RSS

Aylık arşivler: Aralık 2014

vardır bir hayır

Screen Shot 2014-12-30 at 12.53.52 AM

Heyyy!

Bugün Elif dönem içi yeni performans ödevinin sunumunu yaptı. Yanlış anlamayın dersin öğretmenine değil, bana yaptı. Pek tabii ödevi hazırlamam için. Ve gene pek tabii teslim tarihi yumurta olup kapıya sıkıştığında… Hepsini geçtim,mevzubahis olan ders; Tarihhhh. İtiraf ediyorum:

Bu çocukların ödevlerini hazırlayabilmek için yaptığım araştırmalara harcamış olduğum zamanı ödevlerim için kendi okul hayatımda harcamış, bu kadar kaynak okumuş olaydım bir üniversite daha bitirirdim. Tamam bu öğrenme arzusu, merak yoktu o zamanlar, kabul. Elif’te olmayışını kabul edişimdir ödevlerini destekçi adı altında yapan kişi olmam. Bir de; çocukların zamanı yok abicim. Günlük ödevleri yapmamak için bahaneler üretmek, okula gitmek, cep telefonunu her an yanında muhafaza etmek, whatsApp iletisi takibi yapmak, instagram paylaşımlarını yorumlamak, iletişimi bir an bile koparmamak, müzik dinlemek, yemek yemek, uyumak düşünebiliyor musunuz ne kadar yoğunlar. Sen tut bu çocuklardan bir de performans ödevi için araştırma yapmalarını bekle, akıl alır gibi değil! Gençlerle ilgili aklımın almadığı şeyler çoğaldıkça ben ne yapıyorum? Sonsuz teslimiyet.

Yok hoşuma gitmiyor değil hani; araştırmak, öğrenmek, okumak… Ama ders Tarih olunca içim çekildi. Ama ney miş; her şeyde bir hayır var mış. Bu son günlerde hayatıma tarihle ilgili çok şey girmeye başladı? Işaretleri takip etmeli miyim, bilemedim. Bu işaret takipleriyle yolumun nereye varacağı ise ayrı bir merak konusu?

Aslında yazınca farkına vardım bak; şiir. Evet ya! Iyi bir şiir okuyucusu olmadım hiçbir zaman. Bu ‘vardır bir hayır‘larla gidilen yolda şiirlerle tanıştım, memnun oldum. Daha doğrusu; hissedilenleri şiirle anlatmanın ( anlatabilmenin ) ne kadar güzel, özel olduğunun farkına vardım diyelim. Ayrıca; yazılabilinecek şiir, duyguları ifade edecek kelimelerin hepsinin yazılmış olduğunu inananların tersi düşüncedeyim. Ki; yazılmış, söylenmiş olsa ne olur? Vazgeçer mi, vazgeçmeli mi insan ‘mavi’ yazmaktan, ‘sarı’, ‘gökkubbe’, ‘omurga’, ‘aşk’, ‘ayrılık’ … yazmaktan. Yazmazsak, söylemezsek küsmez mi bize renkler, duygular, doğa, insan, kadın, erkek… Kalem döndükçe, dil söylediğince, gönül yettiği, nefes aldığınca yazmalı, söylemeli insan. Inadına söylemeli, yazmalı. Hepsini yaparken en bencilinden, umursamazından olmalı. Kendini süslemek için yapmalı. Bir de; küstürmemek için kelimeleri. Bir ara hatırlatın da, şiir konuşalım.

Benim bu küçük aradan sonra şimdi ödeve dönmem gerekiyor. ‘ devşirme sistemi ve bu sistemin Osmanlı’da uygulanması ‘ konulu performans ödevini hazırlamalıyım.

Haydiii iyi geceler!

 

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 29 Aralık 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

diye

Screen Shot 2014-12-26 at 10.51.58 AM

Günaydın!

Gün aydın olsun. Hava kapalı İstanbul’da bu sabah. Güneş ışınları, bulutların arasından sızabildikleri kadarıyla, ‘ buradayız ‘ dercesine denizin üzerindeler. Balıkçı takaları da var denizin üzerinde, tek tük. Sabah bir bardak demli çay sıcaklığında, bir ‘ merhaba ‘ uzaklığında, kanat çırpışı telaşında…

Ben, ne olursa olsun hep bir penceresi açık olan evde büyüdüm. Evler değişti ama kar, kış hep aralık bir pencere oldu hepsinde. Sonra büyüdüm ben ( fazla değil, azıcık büyüğüm hala ), evlerim oldu. Ve hep aralık bir pencere oldu bu evlerde de. Ezan sesi girsin diye, herhengi bir yerden dilenen güzel bir dilek, bir şükür, teşekkür, dua, selam evime girebilsin kalbime gelebilsin diye. Işık dolsun diye…

Bunu yazıyorum ki; bilin diye, haberiniz olsun diye. Bu sabah yine erkenden kalkıp açtım pencereyi, derin solukla ‘ günaydın ‘ dedim yeni güne. Içinde çokça şükür olan bir selam saldım gökyüzüne. Mucizeler diledim hepimiz için. Yalan yok en çok kendim için. Gülüşüm gizlendi içine sabahın. Buyur ettim, açılan pencereden evimize doldular, tanımadığım ama iyi insanlardan geldiğini bildiğim gülüşler.

Ve diyorum ki, yeni uyandıysanız ya da henüz bir pencere açmadıysanız kalkın açın, derin bir solukta siz çekin içinize. Pencere aralığından evinize, kapanmamış olduğunu umduğum kalp pencerenizden içinize dolsun bizlerin yolladığı gülüşler.

Hayırlı olsun, aşk olsun, sağlık olsun, güzellik olsun… Selam olsun.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 26 Aralık 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , ,

olur öyle ( İstiklal Akarsu )

Screen Shot 2014-12-21 at 11.59.30 PM

Gerçek aşka inananlardanım. Bir ilişkide aşk yoksa ‘ olmaz olsun öyle ilişki, yere batsın öyle ilişki, bu ilişkiyi alın buradan ‘ diyenlerdenim. Fakat, ‘’ Aşk vardı da biz mi yaşamadık, gerçek aşk vardı da biz mi aşık olmadık? ‘’ derseniz de hak veririm, ‘’ Abi, haklısın, ‘’ derim, ‘’ Tamam, uzatma kardeş, anladık, ‘’ derim. Aşk iyi de çevresi kötü. Bir aşık oluyorsun kimyan değişiyor, dünyan kayıyor, feleğin şaşıyor. Ama yine de iyidir aşk, yaşamadan ölmemek, ömürde en az bir kere aşkı tatmak lazım. Ha gerçek aşkınla evlenirsen de bu dünyada cennettesin demektir.; piyangodur o, vay şanslı seni, buldun gerçek aşkını evlendin di mi köftehor, hadi yine iyisin. Gerçek aşkın peşine düşen yorulur, sendeler, hatta yere düşer. Bazıları ise, ‘’ Yemişim gerçek aşkı, ‘’ der, ‘’ Git git bitmiyor bu yol, fuleli kaçıyor gerçek aşk, ‘’ der ve yoldan çıkar. Işte ben de yorulmuştum artık. ‘’ Ulan gerçek aşk peşinde bi ömür tükettik, yakalayamıyoruz bu zalimi, bi ara vereyim yolculuğa, bi mola vereyim, ‘’ dedim. ‘’ Misal, bir dinlenme tesisine uğrayayım, ayran içeyim, tost yiyeyim, ‘’ dedim. Araştırdım, bu işin adı dünyada ‘ one night stand ‘ oluyor. Anlamı tek gecelik ilişki. Evet, ilginç olabilir, tek gece ilişki yaşa sonra herkes yoluna. Trip yok, ‘ niye aramadın ‘ yok, ‘ aradım, açmadın, neredeydin ‘ yok, ‘ vatsaptan onlayndın, kiminle konuşuyordun ‘ diyen yok. E iyiymiş la bu, deneyelim bakalım da nasıl olacak bu işler? Kızılay dağıtmıyor bu one night stand ilişkiyi, arayıp bulmak lazım. Işte tam o sırada geldi Orhan’ın mesajı, ‘’ Kanka neredesin, bi ara buluşalım, alemlere akalım, ‘’ diyordu Orhan. ……..

( ‘’ Olur Öyle ‘’ – İstiklal Akarsu )

 

Sonrasında başlarına gelenleri; alışmamış götte donun nasıl durmadığını, işlerin ele yüze nasıl bulaştırılacağını, altın semer takılmış eşeğin eşekliğinin nasıl baki kaldığını yani bu öykünün devamını ve kitapta yer alan diğerlerini merak eden varsa alıp okusun, daha fazla yazamayacağım, yorgunum. Bak saat kaç olmuş!

 

Üstüne üstlük Oğuz’la; hayatında Fransızca kadar saçma bir dil görmediğine inanan, ‘’ Düşünebiliyor musun saçmalığı her kelimenin önüne –la getiriyorlar anne, düşün –the falan değil resmen –la…’’ sözleriyle ifade eden bir insan evladıyla Fransızca çalıştım. Ama ne? Ben de bir insan evladıyım ve kesin anam ağlıyordur evladının yaşadıklarına. Hadi bunu atlattık diyelim, yastığa temas için önümde başka engeller var; daha el- yüz temizlenecek, son sigara tüttürülecek, iki satır kitap okunacak…. Ulan hiç uyumasam mı? Nasıl olsa sabah olunca tekrar kalkacağım bunca zahmete ne gerek var, direk uyumadan devam. Bu Elif’in nasıl olsa akşam olduğunda her akşam bozulacak olan yatakların her sabah toplanıyor olmasında hiçbir mantık bulamayışına benzedi. Allam çocuklarımın birini alıp diğerine, olmadı diğerini beridekine, hiç olmadı ikisini tutup kendime çarpsam mal aynı mal. Tüm bunları ve burada yazamayacağım kadar gariplerini yaşıyorken, hayatımda Özlem gibi bir kardeş varken Belgin’in deyimiyle ‘’ zaman zaman kendimi hala ve hala normal zannediyor olmam ‘’ hakketten tuhaf. Ama allahtan ümit kesilmez.

Hadi yeter yeminnen yapışacağım şu olduğum yere, sonra kazıyacak biri de bulunamayacak beni yapıştığım yerden. Huzurlarınızdan ayrılıyorken büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. Hayırlı haftalar olsun. İşleriniz rast gitsin. Sağlık olsun. Huzur olsun. Dişlerini yaptıran, ameliyat olan, grip olan, kalbi kırılmış olan, özleyen herkim varsa en kısa zamanda geçmiş olsun, geçmişte kalsın. Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 21 Aralık 2014 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

iyi geceler

Screen Shot 2014-12-17 at 11.38.44 PM

Heyyy! Yatsa uyuyamaz, uyusa kalkamazlar, hadi kalktı ayılamazlar sizlere sesleniyorum. Günün bu saatleri gelince hep bizleri düşünüyorum. Etrafımızda derin derin soluklar, o soluklara inat sessizlik, sessizliğe inat kafada durmadan dönüp duran düşünceler, onların gürültüsü, arada saati kontrol etmekten kendini alamayan gözler, evin içinde nereden alıveriyorsa yel alan boyun, bitecek diye okumaya kıyanamayan başucunda ya da kucakta duran kitap… Oldu mu? Sardık mı gene boka? Tamamız o halde.

Az önce dişlerimi fırçalamak için banyoya yollandığımda kızımın deyimiyle; kafamın içinde açıp açıp kapatmayı unuttuğum uygulamalardan birinden geldi gecemin konusu: ‘’ Bir sıkımlık hayatın var lan Özgür.’’

Götü yatağa koyup sırtı yastıklarla destekleyip yorganı çekiştirene kadar düşündüm de; hakKETten lan her şey bir sıkımlık. Bir bakış, bir söz, bir fotoğraf, unutulmaya yüz tutmuş bir anı çöreklenene kadar bir sıkımlık mutluluklar, huzur, arkadaşlıklarla geçip tükeniyor hayat. Aman tamam be biliyorum – Her şey biter!- biter de, neden bazen bu kadar kolay olmasına izin veriyoruz. Ya da genelde neden bir izin bile istemeden, rızamızı almadan bitip gidiyorlar. Bitip gidenlerin seceresini tutmak gerekiyor mu? Daha kaç tane sığar şu hayatıma diye hesap yapmak gerekiyor mu? Hiç olmadı; ‘’ Bitti, sıradaki ’’ diye anons mu geçmek gerekiyor. Bak sığmak deyince aklıma geldi: geçen instagramda gördüm ‘’ Kaç öpücük sığar boynuna? ‘’ yazmıştı birisi, güzel değil mi? ( İnşallah çok bilindik bir şey değildir ve rezil olmuyorumdur. Ki; ben yeni duydum. ) Konuya girişten nasıl sapmaksa bende ki, doğruca güzel bir hissin içine giriverdim. Yeminnen çok yanar döner bir ruh bu benimki, feci…

Aman dur dur iyi geldi bu ruhumun girdiği yer. Içine ettiğimle aramız zaten çok iyi değilken küstürmeyeyim kalayım burada ben. Hem belki bakarsınız zıbarır kalır, sabaha biraz uyuyabilmiş halde ‘’ Günaydın ‘’ derim. Sabahlar uzak, sabah ezanı yakın bana hallerimden yorgun düştüm artık. Hayır, böyle giderse kadını bırak insana benzer halim kalmayacak. Ruhani bir varlık edasıyla gezmek bir yere kadar güzel kafa, ama bu noktadan sonra insan evladı olarak en azından bi beş saat deliksiz uyumak istiyorum.

Hadi kement attım uykuya, çok mutluyum. Bir sıkımlık olması bu, lütfen.

Sabah uyandığınızda pencereyi açıp soğuğa, orada bir yerlerde olduğunu bildiğiniz kendini göstermeye çalışan güneşe, kuşlara, ağaçlara gerine gerine günaydın derken bir selamda bana salıverin… Takılıp gelir bir yelin peşi sıra ya da bir kuşun kanadında bana.

Iyi geceler!

 

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 17 Aralık 2014 in GENEL

 

koca çınarın altında

Screen Shot 2014-12-15 at 6.54.58 AM

Koca çınarın altında karşılanan bir sabahtı;

Çöpçülerin eşlik ettiği

Çay ocağındaki adamın bir türkü mırıldandığı

Farenin ipte cambazlık yaptığı

Ufak kuşun ağzında ekmek kırıntısıyla geldiği

Kedinin miyavladığı

Patatesli börek tadında bir sabahtı.

Demli çayların içildiği

Martıların çok olduğu

Köprünün ışıklarının mavi yandığı

Soğuğun aşk koktuğu, içinde hasreti sakladığı

Koca çınarın altında unutulmayacak bir sabahtı işte…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

bir delinin haykırışı

İnsanoğlu dinle!

Nasıl gidiyor?
Kalbin nasıl?
Bilmiyorum, sınıra dayandım.
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımda hem de bedenimde…
Aynı anda ayrılamam.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
Fazla büyük usta kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış.
Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklâmlarının
Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere…
Böceklerin vızıltıları girmeli.

Her birimizin gözlerini ve kulaklarını…
Büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.
Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.
Yapmamamızın bir önemi yok!
O isteği beslemeliyiz…
Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz…
Sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız…
El ele vermeliyiz.
Sözüm ona sağlıklıları…
Sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız.

Siz sağlıklı olanlar!
Sağlığınız ne anlama gelir?
İnsanoğlunun bütün gözleri, içine…
Daldığımız çukura bakıyor.
Özgürlük faydasızdır…
Eğer gözlerimizin içine bakmaya…
Yemeye, içmeye ve…
Bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!
Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler…
Sözüm ona sağlıklı olanlardır.

İnsanoğlu dinle!

Senin içinde su, ateş ve sonra kül ve külün içinde kemikler.

Kemikler ve küller!

Gerçekliğin içinde veya hayalinde değilken, ben neredeyim?

Işte yeni anlaşmam:

Geceleri güneşli olmalı

Ve Ağustos’ta karlı.

Büyük şeyler sona erer

Küçük şeyler baki kalır.

Toplum böylesine parçalanmaktansa bir araya gelmeli.

Sadece doğaya bak ve hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.

Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz, yanlış tarafa döndüğün noktaya.

Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz.

Suları kirletmeden

Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa ne biçim bir dünya burası?

Andrei Tarkovsky

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Aralık 2014 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , ,

geçelim

Merhaba!

Iki haftadır yazdığım gün Pazartesi’ne denk geliyor, yanlış anlaşılmasın Pazartesi Sendromu falan sözkonusu değil. Bu ‘söz konusu’ ayrı mı, bitişik mi yazılır bakamam şimdi TDK kılavuzundan. Fulya: ‘ Okursan doğrusunu söylersin tatlım. Editör edasıyla tüm yanlışları bul, demiyorum ha!’’ Pazartesilere gelirsek; oldum olası sevdim ben bugünü, diğer günlerden ayrı koymadım yazık. Çalıştığım dönemde de, şimdi de seviyorum. Sanırım hiç görmeye tahammül edemediğim, varlığından rahatsız olduğum bir patronum olmadığından. Sendroma gir, sendromdan çık falan vakit kaybedemem zaten; yaşa gitsin işte öyle de böyle de geçmiş olacak.

TDK, yazım kılavuzu falan dedik de; yeni zorumlu dersimiz Osmanlıca hayırlı olsun, uğurlu olsun. Kendi ana dilini doğru düzgün kullanamayan ( örnk: yazamayan ben ) milletimizin, uzun uzun anlatmaya erinip kısaltmalarla anlaşmaya başlayan evlatları için eşsiz şekilde ufuk açıcı olacak, net. Bahsi geçen kısaltmaları doğru anlayabildiğim söylenemez gerçi. Doğru açılımlarını ya gençlerin kendilerinden ya da medyadan öğreniyorum. Misal en çok kullanılan AMK kısaltması. Ben hep ayıp bir küfür olduğunu sanıyordum, değilmiş. Açılımı: ‘Azıcık Mantıklı Konuş’ muş bendeki niyet kötüy müş. Neyse işte dil tamam, sarayımız da var! Hoşgeldin oryantalist, osmanlıcalı Lale Devri. Ulan gerçekten Lale Devri Çocukları mı olacağız? Hohoyyyt!

Geçelim!

Düzgün, kuralına göre yapılan her şey bana ters bu da, net! Misal: Sağlıklı Yaşamak. Abicim ben sağlıklı yaşayınca kilo alıyorum. Düzenli uyu, dengeli beslen, stresten uzak dur… Bunun sebebinin de; ruhumun dengesizliği olduğunu tahmin ediyorum. Ruh dengesizken, beden dengeli olmaya çalışınca şaftım kayıyor. Bitti! Yine, yeniden; bol kahveli sabahlara, uykusuz gecelere ‘ Merhaba ‘.

Merak ettiğim bir şey daha var: her sabah olduğu gibi an itibariyle önümden hızla ve sürü halinde uçup giden kuşlar nereye gidiyorlar. Onlara sordum, yanıtlamadılar. Göç desen, vakti geçti. Rüyalarımızda bu kadar mesaj mı yolluyoruz birbirimize acaba ki; kanatlarına yükleyip iletilecek mesajları, duaları alelacele yetiştirmeye çalışıyorlar gitmesi gereken kişilere, yerlere. Benim kuş hangisiydi acaba? Ya da dün gece rüya gördüm mü? Girme buralara Özgür, gözünü seveyim, çık çık. Ulan hala geliyorlar! Şaka değil, yemin edebilirim ki kanatlarının yeli vuruyor yüzüme. Durun içeriye gireyim, hava da soğuk zaten. Bu hafta soğuk hava dalgası geliyormuş. Aman geleceği varsa göreceği de var; önemli olan bizim havamız yerinde olsun, sağlık olsun. Yazı TRT Ana Haber Bülteni’ne döndü dönecek az kaldı. Bir haberim daha var, akşam kitap okurken kulağıma çalındığına göre: dün yapılan karşılaşmada Beşiktaş Trabzonspor’u yenmiş. Ve yorumculara göre Trabzonspor; erken davranmış havaya girmekte, takım oyuncuları arasında gözlenen birlik Beşiktaş oyuncularınınki gibi de değilmiş. Yazmış olduğum son cümlenin mealini bilmiyorum ama tam olarak böyle söyledi sesini tanıdığım, kendisini tanımadığım yorumcu.

Son olarak; dün uzun yıllardır evli iki çift olarak aramızda geçen sohbet özeti olarak yeni evlenecek olanlara, ‘ evlensem artık, ev tuttar içine aşk-iki çocuk sıkıştırırız, yaşım geldi artık, yalnızlık zor abicim, evli olan erkekler daha geç yaşlanıyor muş, insanın hayatı düzene giriyor lan, eve girince ses istiyor insan’… gibi düşüncelere girmiş ve de dillendirmiş olanlara bir çift lafım var: evlilik zor zanaat, götü yemeyen girmesin bu işe.

Dün Belgin’in paylaştığı güzel şiirle huzurlarınızdan ayrılırken hepinize, hepimize hayırlı, uğurlu, sağlıklı, aşk dolu haftalar diliyorum.

özgür tamşen yücedal

benimsin

gün yeni doğanındır

kül sönmüş ocakların.

kılıç kahramanındır,

köpek de sokakların.

sen de benimsin, benim.

sen de benimsin.

gündüz kelebeklerin.

gece yıldızlarındır.

ölüler böceklerin.

azap da günahkarındır.

sen de benimsin, benim.

sen de benimsin.

ne olursan ol kadın, şeytan

canavar, baykuş.

yok kurtuluş elimden,

elimden yok kurtuluş.

Cahit Sıtkı Tarancı

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Aralık 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: