RSS

Aylık arşivler: Haziran 2019

finger bisküvi

Bu saat oldu; bilgisayarım, kalemlerim, defterimle nihayet yerleşebildim masaya. Okşayan rüzgar dedikleri sanırım bu gece esen olmalı. Gerçi esintiyi yalnızca sivrisineklerden korunabilmek için giydiğim mavi pijama altı, yarım kollu gecelikvari tişortumdan geriye kalan yarısı açıkta kollarım, ayaklarım ve yüzümde hissedebiliyorum.

‘’Bırak gizli sırrımız içimizde yaşasın,’’ diyor şarkıda, Tarkan söylüyor.

Yan komşularımız az önce rakıyı ve müziği açtılar. Rakının kokusu, müziğin sesi bir de ızgaralarındaki balıkların kokusu geliyor. Ben bu satırları yazana kadar şarkı da değişti, bu defa Müzeyyen Senar söylüyor.

‘’Etmem kimseye şikayet.’’ Uzun bir gece olacağa benziyor.

Az önce eve aşağı sokağımızdaki Egem marketten ufak boy yoğurt, çavdar ekmeğiyle birlikte üç tane bira getirmiştim. Kalkıp buzdolabından birini alayım bari. Rakının yerini tutmaz ama rakılık değil yorgunum bu akşam.

‘’Kapat gözlerini kimse görmesin.’’

Genç yaşlardalar. Yan komşularımız diyorum; yirmili yaşlarında olduklarını tahmin ediyorum. Birkaç yıldır verandalarımızda sırt sırta oturuyor olduğumuz halde henüz hiç karşılaşmadık. Sokak kapılarımız farklı sokaklara açılıyor ondan.

‘’Akşam oldu hüzünlendim ben yine,’’

Ben onların yaşlarındayken nasıl hissediyordum, yaşımdan beklentilerim nelerdi acaba. O yaşlarıma ait hatıralarımı düşündüğümde hatırlayabilirim belki. Ama onsekizinci yaşımı bekleyişimi çok net hatırlıyorum. Onbeşinci yaşımda başlamıştım beklemeye. Evet, evet onbeşimdeydim. Anneme neyi, ne zaman yapabileceğimi sorsam tek cevabı vardı; zamanı gelince. Belki keramet onsekizdedir, dedim kendi kendime. Ve bekledim. Baktım onsekiz olmuşum ama hâlâ bekliyorum. Hiçbir şey olmadı. Olmalıydı, bir şeyler değişmeliydi. Dilediğimi yapabilirdim, reşittim. Tek sorun vardı; ne yapmak istiyordum. Ne zaman yapabileceğimi merak ettiğim çoğu şeyi annemin dediği gibi zamanı geldiğinde yapıyor, yaşıyordum zaten. Özgürdüm.

Komşular müziği kapattılar. Kulaklıklarımı taktım.

‘’Tutuşmuş Beraber’’ diyor Melike Şahin.

Onsekizimden sonrası feci hızlı geçti. Çok şey oldu, bitti. O kadar çok şey oluyor ki şu hayatta, insan ne yaşadığının farkına varamıyor. Sonra da gözümü kapadım, açtım bir baktım kırk olmuşum zaten. Kırklarımdan beklediklerim? Vardı beklediklerim, yalan söylemeyeceğim. Çoğu hayal ettiğim gibi, birçoğuysa hiç hayal ettiğim gibi olmadılar. Dilerken dikkat et derler, dikkat etmeliymişim. Ya da dilemek yalan şey, olacak olanlara engel de sebep de olamıyorum. Annemin dediği gibi; zamanı geldiğinde.

Beni televizyonun karşısına oturtan tek program Erkenci Kuş. Erkenci Kuş; tam ergen dizisi. Izlememe sebep; ergene dönen tarafım bir de hikayede genelde kötü şeyler olmaması. Kötülük izleyecek, dinleyecek yerlerim çok yorgunlar artık, istemiyorum. İzlediğim sürece bile olsa tutunacak güzel duygular buluyorum. Onu bunu bırakın da diziyi izlemek için yaptığım hazırlıklarımı görseniz inanamazsınız. Kışın çayı demler, yanına finger bisküvi falan koyardım. Geçtiğimiz Salı akşamındaysa karpuz dilimledim, mis gibi. Hele izlerkenki hallerim! Bitene kadar kimseyle konuşmuyor olmamsa apayrı.

Neyse işte son bölümünde izlediğim bir sahneden beridir de ileri yaşlardakilerin usanmadan söyledikleri ‘’Hayat çok kısa,’’ cümlesindeyim. Onsekizini bir şeyler değişsin diye beklemiş, o yaşında hayal kırıklığı yaşamış ardından kırklarına geldiğinde rahata ereceğini sanıp erememiş biri olarak korkuyorum. Ya yaşlandığım zaman hayatım elimde patlarsa diye korkuyorum. Yapsaymışım, deseymişim, gitseymişim, sevseymişim, hiç sevmemiş olsaydım… diyeceklerim çok olursa. Tabii hayatımın ne kadar daha olduğunu bile bilmiyorken.

Müziği tekrar açtılar, kadeh tokuşturuyorlar.

 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 27 Haziran 2019 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

meşe palamudu

 

İmdadıma Meşe Palamudu yetişti. Oğuz’un okulu henüz tatile girmedi. 

Arkadaşlarımın tatili başladı.

Okula kimse gitmiyor.

Ne yapacağım okulda?

Lütfen anneee…,

lerle başlayan ve bitemeyen diyalogların sonu! Meşe Palamudunun saksısını değiştiriyoruz. Kim? Oğuz ve ben! Arkadaşları neredeler? Evlerinde uyuyorlar!

Halbukî sabahın körü spor sonrası için ne planlarım vardır; kahveli, kitaplı falan. Şimdiyse yere dökülen toprakları süpürmeli, masa örtüsünü değiştirmeli gerçekleri yaşıyorum. Ben saksı değişimi sonrası bunları yapıyorken Oğuz mu nerede? Sokağa çıktı!

Zaman zaman şu instagram paylaşımlarında pamuklara sarılarak yaşayan, her öğün altın çanağa sıçanları gördüğümde ‘bir ben miyim perişan’ diye sormadan edemiyorum. Allahtan kimin hangi çanağa sıçtığı, neyin gerçek neyin sahte olduğuna bağlanamıyorum, kafam yetmiyor. Vakit deseniz o hiç yok. Ben bizim çanağı bilirim o kadar.

Yani bizim altın çanağımız, pamuklara sarındığımız falan yok. 

Bir meşe palamudu bir de birgün gerçekleşecek umuduyla kurduğumuz hayallerimiz var. 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Haziran 2019 in GENEL

 

adını bilmediğim ağaç

Erkenden uyandım bu sabah da. Gece yattığımdan beri kaçıncı uyanışım olduğunu bilmiyordum. Bildiğim, ilk değildi. Elif’e yazdım, ‘’uyandın mı?’’ diye. Oğuz okulda dedim kendime. Sonra gece yatarken makyajımı temizlemiş miydim acaba diye düşündüm. Temizlemiş olduğumun hatırasıyla rahatladım. Sanki temizlememiş olsam yataktan daha ağır kalkacakmışım gibi. Gerçi hafif hissetsem de, ağır ağır kalktım yataktan. Önce popomun üzerine oturup etrafı dinledim. Kuşlar… Kendimi yatağın kenarına sürüyüp bacaklarımı sarkıttım. Rüzgarla bacaklarıma değen tüle bakakaldım; yürüyüşe gitsem mi, gitmesem mi kararsızlığında. Kollarıma abanıp kaldırdım bedenimi nihayetinde yataktan. Gidecektim.

Çıtır çıtır sesler eşliğinde banyoya doğru yürüdüm. Her adımımda beyaz ahşap yer döşemesinden gelen sesi seviyorum. Önce çişimi yaptım. Dişlerimi fırçalamadım. Yüzümü yıkayıp krem sürdüm. Giyindim. Alt kata indim. Çorap almayı unuttuğumu farkedip üst kata geri çıkıp çorap aldım. Alt kata indim. Dün sabah ayakkabının vurduğu sol ayak başparmağım sızladı çorabı giyerken. Tırnağı iyice kısaltıp eski ayakkabılarımı giymeliydim. Üşenmeden yapmalı, aynı hatayı iki kere yapmamalıydım. Sağ ayağımda giymiş olduğum ayakkabı, çıplak sol ayağımla aksayarak tekrar üst kata çıkarken üçüncü basamakta durdum bir an. Annemi düşündüm. Aksayan ayağına alışması zor olmuştur, dengesi bozuluyor insanın. Içim annem doldu. Ardından bir basamak daha sonra bir basamak daha derken bitti. Tırnak makasını aradım. Ararken sinirlendim çünkü gene biri kullanmak için almış, her zaman ki gibi aldığı yerine koymamıştı. Yoktu. Yalnızca şu kocaman tırnak makasları vardır ya hani ondan vardı bir tane. O büyük tırnak makaslarını her gördüğümde rahmetli büyükbabam geliyor aklıma. Nedenini bilmiyorum. Beynimde gizlenmiş bir hatırası vardır mutlaka ama hayli derinde ki bulamadım. Tekrar alt kattaydım. Tırnağı kesip attım. Eski ayakkabılarımı giyip çıktım evden.

Kilometrelerce yürüdüm. Annem, dedem, tırnak makası ve dün gece arkadaşımın Ömer Hayyam’dan alıntılayarak yazdıklarıyla beraber.

’Adam olduysan hesap ver kendine:

Getirdiğin ne?

Götürüreceğin ne?’’ Yazmıştı. Ardından da:

‘’Her tercih bir vazgeçiştir. Hatırla.’’

Sabaha dair yasemin kokularını da unutmamalıyım. Her yer bembeyaz, mis gibi. İyi ki geçen yaz kapımızın girişine ekmişim. Kapı önümüz de mis gibi, şükür.

Şu anda mı? Karşımda dönüş yolunda toplayıp vazoya koyduğum adını bilmediğim ağacın çiçekleri, kulağımda The Trees We Wear, masamda bir şişe soğuk suyumla varendadaki büyük masada oturuyorum. Az sonra kahve yapacak sonrasında pamukçuklanan begonvili ilaçlayacak ve kendime hesap vermeyi sürdüreceğim.

Hepimize güzel günler, mis gibi kokular diledim.

 

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Haziran 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: