RSS

Aylık arşivler: Ekim 2018

kör mü oldum

 

Ben: üç yıl öncesini okuyorum Belgin, daha iyi yazıyor muşum gibi… ne oldu bana acaba! kendi evimizden taşınınca aidiyet kaybı falan mı oldu bende? Savrulan savrulacak yaprak gibi hissediyor ve bir masa ya da ana bağlanamıyorum.

Belgin: üçüncü gözünle alakalıdır

Ben: kör mü oldum lan

Belgin: hayır salak! Yalnızca parmağını onun üzerinden çek! Ve yıllardır içinde biriktirdiğini doğur artık!

Bu sohbetten doğurma, parmağı çekme, yazma kısmına gelemeden ‘ yaşarken farkına varamamak ’ noktasında asılı kaldım ben. Sabah Ouz’u okula yolladıktan sonraydı, Masumiyet Müzesi geçti elime;

‘’ Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.’’ yazıyordu.

Bu cümlenin üzerine yürüyüşe çıktım, eve dönerken kasaba uğrayıp yarım kilo kıyma aldım, kasabın karşısındaki site güvenliğine kiralık daire olup olmadığını sordum ‘’ Yok ‘’ dedi, eve döndüm, kahvaltı ettim, bir termos kahve içtim, son fincana iki yemek kaşığı Baileys kattım. Içindeyken yaşamayı beceremeyip sonrasında yalnızca hatırladığım ne çok şey yaşamışım, farkına vardım. Yani o an yapmam gerekirken, anlamlandırmayı, ne yaşadığımı bilmeyi sonralarında becerebilmişim. Hâlbuki ne çok yerdeymişim, ne çok histeymişim, ne çok kişilerleymişim. Şimdi anlıyorum.

Kendi evimizin içindeyken de farkına varamamışım; insanın kendine ait bir evde oturmasının – oturabilmesinin ne kıymetli bir şey olduğunun. Ha oradan taşınmaya karar verirken hâlâ geçerliliğini koruyan haklı gerekçelerimiz vardı. Ama gelin görün ki dün akşam ev sahibesinin yollamış olduğu zam ve ‘ işinize gelmiyorsa daireyi boşaltın ’ içerikli mesajından sonra birkez birkez daha toparlanıp bir yerlere sığışma fikriyle beraber uyudum. ‘ Eşya dünya ağırlığı ’, ‘ paran varsa tüm evler senin ’ ve benzeri söylemlerde bulunan biri iyi ki yoktu dün akşam yanımda valla yapıştırıverirdim terliği ağzının ortasına.

%70’I su ya insanoğlunun bence %100’ümüz de kaygı!

Sonra:

Sabah oldu, şükür. Ilk olarak müzik istedim sabahın içindeki şükrümün üzerine, bir tuşla Mina ‘Nessuno’ dedi. Sizlere rezil olmamak için şarkının sözlerine baktım şimdi; aşkla ilgili. Olsun! Çok iyi geldi melodi. Nefes almak nasıl anlamlı, anlamı olan tek şey miş gibi geldi. Sağlık… Huzur…

Dün gece hiçbir yerlere taşınamayan, bulamayan, sığamayan, ödeyemeyen biz her şeyi yapabilirdik bu sabah. Hatta Erdo’ya ‘’ dün gece kiralık ilanlarına baktım da, Bartın’a taşınsak mı acaba diyorum Erdo? Kiralar uygun, evler geniş…’’ diye bile sordum, ‘’ yan yana iki tane stüdyo daire tutsak daha ekonomik oluyor! ‘’ dedikten sonraydı. En son ‘ Sonra ‘ dan sonra Erdo sustu ve işe gitmek üzere çıktı evden.

Bu işte tıpkı çük davası gibi yani; herkes kendi çükünü en büyük sandığı gibi kendi derdini de büyük sanıyor. Ama yok öyle bir şey; sorun sorun değildir, yaşandıktan sonra geçip bitecek olandır. Sağlık olsun! Bittiğinde elimizde ne kalıyor ona bakmalı… Çükle başbaşa kalırsak asıl sorun o bence!

Ayyy bakın bir de ne soracağım; saatlerdir kene gibi yapıştı, hatırlamadım da; bu çuvaldızı kim kime, kim neresine batırıyordu?

Her şeye, her söze, her olaya, mutluluk, mutsuzluğuna anlam arayanlarımız için son söz:

‘’ Nefes alabiliyor olmak anlamlı bir şeydir! ‘’

Basit…

Şimdi kalkmalı, ev her ne kadar bizim olmasa, her ne kadar bugün var yarın yoksa da evde yalnız olmanın tadına vara vara bolonez soslu makarna için soğan doğrayıp kıyma kavurmalıyım, Ouz’a söz verdim. Daha yatakları bile toplamadım. Özgür kaçar yani!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ne idüğü belirsiz

Hakkını söke söke alanlar nasıl söküyorlar? Hakkın kimin olduğuna kim karar veriyor? Hak edilen her zaman hak edenin olabiliyor mu? Eğer olmazsa başkasına yar olabiliyor mu? Hak edilmeden alınanın hayrı olabiliyor mu? Peki herkes kendine göre haklıysa, ‘hak’ ortada mı kalıveriyor? Nedir yani bu hak meselesi?

Peki kaç yaşından sonra yaşlı hissediyor insan kendini? Ya da yorulmuş, yenilmiş… Kaç sevdadan sonra kalpsiz olunuyor? Ve nihayetinde kaç kelimeden sonra lâl oluyor dil? Dili lâl olanlar içlerine içlerine mi konuşuyorlar?

Ilk aşk unutulmaz, son pişmanlık dönülmez falanken nasıl oluyor bu yaşama işi?

Pirince kararınca su katılmayınca da ya lapa ya da diri kalıyor zaten.

Bunların yanında; sağ gözümün kapağında haftalardır geçmeyen ne idüğü belirsiz bir yumru, sol serçe parmağımda sızısı dinmeyen bıçak kesiği, balkon seramiklerimizin derzlerinin birinde tohumunun nereden, hangi kuş tarafından hediye edildiğini bilmediğimiz çiçeğe durmuş domates fidemiz var.

Ama en önemlisi sabahları güzel uyandırılma hakkım var benim de! Ozan Önen ‘’ Güzel uyandırılmak insan hakkıdır, yazın bir kenara. ‘’ dedikten sonra yazmıştım bir kenara hâlbuki. Hakkım yazdığım yerde duruyor, söke söke alamadım henüz. Hak sökmeyi bilemediğim, beceremediğimden olsa gerek. Sökebilmiş olsaydım her sabah ‘’ Ooozgur saat altı elli, kalk hadi! ‘’ diye uyandırılmazdım. ( Kızma Erdo ya!!! Ama aynen bu şekilde oluyor uyanışım! ) Diğer yandan şikayet ettiği şeylerden beslenen diğer insanlar gibi ben de; daha işememe fırsat bulamadan, uyanışımın üzerinden 4-5 dakika geçmemişken koridordan Ouz’un ‘’ kahvaltıda ne var anne! ’’ diye hönküren sesini duyduğumda şükrediyor ve gülümsüyorum. Gelip ” Günaydın anne ” diyerek sarılıyor. Sonra geçiyor, sabah olmuş oluyor.

Hakkım yazdığım yerde!

Yumrum göz kapağımda!

Sızım serçe parmağımda!

Kalbim mi?

Ege’de…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ekim 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

sindoma

 

Birçok yer gibi yüzünü denize, yüzünü yeşiline döndüğünde çok güzel Karadeniz. Ve gene Karadeniz şehirleri Arap ve inşaat ve politikacıların rantına kurban gitmeden önce çok güzel miş. Kendi halinde, kendi başına zaten çok güzel olan Karadeniz’e kıymışlar. Keşke hiç dokunamasalar mış.

Trabzon Havalimanına doğru alçalmaya başladığınız an, denizi görüp gülümsüyorsunuz, elde değil gülümsetiyor deniz. Ta ki valiziniz elinizde limandan çıkıp estetik duygusundan yoksun, yan yana, ard arda dizilmiş apartmanları görene dek.

İşte tam böyle oldu benim de Trabzon’u ilk görüşüm. Doğanın gün gelip ondan alınanları geri alacağını bilerek bunu çabuk yapması dileklerimle denizi doldurup doldurup üzerine döktükleri betonermeleri görünce ağlamak istedim. Iç parçalayıcı…

Gündoğumu her yerde aynı güzel, şükür.

Ne kadar çok minare inşaa eder, ne kadar yüksek sesle yakarırsak o kadar çok günahın af olacağına inananların sayıları çok artmış, yazık. Bir de; ihtişamlı kocaman belediye binaları, kaymakamlık, adliyeler inşaa ettilerinde daha hizmetver, daha adil olabileceklerine inanıyor ya da bizim bu şekilde inanacağımızı sanıyor olmalılar.

O instagramda yapılan herkesin mutlu olduğuna dair paylaşımlar gibi bu bölgedeki birçok paylaşım da gerçeği yansıtmıyor. En başta; gelen Araplardan fırsat bulabilirseniz bir kıçımlık yer bulabiliyorsunuz adını sık sık duyduğunuz meşhur yaylalarda. Ama dediğim gibi yüzünüzü hep yeşile, hep maviye doğru tutarsanız içinizi coşturuyor.

Coşkun Karadeniz!

Kilometrelerce yol yaptık. Şehirlerden çıkınca doğa bizi kendi renklerine boyadı. Karadeniz hepsine herşeye inat kayaların içinden fışkırıyor, yeşeriyor. Hele o yollarda gördüğümüz evler, o evlerde yaşayanlar; nalyalarına ( serender ) astıkları mısır koçanları, bahçelerine diktikleri mezar taşları, her boşluğa saplayıp yetiştirdikleri karalahanalarıyla umursamaz gibi birçoğu tüm diğer olup bitenleri.

‘’ Falcı var mıdır buralarda?’’ diye soran bir arkadaşımıza ‘’Biz burada fala inanmıyor kaderimiz neyse onu yaşıyoruz ” dedi bize tüm seyahatimiz boyunca güleryüzü, kibarlığıyla eşlik eden Selim.

Yeşilinin her tonunu, hamsiyi, mısır ekmeğini, az şeker kattıkları kabak tatlısını, delibozuk havasını, fıstıklı pestilini çok sevdim. Maçahel ve yakından şahitlik ettiğim arı mucizesine bir kez daha, sonsuz hayran oldum.

Sindoma!

Işte ‘Sindoma’ ise burada öğrendiğim, halk arasında kullanılan en güzel kelime: Sen ve Ben, demek miş. Gerçi otele dödüğümde safaride baktım; Tanzanya, Kenya, Uganda ve Afrika Birliği’nde resmi dili olan Svahili dilinde; Ben Aptalım, demek miş. Size farkeder mi, bilmem. FEkat bana hiç farketmez; ‘Sindoma’ güzel kelime.

Bunların tümünü ufak ufak, pörçük ve bölük not etmişim telefonuma orada geçirdiğim, Trabzon. Rize, Artvin’i gördüğüm beş günde. Şu an feci başım ağrıdığı için neredeyse olduğu gibi paylaşmış oldum. Telefonun notları arasında kalacağına tam burada dursun!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 11 Ekim 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

kendime çarptım

Gün, güneş, martılar, takalar, deniz mavi bu sabah… Ben dersen; baştan ayağa maviyim yükselen güneş ayaklarıma vurmuş, beyaz nevresimlerin içine uyanmışken. Gece yanımda olsan yatağın ne tarafında yatardın acaba diye düşünmüştüm. Sabah uyandığım şu anda ise ne farkeder her şekilde bedenine sarılmış uyanacaktım beraber uyandığımız tüm sabahlardaki gibi dedim kendim kendime. Sen ne taraftaysan o tarafayım. Ortada buluşuyor olmamızsa en güzeli, değil mi. Biz kokulu odada bizli sabaha uyanmak… Özledim. Hem de çok özledim seni. İliklerimde bile hissediyorum yokluğunu. Bir olduğumuz sevişmelerimizin soluğunu özledim. Kolum uyuştu ama kımıldamak istemiyorum olmadığın bu yatakta. Kımıldadığımda kokuna çarpmayacağımı bildiğim için kımıldamak istemiyorum. Uyuşmuş olan kolum da özledi seni onu da biliyorum. Bi haberim nerede kimlerlesin, bi’kendimden haberim var bir de özlemimden. Her özlemiş olan kavuşur mu? Yoksa biteviye devam mı edecek içinden çıkmayı beceremediğim kısır döngüm. Kimbilir; ki ben bile bilmiyorum ama belki de becerememek değil de istemiyorumdur bahsettiğim kısır döngünün içinden çıkmayı. Burada sorular benim, cevaplarını bilmesem bile bana aitler. Özlediğim sen de bana aitsin burada. Avuntum bana ait, avunamayışım bana ait. 

Bir hayal ya bu; işte en gerçek, yalın haliyle burada ve bana ait. 

Kımıldadım!

Kendime çarptım!

Kanın uyuşmuş olan kolumdaki damarlara akışını hissedebiliyorum.

Balıkçıların sesleri geliyor yatağa, aralık balkon kapısından.

“ Kasayı uzatsana oğlum hadi! Seni bekliyorum! ” diyor adam.

Bir de başucumda duran çiçeğin kokusu karıştı sabahıma…

Gün aydı!

Ben mavi…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Ekim 2018 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: