RSS

Kategori arşivi: İZLEDİM

taksit taksit

Merhaba,

Gene gecenin içinden bir merhaba… Uzun zaman oldu. Bu uzun zaman içinde çok şey oldu. Benim hikayemdekiler hepimizde olduğu gibi iyisi, kötüsü, sevinçli, endişeli, telaşlı, kuşkulu ve her zaman ki gibi çok sorulu çok şey. Yazmama engel şeyler değillerdi. Yazmama engel olan şeyler hergün gazetelerde okuduğumuz, hepimize ait şeyler ve neredeyse hepsi kötü. Yaşadığına utandıran, güleceğine ağlatan, güvenini alt üst eden, parmakları yazmaya vardırmayan, sözcükleri hapseden anlamsızlaştıran şeyler. Hâl böyleyken oluyor o uzun aralar. Her şeye rağmen hayat devam ediyor diyemiyor insan. Adeta bildiği bir çaresizliğin içinde hapsolup devam edemiyor muş gibi…

Tüm bunlardan mıdır bilmiyorum ama tamamlayamayışlarım, taksit taksit yapışlarım. Âna tutumakta zorlanıyorum. Tam o sırada bir şey geliveriyor aklıma, duruyorum. Ne yapacağını bilemez bir durma hali.

Yanımda son iki sayfası kalmış kitabım duruyor. Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet ( Murat Gülsoy ). Son iki sayfa… Son iki sayfanın ortak başlığı Kara Sayfa, ilk cümlesi ‘’ Bu kara sayfa yaşadığımız kötü günleri unutmayalım diye.’’ . Önceki sayfalarda yazanlar mı? Kocaman bir yalnızlık. Sayıların gizli anlamları. Bulmak istemediklerimizi arayışlarımız. Bitmeyecek olanlar. Kaybolan cehennem. Arka kapakta yazdığı özetiyle: Delirmekten ve yalnızlıktan kurtulmanın yolunu ölüme yaklaşmakta bulan karakterler, ölümle kol kola girdikçe deliliğin kaçınılmazlığını deneyimliyorlar.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.38.54 AM

Geçtiğimiz haftasonu izlediğim Selfless adlı filmde de; sonsuz yaşamın sırlarını arayan insanoğlunun ölümsüzlük hayalinin varolan döngü, karşı konulamaz düzen içinde nasıl bir kabusa dönüştüğünü anlatıyordu. Gene yalnızlık, gene ölüm.

Inanın ben seçip bulmuyorum tüm bu film ve kitapları. Murat Hoca’nın kitabı arkadaşıma hediye olarak aldığım günü akşamı eve geldiğimde kızımın masasındaydı, kapanın elinde kalır şeklinde okuduk. Film deseniz; hediye. Ben oluruna bırakıp kafa yormadan yaşamaya çalıştıkça üstüme yağıyor zorlayan düşünceleri saklamış, sınırları zorlayan kitap, film, insanlar. Yoksa basit biriyim.

Screen Shot 2016-02-24 at 12.39.43 AM

Yok ya içimde tutamayacağım! Yazmama engel olan bir şey daha var, bir eleştiri. Beni ‘’Acaba gerçekten öyle mi?’’ diye düşündüren. Ama sonra dedim ki kendime kendim: ‘’Kimin doğrusu kime doğru, kime yanlış? Kimin anlamı kime anlamlı, anlamsız? Kimin aşkı kime karşı ya da karşılıksız? Kimin acısı kime, anlayana mı yaşayana mı? Ve burası benim. Burası sırdaşım, dertdaşım, günlerimin günlüğü, yaşadıklarımın izi. Dum duma, kim kime, kimene.’’

Sonra mı? Bugün ilk kez enginar ayıkladım. Tabii youtube videoları desteğiyle. Anam ayır ayır elinde kalan cücük kadar şey. Ki; çıkan çöp cabası. Gerçi az buhar, üzerine zeytinyağı – limonla enfes oldu ama… Ama lı bir iş anlayacağınız.

Çoluk çocuk deseniz, şükür. Ne bileyim: Oğuz’un yüzündeki dikiş izlerine artık kırılan ön dişindeki dolgusu eşlik ediyor. Elif; giderli gelirli, atarlı tutarlı devam. Erdo; diyet miyet işleriyle meşgul. Eve alıştık. Gerçi herkes alışmış bir ben kalmıştım. Galiba ben de alıştım, zorunda kaldım. Ayy ev bana küser diye korkuyorum valla yazmaya ama bana zor bu işler. Neyse dün İkea’ya gidip kitap raflarını aldım. Belki duvarlarına kitaplarım yerleşince daha bir samimi oluruz, kimbilir.

Son söz (nereden not ettiğimi hatırlamıyorum):

‘’ Biz kimsenin kalbi kırılmasın diye kendi kalbini parçalara bölüp başkalarına ikram eden çocuklardık. ‘’

Dolunay şahitli güzel geceler, rüyalar diliyorum.

Dualar kabul olsun.

Herkese gönlüne, hayrına göre payolsun inşallah, maşallah, amin.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Şubat 2016 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

lakin

kucuk-prens-2015

Bazılarımız büyüyoruz. O kadar büyüyoruz ki; çocukluğumuza ait olan ne varsa hatırlayamayacağımız kadar uzaklarımızda kalmış oluyor. Çocukluklarımıza ait masum, heyecanlı ne varsa uzaklarda kalmış oluyor. Büyük büyük yaşıyor, zamanı dolduruyoruz. Zaman doluyor, kiminin cepleri doluyor, evleri evleri evleri, arabaları, parayla satın alabilecekleri şeyleri doluyor… Tüm bunlar olurken içleri boşalıyor, bomboş kalıveriyorlar. Sonra ölüyoruz. Kimimiz yaşarken ölü olduğumuzun bile farkında varamıyor.

Ötelenen her plan ötelenen diğer şeylerle birlikte bir köşede bekleşiyorlar.

‘Haftaya’,

‘Öbür ay’,

‘Seneye’,

‘Şu işi bitsin sonra’,

‘Bir tane daha alalım sonra’… Yok abicim hiçbir zaman gelmiyor o sonralar. Ya da geldiğinde çok geç olmuş oluyor. 

Biz bugün çok büyümüş gibi davrandığımız bir günün ardında sinemaya gittik. Küçük Prens!

Evet, ilk okuyuşumda anlayamayıp arkasından tekrar okuduğum, anladıktan sonra başucu kitabı yapmış olduğum hikayenin filmini izledik. Biraz, az biraz dürtüldüm ama çoğunlukla ‘aferin’ dedim kendime kendim. İmkânlar elverdiği sürece üşenmek, bahane üretmek, gerçekten istediğim şeye zaman bulamamak, başkalarının isteklerine bağımlı yaşamak, giderlerse gitmek – yaparlarsa yapmaktan uzun zaman önce vazgeçmiş olduğum için tebrik ettim kendimi. Gene imkânlar dahilinde herkese öneririrm. 

Bu arada salonda çocuk izleyiciden çok yetişkin vardı. Aramızda bu duruma en çok şaşıran Ouz oldu. Tabii çocuk nereden bilsin; kaç yaşına gelmiş olursa olsun masumiyetinin bir ucundan tutmak için çabalayan, hâlâ kendinden ümidini kesmemiş olanlarımız var. Baktığını görmek, hissedebilmek, sevebilmek, affedebilmek, anlayabilmek için çabalayanlarız. Şükür!

Eklemeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki; ne kadar çabalarsa çabalasın kendisinde ümitlenmemesi gerekenler de çok aramızda. En azından benim fikrim. Kıstas mı ne? Mesela birisi vardı; burnundaki sümüklerini çıkartmak için yaptığı müdahaleyi o kadar abarttı ki sümkürürken beyni eline gelecek zannettim ve bunu istedim. Altı çocukla ön sıramızda oturan üç kadından bahsedecek olursam; sitelerinde dönen tüm dedikodulardan artık bizde haberdarız. Cep telefonuyla konuşan mı ararsın, cep telefonu ışığı yüzüne vurmuş tavşan görünümlü olanlar mı… Yemin ediyorum çocuklar çok daha saygılılar hem kendilerine hem de çevrelerine. Şimdi bunu yazdım başım göğe mi erdi; hayır. Ama gözünüzü seveyim yapmayın lan, yapmayın.Tamam bir Küçük Prens değil olamayız ya da Küçük Prens gibi bir arkadaşımız olmamış olabilir ama insaf!

On dakikadır ekranın karşısında oturmuş bön bön bakıyorum. Yazıyı bağlayayım diyor lakin bağlayacak bir şey bulamıyorum. Böylece bırakacağım galiba, uykum geldi kalk gidelim diyor. Gittim ben!

İyi Geceler!

özgür tamşen yücedal

”Peki insanlar nerde?” dedi Küçük Prens. ” İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.”

”İnsanların içinde de öyle hissedersin.” dedi Yılan.  ”Arada pek fark yoktur.”

”Senin gezegenindeki insanlar” dedi Küçük Prens.”Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar…”

”Evet bulamıyorlar ” diye yanıtladım onu.

”Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.”

”Haklısın” dedim.

Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:”Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.”’

‘’İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.’’

 

 
1 Yorum

Yazan: 03 Ekim 2015 in ÇOCUKLAR, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

sıkı sıkı

Screen Shot 2015-06-28 at 11.45.20 PM

Merhaba

Nasıl gidiyor? Ne mi; bulutlu yaz tatili günleri, çoluklu çocuklu bağırış çağırışlı günler, oruçlu günler… Araya sığışan yağmurlu günleri de atlamayayım. Kandırık bir yaz.

Durun unutmadan yazayım da üzerimde kalmasın; Oğuz az önce çıktı odamdan. ‘Ne yapacaksın?’ sorusuna ‘Yazmaca, okumaca’ yanıtını alınca ‘Eğer yazarsan herkese selam yazarsın.’ dedi. Selamı var.

Velet geçen hafta kamptaydı. Anam uğurlamak ayrı zor, beklemek ayrı zor. Hasretle kucaklamanın sabrı, özlemle geçen günlerde verilen sözlerin hükmü birkaç saat sürmüş olsa da bugünümüze şükürler olsun. Valizinin açılıp kirlilerinin ayıklanması süresi henüz bitmişti ki;

‘Oluuuum tamam oğlum.’

‘Ne halin varsa gör oğlum.’

‘Yeter lan, anne deme!’

‘Valla bak iyice doyur karnını akşama kadar yemek memek hazırlayamam bir daha!’

Ve benzeri cümleler sıralanmaya başlanmıştı bile. Bu sabah kendimi ‘Anneee???’ seslenmesi karşısında ‘Ne varrrrrrr!’ diye böğürürken yakaladım. Utanmadım. İyi ki utanmamışım çünkü vazgeçmedi ve bu defa pusula yazıp tutuşturdu elime: ‘Bakkala gidebilir miyim? Evet diyorsan ‘Evet’ kutucuğunu, hayır diyorsan ‘Hayır’ kutucuğunu işaretlersin.’ Tebessümle sustum.

Ney miş; hayat iki seçenekli bir sınav mış! Evet – Hayır, Git – Gitme, Sev – Sevme, Söyle – Söyleme, Yalanlar – Gerçekler… hep sınav, hep sınav. Bir de hep bir koşturmaca. Yapacak bir şeyinin kalmayacağı, koşturmak isteyip koşturamayacağın günlere doğru bir koşturmaca. Benek adlı arkadaşımın deyimiyle ‘İç organlarım bile yoruldu.’. Ulan uyumak bile fayda etmiyor diyeceğim, diyemiyorum. Biraz fazla uyuyacağım diye aklım çıkıyor. Ne gün doğumunu ne de kararmış günü kaçırmak istemiyorum. Geride bıraktığımız Cumartesi’de o günlerden biriydi. Uykuya geçişimin üzerinden üç saat geçmişti ki 05.00’de Özlem’in kalk mesajıyla uyanıp güneşi karşılamak için bir termos kahveyle sahile gittik. Mucizeye tanıklık edercesine dualar, şükürler, şarkılarla karşıladık günü. İlk defa gün doğumu seansımıza katılan kızım Elif; şaşkın. Eve döndükten bir saat sonra hazırlamış olduğumuz piknik sepetiyle tekrar indik sahildeki parka. Özetle; ‘deli sikmiş gibi ne dolanıp duruyorsun’ derler ya, aha o misal. Nereye gitsek erkenci esnafla bir tanış durumumuzun olma sebebi hep bunlar. Duraktaki şöförler, kaldırımlardaki simitçiler, parklardaki temizlik görevlileri, çevrede büfe varsa çaycıları. Allahtan arabaların dile gelme ihtimali yok, ‘Oturun kıçınızın üzerine.’ diye saydırırdı.

Görüşmediğimiz süre zarfında benden havadisler hemen hemen bu kadar. Bunların yanında çok güzel şeyler okudum. Yeni şeyler öğrendim. Du bakayım; biriyle tanıştım mı? Yok o mecrada bir yenilik yok. Tanıdıklarımın bir çoğu da tatildeler.

Aaa durun durun bak öğrendiğim şeyler arasında en sevdiğim hangisi:

Kavuk: Osmanlılar için “kefeni başında gezer” sözüne yol açmış başlık türüy müş. Sebebi ise kavuk denilen başlığın upuzun bir kumaşın çevrilerek üstüste toplanmış olması, açıldığında içindeki kumaş kişinin kefenini oluşturması ve sıksık ölümü hatırlayıp ona göre karar vermelerini sağlamak mış. Öldükleri zamanda direk başlarındaki kefenle gömülürler miş. Birer kavuk edinsek mi. Bak o, tarzım senin tarzını döver yarışması vardı ya programdaki jüri modernize edip taksalardı birer tane kavuk, sokaklar kavukludan geçilmezdi, net. Aman neyse herkesin kavuğu kendine. İster başa ister kıça takılsın.

Bir de; bu öğleden sonra izlemiş olduğumuz filmi önerebilirim; Hayatımın Şarkısı. ( http://www.beyazperde.com/filmler/film-214860/ ) Özellikle ergen çocuğu olanlara öneriyorum. Biz ailece izleyip çok beğendik. E biraz ağladık ama dedim ya ‘Güzel bir aile filmi’. Ailenizle paylaşın.

Tüm bunlar yaşanırken ailemize mutluluktan ağlatacak kadar güzel bir sağlık haberi geldi. Adı Damla olan ufacık bir kız çocuğuyla ilgili, kuzenimin kızı. ‘Bu dünya dualarla dönüyor’ un kanıtıydı bir kez daha yaşadığımız. Şükürle paylaştık. Şükrümüzü dualarımızla dağıttık. Her nerede şifa bekleyen, sabır dileyen varsa gidip açılan ellere, gönüllerine konsun diye havaya üfledik. Amin.

Ben şimdi sahurda yenecekleri hazırlamalı ve ufaktan ufaktan kaçmalıyım. Sözüm var vücuduma. ‘Dinlendireceğim seni’ diye söz verdim kendisine. Sözümü tutmazsam bir daha güvenmez bana.

Kendinize mukayyet olun. Nefsinizi sıkı sıkı, sımsıkı tutun. Öperim.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 28 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

bileydim yapmazdım

MV5BMTEzMjc0NDcxMjVeQTJeQWpwZ15BbWU4MDMzODY0NjEx._V1_SX640_SY720_

Merhaba,

Iyisiniz, hoşsunuz inşallah. Aman benden ne olsun, inşallah. Fırtına kıyamet havalar… Ev deseniz ayrı fırtına kıyamet, okullar tatil çocuklar evde ve kaldı şafak yedi. Kahvaltıyla başlayan ‘’ Anne ne yiyeceğiz? ’’ konusuna girmiyorum bile, saldım. Çıkışı yok! Gittiği yere kadar yani zıkkımın pekine kadar yolu var. Can sıkıntısına ise çare henüz bulunabilmiş değil. Evde yapılabilinecek tüm oyunsal faaliyetler yapılmış, tükenmiş durumda. Tükenmenin bende ki noktası; çocuklara ( ve kendime ) poker öğretip tüm gün parasına evde kumar oynayasım var. Gerçi poker çok zor oyunmuş çocuklar belki ama benim öğrenebilmem için hiç ışık yok, bir ebeveynin aklından bile geçmemesi gereken bu ihtimal kafadan elendi.

Alışveriş merkezleriyle yalnızca benim haberim olan AVM’lerin hiçbirinin haberinin olmadığı husumet olmasa; git hergün bir tanesine dolan dur, çocuklara çıkarken birer de hamburger menü tamamdır. Ama yok sevmememek sevmemektir, husumet husumettir. Mecbur kalıp bir iki üst üste, az aralıklarla gittiğimde beynim eriyormuş gibi hissediyorum. Olan avuç kadar beynim her an erimeye meyilliyken…

images

MrNobody

Bak beyin çöküşü, –erimek, -meri mek demişken… Dün beraberce oturup ( ki; doğal olarak oturuyorduk ) film izledik, iki tane. Önceki gün de Özlem’in önermiş olduğu konusu benzer bir tanesini izlemiştim ben, öyle kendi kendime ben.. Üzerine bu ikisini de izledikten sonra dün gece yatarken bende kayış tamamen kopmuştu. Hepimiz melül melül bakıyorduk. Oğuz telapatik olarak benimle konuşmaya çalışıyordu. Özlem sessizce bir köşe de ‘’ Acaba mı ulan? ‘’ diye soruyordu. . Ki; çocuklarım özellikle kardeşim ve ben zaten çok normaldik, kafalar garip soru-düşünce-endişe-cevaplar üretmiyordu ya dün akşamdan sonra seyreyleyin bizi artık… Aynı gece de ikisi ağır geldi, bileydim yapmazdım. Ben bu satırları yazarken uyuyorlar, hangi sorularla uyanacaklar merak ediyorum.

Hayır, benim kafada uyandığımdan beri garip gurup sorular…

Kimin yarattığı etkiyim lan? Hangi kelebeğin kanat çırpışı yım? Kimin kafasında yım? Bu neyin kafası?

Yapmamam gerektiğini bildiğim halde yaptığım şeyleri yaparken içimde ‘ Yapma ‘ diye haykıran ses paralel evrende yaşayan Özgür mü? Düşünemiyorum ya, zavallı daha çok yolar saçını başını, yazık.

Hele benimle telepatik olarak konuşmaya çalışan bir canlı yaşıyorsa yeryüzünde; işte onun hali hepten harap olmalı. Kafasında hiç susmadan konuşan sesler olan bana yakınımdakiler laf anlatmakta bunca zorlanıyorlarken uzağımda birinin beynime ulaşabilme ihtimali yok. Siktir ya görüyor musun şimdi, düşününce hoş gelmedi. Filmde ki gibi bir ulaşanım olamayacak demek.

Peki; doğaya bu kadar hassas davranıyorken dünyanın tükenişinin filmde konu edilen evresine şahit olmak. Istemiyorum! Oğuz da merak etti, tüm bunlar ne zaman olacak diye. Allahtan ablası ‘’torunların görür belki’’ diye avutmaya çalıştı kardeşini. İşe yaradı mı? Ne şekilde pek bilmiyorum ama Oğuz torunu olmasın diye ileride evlense bile çocuk yapmamaya karar verdi.

Bu evrenle uğraşıyorken, film tut başımıza bir de paralelini ya da paralellerini çıkar. Zamanla geçer, düzeliriz?

Tüm bu endişe, soru işaretlerinin yanısıra sevginin zamanlar, gezegenler arası kaybolmayan, hep hissedilir olduğu ihtimali güven vericiydi. Yerde- gökte, dünyada-galakside sevmeye, sevmeye çalışmaya, emek vermeye, olduğu kadar, gittiği yere kadar sevmeye devam.

Hele AŞKın nelere ka^dir olduğu… ‘’ Off ulan! ’’ diye inletecek cinsten.

Ayyy haydeyiN, haydeyiM! Uzatsam uzayacağı yere kadar gidesi var anlatısı olduklarımın. Ama öncelikle çişim geldi kalkıp tuvalete gitmeliyim. Iki; biraz daha uyumak istiyorum, kendimi yağmur sesi eşliğinde yorganlara sarasım var. Son yazdığım için çalışanlardan özür dileme hakkımı kullanmak istiyorum, kullandım. Kabul edersiniz, lütfen, bir zahmet.

Işte son durum raporumuz bu dur… Bloğun adı olduğu üzere birçoğunuz için AŞİNA DUYGULARdır, tahmin ediyorum. Olsa da, olmasa da…

NOT: Bahsettiğim duygu, düşünce, endişe, hayal vb. duyguları hangi filmlerde hissettiğimi-mizi ayrı ayrı yazamadım valla sabahın bu saatinde. Bilenler bilmeyenlere anlatırlar artık. Öperim.

özgür tamşen yücedal

Güzel bir hafta diliyorum. Off ulan dedirtecek aşk ( aşklar ) diliyorum. Sağlık diliyorum. Huzur diliyorum. Melekler korusun. Amin.

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Şubat 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

mesela

Buralardayım! Arada gidiyor tekrar buralara geliyorum. Buralardayken başka yerleri özlediğim yok. Ama arada sırada oralara, buralara gitmek iyidir. Arada mekan değiştirmek iyidir. İyiyim.

Az önce uyandım, geceyarısı. Aklıma takılmış: ‘’Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ‘’ sözü anlamsız, değil mi? ‘’Eski’’ adı üstünde, eskimiş, bitmiş, geçmişte kalmış… Zaten neden her şey eskisi gibi olsun ki? Her şey neden hep aynı kalsın? Neden?

Her şey taptaze, canlı, ışıl ışıl, farklı olsun. Bir bakış gelsin mesela, davetsiz. Bir çift laf edilsin, beklentisiz. Bir el konsun omuzumuza, ansızın. Sonra değişsin her şey, en azından bazı şeyler. Tazelesin, umutlandırsın, çoğaltsın, heyecanlandırsın mesela.

Gerçi hep başkalarından beklemekte olmaz. Biz mesela… Biz yapalım. Ben mesela! Sen mesela.

Yoğurt kabına çiçek dikelim mesela. Herkes uyurken kalkıp sessizliğin içinde bir bardak su içelim, sessizce. Kakamızı yapabildiğimiz, işeyebildiğimiz, yemek yiyebildiğimiz için şükredelim, mesela. Kahkaha atarken utanmayalım. Sevişirken sarkan mememizi, göbeğimizi düşünmeyelim, dalıp gidelim anın içine, mesela.

Geçmişi düşünmekten vazgeçelim. Gelecek için endişelenmekten vazgeçelim. Değiştiremeyeceğimiz şeyler için didinmekten vazgeçelim. Kabul ya da terk edelim. Şikayet etmeyi bırakalım. Yargılamayalım. Yadırgamayalım. Anı yaşayalım, mesela. En azından çabalayalım. Elimizden geldiğince, yüreğimiz döndüğünce, aklımız yettiğince. Bu kadar bilmişlik, bilgecilik, iç dökmecilik yeter sanırım. 

Burada değilken iki film izledim onlardan da haber salayım sonra gideceğim. Bir tanesi sanatın, sanatçının ne, kim olduğunu anlattı bana. Yaşamak için değil, resim yapabilmek için yaşayan bir kadının hayatını anlattı. Büyülendim. Hayran oldum. Seraphine!

 MV5BMTg3MzAxMjc0NF5BMl5BanBnXkFtZTcwMjEyODU1Mg@@._V1_SX640_SY720_

 

Diğer film yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için olan düşüncemi anlatıyordu: Dünyada iki tür insan vardır ve hep olacaktır. İyi insanlar ve kötü insanlar. Dengeyi sağlayan şey bu. Benim Adım Khan!

 my-name-is-khan

 

Şimdi bugün topraklarını tazelediğim, yeni diktiğim çiçeklere milyonuncu kez bakmak ve tebessüm etmek için balkona çıkacağım. Her nerede, kiminle iseniz selam olsun. Sağlık olsun. Çıkmazda hissediyorsanız unutmayın BU DA GEÇER diğer geçmiş olanlar gibi… Sevgiyle…

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 02 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

sarı battaniye

xlfashion_610806053

Kızıma battaniye örmeye başlayacağım. Nasıl örebileceğim hakkında hiçbir fikrim yok. Kararı verdiğim sabahın devamı olan gün boyunca battaniye genişliğinde ilmekleri şişe nasıl sığdırabileceğimi düşünüp durduğum halde başlangıç için de bir fikrim yok. Ne kadar süre alır bilmiyorum. Renginin sarı olmasını istediğimi biliyorum. Yumuşacık bir yün cinsi olsun istiyorum. Sarıp sarmalayacak ebatta olsun istiyorum. Her ilmeğinde biz olalım istiyorum. Hayatı boyunca demirbaş eşyası benim öreceğim sarı, yumuşacık, el emeği, kokusu biz gibi olacak olan battaniye olsun diliyorum.

Hayatı boyunca örme tecrübesi zincir atmaktan öteye gitmeyen Özgür’ün hevesi, kararlı kararı nereden mi çıktı: Sabah 07.30’da Erdoyla uyandım. Hoştu sohbetti kapıdan yolculadım. Ev sessiz. Bir fincan kahve yaptım. Mutfaktan çıkıp salona geçtim. Krem rengi koltuğumuza gömüldüm. Elimdeki kahve fincanını sehpaya bıraktım. Bilgisayarı aldım kucağıma. Açtım. Üzerimi battaniye, kulaklarımı kulaklıklarla örttüm. ‘Play’ düğmesine bastım. Film başladı. 1 saat 33 dakika sonra kararımı vermiştim. Kararımı vermiştim ve gün boyu üzerimde taşıyacağım huzur verici duyguyla sarmalanmıştım. James Gandolfini ekranda gözüktüğü ilk an oldu sarmalanışım, ilk bakışıyla. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/James_Gandolfini )

Ha şefkat günündeymişsin! Sabah mahmurluğundaymışsın! Ayamamışsın! Ne bokuna etkilendin! Diye içinden geçirenleriniz olabilir. Kimene! Günüme güzellik, hoşluk katacak bir şiirin tek bir satırı, bir kitabın tek kelimesi, bir şarkının tek notası ya da bugün olduğu gibi bir filmin tek sahnesi olmuş ne zararı var? Ya bir kişi bile olsa, bir başkasının filmi izleyip aynı şeyleri yaşamasına aracı olabilme ihtimalim varsa? O bir başkası da kızına battaniye örmeye karar verse? Fena mı? İzledikten sonra gidip kocasına, sevgilisine, arkadaşına sarılsa, fena mı? Söylediği karşı koyamadığı yalandan pişmanlık duysa, fena mı? Benim bu ‘’fena mı? ‘’ lar gene 18+ sınırına doğru gidiyor o sebeple burada keseyim.

Aman güzeldi işte! Arada takılın filmlerin peşine. İyi oyuncuların peşine takılın. Hikâye okumak kadar zevk verir iyisini bulunca. Hele denk gelip o da sizin modunuzu buldu mu!

Satırlarıma son verirken özellikle “The Sopranos” dizisinde canlandırdığı mafya babası “Tony Soprano” karakteriyle hatırlayacağınız James Gandolfini  ( 18 Eylül 196119 Haziran 2013 )sevgiyle selamlıyorum. Eminim güvenli ellerde…

Ayyy bu arada filmin adı: Başka Söze Gerek Yok

Güzel hafta sonları olsun. Dolar, Euro eski günlere dönsün. Yağmur yağsın. Hastalar iyileşsin. Sömestr hayırlısıyla bitsin. Anneler mutlu olsun. Babalar mutlu etsin. Çocuklar kanaatkâr olsun. Herkes niyetini görsün.

özgür tamşen yücedal

 

 
3 Yorum

Yazan: 30 Ocak 2014 in GÜNLÜK, İZLEDİM

 

var mı? yok mu?

EFSANE-BEŞLİ-RISE-OF-THE-GURADIANS-21

Noel Baba var mı? Yok mu? Çocukluğumda  varolmadığını bile bile sanki Noel Baba varmışçasına hayaller kurardım. Şimdi, bu yaşımda, ha-la varolmadığını bile bile ama varmış gibi yeni yıl için dileklerde bulunuyorum. Hem de eskiden olduğu gibi ufak tefek şeylerde değil… Çocukların da varolduğuna inanmalarını isterdim. Hayal kırıklığına uğramalarından korkuyorum. Inandırma çabalarımın bize maddi olarak hayli pahalıya patlayacağından endişe duyuyorum. Varmış, yokmuş kafa yormadan; bizi düşünen, karşılıksız seven bir güce inanma ihtiyacı her yaşta vardır aslında! Vardır ve zararı yoktur! Gerçi bugün arkadaşım yazdığı mesajıyla son noktayı koydu; 

‘’Bu evrenin içine tükürüyorum artık. Diliyorum, evrene yolluyorum sonra karla, yağmurla kafama düşüyor! ‘’ diye yazdı. Ama biliyorum; iki sigaralık ilk buluşmamızda gene yollayacağız, içine tükürdüğü evrene yeni dileklerimizi. Artık ondan sonra kafamıza düşen kar dı, yağmur du, bok tu bakacaz bi hal çaresine.

Ayyy bu kadar işte! Daha fazla yazamayacağım uykum geldi, yorgun ve iki kadeh şaraplıyım.

Gecenin bu saati klavyeyi okşamaya başlamamın asıl sebebi geçenlerde Oğuz’la (6,5) izlediğimiz film ‘’Efsane Beşli’’ y di. ’’Izleyin’’ derim. Ben, vizyondayken atlayıp izlememiş olduğumuz için hayıflandım. Gerçi laf aramızda salonumuzdaki koltuğun üzerinde alt alta üst üste izlemek ayrı keyifli oldu. Konusunu merak edenler için alıntıladım, ekte.

Ulan sanırsın kar üzerime yağdı, göz kapaklarım soğuğa direnemiyor tutamıyorum. Hadi ben yatar. Yarın için dileğim mi:

Lütfen okullar tatil olmasın! Çocuklarla evde mahsur kalmak için hazır değilim, henüz.

özgür tamşen yücedal Read the rest of this entry »

 
2 Yorum

Yazan: 10 Aralık 2013 in ÇOCUKLAR, İZLEDİM

 
 
%d blogcu bunu beğendi: