RSS

Aylık arşivler: Haziran 2014

pipi

Nazar-Boncuğu2

‘’Ayy korkmayın yahu hiçbi şi yok!‘’

‘’Akşamına top oynadı.‘’

”Bugün sünnet yarın deniz!‘’

Tüm bunları söyleyenler ya gerçekten balık hafızalılar ya da bizim her bokumuz bi tuhaf. Tamam oğlanın elinden tutup, şort tişort muayene – ön görüşme yapacağız diye doktora gittikten bir saat sonra sünnet işini halletmiş olmam biraz tuhaf olabilir. Ama ne bileyim anacığım! Baktım kestiren çıkıyor, kestiren çıkıyor, herkes bir rahat bir rahat… Açtım Erdo’ya telefon ‘’Adam! Rızan var mı kestireyim mi oğlanın pipiyi?‘’ diye sordum. Adam da baktı benim ses rahat ‘’Kestir!‘’ çıkıverdi ağzından. Kestirdik. Doktor desen: ‘’Biraz ağrısı olabilir, ağlayabilir. Ama yarın yıkanabilir, 3. gün havuza girebilir. Yalnızca beş gün merhem süreceksiniz. Gerçi sizin oğlanın kafa biraz fazla gibi, sorun olursa her saat arayabilirsiniz.‘’ dedi. Anaaa gerçekten bizim ki yürüyerek çıktı hastaneden. Bizim ki derken pipiyi değil oğlanı kastediyorum. Ana oğul bindik arabaya, çıktık yola.

Ulan yarım saat olmadan çocuk başladı mı içli içli ağlamaya. Bir ‘’Acıyoooo!‘’ diyo bir daha ‘’Acıyooo!‘’ diyor. Hayır ben de başlasam ağlamaya kim sürecek arabayı? Ağlaya zırlaya geldik eve, bitap. Diğer yandan içim içimi yiyiyor; hiç acımayacak demiştim, oğlan bir daha bana güvenmezse, diye.

Neyse işte eve geldik sağ salim, çok şükür. İlk çişi yapacağız oğlan acıyacak diye işemeye korkuyor! Tam işerken ‘’Anne içime bir şey oluyo.’’ deyip bayılıvermesin mi! Ben çeneyi açmaya çalışıyorum feryat figan. Ben de bayılsam oğlanı kim ayıltacak? İlk travmadan sonra çişi gelmesin diye içecek tüketimine son verdi zaten. Bu arada kesinlikle pipisine bakmıyor, piyasada satılan sünnet donlarını giymiyor. Pipinin üzerinde plastik bir mama kasesiyle yatıyor. Akşam aile büyükleri geldiler, sağolsunlar. Dualar eşliğinde pipinin ucundan azıcığını yolculayıp, hayırladık. Kalan sahalar oğlanın ve sevgililerinindir. Hepsine hayırlı olsun.

İkinci gün yani doktorun yıkanabilir dediği gün; sabah çişi geldi. İkinci sefer ve daha feci şekilde kasılıp kalmasın mı çocuk elimde. Elif desen yatak odasının kapısında donakalmış bize bakıyor. Ben gene feryat figan… Şükür ikinciyi de atlattık. Ve ben psikopata bağladım. He bu arada arayan sorana anlatıyorum; karılar ‘’Ayy bizde de olmuştu. Çok normal.‘’ demelere başlamasınlar mı! Çekip kendimi mi yoksa onlar mı vursam bilemedim. Kimseyi vurmadım. Erdo deseniz akşamları geliyor eve ‘’ Çok normal Özgür. Geçecek. ’’ diyor. Ki, yalnış anlamayın benim adam iki damla kan görse bayılır. Onu da vurmadım. Vurup katil olsam oğlanla kim ilgilenecek?

Ne yaptım? Oğlanın elinden tutup doktora götürdüm. Pipinin üzerinde yeşil, plastik mama kasesi… ‘’ Doktor bey, bi konuşun hele bizim oğlanla. Geçecek, deyin. Normal, deyin. Ne bileyim işte rahatlasın çocuk. ‘’ dedim. Babacan adam mış, konuştu. Meğer bizim oğlan pipinin yeni halini hiç mi hiç beğenmemiş. Gerçi sünnetten sonra doktor ‘’Sakın baba beni, neden böyle oldu? Hep böyle mi kalacak diye aramasın. Ödemlerin geçip tam şeklini alması 3-4 ayı bulur.‘’ dediydi. Bizde baba değil oğlan, pipinin sahibi arıza çıkarttı.

Beşinci gün her şey yoluna ancak girdi.

Yani anacığım bir pipinin derdine düştük ki sormayın gitsin.

Demek ki neymiş: her söze kanmayacak, inanmayacak mışsın. Tırnağın varsa kaşınacak mışsın! Tüm bunları yaşarken sonsuz manevi desteklerini bizden esirgemeyerek Oğuz’u iki gün boyunca oyun moyun eyleyen, yanında olan Belgin’in oğulları Bulut Ve Poyraz’a teşekkürü etmeden geçemem. Hepinizin huzurunda onlara teşekkür ediyorum, borçlandım.

”Oldu da bitti maşallah!”

özgür tamşen yücedal

 

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 26 Haziran 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , ,

sanırım

marjane-satrapi

Persepolis; 2007 Cannes Film Festivali’nde jüri büyük ödülünü kazanan, İran İslam Devrimiyle değişen hayatları, yaşıtlarına göre erken serpilmiş ve açık sözlü bir kız olan dokuz yaşındaki Marjane’nin gözünden anlatan film. Marjane Satrapi ise filmde imzası olan çizgi film romancısı, animasyon film yönetmeni ve çocuk kitabı yazarı. Az önce elime aldığım dergiye verdiği röportajda dönüşümüyle ilgili verdiği açıklamaya vuruldum. Ve sizlerle paylaşmak istedim:

 ‘’ 25 yaşındayken dünyayı değiştirmek istedim ve kendime dünyayı değiştiremezsin dedim.

30 yaşındayken kendime kesinlikle dünyayı değiştireceğimi söyledim.

35 yaşında ise dünyanın beni değiştirdiğini farkettim ve bundan hiç hoşlanmadım.

Şimdi 40 yaşındayım ve kendi değişimim ile etrafımdaki küçük dünyayı değiştirmeye karar verdim. ‘’

 Sanırım ben 40 yaşına gelmeden çok önce dünyayı değiştiremeyeceğinin farkına varıp kabul edenlerdenim. Tek derdim kendim ve büyük gözüken küçücük dünyam.

 Sevgiyle kalın!

 özgür tamşen yücedal

NOT: http://tr.wikipedia.org/wiki/Persepolis_(film)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: ,

semen’e

Screen shot 2014-06-20 at 00.07.20

Ölüm karanlıktan aydınlığa mı?

Ölüm aydınlıktan karanlığa mı?

Hep aydınlığa olduğuna inandım.

İnanmak istedim hep aydınlığa olduğuna ölümün.

Bugün öyle bir haber aldım ki, arkadaşımızın yolculuğunun aydınlığa olduğuna inanmak istiyorum. İnanıyorumda! Sonra bir rüya istedim. Kelebeğin Rüyası’nı izledim. Diliyorum ki, Semen kelebeğin rüyasında olsun. O kelebek rüyasından uyansın aydınlığa. Ve ben diliyorum ki, oğlunun hayatı pırıl pırıl parlasın annesinin ardından.

Böyle günlerde bir kez daha tamamen anlamsız kalıyor hayat dediğimiz kargaşaya ait her şey. Bir toz zerresi gibi yaşamak lazım diyor insan, nereye savurursa rüzgar oraya savrulup teslim olmalı insan diyor. Hatırlanacak ne kalıyor geriye! Yalnızca hissettirdiklerimiz, hissettiklerimiz kalıyor geride. Semeni’in kıvırcık saçları kaldı. Rüzgarla gelen gülüşü kaldı. Okulundaki çocukların kahkahaları kaldı.

özgür tamşen yücedal

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

 

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı.

 

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

 

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.

Behçet NECATİGİL

 

Güzel olan yaşadığımızdır

Birgün öleceğimiz değil.

         Muzaffer Tayyip Uslu

 

Ben ölsem be anacığım

Nem var ki sana kalacak

Ceketimi kasap alacak,

Pardösömü bakkal

Borcuma mahsuben…

Ya aşklarım

Ya şiirlerim ne olacak

Ya sen ele güne karşı

Nasıl bakacaksın insan yüzüne

Hülasa anacığım

Ne ambarda darım

Ne evde karım var.

Çıplak doğurdun beni

Çıplak gideceğim

      Rüştü Onur

 

 

 

 

 
5 Yorum

Yazan: 19 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

sinir bastı

Screen shot 2014-06-16 at 22.49.34

Merhaba!

İyisiniz mi? İyisiniz, inşallah! Maşallah!

Bakın ne anlatacağım: Ben hayatım boyunca soğuk duygular besledim şu zayıf insanlara karşı. Hele bir de yiyip yiyip kilo almayanlar var ki onlardan hiç söz etmiyorum bile. Tamam şükredecek, şükretmeli durumundayım ama sorun bakalım, nasıl!

Benim kilo sorunum 4 kilo 300 gram doğmamla başlıyor. İlkokul beşinci sınıfa kadar ittire kaktıra süren gelişimim beşinci sınıfta zirve yaparak neredeyse şimdiki kiloma ulaştı. Bu gelişimimde annemin kardeşime içirdiği balık yağını bir bok zannederek gizli gizli içmiş olmamın desteği olmalı. Olmalı diyorum çünkü balık yağının hedef insanı olan kızkardeşim Özlem’le birlikte diyet yapmak zorunda kaldık. O yılların favorisi olan lapa diyeti yaparak zayıfladık.

Konuyu bağlayacağım, merak etmeyin. ‘’Ulannnn ahanda beni ( ya da onu, annemi, kankamı, kardeşimi … ) anlatıyor. ‘’ diyerek aşina bulmayıp ‘’ Aman banane canım.’’ diyerekten omuz silkiyorsanız yazdıklarımı neden okuyorsunuz zaten, değil mi ama.

Yıllar geçti geçti geldim 23 yaşıma ve ilk çocuğa hamile kaldım mı! İşte tekrar zirvedeyim! Gebeliğin son aylarında, kelimenin tam anlamıyla sokaklarda bir peguen edasıyla dolaşır hale gelmiştim. Pardon, dolaşmıyor yuvarlanıyordum. Hayır, neyin kafasıyla yemişim ki o hale getirebilmişim kendimi. ‘’ Ye ye sen iki canlısın! ’’ diyen herkesi sevgiyle anıyor çocuktan sonra, almış olduğum kiloları verene kadar canımın gerçekten çıkmış olduğunu iletmek istiyorum. O döneme ait tüm fotoğraflarımı da yok ettim. Elinde kanıt olanlar varsa lütfen siz de yok edin onları.

İkincisi hamilelikte aklım başıma gelmişti. İnsanlıktan çıkmadım.

Kilo hayatımın özgeçmişi böyle işte. Bu günlere böyle biraz destek biraz köstek geldim. Yemek yemeği seviyor olmam, tatlı için ruhumu satabilecek olmam yanında özgeçmişimin inişli çıkışlı olmasının en büyük sebeplerinden biri evlendiğim adamdır. Yemek yemeyi sevmesi ayrı… Ama beni yıllardır ‘’ Çok zayıf bayanlar bence hiç çekici değiller! ‘’ yalanıyla pompaladı, dengeledi.

Buraya kadar, son haftalara kadar sorun yoktu. Ta ki benim adam zayıflayana kadar. Adamın içinden insan çıktı.

Özet: Erdo bedenen ben ruhen eridim.

Erdoya göre hala sorun yok. Olmayabilir di! Ben Erdo’nun karşısında yemek yerken hissettiklerimi hissetmiyor olsaydım, sorun yoktu. Beraber zevkle yemek yemenin ne demek olduğunu bilmiyor olsaydım sorun yoktu. Zamanında benim sözümü dinleyerek durması gereken zamanlarda durmayı bilseydi bu diyet kabusunu yaşamıyor olacaktık. Ama oldu bir kere! İşin boktan yanı şimdi birinin bana dur demesi gerekiyor, sinir bastı. Şu an mesela; sağ tarafımda şöbiyet sol tarafımda bir bardak çay ve kendimi yalnızca çıtır kabuklarını yiyorum diyerek kandırıyorum. Kandırmaya çalışırken de, kabukların tatlının bir parçası olduğunu adım gibi biliyorum. Peki Erdo nerede? Spor yapıyor! Yeminnen sinir basıyor ya! O kadar ki; spor yapma isteği falan kalmadı içimde. Hayır, bazılarını hırs basar onlar da diyet yaparlar bende tam tersi oldu. Ulan ne doğru ki bu doğru olsun karıda. Bazı zamanlar ” Aman Özgür nereye kadar böyle yaşayacaksın, manken mi olacaksın, sağlığını bozmadığın sürece yemene bak.” bazı zamanlar ” Zıkkım ye! Ye ye ne oldu bugüne kadar! Kaldı mı birinin tadı ağzında! ” diye söyleniyorum kendime. Ama bu zaman o zamanlara benzemiyor. Kendimi terkedilmiş, ötekileştirilmiş hissediyorum.Sinirliyim.

Bu gecelik bu kadar ama merak etmeyin bir süre sonra tekrar haberdar edeceğim sizleri gidişatımdan. Kelimelerimi bağlarken ‘’ Önemli olan dış değil iç güzelliği! ‘’ yazacağım sakın gülmeyin! Zaten sinirliyim. He tabii ‘’ Düş güzelliği ’’ diye bir şey de var.

Hadi Erdo gelmeden ben zıbarayım. Hepinizi öper koklar kucaklarım. Kalın sağlıcakla.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

barışalım artık!

ozgurtamsen

  

Nasıl oldu? Ben ne yaptım sana ki bu kadar darıldın bana? Beraber geçirdiğimiz bunca yıldan sonra hala anlamadın mı, ben sensiz yapamam. Dolaşıp dolaşıp gene sana dönüyorum. Sonu gelmez zevkin gerçekten sonunun olmadığını, bedelinin ağır olduğunu bir kez daha anladım. Ki otuz yedi yıllık tecrübe yetmedi, yetmemiş. Üç hafta oldu. Tam üç haftadır üzerine titriyorum. Koştur koştur işten dönüyorum. Hem de nasıl yorgun bir bilsen. Bir türlü gitmek bilmeyen kış? Diğer yanda yılmadan, aradan dereden sıyrılıp ‘’ cööö’’ diyen bahar. Çarptı mı, çarpacak mı belli değil. Anlayacağın depresif halimle bahar çarpmışlığım içimde bir kavga ki sorma gitsin. İşte bu haller içindeyken, işten dönmüş yorgunken, sofra kurulmuş beni bekliyorken ben ne yapıyorum? Üzerimi değiştirip geliyorum yanına. İlk yirmi beş dakika her şey yolunda gibi. Sonra soluk aldığım yer, yer değiştirmeye başlıyor, dilim dışarı çıkıyor, gözüm zaman göstergesinde kilitleniyor, aklım sofradan yanıma gelemiyor… Peki ya sen ne yapıyorsun?  Sesini yükseltiyorsun. Adeta yüzüme yüzüme…

View original post 119 kelime daha

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Haziran 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

şarkı söylemeye başlıyor…

Screen shot 2014-06-07 at 17.41.31

Sağdaki dik yokuştan gitmem gerektiğini söylüyor pazara giden yolu sorduğum şişman kadın. ‘’Gel otur soluklan önce, yorulmuşsundur.’’ deyip çekirdek ikram ediyor bana. Bahçe kapılarının önünde duran mavi banka oturuyoruz, yanyana. İki tane kocaman, siyah köpek yanaşıyor yanımıza. Burun burunayım köpeklerle. Korkmuyorum. Sakince uzaklaşıyorlar, selam almış gibi. Teşekkür edip ayrılıyorum şişman kadının yanından. Dikenli tellerle çevrilmiş dik yokuştan tırmanıyorum. Ellerim kanıyor. Canım yanmıyor. Pazardayım.

Uyanıyorum sonra. Gördüğüm rüyayı not etmek için kağıt kalem arıyorum. Yazıyorum rüyamı. Farkına varıyorum sonra hala uyanmamış olduğumun. Rüyamın içinde rüyamı yazıyorum, elimde kalem.

Sevgilim. ‘’Merhaba!’’ diyorum usuldan, uzanıyorum yanına. Dışarıya çıkacakmışız. Üzerimde bana büyük siyah bir elbise. ‘’Gitmeyelim. Burada kalıp sevişelim.’’ diyorum. ‘’Rüyamı anlatayım sana.’’. Aşkla bakıyorum gözlerine. Bir şey söylemiyor. Suskun. Girişleri ayrı, iki katlı, ahşap evin bahçesindeyim. Rüyamı anlatıyorum, parmaklarımı saçlarıma dolamış, dalgın dalgın. Sonra evdeki herkesle beraber sevgilimde gidiyor. Yalnız kalıyorum ben. Kardeşimi görüyorum sonra; ‘’Neden giydin o siyah elbiseyi. Sende giderdin işte onlarla.’’ deyip dönüyor sırtını. ‘’İstemiyordum.’’ Diye mırıldanıyorum ardından bakarken kardeşimin.

Tekrar eve girmek için merdivenleri çıkıyorum. Çok güzel genç bir kadın açıyor kapıyı. Yanlış geldiğimi söyleyip dönecekken durdurup içeriye buyur ediyor beni. Uzun, kalabalık bir masa. Kızkardeşleriyle, yeğenleri gelmişler. Çeşit çeşit makarnalar var uzun masada. Tam tabağıma koydukları makarnayı yemeye başlamışken ben, şarkı söylemeye başlıyor çok güzel genç kadın. Masadakiler eşlik ediyorlar ona. Dalmışım. Kendime geliyorum şarkıyı bitirdiklerinde.

Uzun masada oturuyoruz. Kar yağıyor. Elimde buz parçaları… Üzerimde beyaz havlu… Masada karşımda oturan uzun boylu genç adam ayağa kalkıyor. Güzel gülüşlü genç adam. Rüyamın içinde olduğumu biliyorum. Rüyamın içindeki uyanıklık hissi, gerçeklik garip geliyor.

Uyanıyorum.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Haziran 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

mesela

Buralardayım! Arada gidiyor tekrar buralara geliyorum. Buralardayken başka yerleri özlediğim yok. Ama arada sırada oralara, buralara gitmek iyidir. Arada mekan değiştirmek iyidir. İyiyim.

Az önce uyandım, geceyarısı. Aklıma takılmış: ‘’Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ‘’ sözü anlamsız, değil mi? ‘’Eski’’ adı üstünde, eskimiş, bitmiş, geçmişte kalmış… Zaten neden her şey eskisi gibi olsun ki? Her şey neden hep aynı kalsın? Neden?

Her şey taptaze, canlı, ışıl ışıl, farklı olsun. Bir bakış gelsin mesela, davetsiz. Bir çift laf edilsin, beklentisiz. Bir el konsun omuzumuza, ansızın. Sonra değişsin her şey, en azından bazı şeyler. Tazelesin, umutlandırsın, çoğaltsın, heyecanlandırsın mesela.

Gerçi hep başkalarından beklemekte olmaz. Biz mesela… Biz yapalım. Ben mesela! Sen mesela.

Yoğurt kabına çiçek dikelim mesela. Herkes uyurken kalkıp sessizliğin içinde bir bardak su içelim, sessizce. Kakamızı yapabildiğimiz, işeyebildiğimiz, yemek yiyebildiğimiz için şükredelim, mesela. Kahkaha atarken utanmayalım. Sevişirken sarkan mememizi, göbeğimizi düşünmeyelim, dalıp gidelim anın içine, mesela.

Geçmişi düşünmekten vazgeçelim. Gelecek için endişelenmekten vazgeçelim. Değiştiremeyeceğimiz şeyler için didinmekten vazgeçelim. Kabul ya da terk edelim. Şikayet etmeyi bırakalım. Yargılamayalım. Yadırgamayalım. Anı yaşayalım, mesela. En azından çabalayalım. Elimizden geldiğince, yüreğimiz döndüğünce, aklımız yettiğince. Bu kadar bilmişlik, bilgecilik, iç dökmecilik yeter sanırım. 

Burada değilken iki film izledim onlardan da haber salayım sonra gideceğim. Bir tanesi sanatın, sanatçının ne, kim olduğunu anlattı bana. Yaşamak için değil, resim yapabilmek için yaşayan bir kadının hayatını anlattı. Büyülendim. Hayran oldum. Seraphine!

 MV5BMTg3MzAxMjc0NF5BMl5BanBnXkFtZTcwMjEyODU1Mg@@._V1_SX640_SY720_

 

Diğer film yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için olan düşüncemi anlatıyordu: Dünyada iki tür insan vardır ve hep olacaktır. İyi insanlar ve kötü insanlar. Dengeyi sağlayan şey bu. Benim Adım Khan!

 my-name-is-khan

 

Şimdi bugün topraklarını tazelediğim, yeni diktiğim çiçeklere milyonuncu kez bakmak ve tebessüm etmek için balkona çıkacağım. Her nerede, kiminle iseniz selam olsun. Sağlık olsun. Çıkmazda hissediyorsanız unutmayın BU DA GEÇER diğer geçmiş olanlar gibi… Sevgiyle…

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 02 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: