RSS

Etiket arşivi: şükür

şimdilik

ekran-resmi-2016-12-22-22-40-03

En büyük derdimizin pay edilemeyen yorgan mücadelelerinin olduğu, uyumalı uyanmalı kış gecelerini özledim. Soğuktan buz tutmuş ellerle gelinen evlerimizde ağız tadıyla içtiğimiz bir tas çorbanın keyfini mesela. Kestane çizmeli sohbetleri. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim izlemekten kendimizi alamadığımız Türk filmlerini. O filmleri izlerken kâh karın dolusu gülüşleri, kâh kolağızlarına silinen gözyaşlarını. Babamın bize meyve soymasını. Kıymetbilinirliğin anlamlı olduğu günleri. Endişenin boyutlarının bugünkü kadar genişlememiş olduğu. Bakırköy çarşıya yalnızca dolaşmak için gidilebildiği, Taksim’de yalnızca kalabalıktan çekinildiği, maçlarda yalnızca küfürden şikayet edildiği günleri. Gençlerin sokağa çıkarken bombalara değil yalnızca ‘’Serserilere dikkat et!’’ sözleriyle uğurlandığı sokak kapılarını.

Şimdilerde her şey farklılaştı gözümde. Sabahların kör karanlığında kapı kapı çocukları toplayan okul servisleri kamplara giden askeri araçlar gibi gözüküyor gözüme. O gözler her an telefon ekranında belirecek son dakika haberlerinden ayrılamaz oldular. Kulaklarıma çalınan her siren sesinde kalbim endişeyle çarpmaya başlıyor. Şehit haberlerini duydukça üşümekten, sıcak çorba içmekten, abuk sabuk hüzünlenmekten utanır oldum. Çocuklar her an yanımda olsunlar istiyorum mesela. Haberleri izleyemiyor hale gelmiş olmaktan da utanıyorum. Ki; utanması gerekenin ben olmadığımı bile bile. Yazamıyorum. Yazmadıkça daha da çaresiz hissediyorum. Isyan etsem ne yana, beddua etsem hangi yana. Her an yanımdan geçen, yanımda olan biri beni ya da başka birini öldürüverecek miş gibi. Kanunlar zaten şüpheli olan hükümlerini tamamen kaybet miş gibiler. Dünya tümden çıldırmış gibi. Barışa inanan bir avuç insan yapayalnız kalmışız gibi. Son ekmek kırıntısı gibi avucumuzda sıkı sıkı tututuğumuz umut da yokolmuş gibi. Tüm dizeler susmuş, şarkılar duyulmaz gibi. Sessizlik. Şüphe.

Bazı sabahlar uyandığımda karar veriyorum kendim kendime; bugün abuk sabuk bir heyecanın peşine takıl git diyorum kendime. Örmeye çalıştığın motifin ilmek sayısına, okuduğun kitabın hoşuna gitmeyen kurgusuna, pişireceğin yemeğin salçasına, spor yaparken harcayamadığın kaloriye, anneni aramayı unutmamaya, aklına takılan melodiye, aşkın nerelerde yaşandığına, masallara, oğlanın dersleri umursamıyor oluşuna… Azıcık zaman kanabiliyorum. Sonra Pufffff! Hepsi anlamsızlaşıyor. Bende birilerine saldırmak istiyorum. Misal; bu sabah spor salonunda duşta dakikalarca kalıp dünyanın suyunu harcayan kadına önce sövesim sonra dövesim geldi. Daha önce yaşamış olduğum birebir tecrübenin sonuçsuz sonucu sebebiyle yüzüne bakmadan çıktım yanından. Birbirlerine bağıran insanları gördüğümde hissettiğim ürpertiden korktum. Cehaletin her yerde, çok yakınlarımda bile olduğunu hatırladım falan. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi. İnsan türünün bir an önce yokolmasını isteyenler elbirliğiyle çalışıyorlar herhalde. Ve yediklerimizin içine bir madde enjekte ediliyor olmalı ki; gündüz kuşağında yayınlanan programlardaki insanlar ve türevleri gerçekler. Silahlarla öldüremediklerimizin beyinlerini öldürüyor olmalılar.

Yazarken kendimden iyice korkmaya başladım lan. Yaşarken değil yazarken netleşti geldiğim son nokta. Günlük koşturmacalar olmasa halim daha da ürkünç olurdu sanırım. Feryat figan bağıran yanımla koca bir suskunluğa gömülmüş yanım sığıştılar içime beraberce yaşıyoruz.

Şu an yatakta oturmuş bu satırları yazıyorum değil mi! Yorgan ufak gelir miş, Erdo çekiştirir üzerim açılır mış, alt kattaki bekliyormuşcasına benim uykuya dalmama ramak kala lanet çamaşır makinesini çalıştıracak mış, elimdeki kitabı günler olmuş bitirememişim hiçççç umurumda değil. Giyerim polarımı, takarım uyku bandı mı, ederim duamı, alırım göğsüme en dolusundan bir şükür dalarım hayaller ülkesine. Elimden gelen bu kadar mı, evet bu kadar. Şimdilik.

Hepimize sabır, gönül ferahlığı, can akıl sağlığı…

Amin

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Aralık 2016 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

yaşamsal deformasyon

Screen Shot 2015-12-07 at 8.55.59 AM

Günaydın

Bu sabah İstanbul’da sisli bir hava var. Trafik durumunu dinledim, özet durum; ‘’Trafik akmıyor!’’ . Bir saat önce uyandım daha doğrusu uyandırıldım. Süt, un, yumurta, margarin karışımıyla selamlaştık, karıştık. Kreplere sürdüğüm Nutella ile inatlaştık, ben kazandım yemedim. Sürahiye su doldururken pompanın ayarını gene tutturamadım yerler öbek öbek su oldu, ıslak bıraktım. Taşındığımızdan beri su sebili almamış olmamızı umursamadan döndüm arkamı. Çayı taze demlemedim, akşamdan kalanı ısıttım, ağzımın tadı bozulmadı. Bak uyandığımda yüzümü de yıkamamıştım onu söylemeyi unuttum. Gece şeytan yalar derler ya hiç umursamıyorum, nefret ederim sabah sabah yüzümü yıkamaktan. Çocukken annem mecbur tutardı ( neyi öğretmeye çalıştılarsa ) ben de suya temasını sağladığım parmak uçlarımla göz pınarlarımı hafifçe nemlendirirdim o kadar. Bu kafama zaman zaman gelen şeytani düşüncelerin sebebi bu olabilir, sabah erken saatlerde kovmadığım için şeytan beni seviyor olabilir? Şimdi normal olanı; Erdo saç bakımı, kıyafet seçimi tamamladıktan ve kendisini sofrada hazır nazır bekleyen kahvaltısını yiyip, bayat olduğunu anlamayacağı çayını yudumlayıp hayırlısıyla evden çıktıktan sonra benim çalışmayan bir bayan olarak kıçı devirip bir saat kadar daha uyumam gerekmeli. Uyumalıyım. Uyumalıyım. Neden uyuyamıyorum? Bu satırları yazıyorum ya diğer yandan zaten hafif hafif bileniyorum. Şu yazdıklarıma bakın yahu! Ne bileyim işte insan istiyor, hayal ediyor… Arada sırada gençlik yıllarına dönebilmeyi falan istiyor. Heyecanlı yıllarına, kanın damarlarda deli aktığı yıllarına… Şöyle aşklı meşkli, iş-ev-çoluk çocuklu falan değil duygulu bi’şiler yazmak istiyor. Tamam tamam tüm büyümüşler gibi ‘’Aşk gelir geçer hep aşık olmaz insan!’’ falan diye geçiyor içinizden, umursamıyorum. Biliyorum yüreğinizden geçenleri çünkü, hiç maval okumayın. Eskiye dönemeyeceğimi ben ve benim gibiler de biliyoruz.

Düşünüyorum! Tam şu an düşünmeye başladım: heyecan duyduğum ne var. Olduğu ya da olmadan az önce beni heyecanlandıran şeyler neler? Aman servisi kaçımayayım! Çocuklara yetişmeliyim! Bugün yeni bir tarif deneyeyim! Pilavın ayarı tutacak mı, lapa olmasın! Kayınvalidemler yemeğe gelecekler sofra eksiksiz olsun! Ağdam gelmiş bak hele ne araya sıkıştıracağım! Bu akşam sevişir miyiz acaba olmazsa yarın da olur günler çuvala mı girdi! Şu çorapların tekleri nereye gidiyorlar! Gibi saçma salak şeylerden tabii ki bahsetmiyorum. Gerçi insan kırk yaşına gelince bunlardan zevk almayacak kadar biraz törpülenmiş, biraz yorgun, geç kalmış falan hissediyor. Neredeyse hiçbiri umurumda değil. ( ‘neredeyse’ ye dikkat hepsi değil yani ) Yetişemediğim zamanlar oldu, lapa olduğu, tutmadığı, olmadığı, yokolduğu falan falan hepsi geldi başıma ama bana bir şey olmadı, hayat devam etti, kimse aç kalmadı, kimse sokakta kalmadı, kaldıysa bekledi, herkes dediğiyle, yaşadığıyla kaldı. O kendi kendimi telaşın kollarına attığım, paniklediğim, korktuğum, daha olmadan endişe duyduğum anların hepsi boşa gitmiş. Kaçırmışım. Evet, kimbilir belki de o anlarda, bahsettiğim duygulardan sıyırabilseydim kendimi mutlu olabilecektim. Mutlu olabileceğim halde bu duyguların gölgesinde es geçtiklerimin tekrarı yok. Ulan şaka maka yıllarca bir günü hiçbir şey yapmadan geçirebilme özgürlüğünü bile vermedim kendime. Ama öyle böyle değil gerçekten hiçbir şey yapmadan, tüm gün yataktan çıkma ya da evde herhangi bir yere mıhla kendini di mi. Yok! Bok var amk sanki mecburcusun! Bir diğeri, diğerlerinden biri: ‘Hayır’ diyebilmek mesela ‘Canım istemiyor, gelmeyeceğim’, ‘Yapamam’, ‘ Gidemem’ gibi hayır lar, başkalarına söylenen, söylenebilmesi gereken hayır lardan bahsediyorum. Kendimize söylediğimiz hayır lardan bahsetmeyeceğim. Yalnız kalabilme özgürlüğü mesela. Tüm gün konuşmama hakkı. Alnıma ‘Kapalıyım’ yazamak istediğim yazmasam da söylediğim günler oluyor artık. Herkes, herşey sussun istediğim falan… Onları susturamazsam ben susuyorum, daha kolay. Dinlemek istemiyorsam bakıyor ama dinlemiyorum. Kafa nereye ben oraya. Bazı mesleklerde vardır ya Mesleki Deformasyon diye bir durum, benim gibilerde görülen bu yaşamsal-güdüsel hallere de sanırım Yaşamsal Deformasyon denilebilinir. Bakış şeklim, duyuş şeklim, dokunuş-hissediş, umursayış şeklim falan değişime uğradı yıllar içinde.

Tüm bunlardan memnunum. Şüktermekten, dilemekten, olduğu gibi kabul etmekten vazgeçmeyeceğim. Noel babaya inanmaktan da vazgeçmeyeceğim. Buna rağmen her defasında toplamaktan üşendiğim için yılbaşı ağacı süslemeyeceğim.

Doğru olmadığını bildiğiniz halde inanmak istiyorsanız inanın abicim anlatılan masallara. Canınız ne istiyorsa onu yapın, sonra ya çok geç ya da siz pişman olacaksınız. Hayat bir tane, zaman kısa. Bırakın olduğu kadar olsun. Sağlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Aralık 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

şükür

Screen Shot 2015-08-31 at 12.11.46 AM

Şimdi bitti! Aman heyecanlanacak bir şey değil canım biten; gazete okuma seansım. Uzun zamandır olduğu gibi eklerinde okumaya değer makale varsa onlara gözat, onların dışında kalan ana sayfalara büyük puntolarla atılan başlıkları ve bir iki köşe yazarı okuduktan sonra kenara bırak. Eklerde de önce ve mecburiyetten ‘kim kimile nerede, ne bok yemişler, ne giymişler..’ bölümlerine bakıyorum o kadar. Neredeyse hiçbirini tanımıyorum, tanısam da bir tarafımda değil. Kim ne halt ediyorsa ediyor tıpkı bizler gibi.

Neyse işte bugün okuduğum makalelerde ana fikir; mutluluk formülleri. Sanki sözleşmişler ya da hepsine konu başlığı veriliyor. İçeriklerine bakarsanız kişisel gelişim kitapları alıntılamaları gibiler. Hayır bu kişiselliklerimiz gelişe gelişe nereye varacaksa! Diğer yandan vitrinlerde dizi dizi kitaplara, gazete dergilerde verilen mutluluk reçetelerine bakarsak hepimiz mutsuzluktan geberiyoruz. Bu ne lan! Bir de bu adına mutluluk dediğimiz şey aranarak bulunacak bir şey mi? Arayıp bulmaya çalışıyorken mutluluğu ıskalıyor olmayalım? Hele ki mutluluğun anlarda gizli, anlardan ibaret olduğuna inanıyorsanız kesin kaçırıyorsunuz, kaçırıyorum, kaçırıyorlar. Özetle ben Ferrari’sini sattı önce mutlu sonra bilge oldu safsatalarına pek inanmıyorum. Varsa da tanımıyorum.

Makalelere dönüyorum; yazılanlarda içeriklerin çoğunu boşverirsek hak verilmeyecek bölümler, başlıklar yok değil tabii, en azından ben hak veriyorum. ‘Şükret, mutlu ol!’ mesela. ‘Hata yapmayın, önceden yapılmışı var!’ mesela. Yok ilki tamamdır da. bu ikincisi tam olmadı. Yaptığı hatalardan ders almayıp tekrar tekrar aynı hataları yapan en akıllı memeli canlı türü insanoğlu olmalı. Gazetede yazdığına ve yapılan araştırmalara göre; insanlar bir durum içerisindeyken gerçeklerin ve yaptığı hataların farkına varmıyor, olaylardan ders çıkarıp hayata uygulamaları en az 2 yıl alıyormuş. Başkalarının tecrübeleriyse genelde bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor(muş). Sorunumuz neden aynı hataları yapıp duruyor (durmuyor) oluşumuz muş.

Anket yapanlar gelip bana sorsalardı ‘’-Bu defa başarabilirm. Bu defa farklı. Artık büyümüş olmalıyım.- diye diye aynı hataları yapanlardanım. Bunun yanında yaptığım hatalarla ben oldum bunun da yanında hata benim sanane. Ayrıca gururlu, tecrübeli, ara sıra yorgun, yere yapışıp yapışıp kalkmaya alışık, arada kalabalık çoğu zaman yalnız hisseder, zaman gelir çok konuşur, dönem gelir günlerce susar, içine içine isyankâr, dışına dışına tatminkâr falan bir tipim.’’ diye yanıtlardım. Haa anketi yapan dinler dinlemez kendi bilirdi ama konuşasımın olduğu bir anımdaysa söyler, susasım varsa –beni benimle bırak.- diyerek siktiri çekerdim. Ulan bu anketörlerin işi zor gerçekten. Aslında bu şirketler gönüllü anket soruları yanıtlayıcıları bulsalar işleri ne kolay olurdu. Böyle salladım da belki de vardır. Rezil olmamak için bunu dip not olarak düşeyim.

‘Şükür’ konusuna gelirsek; evet kaynağın bunda olduğuna inanıyorum. Şükretmek! Hergün hatırlamak. Her sabah ilk solukta şükürle güne başlamak. Yanında uyandığımız kişi için, uyanacak bir yerimiz olduğu için, balıklara attığımız bir lokma için, bir bardak su, bir dilim ekmek için, sağlık için, yataktan doğrulabildiğimiz için, sevildiğimizi hissediyorsak sevgi için, sonsuz güç tarafından korunduğumuza inanıyorsak yaratıldığımız için, hatalarımız için, hâlâ hayal kırıklığına uğrayabildiğimiz için, ayağımızın takıldığı taş için, kapanmayan yaralarımızın unutmamıza izin vermedikleri için, mavi için, kırmızı için, hayal kurabildiğimiz için… liste uzar gider. Arada oturup liste yapsak bile şükrümüz artar herhalde, baksanıza ben yazmaya bir başladım durmasan bitecek gibi değil. ‘Yürü be koçum kim tutar seni?’, ben tutmam bilesin.

İşte böyle; oku oku nereye kadar. Şu an a gelirsek; yeni günün ilk dakikası! Yeni bir hafta! Hepimiz için hayırlı olsun. Uğurlu olsun. Melekler korusun.

Sakin olun ve devam edin!

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sirkenin de

IMG_2903

Günaydın

Bugün sormayacağım; ‘her şey yolunda mı?’ diye. Herkeste var bir bit yeniği, bir tırtıklayıcı düşünce, garip garip haller… Milletçe yaşıyor olduklarımıza hele hiç dokunmak istemiyorum. Kara tarihimize yazılan gencecik isimler için tekrar tekrar, tekrar tekrar rahmet diliyorum.

Sabah arkadaşımla konuşurken ‘Off Özgür çok bunaldım! Kafa dinlemek için kaçmak istiyorum buralardan.’ dedi. Ulan kendisini yanında götürdüğü yerde kafa dinleyebilmiş olan var mı hiç. Kendini yanına almadan bir yere gidebilmek mümkün olmadığına göre de bu denklem kökten yanlış, yalan. Derdin kaynağı zaten kafada dolananları dinlemekken kafa dinleme çabaları sonuçsuz, anlamsızdır. Tek çözüm var, hep yazarım; beyni sök bas çamaşır suyuna, bak nasıl pırıl pırıl. Gerçi çamaşır suyu da çok zararlıy mış. En iyisi çağın mucizesini kullanalım; sirke. Sirke tekrar keşfedildi! Küllerinden doğdu! Vayyy!

Ama hakkEtten ne menem şey miş; yaramadığı halt yok. Ota boka sirke koy, banyo yap son durulama suyuna koy, nazara gelmemek için sirkeyle silin, sebzeleri sirkeyle yıka… Abicim bu sirke fabrikalarının sahipleri hükümet yakını falan mı acaba, gelmiyor değil aklıma. Bir sirke efsanesi yıkılıyoruz. Yalnız şunu itiraf etmeden de geçemeyeceğim; sirke geldiğinden bu yana evde deterjan giderlerinde gözle görülür, cepçe hissedilir fark var. Kafaya dikip lıkır lıkır içsek kalpte de aynı etkiyi gösterir mi acaba, denemek isteyen olursa haber salsın bizim evde sirke stoğu sağlam.

Bunalımdan girip, kafa dinlemenin yollarında yürüyüp sonunda sirkeye varmış olmam takdire şayan, biliyorum. Of ne bileyim işte kafa bi dünya, yettittirebildiğim kadarıyla ahan da bu oluyor. Yazmayınca rahatlayamıyorum. Buraya gelip iki attırıverince biraz idare eder kıvama geliyorum.

Bayram geçti üzerimizden zaten hâlâ bir sersemlik üzerimde. Normalini de biliyoruz diyenler aldılar paylarına düşen küfürü ona göre. Ayy ama bak kötü haberim var; mendil bulamadım pazarda! Sipariş edip bir sonraki gün gittim almak için o zamanda pazarcı unutmuştu. Bol bol çikolata yedi çocuklar ama benim fantezi içimde patladı. Annem olsa kesin bulurdu lan. Kendini bu uğurda feda ederdi. Ben yeterince ihtiraslı davranmadım mı acaba. Şimdi bu satırların sonunda, mendil olayını başarısızlık olarak adledersem benim kafayı ne çamaşır suyuna ne de sirkeye basmakla uğraşmayın direkt çöpe basın. Ben en iyisi bugün bamya alayım! Onunla savaşım unutturuyor her şeyi, bamyanın sümüğüne karışıyor benim abuk sabuk düşünceler.

Yeni tanışanlara, ilk ‘merhaba’ ya, sıcağa rağmen sevişebilenlere, güvenebilenlere, güvenemeyenlere, özleyen, hasetlenenlere, züppelere, mütevazı olanlara, uzakta olanlara, uzaktayken yakın hissedilenlere herkese selam olsun. Sağlığa, çocuklara, olgun kız evlatlara, soluğa, sabaha, geceye… şükürler olsun. Takıp takıştırmayın kafaya…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

iyi bir şey

Screen Shot 2015-07-08 at 11.04.49 PM

Ne var? Ne yok?

Sıcak! Yaz gelmedi, yaz gelmedi alın size yaz. Götten damlayan terlere baka baka dolan dur. ‘’Ses etmeyin, iyidir böyle.’’ dediydim size, dinlemediniz. Hayır, ben de laftan pek anlamam, orta kararım yoktur ama söz konusu hava olunca orta karar iyidir.

Bu arada iyiden iyiye köy hayatına adapte olmuş durumdayım. Sabah ezanla uyan, sessizce aşağı sıvışıp kahve yudumla, mahalleyi turlayıp çiçek topla, fırından simit al, çayı ocağa koy, oğlanı uyandır… Bu arada kız aldı başını gitti arkadaşlarının yanına, hafta sonu bu defa arkadaşlarını peşine takıp gelecek miş. Oğlan benimle. Ve eğer oğlan da anası gibi köy hayatına adapte olmasaydı ne yapardım, bilmiyorum. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki anlatılmaz. O can sıkıntısı!!! Hayır, hatırlamıyorum bizlerin çocukluğunda da canlar bu kadar sıkılır mıydı? He pardon ‘çıkmaz’ demiştim: Geçtiğimiz hafta sonu ziyaretimize gelen kuzenlerimden biri Fulya’nın deyimiyle Ipad ya da televizyonu yediresim gelmişti. Televizyon izlemeyen Özgür. Ipad kullanımına saatli izin veren Özgür. Demek ney miş; ne oldum değil ne olacağım demeliy miş insan. Olduğu şeyden nefret etsen de hayat sürüklüyor işte! Neyse şükür ucundan döndüm. Şu an mahallenin çocuklarıyla bisiklet turundan geldiler bizim evde takılıyorlar. Az biraz gürültülü lâkin ‘’gık’’ demem, mutluyum huzurluyum.

Mutluluk deyince; özellikle iki gündür tuhaf bir durgunluk hali üzerimde. Öylece bakıyorum çiçeğe, böceğe, gökyüzüne, denize… Ne bekliyor, nerelere dalıyorsam? Geçen gün instagram da biri paylaşımında; ‘’İyi bir şey! Olabilirsin artık ben hazırım.’’ yazmıştı. Şahane, değil mi! Benim beklediğim bir şey yok fakat olacaksa iyi bir şey olmasını temenni ediyorum.

Hepimiz için diliyorum. Sıcaklara ve sivrilere dikkat. Bir de; sütyen askılarına…

Iyi geceler! Tatlı rüyalar!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

gibi

Screen Shot 2015-06-01 at 7.19.49 AM

Günaydın

Güzel bir masalın içine uyanmak gibi. Fırından yeni çıkmış simit kokusu gibi. Kırılan kalbin öpülmesi gibi. Annenin günaydını, çocuğun gözlerini açmadan gerinmesi gibi. Dalga sesi, tam vaktinde duyulan ezan sesi gibi. Yanında uyanan sevgilinin sıcacık teni, uyandıran kokusu gibi. Vapurda yüze çarpan rüzgar gibi. Martı çığlığı, kuşlara uzatılan el gibi. Serin sabahı koklamak gibi. İşte böylesine güzel, muzice soluğunuzla başlayacak olan, içinde donup kalmak isteyeceğiniz, hiç bitmesin diyeceğiniz, tuhaf bir huzurla dalıp gideceğiniz sabah, sabahlar olsun dilerim. En az bir göz aydını kadar mutlu.

Dün sabahta aklımda olan sahnenin kokusu burnumda uyandım; sabah serini, Karaköy Simitçisi’nin kapı önü var mesela. Önünde içeride simit alan erkek arkadaşını bekleyen, uzun kahverengi saçlı, ince bacaklı, yeşil mi kahverengi mi olsa kararsız kalmış büyük gözleri olan kız. Omuzuna astığı soluk mavi çantası, koyu lacivet kot pantalonu, kolları kıvrılmış beyaz gömlekle mavi çantanın askısı ve kızın birbirlerine kenetlediği kollarının arasında sıkışmış gibi duran sütlü kahve trençkotu. Tebessüm yok yüzünde.

Ne söylesede sevgilisinin kalbini kazansa, geri alınamayacak olan sözlerin merhemini bulmaya çalışan, simit kokusu-sıcaklığından medet uman çocuksa….

Uyanandıran sözcükler bunlardı. Şimdi gerçek bir Pazartesi sabahında daha kahvaltı hazırlamalıyım. Bugün Berat Kandili’y miş. Açılan eller, yüreklerden çıkacak dualarla kapılar aralanacak mış. Berat kelimesi; borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi mânâlarına geliyor muş.

Borcum borç, sözüm söz, günahım benim olsun. Benim dualarım sol yanımda ve kafamın içinde taşıdığımı temiz tutabilmek için. Içimde taşıdığım gücü, nefesi unutmamak için. Seçtiğimi yaşıyorken kabullenme gücü için. Ders alabilmek için. Bahşedileni hakkını vererek güzel yaşayabilmek için.

Her duanın büyü olduğunu unutmadan dikkatli edelim dualarımızı. Dilediğimiz her şeyi, her şeyiyle kabul etmek zorunda kalabileceğimizi unutmadan dileyelim. Aynı hata kaç kez affedilir? Kendimizi affedebilmek için dua edelim. Üzülmeden önce şer deki hâyrı, sevinmeden önce hâyır daki şer i unutmadan.

Kabul olsun. Melekler korusun. Kendimize mukayyet olalım.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , ,

amin

Son yıllarda bıkmadan usanmadan ‘’Siktir edin.’’, ‘’ Ko verin gitsin!’’ deyip duruyorum. O baktığınız yerden nasıl gözüküyor bilmiyorum. ‘’Deli bu!’’ diyenler, ‘’Tuzu kuru!’’ diyenler hatta ‘’Şımarık!’’ diyenleriniz bile oldu, olmuştur. Ama diyim ben size öyle kolay delir miyor insan. Bu hayat hiçbirimizi, hiç kimseyi sağlıkla ilgili sorunlarla sınamaya görsün. Az önce gencecik bir kızın ölüm haberini okudum. Ki; daha niceleri vardır. Son ana kadar umut beslemek, direnmeye çalışmak ama diğer taraftan umutsuzluğa kapılmak, aciz-güçsüz hissetmek…

Benim kocaman ailem gencecik bir ölüm tecrübesi yaşamış bir aile. Adaletini anlayamadığımız bu yaşamın yaşattığı feci acı bir tecrübe. Başka kayıplarımız oldu hergün çok özlediklerimiz var. Ölümlerin hiçbirinin zamanlı olmadığını öğrendik. Daha bir kaç yıl önce annemim beynininden kocaman bir parça alınmasını yaşadık. Iyileşme sürecinde tek başına oturabildiği gün ettiğim şükürü hatırlıyorum. Çaresizlik nedir? Geçen ay hastanede yatarken gırtlağıma kadar mikroba bulanmış haldeydim. Doktorumun tabiriyle içimde canlı bir bomba taşıyordum. Tekrar hatırladık her şeyin başının sağlık olduğunu. Hastanede uykusuz geçen gecelerde koridordan gelen çocuk seslerini dinledim gözyaşları içinde. Çaresizce. Oğlumu soluksuz kalmış haliyle hastaneye yetiştirmelerim. Daha niceleri. Yani öyle kolay delirmiyor insan.

Hergün bu düşüncelerle mi yaşıyorum? Hayır. Unutuyorum. Tüm insanlar gibi. Ama unuttuğum günlerde karşıma çıkan, birçoğunuzun kendine büyük dert edindiği şeyleri dert edinmemek için çok çaba sarfediyorum. Deliymişim gibi yapıyorum. Gittiyse gidesi gelmiştir, diyorum. Gelmediyse işi çıkmıştır, diyorum. Azaldıysa gün gelir artar, diyorum. Hayırlısı, diyorum. Hastanede kaldığım odanın kapısından kafasını uzatıp yalnızca gözlerime baksaydı anlardım ben onu dediğim gelmediğinde bile aynı şeyi söyledim ‘İşi çıkmıştır.’

Para pul, oturduğumuz ev, bindiğimiz araba, dolaplarda duran giyisilerimiz … hiçbirinin sağlayamayacağı şeyler anlatmaya çalıştıklarım. Ne sağlığı ne de huzuru sağlayamazlar. Her şeyin en şaşaalısına sahip olan tanıdığım o kadar çok mutsuz insan var ki. Yalnızlar. Hastalandıklarında gözünün hiçbirini görmediği. Tam tersi bir göz odalı evler var bildiğim. Her akşam çayı demlenen, dip dibe çay içip mutlu olunan evler. Çayı çok seviyor olmam, her akşam içine bisküvi batırıp çocuklarla içmekten zevk alıyor olmam bundandır belki. Şükrüm artsın, taşsın diye.

Işte tüm bunlar yüzünden boşverin gitsin. Sağlığın yerinde, sevdiklerin yanında mı? En zengin, en şanslı sensin. Her şey geçer, biter. Boşalan gün gelir dolar.

Sağlık olsun.

Huzur olsun.

Dualar susmasın.

Her nerede darda olan, hasta olan, şifa bekleyen varsa dualar şifa olsun inşallah.

özgür tamşen yücedal

 

 

 
3 Yorum

Yazan: 14 Mayıs 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: