RSS

Kategori arşivi: GENEL

sevgi saygıyla

Yollamış olduğum mesajı okudum babacım, günaydın.
Ah babacım ah! Milyonlardan oluşan nesillere, bizlere yazık ettiler. Camları yarıya kadar griye boyalı sınıflarda gözlerimizi boyadılar, beyin körü yaptılar bizleri.
Yıllar önce Serkant Abim’in hediye etmiş olduğu kitapta okumuştum Köy Enstitüleri’ni ve aydınlanan nesillerin önlerini kesmek, koyun sürüsü gibi, balık hafızalı, vasıfsız halk yaratma çabalarının başlangıcı olarak kapatılış hikâyelerini.
Ki; sonuç alınmış olduğunun kanıtıdır bugün bir arpa yol almayı bırak büyük bir hızla geriliyor oluşumuz. Üzüntümün yanında bu şekilde yaşamayı, gelişmemeyi, cehaleti, bilgisizliği kabul edip böyle yaşamayı seçen insanları anlayamıyor oluşumsa ayrı…
Ama yaşım ilerledikçe artık insanlarla beşerî ilişkilerimde beklentiyi gönül cehaletine kadar indirmiş bulunmaktayım babacım. Kalbi körleşmiş olmasın insanın…
Şükür ediyorum ki; senin gibi bir rol modeli izleyerek büyüdüm, şanslıyım. Öğrenmenin yaşının olmadığını, donandıkça daha da güzelleşildiğini seni izleyerek öğrendim canım babam. Kendimize karşı sorumlu olmayı çoğu ebeveyn gibi anlatmadın gösterdin, örnek oldun. Sağol.
Biz bunları konuşuyorken içinde bulunduğumuz yüzyılda, yeni gezegenler keşfedilmiş, gezegenler arası komşuluğum temelleri atılıyorken, yapay zeka insanoğlunun yerini almaya hazırken, elimizde kalan son toprak – su – oksijene endişeyle sarılmış bizim gibiler azalmışken (tutunacak zeytin dalı bulduğumda öpüyorum inanır mısın!) hâlâ savaş var baba, hiç uğruna, uyuşturucu-para arası güçle yönetilen bu dünya düzeninde başkalarının hırsları uğruna gencecik insanlar ölüyorlar aklım almıyor. Sonu gelmeyecek değişmeyen değişmeyecek dünyaya kurdukları düzen, lanet olsun.
Çokça düşünüyorum senin gibiler, bizler gibiler, kırılan bir dalın peşine, yaralı bir hayvana üzülenlerle beraber bu kadar kötü insanlar da yaratıldılarsa vardır bir sebebi? Sen de düşünüyorsundur, eminim. Bulabildin mi bir cevap! Bunca kötülük karşısında yıllar içinde iyi insanların birbirlerini bulduklarında hiç bırakmamaları, bula bula çoğalmaları, sınırları aşıp kötüleri yenmeleri gerekmez miydi! Yenemedik, yenemediler olamadı be babacım. Gencecik insanlar ölüyor, zehirleniliyor, çocuklar satılıp hamile bırakılabiliniyorlarsa, hayvanlara tecavüz ediliyorsa, kitaplar yasaklanıyor, sipariş televizyon dizileriyle beyinler yıkanıyor, üç kuruşa insanlık satılabiliniyorsa birbirlerini bulamamış ya da tanıyamamış iyi insanlar babacım.
Her şeye rağmen, düzene rağmen, tüm kötülüklere karşı yaşamaya devam. Ailemize, çocuklarımıza, sevdiklerimize sahip çıkabilmek, koryup kollayabilmek için birbirimizi, yaşama devam! İnadına dimdik! İnadına daha çok severek!
Sevgi saygıyla öperim ellerinden kalbi, beyni, ruhu temiz ve sevgi – bilgiyle dolu babacığım.

Not: Babamın dün gece bana yollamış olduğu whatsApp mesajına cevabımdır. İşte mesajı:

“Alıntıdır..

BERKANT ve SAMANYOLU ŞARKISI….Bir sarkisin sen, omur boyu surecek.
Hiç merak ettiniz mi, şehirde değil, kerpiç evli bir köyde 1938’de dünyaya gelen ve 2012 yılında aramızdan ayrılan, unutulmaz “Samanyolu” şarkısını söyleyen Berkant, ortaokuldayken piyano çalmayı nereden biliyordu ?.. Yetmiş sene evvel, ilkokuldayken, memleketin yüzde doksanında radyo bile yokken, mızıka ve akordeon çalmayı kimden öğrenmişti ? Henüz 14 yaşındayken, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından oluşan repertuvara nasıl sahip olabilmişti ? Dedim ya, 1938’de köyde dünyaya gelen çocuk.. On sekiz yaşındayken orkestra kurmayı, Saksafon çalmayı, hangi vizyonla akıl etmişti ?..
Çünkü..
Babası Hasan Akgürgen’in Köy Enstitüleri’ndeki görevi nedeniyle Ankara’nın Hasanoğlan Köyü’nde dünyaya gelmiş, ilkokula Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde başlamış, babasının tayini gereği, Bilecik’e, Denizli’ye gitmiş ama, ailesi tarafından hep “köy enstitüsü ruhu”yla büyütülmüştü..
Berkant’ın temel eğitimini aldığı Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde ; tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal, zooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Ete, kültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğlu, ziraat derslerini Profesör Kazım Köylü, coğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır veriyordu. Peki, ya müzik derslerini ?.. Âşık Veysel ve Ruhi Su !..
Ankara Konservatuvarı’nın saygın ustaları klasik müzik öğretiyordu. 1945 senesinde, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün enstrüman demirbaşı şöyleydi : 259 mandolin, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 piyano, 3 davul, 1 metronom ve 1 pikap..
“Harika çocuk”lar Suna Kan ve İdil Biret, enstitüye misafir getiriliyor, köy çocuklarını teşvik için yaşıtlarından keman ve piyano dinletiliyordu. Âşık Veysel ve Ruhi Su ise saz çalmasını öğretiyordu. Âşık Veysel, enstitü bahçesine kiraz fidanı dikmiş, seneler sonra ziyaret edip kollarını açarak kiraz ağacına sarılmış, nasıl boy verdiğini hissetmişti..
Resim yapıyorlar, voleybol oynuyorlardı.. Sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı..
Bedri Rahmi Eyüboğlu bir hatırasını şöyle anlatmıştı :
“Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne gitmiştik. Okulun hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş, elinde kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduğunu nasıl kavradığını, ertesi gün oynadıkları piyeste gördük..”
Mozart, Vivaldi, Beethoven dinliyorlar ; Gorki, Tolstoy, Zola okuyorlardı. Molieré’in “Kibarlık Budalası”nı, Sofokles’in “Kral Oedipus”unu, Gogol’un “Müfettiş”ini sahneliyorlardı.
Mesela, bir mezuniyet töreni programı sırasıyla şöyleydi : İstiklal Marşı, bağlama konseri, türküler, mandolin konseri, şiirler, keman konseri, piyano konseri, koro, Anton Çehov’un “Bir Evlenme Teklifi”, diploma takdimi ve topluca oynanan zeybek…
Tüm zamanların gelmiş geçmiş en şöhretli şarkısı “Samanyolu”nu ölümsüzleştiren, dededen toruna nesiller boyu adeta marş gibi ezberleten Berkant, işte bu “ruh”un Türkiye’ye armağanıydı..
İşin ilginç tarafı, romantizm tarihimizin en önemli şarkısının adı “Samanyolu” ama, şarkının içinde tek kelime “Samanyolu” geçmiyor..
Tıpkı, eğitim-öğretim tarihimizin en önemli parçası KÖY ENSTİTÜLERİ’nin, günümüzün eğitim sisteminde adının geçmemesi gibi..
Yılmaz Ozdil
VEEE…….BUGÜNKÜ DURUM😥😥
1 Nisan Çarşamba günü köy okulumuzda gerçekleştirilmek üzere Opera Sanatçısı Devrim Demirel ve bir grup sanatçıdan oluşan topluluğun okulumuzda eğitim konserinin izin yazısını Antalya Elmalı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü”ne yazdık. Bugün iznin verilmediği telefonu geldi. Antalya Elmalı İlçe Milli Eğitim Müdürü Recep Akalın”ı arayıp iznin verilmeme nedenini sorduğumda “ÇOCUKLAR NE ANLAR OPERADAN!” yanıtını alınca şoka girdim. Şimdi sizlerden isteğim bu yazının altına asla yorum yapmamanız ve sadece paylaşmanızdır. 3 yıllık öğretmenliğim sürecinde hiçbirşeyden ve hiç kimseden korkmadım. Emeklerimin ve yaptıklarımın hep arkasında durdum. Bir eğitimcinin eğitimle asla bağdaşmayan cümlesini duymak beni çok üzdü.
Sizler ne olur çocuklarınızı müzikten, operadan, senfoniden, halk müziğimizden, köy müziğimizden uzak tutmayınız.
EMRE DAYIOĞLU
ANTALYA ELMALI İLÇESİ BAYRALAR KÖYÜ
MÜZİK ÖĞRETMENİ.”

         

                  özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ocak 2018 in GENEL

 

13 ocak

 

 

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Zamanın hızla geçip gidiyor oluşu ya da zamanın olduğu yerde duruyor bizim onun içinden geçip gidiyor oluşumuz ya da zaman diye bir kavramın olmadığı, doğduğumuz andan itibaren ölüme yürüdüğümüz gibi düşünce, cevapsız soruların anlamsızlaştığı bir yaş dönümü arifesi gecesindeyim. Mutfakta cam kenarında duran masada, geçen yıl oturduğum aynı sandalyede, aynı fincana koymuş olduğum taze kahveyi yudumluyorum.

Içimden bakınca dış görünüşümde bir değişiklik yok muş sanıyorum. Aynada dışıma baktığımda zaten en yabancısıyım kendimin. Içsel hissedilişe gelince biteviye yaşanan, kimi – çoğu birbirinin tekrarı günlerle bir yılı daha tüketmiş olduğumun ayrımındayım. Ruhsal olaraksa; şaşkınım. Zamana, zamansızlara, olanlara, bitenlere, gelen – gidenlere karşı çok büyük çaresizlik duygusu içindeyim. Adeta ben hiçbir şey yapmıyor – yapamıyorum da hayat yaşıyor muş gibi. Önceden yazılmış bir filmin figûran oyuncusu gibiyim…

Geçen yıl  kendime yazdığım günceyi tekrar okudum az önce, değişen bir şey yok. Değişen yalnızca artık onları yazacak takatîmin olmaması. Ama şunu da biliyorum ki; böyle hissedişim yalnızca bu akşamlık, içinde bulunduğum anlık olabilir. Çünkü neredeyse her sabah hayata – hayatıma dair yeni sorularla uyanıyorum. Cevaplar mı? Işte çoğunlukla onları bulamıyor sonunda da aramaktan vazgeçiyorum.

Yazdığı bir çok güzel şeyin arasında ‘Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.’ yazmış Şükrü Erbaş. Bu cümleye tutunduğum ise çok oluyor. Kurduğum hayallerimin çoğuna inanmak istiyorum. Tam inanacakken; geçmişin hatıralarıyla geleceğin hayalleri arasında sıkışıyorum. Bir hayal kırıklığı durumu var ya; içe korku salıp eli kolu bağlayan, bağlanıyorum. ‘Sonunu düşünen kahraman olamaz.’ derler işte ben bu kadar düşüne – korka asla kahraman olamayacağım.

Amanın da amanın nasıl bir dipse düştüğüm! Kahveden mi, geceden midir, bugün yaptırdığım dip boyasından mıdır? Tüm bu düşünüp güzel kafamı yorduklarımı özetleyen en özlü söz ki; kendisi ekşi sözlükte birinin yorumladığı üzere ‘ Korkunun ecele faydası yoktur ‘ un porno versiyonudur: ‘ Kaderde varsa düzülmek, neye yarar büzülmek.’

Plan, program mış, hayal miş, musmutlu bir hayat mış, salt gerçekler, hayatın anlamıy mış falan füttürüp gitsinler. Gizemli kalan tek organımızın bile şifreleri çözüldü çözülecek, bilgisayarlar, yapay zeka insanlığın kapısına dayanan yumurta pozisyonundayken gerçekten kalıveren, kendime güzel beynimi bunlarla yormamalıyım.

Bu arada olunan yaş geçen yıllarla hesaplanıyorsa; kimine göre 43 oldum, kimine göre sonrakinden gün almaya başladım, en sevdiğim kimilerine göreyse hissettiğim yaştayım. Bak bunda bile net olamıyoruz. Fark ediyor mu? Bence, hayır. Kaç yaşında olduğumuzun engel olamadığımız bedensel, tensel değişiklikleri dışında ne anlamı olabilir ki? Zaten adına hormon denilen sıçtıklarım ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Nasıl bir esaretse bu insan olma hali!..

Bu arada; yolun yarısına kaç yaşında gelmiş oluyorduk?

Of! Yoruldum. Şimdi annem olsa kendisi durmaksızın kafasında bir dünya şey düşünmüyor, geceleri erkenden uyur geceyarılamaz mış gibi; ‘ Bok var bu saatte oturmuş bunları düşünüyorsun, yat zıbar! ‘ derdi. Yatacağım.

Ama son olarak:

Bilinen, bilinmeyenlere

Bilebildik, bilemediklerime

Özellikle artık bilmek istemediklerime

Bir ağaç gölgesine

Içimizde kalan düşlere

En çok kendisine dürüst olanlara

En çok kendisini sevenlere

Merhem olanlara

Şarkılara

Şiirlere

Şifa verenlere

Maviye

Sırları saklayan denizlere

Kuşlara yuva olan gökyüzüne

Hikayeler anlatan kitaplara

Aşk acısı çekenlere

Beyaz kelebeklere

Vuslata erenlere

Dua edenlere

Zencefil ve tarçına

Arılara

Çocukluğa

Kauçuk ağacına

Yar olanlara

Anama

Babama

Kardeşlerime

Erdo’ya

Elif’e

Oğuz’a

Lilyum kokusuna

Tek sayılara

Tebessüme

Paylaşabilenlere

Bir lokma ekmeğe

Bin şükürle…

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle…

Melekler Korusun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 11 Ocak 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

tarhana çorbası

Hünaydın,

Var mı şapkasından kuş çıkan? Farklı renkli gökyüzüne uyanan? Var mı hedeflediği kilo için diyetine başlamış olan? Ilişkilerini gözden geçirip, set çekebilmiş olan? Içinden yeni bir ‘kendi’ çıkartabilmiş olan? Yarine kavuşabilmiş olan? Borçları silinmiş olan?

Yeni yıl geldi ya, yenilenecektik – değişecektik ya, yeni kararlar almış uygulayacaktık ya, sihirli değnek değecek yeni baştan daha güzel olacaktı her şey ya o sebepten soruyorum. Hayır ben de değişen bir şey yok da merakım bundan dolayı. Kendi adıma yeni karar falan almamıştım fEkat eğer değişebilen – değiştirebilen olduysa önümüzdeki yeni yılda ben de deneyebilirim belki.

Milli piyango biletleri desen, işe yararlılığı ise milli olarak kalan birçok değerlerimiz kadar kaldı gene. Biletlere ödenen paralar çekiliş saatine kadar hayal kurabilmek için veriliyor adeta. Bizim ailede o bile riskli oldu ve daha net anlaşıldı ki; bize ikramiye çıkmaması aile birliğimiz açısından kesinlikle hayırlı. Gerçi Erdo ne kadar pararsı olursa olsun ayrılmayacağımızı söyledi ama ne bileyim insanın içine bir şüphe düşmüyor değil. Desenize; olacak olan olacaksa pararlı da parasız da oluveriyor insanın ruhu olurken duyuyor. Aslına bakarsam bende, olsa da olmasa da diyerek bir dilek dileyebilir mişim; ruhumun vurdum duymaz olması gibi. Vuruyor vuruyorsun içeride kimse yok ve vurduğunla kalıveriyorsun, kendine vurmuş gibi.

Ayrıca dilemek hayli riskli bir şey… Dilediği şeye dikkat etmeli insan diyorlar. Dilediğin şey geldiğinde her şeyiyle kabul edecek – edebilecek – onunla yaşayabilecek misin?, diyorlar.

Daha büyük bir ev, misal. Büyük ev daha fazla elektrik – doğal gaz – su parası demek. Daha fazla aidat ödemek demek. Daha uzun sürede ve emekle temizlemek – temiz tutmak demek. Çocukların ya da diğer aile üyelerinin odalarında daha fazla vakit geçirmeleri bir anlamda yalnızlık demek. Bak bu kadarıyla bile kaç tane ‘daha’ oldu.

Zayıflamayı dilemek, misal. Zayıfladın ama vitamin eksikliğine bağlı hastalandım diyelim. Çok zayıfladın beğeneceğini umarken yeni bedenin içine sığamadın diyelim.

Yeni ilişkiler dedin, diledin. Vazgeçtiğin, zamanında beslenmediğini düşündüğün ama farkında olmadan seni besleyen eski arkadaşlarını çok özlediğini hissettiğinde… Dönüp baktığında onları bıraktığın yerlerinde bulamaması var. Haksızlık ettiğinin ayrımına vardığında pişmanlığı var. Dönüp kendine baktığında kendinde onlardan birisini ya da hatalarını yakaldığında vicdanı var, falan.

Hele hele ‘aşk’ diledin, mesela. Aşık olunca ‘yar’ olmak, ‘yar’da olmak var. Her an o yarın ucunda olma duygusu var. Kavgası var, aldatılması var, ne kadar sevdiğini bilip ne kadar sevildiğini bilememesi ve en beteri yakıp küle döndüren sonra küllerinden doğup tekrar tekrar yakan ayrılığı var. Bunların hepsi dileğinin içinde yani paket program!

Dilerken de dikkatli olmak gerekiyordur dendiği gibi, belki.

Dilimize, gönlümüze hakim olalım.

Yeni yılda aynı bokun laciverti.

Iç ısıtan tek çorba tartışmasız ‘tarhana çorbası’dır.

Nar güzel de çekirdeği olmasa iyiydi.

Kitapların hepsi değil ama bir bir birçoğu yeni âlemlerdir.

Söz büyüdür.

Mükemmel ebeveyn diye bir şey yoktur.

Çocuklar ağlar ağlar susar.

Sanal âlem; sanaldır.

Zencefil, her derde devadır.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ocak 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

kime yükseliyor bu

 

– Yeni yılda ne yapıyorsunuz?

– Valla biz bir şey yapmıyoruz, beklentim kendisinden yana; yeni yıl bir şeyler yapar diye umuyorum.

Bende ki durum bu! Bitmeye yüz tutmuş yılla da ilişkim bu şekildeydi. Beklentiyi düşük tutmuştum. Ne olduğunu tam anlayamadan geçip bitti. Yani tadı damağımda kalan bir tarafı olmadı, olamadı.

Son günlerde görüşüp konuştuğum herkeste olan yeni yıl ruhu bir bana giremedi anlayacağınız. Noel Baba’yı kıçına takan bırakmış kendini coşkunun kucağına. Bir telaş pür telaş. Bende isterdim aslında öyle coşkudan coşkuya koşayım, biraz salak avare yaşayabileyim, takmayayım takıştırmayayım, geyiğin boynuzu elimde, noel babanın şapkası kafamda falan yaşayayım. Hayır tam kıvamına girer gibi oluyorum kafama bir balyoz iniveriyor; ‘ höt kendine gel hayatın gerçekleri var, sen hâlâ Noel Baba’ya inanıyor musun! ‘ diyerekten. Bozdular içimi de, dışımı da. Sabah spora giderken görseldekiler karşıladılar beni sokakta:

-Hadi len oradan kandırıp kandırıp duruyorsun yıllardır, hediyey miş, yenilik miş, süpriz miş diye diye bacasız evlerin kapılarında bekletip durdun GH. ‘Bekletene değil bekleyene bak’ diyorsan eğer o geğikler de sana girsin.” dedim içimden.

Ama kesin benim kanda bir şey, ayarda kaçıklık var. Dün Serkant Abimle (kuzen ) yazıştık, özlediğim eski günlerimizden bahsettim. Mesajıma da ‘Gün gelecek sığınacak bir yer bulup bu sonuçsuz devinimden kaçıp gideceğim Serkant Abi. Ama sonuç hep ‘hayırlısı ve sağlık olsuna geliyor.’ diye bitirdim. Gelen cevabın sonu da ‘…birgün bende hayır ve sağlık sözüne isyan edip gideceğim hayaliyle yaşıyorum.’ la bitiyordu. Bu depresif haller kalıtsal olabilir mi?

Yanlış anlaşılsın istemem ya da nasıl anlarsanız anlayın yahu; bu ‘sağlık olsun’, ‘hayırlısı’ na inancım sonsuzdur. Ki; tecribe etmişliğimiz çoktur. Ama dönem geliyor ki insanın sabrı falan bitmiş, içi kurumuş, yapayalnız kalmış gibi hissedebiliyor. Galiba bana Noel Baba değil de Polyanna lazım. Lazım derecesi ise; Polyanna’yı yutmak. O da düzmece, uydurmaca diyenlere cevap vermeyeceğim. Çok biliyorlarsa kendileri anlatsınlar da bakalım Polyanna’nın penceresinden bakmamızı sağlayabiliyorlar mı?

Aklıma takık ne zamandır, haberlerde söyleyip duruyorlar; ekonomi yükseliştey miş. Aramızda, aranızda bilen var mı; bu ekonomi kime kime yükseliyor arkadaşım?

Canım nasıl patlıcan oturtma çekti şimdi be! Şöyle yağı dibinde… Ekmek bana bana yenilesi. Televizyon, gazeteler, sokakta ki insanlar, tanıdık tanımadık herkes sağlıklı-organik beslenmekten, yok vejeteryanlıktan, veganlıktan, azot döngüsünden bahsettikçe benim canım böyle yağlı pilavlı falan şeyler çekmeye başladı. Evrenin mucizesi zencefile ne demeli, kulaklarımızdan çıkacak neredeyse. Ota boka zencefil, zerdeçal! Organik etiketi altında satılan ürünlerin gerçekten organik olma koşullarına uyup uymadıkları bir, fiyatlarıysa apayrı konu. Bir dönem organik beslen daha sonrasında beslenecek paran kalmayacak kadar yüksek fiyatlılar. Bunlara kafayı çok tak, istediğin kadar organik beslen gene de sağlıklı-uzun ömür garantisinin olmaması ise komik mi trajik mi bilen beri gelsin. .

Hele çok yakın zamanda yaşadığımız ani ölümden sonra iyice anlamsız gelmeye başladı tüm bunlar. Şayet bu uzun ve sağlıklı yaşamanın saçma sapan inanışlara, takıntılara bağlı bir reçetesi varsa kendisi uzun yaşaması gerekenlerdendi. Ama ne oldu; vakit geldi. O vakit kime ne zaman, nerede, ne şekilde gelecek bilmiyoruz. Bu kadar yormanın, yorulmanın hiç alemi yok. Kimilerinin dediği-inandığı gibi insanoğlunu izliyor, bu debelenmemizi görüyorsa feci eğleniyordur. 

Hayatla samimiyet derecemizin; enseye şaplak göte parmak olması gerektiği kanaatindeyim. Ne zaman ne olacağı, ne yandan vuracağı falan belli olmuyor çünkü. Ulan gene yaza yaza buldum doğru yolu!

Dur hele kalkıp yeni yıl kurabiyesi pişireyim barî.

Bu arada görüşemez konuşamazsak:

Yeni yılda da her şey gönlünüzce olsun

Bitcoin mevzu netleşsin

Gönlünüzdeki hayatınızda olsun

Sağlık olsun

Sokaklara hayvan bırakmaktan vazgeçilsin

Dinleyelim

Sevelim

Imkanı olanlar sevişsin

Aşık olanlar yar dan ayrılmasın

Şifa olsun

Derman bulsun

Geçmiş olsun

Sabır dolsun

Yalnızlık paylaşılsın

Yalan söyleyenleri burunları uzasın

Çocuklar çocuk olabilsin

Hayırlısı olsun

Kelebekler uçsun

Mavi hep olsun………

 

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Aralık 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

zamanım yok şekerim

 

Alışmamış götte don

Alışmamış ayakta topuklu ayakkabı

Alışmamış dudakta kırmızı

Alışmamış yürekte sevda durmuyor….

Dün adeta noel ağacı gibi giyinmiş, dudaklarımda hiç alışık olmadığım kırmızı ruj, ayağımda topuklu ayakkabılarla bir sonraki durakta beni bekleyen Nesli’ye doğru, hiçbir şey yok muş, her şey normal miş gibi yürümeye çalışıyorken, kendi kendime ‘’ Spor ayakkabılar varken neyine be kızım senin bu ayakkabılar, burkacaksın bileğini falan al başına iş. Neyse hadi bozma kendini az kaldı bitiş çizgisine.’’ diye mırıldanırken aklıma gelen dörtlük buydu. Gerisini dilediğiniz gibi tamamlayabilirsiniz elbette. Bana geliveren, benden bu kadar.

Bu sabah mutfak masasında tek başıma oturmuş, dolaptan çıkardığım kahvaltılıkları kap, kavanoz ya da poşetlerinden çıkarmaya bile gerek duymadan masaya koymuş, bergamut aromalı salma çay eşliğinde kahvaltı ediyorken açık olan TLC televizyon kanalında gelinlik seçmeye babalarıyla beraber giden genç kızları konu eden bir program izledim. Kızlarını beyaz gelinlikle karşılarında gören tüm babalar ağladılar. Ilkinde ben de duygulanır gibi oldum. Ikinci baba ağlarken düşünmeye başladım. Üçüncüsünde neden ağlıyor olabileceklerini çözdüm. Tahminim; benim yıllardır annene çektirdiklerimi evli olduğun sürece bu it de sana çektirecek. 

Arayıp babama sormak isterdim ama ben evlenirken babam kimselere diyemeden zaten ağlıyordu, nikahın arife günü vefat eden babasının ardından. Söylemesi denk; her işi alintir kulintir zamanlara denk gelen biriyimdir. Buna da şükür.

Hımmm bakayım başka neler oldu!

Evet, tavsiye üzerine Paolo Sorrentino’nun YOUTH ( Gençlik ) adlı filmini izledim, sanırım Pazar akşamıydı. Duyguların çapraşıklığı, hayatın şaşırtıcı deneyimleri ve mutlak gerçek ölüm! Yaşlanıldığında gençliğe dair birçok hatıranın kalmıyor olması… Çocuklarla ilişkiler… Evlilikler…. Büyük aşklar…

Şimdi sırada; La Grande Bellezza ( Muhteşem Güzellik ) var. Bu da izlemiş olduğum gibiyse tüm filmlerini izleyebilirim.

“delikanlı sen yaşlılığın ne olduğunu bilmiyorsun ama ben gençliğin ne olduğunu biliyorum” ( Orson Welles )

Bizi bu bilmeler, öğrenmeler, bilip unutulanlar, bizim öğrendiklerimizi çoktan unutmuş olanlar, tecrübeler, tecrübesizlik VE aptallıklar büyüttü Ve perişan ettiler zaten.

Bizi perişan eden bir de bu zamansızlık. Hiçkimsenin hiçkimseye ayıracak zamanı yok, herkes çok yoğun. Ne kadar kısıtlıy mış bu amk ğmun zamanı, yettittiremedik birbirimize. Ama tabii ben ne anlarım, bu kadar bilen varken. Herkesin her boku bildiği bir çağdayız çünkü.

Artık ‘ laf çok, zaman yok ‘ çağı.

Hadi o zaman!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

sıcaklığı üzerinde

 

 

Kendinden büyük yaşta olanlar, tecrübeliler değil de kendinden küçükler söylediğinde daha bir dokunuyor insana, bir silkeleyip kendine getirtiyor insanı. Ki; bu arada tecrübe dediğimiz nedir, yaşla yıllarla doğru orantılı mıdır? Elf yaşıtı kuzeni (20) bu sabah, günün körü saatte mutfak masasında kahve içiyorken biz ikimiz, henüz rüyalarımız pijamalarımızda, uykunun kırıntısı çapaklar gözpınarlarımızdayken:
“Her şeye rağmen hayat devam ediyor Özgür Abla, her başım sıkıştığında bunu düşünüyorum sonra geçiyor.” dediğinde hissettiğim, düşünebildiğim tam da böyle bir şeydi. Benden tecrübelerce yol almış gibiydi. Dudaklarındaki tebessümü bir kutuya hapsedip başucumda saklama arzunun dibine düştüm. Ufacık bir tesadüf, bakışı işaret kabul edip peşine düşebilmesini kıskandım. Siktiri çekmeden siktirleyebilişini, her yeni sabahla gelen tazelenişi içine kabul edişini mesela. Sonra tazeliğini bencilce yalnızca kendisine saklamadan, cömertçe kahverengi uzun kıvırcık saçlarının ucundan dağıtarak asansöre binip gitti. Son bir öpücük de fırlattı dudaklarıyla olduğu yerden.
Şu anda ben Oğuz’un basketbol antremanında çocuklarını izleyen diğer velilerin arasında kulağımdaki kablolardan dün gece Ece’nin müzik arşivime yüklediği şarkıları dinliyor, “her şeye rağmen hayat devam ediyor.” diyorum. Bulaşıcıdır duygular ama ben güzel olanlarını seviyorum. Sizlerde kendinizi iyi hissettirecek, güzeli hatırlatacak insanlara sürtünün dilerim. Benim artık üzülecek kırılacak yerlerim çok yorgunlar çünkü. Hep güzel söylemek, güzel duymak istiyor şu ufacık kalbim, kulaklarım.
Güzel hafta sonları olsun.
Bir de canım, en derinimden sıcaklığı üzerinde kavrulmuş karışık kuruyemiş çekti şu an. Tadı dilime geldi.
Sevgiyle, tutku, aşkla!..

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 09 Aralık 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , ,

hop dedik

 

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara, Güneş’e, Ay’a şarkılar, şiirler yazılmış. Isınıp, aydınlatmak, yol göstermek, rayında tutmak derken derken ilişkimizi neden bunlarla sınırlayamadık bunlarla. Ben diyorum ayarımız yok bizim.

Bu kadar uzağımızdalarken nasıl oluyor da üzerimizde bu kadar etkili olabiliyorlar. Işığı, sıcaklığı falan tamam akıl alabiliyor. Da; ruhsal olarak diyorum, duygu durumlarımızı nasıl derinden, yakından etkileyebiliyorlar? Oldukça uzun zaman önce okumuştum; doğumgünü kutlamalarının çıkış sebebi bile bunlar. Güneş ve yıldızlar doğumgünlerimizde ( bir gün önce ya da sonra olabiliyor muş ) haritada doğduğumuz gündeki yerlerinde oluyor ve biz o doğum şokunu tekrar tekrar yaşıyor muşuz. Hele ki; bir sapma olsun vay halimizey miş. Al sana ters kavuşma, bunalımlı bir gün. Işte bu ihtimale karşı kutlamalar yapılır, doğumgünü olan kişi yalnız bırakılmaz mış, bunalıK olmasın, enerjisi yükselsin diye.

Merkür’e gelirsek, bu da yılda üç kere üç haftalık dönemlerle geriliyor muş. Yalnız başına gerilese iyi bu sırada bizler zaman durmuş gibi hissediyor muşuz. Adeta uzun bir ara vermişsiz gibi. Bu zamana kadar yaptığınız şeyleri geri dönüp değerlendirmek için en doğru zaman mış. Bu dönemde risk almaktan uzak durmalı, risk teşkil edecek girişimlerden de mutlaka kaçınmalıy mışız. Detaylara önem verip, yanlış anlaşılmalara karşı da dikkatli olmalıy mışız. Yaşamınızı etkileyecek büyük değişikliklerden ise uzak durmalıy mışız.

Şahsen ben, kendim doğumgünlerimde pek travmıyorum, benim işim sorgulama. Beni asıl tepe taklak eden hep Ay. Vampirlerle soy kesişmem olduğundan şüphelenecek kadar sapıyor rotam. Dün gece büyük geceydi. Bir de üstüne her yerde bangır bangır yazıp durmadıkları durum gerçekleşiyor ya, ben perişan.

Merkür geriliyor muş. Gerilerken gerilerken dün gece sanırım bana girdi. Iki gün boyunca süren iç sıkıntısı, öfke topu yutmuş hissiyatı… Telefonda Özlem aynı durumda, yanımda Elf ( Alp beni eskisi kadar sevmiyor gibi sanki! ) aynı durumda birbirimiz eyler haldeyken dolunay haberine sevinişimiz görülmeye değerdi. Hele ahizenin karşı ucunda Özlem’in:

– Gerçekten mi? O yüzden mi böyley mişiz? deyişi üstüne bir de suni gülüşü…

Gülelim mi, kaçalım mı derken oldu mu sana akşam. Saati 03:00 etmiş, nefes almakta zorlandığımdan balkon kapısını açıp yatmış, kafamdaki deli hesaplaşmalarla debeleniyorken yağmur sesini duydum. Kendimi balkondan atmama ramak kalmıştı yardımıma yağmur yetişti. Adeta içime içime yağdı. O yağarken ben uyumuşum.

Ben gerçekten neredeyim?

Buradaysam neden burası?

Doğru mu?

Gerçek buysa rüyalar ne?

Evlilik nedir?

Hatıra dediğin nedir?

Hatıra olarak saklayacaklarımızı biz seçiyoruz sanki?

Sarımsak yiyip ağzı nasıl kokmaz bir insanın?

Bu beyine istemedik, fazla bulduklarını silme yetkisini kim ( hangi güç ) verdi?

Feyza neden böyle yaptı acaba?

Ay içime kaçmış olabilir mi?

Yuttum mu ben O’nu?

Neden rahat olamıyorum?

Insanlar neden yalan söylerler?

Gece yatarken süt içmek yararlı mı?

Adalet bu dünyada tecelli ediyor mu?

Ediyor da biz farkına varamıyor muyuz?

Artık hiçbir şeyi, hiçkimseyi özellikle kendimi umursamayacağım!

Uyumadan önce son hatırladıklarımsa bunlar. Sabah uyandığımda başka bir insan mıydım? Tabii ki, hayır. ‘’ Bu ne lan dünün aynısı! ‘’ diye mırıldandım. Stabil kalan durumuma inanamamanın verdiği bir titreşimle neredeyse bütün sabahı da ağlayarak geçirdikten sonra ben sağ Ay selametle diyerek evden dar attım kendimi. Ben ağlarken içime dolan güven hissi ve resim yapmanın iyileştirici gücüyle bu saatlere geldim, şükür.

Bak içimde gene hafif bir fokurdama var ama aynı zamanda çok uykum var. Beynime tıpa tıkayıp yatacağım. Hiç uzatmayayım.

Tatlı rüyalar.

Geri geri gelirken dikkatli olalım.

Tişikkirlir Sipirmen!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

İşte bunlarda gerilemeyle ilgili gelen mailden inanan – inanmayanlar için alıntıladıklarım:

‘’ Merkür gerilemesini iyi bir şekilde kullanmak isterseniz olaylara daha farkındalıklı yaklaşmalısınız. Merkür 12 Aralıkta güneş ile kavuşarak tüm başarılarınızı aydınlatırken, 15 Aralıkta Venüs ile kavuşum yaparak aşk ve ilişkilerdeki ödüllerini önünüze getirecektir. Harekete geçin. 
Geleceği belirlemenin ilk şartı, yönü ve yolu belirlemektir. Zaman en etkili ilaçtır. Vakit öldürmek, intihar etmek demektir. Çalışmaya zaman ayır, başarının bedeli budur, düşünmeye zaman ayır, iktidarın kaynağı budur.
Eğlenmeye zaman ayır, sağduyunun kaynaklarından biri de budur. Etrafındakilere nazik davranmaya zaman ayır, mutluluğa giden yol budur. Hayal kurmaya zaman ayır, dünyanın dertlerini kısa bir zaman unutmak için en tatlı çare budur.



Kim inkar edebilir ki, kendi canını yakan kişiyi sevmediğini….Evrenin en puanlı sorusu burdan gelir.
Yaralı şifacı Kiron uzun zamandır süren geri hareketini tamamlıyor ve durağan pozisyonunda gerileyen merkür ile birbirlerine meydan okuyorlar.Aynı zamanda Satürn de Merkür ile kavuşum yapıyor. Kısaca yaralarımız acıyor ve bu acıyan yer çoktan kabuk bağlamış bir yerdi….
Nerden çıktı bu acı şimdi?
 Acaba bu yarayı kabuk mu bağlamıştı,yoksa kabuğun altında yaramı vardı? Bazen neresinden baksan işe yaramaz. Olan olmuştur bir kere. 
İlişkiler konusunda korkularınızla yüzleşmeye başlayacağınız bir zaman içine giriyoruz. ‘’

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Aralık 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: