalınan ‘’Bizimlesin’’, ‘’ Tarz olmuşsun’’, ‘’ Bizimle değilsin’’ ve benzeri cümlelere yabancılık hissetmemeye başladığımda anladım. Ve anladığımda iş işten geçmişti; televizyonun karşısında geçirdiğimiz o kısacık zaman dilimi içerisinde tek merakı kudurukluk, gezegenler, yılanlar, timsahlar ve pek tabii MiceCraft olan Oğuz bile yorumcu olup çıkmıştı. Elif deseniz kızların cadolozluklarına evden çığlık, küfür kafir cevaplar vermeye… Çocuklarım bu küfürleri nereden öğreniyorlar onu da hiç bilemiyorum. Halbuki anaları kibarlık abidesi. Neyse siktir edin gitsin, büyüdüklerinde unuturlar. Ya da unutmasınlar, küfür iyi gelir, yakışacağı ağızı da bilir.

Bakın sakın yanlış anlaşılmasın! Tamam temiz giyinmek, güzel-yakışan bir şeyler giymek iyidir. Buraya kadar tamam. Ben tek derdi borsanın kaçta açılacağı, buzulların erimesini tek başıma nasıl durdurabilirim, savaşları nasıl durdurabilirim, eşitliği-adaleti nasıl sağlayabilirim olan bir kadın olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim. Ha bütün bunlar ve çokları için birey olarak elimden geleni yapıyorum, okuyor takip ediyorum tamam ama en nihayetinde yaradışsal olarak kadınsal herbir dürtüyü de taşıyorum. Hem de bazen kendimden korkacak bazen de üstün varlık olarak görecek kadar. Ama bu kadarı olmaz, olmamalı. Hele program formatında ele alınıp, yansıtıldığı şekilde asla. Yahu arz-talep, beyin yıkama, gündemden dönen dolaplardan uzak tutma, halkları uyuşturma, düşünme yetisini yitirmiş nesiller yetiştirme projeleri ama bu kadar feci mi durum, korkutucu! Altın vuruş yerine doz doz versinler bari!

Ulan şimdi yazdım ya bunları yemin ederim bir ağırlık çökmeye başladı omuzlarıma; ya gün gelir de tekrar o programa bakarken yakalarsam kendimi ekran karşısında!!! Çok utanırım lan! Bazen gerçekten çok zavallı olabileceğimi kabul etmek hafifletici olur mu acaba. O an gelir de, yakalarsam kendimi işte o zaman karar vereyim ne bok olduğuma. Şimdi akşamın bu saati, yol yorgunuyken karar veremeyeceğim. Ha karar vermek zorunda kalırsam da haber ederim size, söz.

Kendimi kaybetmiş olduğumu düşündüğüm sabaha dönersek, dönelim çünkü elimde ayakkabının tekiyle bıraktık beni… O gün ben inadım, savaşım her kimeyse eşofman giyerek çıktım sokağa. En azından kendime olanı yenmiş oldum. Dağa küsen karınca misali küstüğüm dağların çoğunlukla hiç haberleri olmadığı, benim kendi kendime küsüp, kendi kendime barışmalarım çok olduğundan kendime kendime savaşayım dedim.

Ay böyleyken böyle işte. Öper koklarım. Büyüklerin yanakları, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. İyi geceler olsun. şimdiden hayırlı cumalar. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

merhaba

image

Arkadaşlarım ve ben güne güzel bir “merhaba” yla başladık, sizinle de paylaşıp çoğaltalım istedim. Günaydın!

Ne güzeldir!

Ne güzeldir dört gözle beklediğin bir haberin gelmesi
Ağrının dinmesi
Yıllar sonra bir gün bir yerde çocukluğunda annenin senin için yaptığı kurabiyelere rastlamak
Yağmurdan sonra açan güneş
Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek
Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak
Tuttuğun takımın ezeli rakibini yenmesi
Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni denizin serinliğine bırakmak
Sabahları kızarmış ekmek kokusu ile uyanmak
Bir doktor muayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak
Bir bahçenin önünden geçerken duyduğun hanımeli kokusu
Sabah uyanıp o günün tatil olduğunu hatırlamak
“ Artık bitti” derken seni arayıvermesi
Yaşlı ana babanın hala çaldığınız kapının arkasında ya da hattın öbür ucunda olması
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları
Evinden pişmekte olan yemek kokusunun yayılması
Soğuktan titrerken eline tutuşturulan bir bardak çay
Meteliksiz bir günde çoktandır giymediğin ceketin cebinden para çıkması
Uzun sıcak bir çınar altı
Sabahtan beri ayağını vuran ayakkabıları çıkardığın an
Sudan bir sebeple küstüğün arkadaşınla barışmak
Yıkanmış ütülenmiş mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak
Bir sandalın kenarına oturarak bacaklarını denize sallandırmak
En sevdiğin yemeğin ilk lokmasını ağzına aldığın an
En Önemlisi Nefes Almak
Konuşmak
Duymak
Yürümek
Görmek
Anlamak
Ne güzeldir arkadaşlarından, sevdiklerinden, sevgiliden alacağın sıcacık bir merhaba…
Hepinize Merhaba
Can Dündar

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Ocak 2015 in GENEL

 

13 Ocak

Screen Shot 2015-01-05 at 11.47.36 PM

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.”

( Ece Temelkuran )

Oğuz doğdu ve biz bekledik, umutla…. Bekledik ki; kırkı çıksın, sakinleşsin, ağlamasın, uyuyabilelim diye. Şimdi Oğuz 8 yaşında ve biz halaaa bekliyoruz kırkı çıksın, sakinleşsin diye. Çıkmayacak olan çıkmıyor muş, öğrendik şükür.

Anasıyla kıyaslayınca bu hiçbir şey. Ben geldim neredeyse kırk yaşıma hala bekliyorum kırkım çıksın diye. Sakinleşeyim, uyuyabileyim diye. Ama ney miş; allahtan ümit kesilmez miş. Kesmeyelim.

Az önce okudum geçmiş yıllarda kendime yazmış olduğum doğumgünü yazılarını . Keşkelerden bazıları hala keşke. Olma hallerimin çoğu devam ediyor, şükürler olsun. Kıyaslayınca; durumum fena değil.

Son aylarda ergene bağlama hallerim dışında. Elif’in yorumu ‘ Bi alıngan oldun son zamanlarda, tıpkı bana benzemeye başladın. ‘ İnkar edecek halim yok! Ben bile ayak uydurmakta zorlanıyorum zaman zaman içimdeki med-cezir hallerine. Med’imde boğulup, cezir’imde soluklanıyorum. Ya da tersi? Yıllar içindeki tek kazanımım gel-git lerden kurtulmayı daha kolay beceriyor olabilmem.

. Şimdilerde alışmaya çalıştığım ise biraz yabancı bir his… Nasıl tarif edebileceğimi pek bilemiyorum; iç boşalması gibi, umursamazlık gibi, kolay kabul ediş gibi. Karşılık beklemedim, beklemiyorum yalanının içe vuruşu gibi… Tuhaf hesaplaşmalar yaşıyorum kalbimde, kendimle. Yaşanmış zamanın tecrübesiyle acısız, sızısız oluyor bu hesaplaşmalarım, sessiz sakin. ‘Içime kaçacağım ’ diye diye kaçtım galiba içime! Içi içimde, içim içimde yaşıyorum. Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

AŞK

Sevgilim sabahın erkenini seviyor,
ben geceyi ve esmerliğini onun,
o dorukları seviyor, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı,
ona bir yeşil gülümsüyor,
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl,
diyorum, seni de öyle.
O kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor,
ben göğe bakıyorum geceden,
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında,
o sabahları eğilip öpüyor denizi.

Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun,
esmerliğin gecemde, öyle kal.
“Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla” diyorsun,
yağmur bir yalıyor yüzümü,
bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım.

Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi,
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda.

Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.

Birhan Keskin

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ocak 2015 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: