RSS

Aylık arşivler: Ocak 2019

inziva

Kızkardeşimle beraber bir otel odasındayız üç gündür. Bir haftalık tatil programımız vardı uzunca zaman önce planlamış olduğumuz. Ve adı ‘İnziva’ olan bir kapanma olacaktı bu bir hafta. Kapandık. Kitaplarımız, bolca çay kahve, şaraplarımız, atıştırmalıklar…

Aynı odanın içinde evcilik oynadığımız günlerdeki gibi hissediyorum. Kardeşimde bulduğum çocukluğumun hatırasıyla huzurluyum. Dilediğimde, dilediğimce uyuyorum. Çalar saatimiz yok. Sabahları uyandığında yatağından kalkıp odama geliyor ve yanağıma bir öpücük konduruyor o kadar. Hâlbuki küçük kardeşlerken biz böyle uyandırmazdık birbirimizi. Sonra çok uzun konuşuyor, çok uzun susuyoruz. Yağmur da bizimle beraber çok uzun yağıyor, sonralarında süpriz yapıp güneşe yol veriyor. Odamızın verandasından izlediğimiz, renkleri an be an değişen bir tablo adeta.

Değişen yalnızca tablo gibi manzaramızdaki renkler olmadı aslına bakarsanız. Geldiğimden şu ana kadar benim de renklerim, kıvamım farklılaştı. Bunda odamıza hapsettiğimiz huzurun ve kardeşimin payı çok büyük. Ama en büyük pay Özlem’in öncesinde çoğunu okumuş olduğu, yenileriyse beraber okuruz diye yanında getirdiği kitapların. Ben pek okuyorum denemez. Onu etkilemiş, etkileyen bölümleri O okuyor bana. Gerekli gördüğü bölümleri işaretleyip okumam için çalışma masamın üzerine bırakıyor. Yani bana bakıyor kardeşim.

Bugüne kadar yaşadığım ne çok şey de, kendime ne çok yanlış sorular sorduğumun farkına varmamı sağlıyor. Içimde değişen, yeşeren şeyleri nasıl da görmezden geldiğimi. Ne çok başkalarıyla ilintiliymiş mutluluk mutsuzluğum. Ki; ben çok fazla azalttığımı sanıyorken bağımlılıklarımı, görüyorum hiç de azaltamamış olduğumu. Uçağa bineceğimiz sırada ‘’Bu bir hafta sonunda kendinle bir anlaşma imzalayacaksın, merak ve acele etme.’’ dediğinde anlamamıştım ne kastettiğini. Üç gündür madde madde anlatıyoruz birbirimize anlaşmalarımızı.

Uzuncadır böyle başbaşa kalamamıştık. Bu uzuncanın içine o kadar olay sığdı ve biz o kadar uğraştık ki o sığdırmaya çalıştıklarımızla. Ve arada birbirimizi kaçırdık. Ondaki değişimin derinliğinin farkına varamamışım mesela. Kardeş bile olsa insan hayatındaki insanlardaki değişimi farkedemiyor aslında çoğu zaman. Hergün telefonla konuşuyor, her hafta mutlaka görüşüyor olsak da inziva gerekiyormuş bize. Yan yana olmak da yakın olmak demek değil ya zaten. Net görebilmek için her şeyle aramızdaki mesafeyi iyi ayarlamamız geriyormuş. Biz şimdi uygun mesafedeyiz, şükür. Kendimizi de, birbirimizi de görebileceğimiz kadar yakın duruyoruz. Kaybolmayalım, kaybetmeyelim diye.

Az sonra gelir. Dolaşmaya çıkmış, yağmur sebebiyle bir kafede mahsur kalmıştı. Yağmur şimdi durdu, güneş çıktı. Giyinip ben de sokağa çıkayım belki yokuşta karşılaşır beraber yürürüz biraz.

Herkese selam eder, sağlık huzurlu günler dilerim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 30 Ocak 2019 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

bizde ancak domates

( Allah kimseyi domatesle terbiye etmesin! )

Miskin bir Pazar gününün daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bitti. İlk dileğim denizi görmekti bu sabah. Şöyle mavi bir kahvaltı. Şükür, kalktık gittik. Hem de en sevdiğim yerlerden birine, Baylan Bebek. Cumartesi gecesinden sonra ne iyi gelir bilememiştim, iyi geldi. Galiba. Of çok soru kaldırabilecek gibi değilim şimdi, kendim kendime soruyor olsam bile kaldıramam. Pek de iyi gelmiş gibi değil mi ne? Neyse işte kahvaltıyı bitirip sahil şeridine kalabalık basmadan kaçıp önce oğlanın sömestr tatilinde bir hafta gideceği aşçılık kursuna kaydını yaptırdık ardından eve sığındık. Tabii ben derhal pijamalarımın güvenli sıcaklığına bürünüp önce güneşli balkona daha sonra salona yayıldım. Öğle saatlerinden itibarense Netflix’de aşklı, ayrılık acılı, ayrılma, barışma, affetme, affetmemeli, arkadaşlar ve kadının gücü adına ne varsa izledik.

Allahtan buzdolabında zeytinyağlı enginar vardı. Acıkma molasında; üzerindeki jelatini salondaki orta sehbanın üzerinde açılmak, yanına siyah zeytin ve ekmek koymak suretiyle yendi. Böylece bir öğle yemeği geçiştirmesi yapıldı.

Ve Pazar klasiği maçlarla beraber şu saatte herkes kendi alanına çekilmiş bulunmakta. Artık futbol, basketbol, bilardo, tenis hangisinin müsabakaları var, bilmiyorum. Merak mı? Hiç merak etmiyorum vallahi.

Izlediğim son filmde beğendiğim parçanın bulunduğu albümü açtım spotify’den, bangır bangır. Az önce dayanamayıp kalkıp dans etmeye başlayan annesini görünce Ouz ‘’ Anne çıldırdıııı! ‘’ diyerek ve karşımda dans ederek uğraştı benimle. Iyiyim böyle. Dur dur gelip baktı şimdi ne dinliyorum diye. Ve hâlâ dans ediyor. O’da beğendi galiba.

Ayyy bunlar aşina ev halleri işte… Asıl gelelim filmlere. Maddeler halinde kısaca paylaşayım öğrendiklerimi, işine yarayacak olanlarımız vardır belki. Gülmeyin be! Hepsini gerçekten tek tek not aldım izlerken. Ya aşk acısı yaşayıp yerlerde sürünenlerimiz var ve kimse onlara geçeceğini söylemediyse? Toplumsal bir hizmette bulunuyoruz buradan.

1) Sevgili terkine uğrayan kadınlar beş evrede yaşıyorlar ayrılık acısını:

Öfke

İnkar

Pazarlık

Daha sonra pazarlığı kazanılamayınca Depresyon

Ve en son Kabullenme aşaması.

Ki bu süreci kimi uzun ve zor, kimi daha kısa ve rahat geçirir.

2) Dünyadaki her şeyin suçlusu erkeklerdir. Bulut geçse bile sorumlusu erkeklerdir.

3) Erkeklerin duyguları yoktur.

4) Söz konusu aşk olunca kadınlar birer aptaldır.

5) Acısı adım adım geçecek. Birinin onu size sorduğu ve ne diyeceğinizi bilemediğiniz günlerde geçmeye başlamış demektir.

6) Hergün iyi olmaya biraz daha yaklaşıyorsunuz.

7) Ayrılığın ardından onunla karşılaştınız diyelim; alkol almayın, umursamaz davranın, bir şey bulamadınız mı çikolata yiyin.

8) Erkekler yalancıdır. Ağızlarıyla kuş değil aslan getirseler bile güvenmeyin.

9) Erkekler ayrı geçirilen sürede her şeyin bıraktıkları gibi kaldığına inanır, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünürler.

10) Masallar yalan ve yalnızca dalga geçmek içindir.

11) Kendi beyaz atlı prensimiz olmalıyız! Çünkü kendine saygısı olan bir prenses herkesi kurtarabilir.

12) Aşk acısı kız arkadaşlar arasında pay edilerek atlatılır.

Yazdıklarıma inanmayan, aldığım notları yeterli bulmayanlar için kanıt dizinin adı; ‘’ The Hook Up Plan ‘’. Filmin adı; ‘’ How To Get Over a Breakup ‘’.

Benden bu kadar valla. Gerisi aşkı ya da aşk acısı olanlara kalmış. Ben gelmişim kaç yaşıma ne anlarım aşktan meşkten. Bizde ancak domates… Şimdi bir duş yapıp heyecanla, Cuma akşamı, nihayetinde elime geçebilen yeni kitabımı okumaya başladımmı benden kralı yok.

Sömestr annesi daha doğrusu sömestr gazisi annelere selam olsun. Can sıkıntısı normal bir şeydir ve o can yalnızca çocukken sıkılır, unutmayalım unutturmayalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Not: Görsel Yiğit Özgür’ün “Hunililer”inin sergilendiği tiyatro oyununun afişidir. 

 

 

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 20 Ocak 2019 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

13 ocak

                                                                                                                

                                                              26 kasım 2018    

“ Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,

Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,

Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak… “

demiş Ahmet Haşim

‘ Bu merdivenler nerede biter be Ahmet ’ diye sormazlar mı adama? Semaya ağlayarak bakarken aklımdan neler geçer, peki eteğimdeki güneş rengi onca yaprağı ne yapacağım?

Başıma gelen, gelmeden kalamayan, geçip giden bir yaşıma sığanlar… Derin bir tevekkül içindeyim uzuncadır. Tevekkül, kabul ediş, teslimoluş, vazgeçiş her nasıl derseniz deyin. Ama söylemeliyim ki; bu halin içine inanmaktan vazgeçtiğim çok şey sığdı. Hayat gerçekten uzun ve geniş… Değiştirmeye çalıştıkça ve her değiştiremeyişte ve sandığım şeylerde yanıldıkça biraz daha açılıyor o genişlik, bana izlemek kalıyor. İzliyorum.

Tüm bu hallerimin sorumlusu sanıyorum babam. Çünkü babam biz çocukları büyüyene kadar “ Olduğu kadar evladım! “, “ Biri size tokat mı attı, susun. Susup diğer yanağınızı dönün. “, “ İyilik mi yaptınız, susun. Susup denize atın.” dedi. Büyüdük bizler, O aynı şeyleri söylemekten, dediği inandığı gibi yaşamaktan vazgeçmedi. Gençli yaşlarımda aptallık, haksızlığı kabul etmek diye anladığım sözlerini şimdili yaşım geldi ancak anlayabildim. Artık biliyorum ne demek istediğini, neden dediğini. Olduğu kadaryla yetinmeye çalışıyor, depiklemiyorum. Yanağımı çeviriyorum artık ben de tereddütsüz. Ve biliyorum ki; bu denizler taşmayacaklar onlara emanet edilen onca iyilikle. Işte öylece izliyorum ben.

Vazgeçtiklerim de oldu tabii! Düşünün ki; rahmetli babaannemi, annemi neden hiç sevemediğini, neden babam dışında hemen herkese karşı katı olduğunu bile anlamaya çalışmaktan vazgeçtim. Çoğu şeyin anlamı olmadığını, anlamsızlığını kabul ettim. Hepsinin bir diğer yandan anlamlı olduklarını da kabul ettim. Etmiş biriyim artık ben. İçine de dışına da etmiş biriyim artık. Rahatladım.

Doğumgünüme kırksekiz gün varken yazıyorum bu satırları. Soğuk bir Kasım akşamı, balkondayım. Yanımdaki sehpanın üzerindeki vazoda bir dal lilyum, sarı ışıklı abajur, soğumaya yüztutmuş kahvem, giydiğim gri pijamamın üzerinde ise siyah polar sabahlığım var. Hepbirlikte Kasım ayının soğuk gecesinden kırksekiz gün sonraya yazıyoruz. Düşünmüyor da değilim hani; o gün geldiğinde ne hissedip neler yazacağım. Merak ediyorum çünkü; oturmuş sakince bu satırları yazan tarafımın diğer yanı hınzırca şakıyıp duruyor. Hormonların hükmü, tüm vücudumun kurumaya başlamış olması, incelmeye başlayan saç tellerime inat kalınlaşmaya çalışan bel bölgem, hiçbirini iplemeden gevşemeye başlama noktasını geçmiş ardına bakmadan gevşeyen kollarım… Hele eller… En hüzünlü bölge eller… Hep gözümün önünde, hep hatırlatıcı. An geliyor birisiyle konuşurken nasıl görünüyor olduğumu merak edişlerim çoğaldı. Hissettiğim yaştaymışım gibi konuşup, davranıyorken nasıl görünüyorum diye merak edişlerim çoğaldı. Umursamalı mıyım? Umursamıyorum. Çünkü artık karşımdakinin beni nasıl görmek isterse öyle gördüğünü, ben nasıl hissediyorsam öyle görünüyor olduğumu bilecek yaştayım. İçimden birkaç tane yirmilik çıkartabilecek gibi hissettiğim anlar azalsalar da tükenmediler.

Saç tellerim incelseler de şükür hâlâ varlar. Belim istese de henüz izin vermedim kalınlaşmasına. Kollarım mı? Onların amk. Diri bir vücudun içine sıkışmış yaşlı bir ruh olmaktansa karşı konulamayan kalıtımımın izindeki büzüşme ve sarkmaların içinde nefes aldıkça şakıyan canlı bir ruh olmayı yeğlerim. Hem insanı yaşı değil hayatı yaşlandırır diyenler de var.

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

                                                                 8 Ocak 2019

Kırküç gün geçmiş. Yazmaya başladığım o soğuk Kasım akşamının üzerinden tam kırküç gün geçmiş. Bendeyse geçen bir şey yok, aynı yani. Üstüne üstlük; geçsin, geçer diye beklediğim çoğu his adeta inadıma inadıma çoğalıyor içimde. Zamala geçer dedikleri sürede geçen zamanınsa hiç umurunda değilim. Hâlbuki astrologlar ‘’ Bu yıl oğlak burcunda olanlar için şahane geçecek. ‘’ diye yazıp, söylediler. Onlarında götü ayrı, başı ayrı oynuyor valla. Daha doğrusu kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Öyle olmasaydı, tahminlerinden bana denk gelen birkaç tane olurdu.

Ama durun o kadar haksızlık yapmayayım; ‘’ Yeni başlangıçlar olacak! ’’ da demişlerdi. Oldu. Iyi, kötü ya da hayrıma belli değil ama başladıklarım varlar. Sancılı olsada başladım. Başlangıçla beraber özellikle geçen beş yılımda yaşadığım tüm evrilmem, devrilip kalkışlarım, değişimimi an be an baştan alıp alıp okuyorum. Otuzdokuz yaşında olmaya başlamış tümü.  Daha ne kadar devam eder bilmiyorum. Çoğu şeyin sebebini anlayabilir, değişim durur, rahat rahat yaşamaya ne zaman başlarım onuysa bilemiyorum.

Kırküç gün geçmiş. Yazmaya başladığım o soğuk Kasım akşamının üzerinden tam kırküç gün geçmiş. O gece yazdıklarım arasında aldığım yaşlarla birlikte gelen bedensel değişimimden bahsetmişim. Üç gün önce doktorumun elime tutuşturduğu tahlil sonuçlarından sonra belim, saçım, ellerim, sarkmaya başlayan etlerim falan tümü yürüyebildiğim, koklayabildiğim, tat alabildiğim, görebildiğim, hissedebildiğim sürece önemlerini tamamen yitirdiler artık. Sağlık olsun, gerisi boş.

Bir de kendime yazdığım tüm doğumgünü yazılarımda hep “ keşke “ lerimi yazmışım. Artık keşke yok. Artık her olanın ve bitenin tam zamanında olduğunu kabul ediş var. 

                                                               12 Ocak 2019

Okuduğunu dün Erdo anlattı bize; kuşlar bindikleri dalın kırılmasından kormaz kanatlarına güvenirlermiş. Sonrasında gece yatarken düşündüm kanatlarımı, bindiğim dalları, dalıma konanları… Farkına vardım ki; insan olarak benim nadir de olsa konduğum dala güvenesim,  kırıldığımız yere beraber düşelim istediğim oluyor. Ve gene farkettim ki; dalıma konanları kırılıp düşsem de dalımda tutabilmek, güveni boşa çıkartmamak için çabalamışım her zaman, insanca yani. Dalına konacak kadar güven duyabilecek kaç insan giriyor ki hayatlara… 

Bölük bölük kendime notlar gibi oldu. Oldu. Daha fazla lakırdayamayacağım zîra yerim dar. Çocuklarla, evden uzaklarda birkaç gün için kiraladığımız bir dairedeyim, son satırları yazdığım koltuğun bulunduğu oda çok soğuk, bilgisayarım  yanımda yok, okuma gözlüğümü uçak yolculuğu sırasında kaybettim, elimdeki telefonun ekranındansa zar zor görebiliyorum yazdıklarımı. Hem kalkıp  biraz atıştırmalık hazırlasam fena olmaz hani, çekmecelerden birinde mum da görmüştüm.. Kısaca demem o ki:

Olan herşey için şükrüm, olmasını dilediklerim için dualarım çokça. İyi niyet, iyi dileklerimle.

Melekler korusun.

Yeni yaşlar kutlu olsun.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 12 Ocak 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: