RSS

Etiket arşivi: televizyon

yaşasın fazilet

 

‘Doğru insan diye bir şey yoktur, biraz yakından bakınca herkes biraz sorunludur.’

Buraya kadar tamam. Tamam da; insanlar çocuk sahibi olduktan sonra neden deliriyorlar. Zamanında ben de biraz delirmiş olabilirim, delirmiştim. Ama arabanın camına ‘’Arabada Bebek Var’’ etiketi yapıştıracak kadar değil. O kadar delirmedim. Şimdilerde bu etiketlere taktım. Camında bu etiketi taşıyan araçların yanlarına yaklaşıp özellikle içlerine bakıyorum. Nasıl olsa trafik hep duruyor bu şehirde.

Tesadüf eseridir ki; emziğini yatağında unutup sokağa çıkmışçasına perişan halde, saçları tepeden mandal tokayla tutturulmuş, ağzında sigara, kulağında cep telefonu olan bir kadın gördüm mesela aracının camında etiket var ama bebek yoktu.

Öpüşen bir çift gördüm; öpüştüklerine göre evli değillerdir diye tahmin ettim, camda etiket vardı ama arabada bebek yoktu mesela.

Kiminde bebekle birlikte çok sayıda insan vardı araçta, bebek o arabada olmak istemiyordur kesin diye şe’ettim, mesela.

Hele hele geçen gün denk geldiğim efsaneydi: camda ‘Arabada Prens Var’ etiketi yapışıktı, yaklaştım. Içeriye baktım, bebek yoktu. Bir de ne göreyim ön koltuklarda iki tane kaytan bıyıklı, beyaz gömlekli, cüssece iri adamlar oturuyorlar. Adamlardan birinin prens olduğu dönemde yapıştırılıp bugüne kadar unutulmuştur herhalde, diye düşündüm.

Ama itiraf edeyim bir tanesi vardı ki; durup sonra durdurup bebeğe çeyreklik takasım geldi. Neden mi? Örnek alınabilecek şıklık, donanımda, anne gibi bir anne, arka koltukta bebek, asılı bebek oyuncakları, camda etiket tastamamlardı. Düşününce, bu donanımda olduklarına göre onlar arabada yaşıyor da olabilirler. Çünkü ben nasıl o kadar şahane, unutmadan, düzen püzen içinde olunur onu da pek anlayamam, beceremem de galiba.

Aman tamam be; başkalarının etiketinden, yapıştırdıklarından, saç sigaralarından banane, doğru. Ama insan bir takılmaya görsün hepsi gözüne gözüne giriyor. Bu satırları okuyanlar arasında da trafikte böylelerine rastalayacak olanlar olacak ve şu satırları hatırlayacaklar, eminim.

Yalan! Emin değilim. Artık hiçbir şeyden emin değilim. Eminliğim bu yaşa kadar mış, bitti. Yediğim hurmalar götümde, ağzımın payı dilimde, derslerim kalbimde, şükürler olsun. O sebepten eminliğim parça pinçik, emin falan değilim.

Ama diyim mi size; bu gibi absürt şeylere takmazsam kafayı duramayacağım bu şehirde, insan içinde falan. Geçen hafta köye gittim, dönesim gelmedi. Sessiz. Sakin. Koşturmacasız. Çiçek böcekli. Temiz kokulu. He orada da huzur bozucu, damara basıcı insanlar yok mu, yoksa da istenmeyen ot dibinde bitmez mi?  Ama oralarda en azından topuklayıp kaçacak yer, yerler var..

Istanbul’da mı? Istanbul’u Fatih’ten, yerin altı üstündeki, gizlisi alenisi devletlerden, Acun, Ağaoğlu ve nicelerinden sonra bu defa da ‘Fazilet Hanım Ve Kızları’ tekrar fethetmişler, haberimiz olmadan.

Sosyo(ekonomik), sosyo(kültürel), sosyo(fizyolojik), sosyo(psikolojik), sosyo(dostluk), sosyo(aşık), sosyo(şehircilik), sosyo(eğitimli) ve benzeri sosyo’nun tüm değerlirini yedik, yedirttiler. Artık sosyo(ayrıştırıcı), sosyo(feysbukçu), sosyo(intagramcı), sosyo(riyakâr), sosyo(eleştirmen), sosyo(meraklı), sosyo(boş-çene), sosyo(acuncu), sosyo(tokici), sosyo(psikopat), sosyo(bihaber), sosyo(her-boktan-aşina) bireylerin yaşadığı topluluğu, ülkesi, ülkeleri, dünyası olduk.

Önümüzdeki yıllarda her şeyi yapay zekalar yapacaklar deniyor ya, net. Olmalı da zaten. Kalan son doğal zekalar, yapay zekaları icat ve imâl ettiler, kalan sahalar yapay zekalarındır. Önce doğayı sonra dünyayı sonra birbirimizi yiye yiye bitirdik.

Yaşasın Fazilet!

Halbuki bizim ‘Ferhunda Hanım Ve Kızları’ ve ‘Bizimkiler’le, ‘İkinci Bahar’da, ‘Kara Şimsek’e bindiğimiz, ‘Dallas’lı ne güzel günlerimiz oldu, değil mi?

En çok merak ettiğim ise: aşkın saf olanını, gerçeğini yaşayanlar kaldılar mı acaba. Düz, öylesine, duygusuna, akışına, sevdalısına, hesapsız, kitapsız, sosyal-paylaşımsız, intagramsız yaşayanlar kaldılar mı acaba? Eğer varsa aşkını bu şekilde yaşayanlar bilsinler ki çok şanslılar ve gene bilsinler ki, onlardan çok az kaldı, bu duyguların yalnızca hayalleri kaldı. Selam benden.

Insanın olduğu yerde umut tükenmez miş.

Yerimizin aldığınca delirelim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ekim 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

iyi bir şey

Screen Shot 2015-07-08 at 11.04.49 PM

Ne var? Ne yok?

Sıcak! Yaz gelmedi, yaz gelmedi alın size yaz. Götten damlayan terlere baka baka dolan dur. ‘’Ses etmeyin, iyidir böyle.’’ dediydim size, dinlemediniz. Hayır, ben de laftan pek anlamam, orta kararım yoktur ama söz konusu hava olunca orta karar iyidir.

Bu arada iyiden iyiye köy hayatına adapte olmuş durumdayım. Sabah ezanla uyan, sessizce aşağı sıvışıp kahve yudumla, mahalleyi turlayıp çiçek topla, fırından simit al, çayı ocağa koy, oğlanı uyandır… Bu arada kız aldı başını gitti arkadaşlarının yanına, hafta sonu bu defa arkadaşlarını peşine takıp gelecek miş. Oğlan benimle. Ve eğer oğlan da anası gibi köy hayatına adapte olmasaydı ne yapardım, bilmiyorum. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki anlatılmaz. O can sıkıntısı!!! Hayır, hatırlamıyorum bizlerin çocukluğunda da canlar bu kadar sıkılır mıydı? He pardon ‘çıkmaz’ demiştim: Geçtiğimiz hafta sonu ziyaretimize gelen kuzenlerimden biri Fulya’nın deyimiyle Ipad ya da televizyonu yediresim gelmişti. Televizyon izlemeyen Özgür. Ipad kullanımına saatli izin veren Özgür. Demek ney miş; ne oldum değil ne olacağım demeliy miş insan. Olduğu şeyden nefret etsen de hayat sürüklüyor işte! Neyse şükür ucundan döndüm. Şu an mahallenin çocuklarıyla bisiklet turundan geldiler bizim evde takılıyorlar. Az biraz gürültülü lâkin ‘’gık’’ demem, mutluyum huzurluyum.

Mutluluk deyince; özellikle iki gündür tuhaf bir durgunluk hali üzerimde. Öylece bakıyorum çiçeğe, böceğe, gökyüzüne, denize… Ne bekliyor, nerelere dalıyorsam? Geçen gün instagram da biri paylaşımında; ‘’İyi bir şey! Olabilirsin artık ben hazırım.’’ yazmıştı. Şahane, değil mi! Benim beklediğim bir şey yok fakat olacaksa iyi bir şey olmasını temenni ediyorum.

Hepimiz için diliyorum. Sıcaklara ve sivrilere dikkat. Bir de; sütyen askılarına…

Iyi geceler! Tatlı rüyalar!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

müjde

Screen Shot 2015-01-23 at 12.13.59 AM

Beni de kaybettik. Geçen sabah dışarıya çıkmanın evdeki giyinme safhasındayken ben kendimi ‘’ Bu ayakkabı deri pantolonun altına uyar mı acaba?’’ sorusunu aklımdan geçirirken yakaladığım an anladım ki yoktu artık eski kadın. Kaybetmiştik. Sorunun aklımdan geçtiği tam o an, elimde ayakkabının teki kalakaldım, kal geldi. Gelen ‘kal’ın bir yanında gülme hissi diğer yanında zavallılık hissi de geldiler, şahane olduk. Tastamamdık. Bu hallere düşecek kadın mıydım ben! Güzel olur mu falan değildi çünkü sorunun aklıma düşüş şekli bildiğin (ve benim önceden bilmediğim); -uygun düşer mi, racona uyar mı, tarzı bu mudur?- şeklindeydi.

Sebebi tahmin (çoğunuzun) edeceğiniz gibi uzun zamandır televizyonda yayınlanan, ‘’ Tarzını Seveyim Yavrum Bizimlesin ‘’ ya da benzeri adı olan program.

Bahsi geçen programın yayın saati, tam bizim çocukların okuldan geldikleri, benim çocuklarla birlikte sofraya oturduğum saat. İlk günler gerçekten ve haKKetten hiç oralı olmadım. Zamanla kulak aşinalığı olmaya başladı-mış. Bunu da sokakta kulağıma çalınan ‘’Bizimlesin’’, ‘’ Tarz olmuşsun’’, ‘’ Bizimle değilsin’’ ve benzeri cümlelere yabancılık hissetmemeye başladığımda anladım. Ve anladığımda iş işten geçmişti; televizyonun karşısında geçirdiğimiz o kısacık zaman dilimi içerisinde tek merakı kudurukluk, gezegenler, yılanlar, timsahlar ve pek tabii MiceCraft olan Oğuz bile yorumcu olup çıkmıştı. Elif deseniz kızların cadolozluklarına evden çığlık, küfür kafir cevaplar vermeye… Çocuklarım bu küfürleri nereden öğreniyorlar onu da hiç bilemiyorum. Halbuki anaları kibarlık abidesi. Neyse siktir edin gitsin, büyüdüklerinde unuturlar. Ya da unutmasınlar, küfür iyi gelir, yakışacağı ağızı da bilir.

Bakın sakın yanlış anlaşılmasın! Tamam temiz giyinmek, güzel-yakışan bir şeyler giymek iyidir. Buraya kadar tamam. Ben tek derdi borsanın kaçta açılacağı, buzulların erimesini tek başıma nasıl durdurabilirim, savaşları nasıl durdurabilirim, eşitliği-adaleti nasıl sağlayabilirim olan bir kadın olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim. Ha bütün bunlar ve çokları için birey olarak elimden geleni yapıyorum, okuyor takip ediyorum tamam ama en nihayetinde yaradışsal olarak kadınsal herbir dürtüyü de taşıyorum. Hem de bazen kendimden korkacak bazen de üstün varlık olarak görecek kadar. Ama bu kadarı olmaz, olmamalı. Hele program formatında ele alınıp, yansıtıldığı şekilde asla. Yahu arz-talep, beyin yıkama, gündemden dönen dolaplardan uzak tutma, halkları uyuşturma, düşünme yetisini yitirmiş nesiller yetiştirme projeleri ama bu kadar feci mi durum, korkutucu! Altın vuruş yerine doz doz versinler bari!

Ulan şimdi yazdım ya bunları yemin ederim bir ağırlık çökmeye başladı omuzlarıma; ya gün gelir de tekrar o programa bakarken yakalarsam kendimi ekran karşısında!!! Çok utanırım lan! Bazen gerçekten çok zavallı olabileceğimi kabul etmek hafifletici olur mu acaba. O an gelir de, yakalarsam kendimi işte o zaman karar vereyim ne bok olduğuma. Şimdi akşamın bu saati, yol yorgunuyken karar veremeyeceğim. Ha karar vermek zorunda kalırsam da haber ederim size, söz.

Kendimi kaybetmiş olduğumu düşündüğüm sabaha dönersek, dönelim çünkü elimde ayakkabının tekiyle bıraktık beni… O gün ben inadım, savaşım her kimeyse eşofman giyerek çıktım sokağa. En azından kendime olanı yenmiş oldum. Dağa küsen karınca misali küstüğüm dağların çoğunlukla hiç haberleri olmadığı, benim kendi kendime küsüp, kendi kendime barışmalarım çok olduğundan kendime kendime savaşayım dedim.

Ay böyleyken böyle işte. Öper koklarım. Büyüklerin yanakları, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. İyi geceler olsun. şimdiden hayırlı cumalar. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

evde üç saat…

63169_10151277521842398_1491198420_n

Dün sabah evde geçirdiğim o üç saat :

– Elif’e kahvaltı hazırlamak için mutfağa indim: Beyaz peynir kalmamış. Dün söylemişlerdi, unuttum!

– Sabah sporu yapayım dedim: ‘’Spor çok mutlu, çok sevinçli bir şey.’’ diyen çıkarsa karşıma çakacağım lafı ‘’Sen gerçekten mutlu, gerçekten sevinçli şey yaşamamışsın.’’ diye. O ne len ! Valla kabir azabı gibi geliyor artık. Tanrının yarattığı şu bedene bu kadar işkence neden? Neden?

– Spor bitti tam yukarıya çıkacağım: çamaşır makinesinin bozulduğunu öğrendim. On dakika sonra makinenin alttaki kapağını açmamız sonucu makinemiz taş düşürdü. Evet! Hani iplikti, cepte kalan NOrmAl şeyler falan çıkması gereken yerde müdahale sonucu biz TaŞ bulduk.

Neyse o da halloldu yukarıya çıktım.

– Duşa girerken televizyonu açtım ama kanalı değiştirmeyi unuttum. Çıktığımda duyduğum şarkıyla şaşkına döndüm. Abicim ‘’ Üçyüz Beşyüz’’ diye bir şarkı varmış gerçekten. Arkadaşlarımızın espri arasında kullandığını duymuştum birkaç kere ve reklam cıngılı falan sandıydım, gerçekten bir şarkının adıymış.

– Gene aynı programda bir kez daha farkına vardım ki; her şeyin, her hastalığın yani hastalıkta ve sağlıkta yapıp, her yanımıza bulayabileceğimiz kremi evimizde yapabiliriz. Ama bir şartla: öncelikle bir aktar açmamız gerekiyor. Mesela dün kol sarkmaları, ağız kokusu, ayyy bişi daha vardı hatırlayamıyorum işte üç şey için dermanın formülünü verdiler, gerekli olan otların hepsinin NOrmaL bir evde olma ihtimali yüzde kaçtır bilemiyorum. Belki de vardır, olmalıdır. Eğer öyleyse beyaz peynir bile almayı unuttuğumuz bizim ev baştan ANorMaL. Programda bir de, ‘’ Botoks etkisi yapacak olan formülü reklamlardan hemen sonra vereceğiz.’’ dediler. Fakat gelin görün ki reklamlardan sonra süreleri yani program bitti. 

 – Sokağa çıktım ve anında eve geri döndüm; üşümüştüm. Önceki gün onaltı derece olan hava dün dört dereceye düşmüştü. Tabi ben zürafanın düşkünleri gibi mont bile almadan sokağa fırlamış olduğumdan dönüp kışlık bir şeyler  giydim.

– Yolda iki tane trafik kazası sebebiyle trafiğe takıldım.

– Bu kadar badireden sonra akşam gittiğim tiyatro oyunu tam bir faciaydı, en azından benim için. Bir de sanıyorum ki oyun sırasında salonu terk eden iki kişi için, bir türlü konsantre olamayıp fısır fısır konuşan dörtlü grup için, oyun başladıktan tam on dakika sonra uyuyup alkış sesleriyle uyanan kadın için…  Çıkışta kahve içmek için bir kafeye oturduk da, beden ve ruhumuz anca normal yaşam değerlerimize dönebildiler.

İşte böyle şahane bir gündü. Şükürler olsun. Konsept sebebiyle gerçekten şahane olan anları yazmadım. Mesela kışlık giysilerle sarılıp sarmalanınca onları ne kadar özlemiş  olduğumun farkına varışımı. Uzunca aradan sonra dedemi ziyaret  etmiş oluşumu. Fotoğrafta görmüş olduğunuz Derin’le badem şekeri yemiş olmamı. Zeynep, Yengem, Yaşar, Derin’le birlikte Gözde’nin getirdiği simitleri sohbet, çay, beyaz peynir, tulum peyniri, domates, zeytin eşliğinde yemiş oluşumuzu. Oyun öncesi  ve sonrası Gamze’yle güzel, samimi sohbetimizi. Yağmurlu kış akşamında, yeni yıl arifesinde İstiklal Caddesi’nin büyüsünü. Şu an aklıma gelmeyen daha birçok güzel şey olmuştur. Ha bakın, otoparkta çok rahat yer bulmuş olmam mesela… Tüm bunlardan sonra eve gelip Oğuz’un ( 6 ) kokusunu içime çekerek uykuya dalmam ise en güzeli, en muhteşemi, en şahanesi, en masumu kısacası hayatımda saf olan her şeyimin hepsi tabii ki. Şükürler olsun.

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 05 Aralık 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: