RSS

Etiket arşivi: okul

hakkımı kullanıyorum

Yazlığa giderken toparlanıp bırakılan sonra yazlık dönüşü kapısı bacası açılıp havalandırılan, koltuklarına serilmiş örtüleri kaldırılan, üzerindeki rehaveti atmak zorunda kalan kışlık evler gibiyim. Şimdilerde her lafa antin kuntin kelimeler sıkıştıranlar için meali; mevsim geçişinde adaptation sorunu yaşıyorum tatlişim. Forma, kitap, servis üçlüsünün gündelik yaşantımızın içine ettiği şu günlerden bahsediyorum. O kadar ki; ‘ulan normal bir günümüz nasıl geçiyordu acaba?’ gibi manyakça bir sorunun cevabını ararken buldum kendimi bu sabah. Sanırsın ilk kışım, ben hep yazda yaşamışım. Elimdeki ne cımbızı ne de aynayı bırakasım yok.

Kimi havalardan, kimi yıldızlardan, kimi aydan, kimi yediğinden, kimi içtiğinden dir diyor. Demek kolay mühim olan çözümü demek. Sebeplerini biliyor olmak, öğrenmek rahatlatır mı insanı. ‘ Havalar yaz derecelerinde devam ediyor ondandır.’ diyenler değil de, ‘ Yıldızlarla ayın durumu bıdı bıdı durumda ondandır bu hallerin ve inan bana herkes bu durumda şekerim.’ diyenler daha bi’havalı geldiler, rahatladım. Bizde öyledir ya, herkeste varsa sorun yok. Herkes gibi düşünüyorsan sorun yok. Herkes gibi konuşuyorsan sorun yok.

Herkesin dinlediğini dinliyor, okuduklarını okuyorsan sorun yok. Herkes gibi olup kendini bir daha bulamayacak biçimde kaybettiysen artık herkes gibisin. Herkes kim? Ben pek bilemedim bugüne kadar. ‘bugüne kadar’ zamanlaması yanlış, sanki bugün bilmişim gibi oldu. Tekrar edeyim for you (bir kaç tane daha bu tür cümle kurarsam klavyeye kusacağım )‘ Herkes kim? Ben bilemedim de, bimiyorum da, umursamıyorum da. Ama kalabalık olmalılar. O halde ne halt ediyorlarsa etsinler.’

Asıl sebebim sinirli, sinirlerimin bozuk falan olması. Bu çocuklarımıza öğretilmeleri için okul kitaplarına yazılan cahilliklere, karar vermiş olanlara, Ouzun dün akşam endişe dolu ‘anne ben büyüyene kadar tüm ağaçlar yokolmazlar, değil mi?’ sorusuna, bu akşam masamıza gelen üzerinde Atatürk resmi olmayan bozuk paralara, tüm bu teşkilatın zaman içinde sinsi sinsi yayılıyor olmasına, okul duvarlarına asılı olan afişlere, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz endişesine, tüm bunları dinle bağdaştıranlara, bağdaştırmak ya da bağdaştıramayacak kadar bile düşüncesi olmayanlara, Bi’şi olmazcılara, Ne olabilr ki cilere fElan falan topuna sinirliyim, bozuğum.

Kızımızın artık kendine ait hayatı olmasına zaten ayrı bozuğum. Görüşebilmek için randevulaşmak zorunda kaldığımız son günleri sevmedim, sevmiyorum, sevmeyeceğim. Ama kabul edeceğim. Oluyordur öyle değil mi; sevmeden de kabul edebiliyoruz, hakkımız var yani. Işte ben o hakkımı kullanıyorum. Çocuklar için söylenmiş ‘Kirlenmek güzeldir.’ lafını çok severim ama büyümeleri o kadar sevinilesi olmuyor muş. Bu sevmemelrin, hoşlanmayışların, kabul edememelerin falan da vardır bir sebebi illakî, çıkar kokusu vakti geldiğinde. Hemen hemen hayatımın her döneminde olduğu gibi ‘aman boşunay mış, bak işte insanoğlu her şeye alışıyor, yemem dediği haltları bile yiyebiliyorken. ‘ diyeceğim gün şahitliğinizde derim, beraber ayarız.

Incir mevsimi de geçiyor olmalı. Deniz kokusundan sonra en sevdiğim koku olma yolunda incir ağacı kokusu. Hayatımda yediğim incir sayısı yaşadığım güzel bir karşılaşma sonucu ilk defa bu sene 3’ü geçip 15-20 sınırlarına dayanmıştır. Tüm yaz yol-kaldırım kenarlarındaki ağaçlardan dilediğimizce incir yiyebildik, şükür.

Takip edenler video paylaşmadığımı, yollayanlarsa pek izlemediğimi bilirler. Dalga dalga yayılışları falan korkutucu geliyor bana. Yalnız bu iliştirmiş olduğumdaki ‘ herkesi mutsuz ediyorsun anne..’ ve ‘ hayat böyle bir şey olsun!’ cümlelerinden etkilendim. Video kurgu ya da değil, benim için önemsiz. Izledikten sonra bir anne olarak; ‘ çocukların gözündeki pozisyonumuz bu mu?’ sorusuyla beraberdim.

Hayat gerçekten bu kadar basit olabilir mi, olmalı.

Herkes istediğini yapabilir mi, yaparsak ne olur.

Sevgi her şeyi çözer mi?

Masumiyet kaybedilmeyebilinir mi?

Büyümek hep mi zor, hep mi masumiyetsiz, samimiyetsiz?

Hayaller hep hayal olarak kalınca hayal kurmaktan vazgeçilir mi?

Rokanın demedi neden hep bu kadar pahalı?

Organik yazılı ürünler gerçek organik mi yoksa çakma organik mi?

Tavukların hepsi gerçekten antibiyokliler mi?

Konuşurken ağızını yaya yaya konuşan bir de hep yoğun olduğunu söyleyen samimiyetsizlerden bir de sinemada mısır yiyenlerden bir de toplum içinde cak cak sakız çiğneyenlerden nefret ediyor ağızlarının ortasına patlatmak istiyorum. Nefret etmek bir haktır, karşılıksız sevmek ya da hiç sevmemek hakları gibi.

Bu arada bu nefret listesi rahatlatıcı ve şaşkınlıkla farkettim çok uzamacalı. Yazılası…

Of! Hadi şişti içim, yatalım.

Sağlık sıhhat olsun.

Huzur olsun.

Dillerde tatlı söz olsun.

Gözlerde samimi bakış olsun.

Bir de;

Hayaller gerçek olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
1 Yorum

Yazan: 15 Eylül 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

gene koptum

Screen Shot 2015-08-24 at 11.28.44 PM

Heyyy!

Bende bağlantı kabloları koptu gene. Neden? Abicim; kız, arkadaşlarıyla şehirde olmak istiyor. Oğlan, yazlıkta arkadaşlarıyla olmak istiyor. Koca, evde düzen bozulmasın istiyor. Kalan sol böbreği kontrole gittim; doktor, yorgunluk, stres yasak diyor. Annem ve babam ‘kendine bak’ diyor. Kardeş, siktir edeyim istiyor. Peki ben? Okulların açılış tarihinin ötelenmesiyle rotadan çıkmış olarak arada derede savrulup duruyorum. Hedefe kitlenmişken bir an da hedef tarihini değiştirdiler. Düşünün artık nasıl bir şartlanmaysa miktiğimin beyninin yaptığı; uzun vadeli planlar yapmadığını söyleyen Özgür bile sarsıldı. Ayrıca, bu okulların açılış tarihiyle oynayanlar hakkında yorum yapmaktan da kaçınıyorum. Bir çemberin ortasında kalmış gibiyim. Biraz daha ıkınırsam düşünme yetimi kaybedeceğim. Ulan bak yazıdığımı okuyunca farkettim aslında ben düşünmemek istiyorum. Durayım. Canım sıkılana kadar öylece mal gibi durayım.

Iki hafta kadar oluyor sanırım bir gece rüyamdan ağlayarak uyandım. Uyandım ama uyanmak istemeyerek. Bir salıvermek istedim, kendi durana kadar ağlasaydı gözlerim istedim. Damarını bulmuştu aslında akacak gözyaşı da; ağlayamadım evde misafir vardı. Yanımda biri-birileri varken ağlayamıyorum; rahatsız olurlar diye. Yanlış anlamayın, rahatlamak babında ağlamaktan bahsediyorum. Yoksa Allah dertten ağlatmasın kimseyi.

Tüm bunlar oluyorken, olduktan sonra bir kez daha anladım; ben yaz aylarını sevmiyorum. Soğukla aram iyi olmamasına rağmen kış ayları daha güvenli. En azından hepimizde –tatile gitmeliyim- paniği yok, saat aralığı belli, köylü köyünde… ve pek tabii çocuklar okullarında.

Aha bak gene oldu; kal geldi, kalakaldım. Ne yazacağımı bilmiyorum. Ev sessiz ya sanırım algı sorunu yaşıyorum. Dışarıda ay şahane… Hafif rüzgar olmalı, yaprakların hışırtısı geliyor. Yok yazamayacağım ben balkona çıkıyorum.

Yarın yeni bir gün! Kıçını kaldırabilenler gün doğumunu kaçırmasınlar. İnanın her defasında ilk defa görüyormuş gibi oluyor insan, bir mucizeye tanıklık gibi adeta.

Bir de; hasta olanlara şifa, hasta bakanlara sabır, okul kayıdı yaptıracaklara kolaylık, hasret çekenler ferahlık, aşık olanlara vuslat diliyorum. Bir-iki güne haberleşiriz. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 24 Ağustos 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

vardır bir hayır

Screen Shot 2014-12-30 at 12.53.52 AM

Heyyy!

Bugün Elif dönem içi yeni performans ödevinin sunumunu yaptı. Yanlış anlamayın dersin öğretmenine değil, bana yaptı. Pek tabii ödevi hazırlamam için. Ve gene pek tabii teslim tarihi yumurta olup kapıya sıkıştığında… Hepsini geçtim,mevzubahis olan ders; Tarihhhh. İtiraf ediyorum:

Bu çocukların ödevlerini hazırlayabilmek için yaptığım araştırmalara harcamış olduğum zamanı ödevlerim için kendi okul hayatımda harcamış, bu kadar kaynak okumuş olaydım bir üniversite daha bitirirdim. Tamam bu öğrenme arzusu, merak yoktu o zamanlar, kabul. Elif’te olmayışını kabul edişimdir ödevlerini destekçi adı altında yapan kişi olmam. Bir de; çocukların zamanı yok abicim. Günlük ödevleri yapmamak için bahaneler üretmek, okula gitmek, cep telefonunu her an yanında muhafaza etmek, whatsApp iletisi takibi yapmak, instagram paylaşımlarını yorumlamak, iletişimi bir an bile koparmamak, müzik dinlemek, yemek yemek, uyumak düşünebiliyor musunuz ne kadar yoğunlar. Sen tut bu çocuklardan bir de performans ödevi için araştırma yapmalarını bekle, akıl alır gibi değil! Gençlerle ilgili aklımın almadığı şeyler çoğaldıkça ben ne yapıyorum? Sonsuz teslimiyet.

Yok hoşuma gitmiyor değil hani; araştırmak, öğrenmek, okumak… Ama ders Tarih olunca içim çekildi. Ama ney miş; her şeyde bir hayır var mış. Bu son günlerde hayatıma tarihle ilgili çok şey girmeye başladı? Işaretleri takip etmeli miyim, bilemedim. Bu işaret takipleriyle yolumun nereye varacağı ise ayrı bir merak konusu?

Aslında yazınca farkına vardım bak; şiir. Evet ya! Iyi bir şiir okuyucusu olmadım hiçbir zaman. Bu ‘vardır bir hayır‘larla gidilen yolda şiirlerle tanıştım, memnun oldum. Daha doğrusu; hissedilenleri şiirle anlatmanın ( anlatabilmenin ) ne kadar güzel, özel olduğunun farkına vardım diyelim. Ayrıca; yazılabilinecek şiir, duyguları ifade edecek kelimelerin hepsinin yazılmış olduğunu inananların tersi düşüncedeyim. Ki; yazılmış, söylenmiş olsa ne olur? Vazgeçer mi, vazgeçmeli mi insan ‘mavi’ yazmaktan, ‘sarı’, ‘gökkubbe’, ‘omurga’, ‘aşk’, ‘ayrılık’ … yazmaktan. Yazmazsak, söylemezsek küsmez mi bize renkler, duygular, doğa, insan, kadın, erkek… Kalem döndükçe, dil söylediğince, gönül yettiği, nefes aldığınca yazmalı, söylemeli insan. Inadına söylemeli, yazmalı. Hepsini yaparken en bencilinden, umursamazından olmalı. Kendini süslemek için yapmalı. Bir de; küstürmemek için kelimeleri. Bir ara hatırlatın da, şiir konuşalım.

Benim bu küçük aradan sonra şimdi ödeve dönmem gerekiyor. ‘ devşirme sistemi ve bu sistemin Osmanlı’da uygulanması ‘ konulu performans ödevini hazırlamalıyım.

Haydiii iyi geceler!

 

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 29 Aralık 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

orta nokta

Screen shot 2014-04-14 at 12.03.38

Bu sabah sinir olduğum biçimde, sinir olmuş olarak uyandım. Nedir bu kadınların kadınlarla, kendileri dışında diğer insanlarla uğraşma durumları? Tamam şu satırları yazarken ben de aynısını yapıyorum, biliyorum. Ama yeter gari! Bi çıkın şu kafadan yahu! diyesim var. Kadınlık işte illa takacak bir şeyimiz olacak. Rahat durmak yok! 

Konumuza dönecek olursak; sınıflara ayrılmış durumlarla her renkten, her cinsten kadınız.

Başta bu annelikle tamamen kafayı sıyırmışlar var ki; en mükemmel anne onlar. En sinir olduklarım da onlar. İdealin ideali kendileri. Onlar ve çocukları iber. Onların çocukları hep musmutlu. Zeka düzeyleri tavan. Onların seçtikleri okullar dünya standartlarında. ( bknz: facebook paylaşımları )

Bütün doğruları kendilerinin bildiğini zanneden, her şeyi bilenler var, mesela. Bunlar da feci. Onlar gibi düşünmeyeleri hayatlarında koyacak yer bulamazlar. Koymasınlar koymasınlar da ötekinin ötekisi, hiçbir şey bilmeyen olarak görmek nedir ya? ( bknz: seçim öncesi paylaşımlar )

Asla hata yapmayanlar var. Hatasız onlar. Dedikleri dedik, çaldıkları düdük. Dünya yansa da düdüğü çalmaya hala devam edenler.

Sonra aktivite anneleri var. Nerede bir hareket var onlar orada. Çocukları ellerinde her yerdeler. Alışveriş merkezlerinde yoklama veren anneler.

Yalnızca kendilerini görenler var. Aynaya değil hayata baktıklarında da yalnızca kendilerini görenler… Dünya boşlukta değil onların etrafında dönüyor, onlar için dönüyor zannedenler.

Bir de dünya yalnızca onların çocuklarının etrafında dönüyor zannedenler var tabii. Kendilerinden, akan hayattan vazgeçmiş olanlar. Varsa yoksa çocukları.

Bir de hata yapa yapa doğruyu bulan, empati yapıp anlamaya çalışan, azcık ondan azcık bundan deyip harmanlayan, tat katmak için bergamut ekleyen, düşüp düşüp ayağa kalkan, hem kendine hem dünyaya bakmaya çalışan, çaldığı düdük götüne giren, hunisi elinde olan ufak bir azınlık var.

Orta noktayı bulamadık gitti. Neresi orta nokta?

 özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , , , , ,

desinler

Screen shot 2013-12-04 at 22.58.13

Bir saat önce eve geldim. Elif’e verdiğim sözü yerine getirmiş olmanın huzuruyla dopdolu. Baba? Baba televizyonun karşısına oturmuş, Oğuz’u (6,5) ayaklarının dibine oturtmuş. Adam televizyona bakıyor, oğul minicik parmaklarıyla 65’den geriye 3’er 3’er saymaya çalışıyor. Peki anne hergün ne yapıyor? Oğulun yanında diz çöküp minik parmakların yanına kendi parmaklarını koyup onunla beraber sayıyor. Zaman zaman sinirden morarıyor, verilen ödevlerin saçma sabukluğuna akıl erdiremiyor sonra oğulun kafasını öpüyor, ellerini tutuyor, uyuturken ona bağırdığı anlar için pişmanlık duyuyor, vicdanı bedenine ağır geliyor ertesi gün aynılarını yaşayacağını bile bile. ‘’Hep anaları yapıyor bu çocukları böyle!’’ lafıyla anılacağını bile bile.

Evetttt! İtiraf ediyorum! Bu lafı yemeye gönüllü oluyorum! Dayak yediğini söylediğinde sen de karşındakine geçir bir tane diyorum. Ödevleri saçma bulduğumda, ses etmeden üzerini çizip atlıyorum. Arada sırada hala ve hala elimle besliyorum.  Gece yatağa yattığımda uyanıp yanıma gelsin diye dua ediyorum. Kokulu ayaklarını, terli atletlerini kokluyorum. Bitip tükenmez sorularından bıksam da hepsini cevaplıyorum. Uykulu gözlerle uyanıp servise binerken ayakkabılarını giydiriyor, bağcıklarını bağlıyorum. Haberleri izlemesine izin vermiyorum yani gerçeklerle yüzleşmeli diyenlere inanmıyorum. Bakkala yolladığımda camda yolunu gözlüyorum. Damarında akan kan için ölebileceğimi biliyorum.

Bunları yapıyorum çünkü biliyorum bir kaç yıl sonra kucağıma alıp sevmeme izin vermeyecek. İstesemde yanımda uyumayacak. Çorapları koklanacak gibi bile olamayacak. Ödevlerine kafam basmayacak. Arkadaşlarını dövmek isteyemeyeceğim. Benden nefret ettiğini söylediği günler gelecek. Benimle konuşmadığı, dışarıda karnını doyurup geleceği, odasından çıkmayacağı günler….

Bunları biliyorum çünkü yaşadım. Elif’i (16) sürüklesem bile tüm gece yanımda uyumuyor. Benimle hiç konuşmadığı günleri yaşadım. İsyanına şahit oldum. Gözyaşlarıyla ıslandım. Pişirdiğim yemekleri yemediği oldu. Bir bakışından medet umduğum günler oldu. Böğrümdeki taşla uyuduğum geceler oldu. Suskunluğundan korktuğum, arkadaşlarının çok arkasında kaldığım, tek anlamayanı olduğum çok oldu.

Tamam çok şükür o günlerde geçti. Ama zor geçti. Eğer sevgiyle, ilgiyle, yanında olarak, ödev yaparak, gün gelip ödevlerini yaparak, yanımda uyutup, elimle besleyerek oğlan da kız gibi olacaksa varsın desinler! ‘’ Hep anaları yapıyor bu çocukları böyle!’’ desinler. Gerçi bu saatten sonra ne derlerse desinler ya, neyse işte.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 04 Aralık 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Onaltı Eylül

868d19f01ef211e3b36e22000a1fa437_7

Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en en mutlu gün.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

İşte, bugün okullar açıldı,
Sonra anne hemen kuaföre gitti.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk anneler inan.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bütün bir yaz mevsimini, dinlendiğimi zannettiğim tüm tatilleri bir arada ( şükürler olsun ) geçirdikten sonra, şafak pusulasında çizittirdiğim günler dolduktan sonra o gün geldi ve okullar açıldı. Sabah bir heyecan bende sormayın gitsin. Oğuz’un öğretmeninin boynuna oğlumdan önce ben sarıldım. Okul bahçesindeki merasimde yapılan abuk sabuk, fazlaca anlam aynı zamanda yıl içinde unutulacak vaatler içeren konuşmaları bile coşkuyla alkışladım. İstiklal Marşı’nda mutluluktan ağlayıverecektim. Şaka bir yana hepimiz için hayırlı, uğurlu, başarılı, kazasız, belasız, zırlamasız eğitim – öğretim yılı diliyorum.

Öğretim demişken: nedir bu milletin kadınlarla – annelerle alıp veremediği anlamış değilim. Bi rahat bıraksınlar bizi! Daha ilk günden gazeteler makale makale, sayfa sayfa döşemeye başladılar. Yok: ‘ Okula yeni başlayan çocuklara nasıl davranmalıyız? ‘, ‘ Eve döndüklerinde ne kadar ilgi göstermeliyiz? ‘, ‘ Çocukları saat kaçta – nasıl uyutmalıyız? ‘, ‘ Okul alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz? ‘, ‘ Servis seçiminde nelere dikkat etmeliyiz? ‘. Anlayacağınız –yiz de –yiz. Sizene len! Kaç çocuk yapmalıyız, sevişirken nasıl korunmalıyız, haftada kaç kez yapmalıyız, tecavüze uğrarsak nelere dikkat etmeliyiz, kürtaj yaptırabilir miyiz, morlukları nasıl gizlemeliyiz gibi bir dünya şeyle zaten sağolsun devlet baba ilgileniyor. Geri kalan yaşayabilmekle de başedebiliriz.

He çıkıp bu devlet okullarının durumu, öğretmen atamaları,  özel okul saçmalığı, servis ücretleri, imamın hatmetmişi hatmetmemişi, elimize tutuşturulan kırtasiye listeleriyle, yalnızca adı eşit olan ama kendisi kesinlikle eşit olmayan eğitim sistemiyle ( ki bu benim sistemim değil, kimin olduğunu da bilmiyorum ) falan mücadele edelim, düzeltebilmek için el ele tutuşup parklarda yatalım, tomanın sularıyla yıkanıp, gazla beslenelim diyen varsa beri gelsin. Ama yok! Her zaman olduğu gibi uzaktan gazel okumalar, yaşamadan akıl vermeler, gerçekleri yok muş gibi göstermeler…. Gerçi bizim özgür ülkemizde sesimiz duyulmuş gibi yapılır, bir yürütmeyi durdurma kararı çıkartılır ama durmaz, el ele çıktığımız parklara  AVM dikilir ya da bir termik santral kurulur ya da Osmanlı zamanında orada ne dikiliyse yenisi dikilir.

Bakın şimdi konu nerelere geldi. HalBUSEM neşe doluyduk. Aman sallayın götü gitsin, bizim neşemiz yerinde olsun. Evel allah vız gelir tırıs gider bize. Özgürcesi: ‘’ Bize komaz bunlar. ‘’

Satırlarıma son verirken hastalara acil şifa, bakanlara sabır, dertlilere deva, hepimize huzur diliyorum. Kendinize emanet kalın.

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ıt’s kınd of a funny story

( bir tür komik hikaye )

Eğer yaşamakla meşgul değilsen,

Ölmekle meşgulsündür.

Bob Dylan

16 yaşındaki kahramanımız ‘’ Herkes olaylarla başa çıkabiliyor gibi ama ben yapamıyorum.’’ diyerek ve buna inanarak ve tek başına, birkaç saat takılıp geri yollanacağını düşünerek  hastaneye gidiyor. Depresyonda.

‘’İntihara meyilliyim.’’ diyor. Sonra da hikaye başlıyor.

Endişesi büyük!  Şayet yaz kampına katılamazsa koleje gidemeyeceğine, koleje gidemezse iyi bir işi olamayacağına, iyi işi olmazsa para kazanamayacağına, para kazanamazsa kız arkadaşları olamayacağına yani yaşayabilmek için yaz kampına gitmesi gerektiğine inanıyor.  Aslında başta babası olmak üzere öğretmenleri, arkadaşları, onların aileleri buna inandığından çocuğun tüm bunlara inanışı.

‘’Her şey yolunda ve mutluydum. Kafama taktığım şeyler yoktu. Çocuk olduğumu hissettiğim dönem. Sonra bir anda her şey değişti. Kızlar, okul, aile, savaşlar, yaklaşan çevresel felaketler, karışan ekonomi… Bütün düşünceler aynı gün içinde geldiler.’’

‘’  İntihar etmene engel olan neydi?’’

‘’ Ailem… Onları üzmekten korktum. Kardeşim ne yapar diye düşündüm. Çünkü iyiler ve beni seviyorlar.’’

İzleyişimin üzerinden çok zaman geçmişti. Buldum, tekrar izledim. Şu, çocuk kalmakla – büyümek arası, ergenlik dönemi zor iş gerçekten. Filmde tekrar gördüm. Elif’in ve onun akranlarının dile getirmedikleri, başa çıkmaya – alışmaya çalıştıkları ne kadar yeni – zor şey var. ” Amannn biz ergenlik mi bildik! Heee bizimlede ilgilenen anlamaya çalışan vardı sanki! ”  falan demeyin. Zaman değişti. Ne ergenler o zamanki ergen, ne ebeveynler o zamanki ebeveyn. En azından ben öyle düşünüyorum.

Ve her zaman olduğu gibi, olacağı gibi: İstiyor, diliyorum ki çocuklarımız herhangi bir şey gibi değil kendileri gibi, başkaları için değil kendileri için yaşasın ve her gün yeniden doğabilmenin mümkün olduğuna inansınlar. Biz inanamadık, onlar inansınlar.

Sevgiyle…

Işıkla…

Şahane bir hafta sonu olsun…

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 30 Kasım 2012 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: