RSS

Aylık arşivler: Şubat 2019

olduğu gibi

 

İnsan sevdiği şeyi hep gözünün önünde tutunca, gözünü ayırmadan yalnızca ona baktığında ne kadar severse sevsin bir, bazen birçok kusur batıyor gözüne o sevdiği şeyde.
Arkamdaki duvarda asılı gördükleriniz, görmediğiniz bazı diğer odalarımızın duvarlarında asılı sevdiğim şeylerimde benim gördüklerim gibi… Ki; bunlar ilk resimlerim. Yanlış atılmış ufacık bir fırça darbesiyle kalın gözüken kol, ne bileyim işte ters düşen bir gölge, hatalı boyutlandırma falan.
Aylardır karşılarındaki koltuğa oturduğum her seferde gözüme çarpan hatalarımı düzeltip düzeltmemek arasındaydım. Taa ki bu fotoğrafın çekildiği güne kadar! Ama gelin görün ki; elime fırçayı aldığım o gün ve bu fotoğrafın çekildiği o an vazgeçtim hatalarımı düzeltmekten.
Oğlumun onlara hiçbir bakışında, evimize gelen her arkadaşına ilk tablolarımı gösterişinde hatalarımı gördüğüne hiç tanık olmadım çünkü ben. Ve farkettim ki; O sevgiyle bakıyor onlara, “annem yaptı hepsini” diyerek tanıtıyor arkadaşlarına.
Benim bakışımın açısı, bakışım yanlış olmalı dedim kendi kendime elimde fırçayla karşılarında dururken tablolarımın.
İşte o gün artık tamamen benim oldular. Ve o zaman yaptığım hatalarla beraber benimler. Öylece sevdim, seviyor, sevmeye devam edeceğim onları. Oldukları gibi…
Baktığım şeyi güzel görmek de bana ait, öylece sevmek de. Hatta yanlarına oğlumun yaptığı bir tanesini de astık, olduğu gibi.
Nasıl bu kadar anlam yükleyip rahatlayasım geldi onu hiç anlayamadım.
Ama bu da böylece günce oluverdi işte.

Olduğu gibi!

Sevgiyle…

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 20 Şubat 2019 in GENEL

 

canım çekiyor diye bir şey yok

 

Bir kararlılık peşimde, ben de kararlılıkla peşindeyim. ‘ Git ‘ demiyorum ona. Hiçbir şeyin ‘ Git ‘ dediğimde gitmediğini, bitmediğini öğrendim artık. Ve zamanla barıştım. Zamana teslim oldum. Sihrinin kanıtlanmış olduğu 21 günün izindeyim. Yıllardır iradesizliğini küçümseyen, kendini iradevî konusunda zayıf bulan ben, bizzat kendimi 21 günle sınıyorum, sınadım, sınamaya devam ediyorum. Sihirliymiş.

Komidinimin üzeri, çantamın içi, okuduğum kitabın arası falan çizittirilmiş not kağıtlarıyla dolu, 21 gün takvimciklerim. Bu sabah bir yenisini daha çizittirdim; şekersiz geçireceğim günler için. Bugün ikinci günüm. Zamanın bu 21 günlük dilimleri öğretici oldular. Yapmadan, aramadan, söylemeden, dinlemeden, içmeden dayanabildiğimi gördüm. Şimdi de şeker yemeden geçeceğim zamanın içinden. Şeker gibi eriyesim var zamanın içinde.

Düsturum; ‘’ En kötü ne olabilir ki! ‘’. Şu satırları yazarken bilgisayarın hoparlöründen gelen parçayı söyleyen çocuk aynen şunları söylüyor. ‘’ Dertler de eskirmiş. Gönül bildiğini arırmış. Can yansa da ararmış. ‘’. Yani tam olarak olmasa da yakalayabildiklerim bunlar, bir bitişin ardından öylece bakakalmış ve vazgeçmiş gibi. Aman tamam yalancı çıkmayayım diye arka ekranı açıp baktım. Can Göngör söylüyormuş. Parçanın adıysa ‘ Dışarıda Kar ‘ mış. İlk kez duyuyorum, pek de beğenmedim. Merak eden bakar, şahsen ben merak etmiyorum. Üyeliğimiz bitmiş galiba ki listelemediğimiz parçalar çalmaya, reklam arası vermeye başladı uygulama. Al sana bir bitiş daha. Olsun! Her bitiş yeni bir başlangıç getiriyor, biri bitmeden diğeri başlamıyor. Şükür.

Konuma dönersem eğer; evvelsi yaz Serkan Karaismailoğlu’nun yazmış olduğu iki kitabı okumuştum. Biri beyin diğeri bağırsaklarla ilgiliydi. Hangisindeydi tam hatırlamıyorum ama, yazan çok şey gibi bunu da hatırlıyorum; canım çekiyor diye bir şey olmadığı. Canın bir şey çektiği falan yokmuş yani. İçimizde bizimle birlikte yaşayan, her istediklerini, istedikleri vakitte vermeye alıştırdığımız ve alıştıra alıştıra kudurttuğumuz işçicikler durmaksızın fısıldıyorlarmış ‘ Ver Ver Ver ‘ diye. Bu son cümlede bir terslik oldu galiba? Tekrar okuyayım. Okudum. Evet, var. Alışmışla kudurmuş ayrı şeylerdi değil mi? Söz ise ‘ Alışmış kudurmuştan beterdir ‘ di. Şimdi tutup bununla uğraşamayacağım çok işim var, uğraşacak yerlerim ağrıyor. Gidip kendime kabuk tarçın alacağım akşamları kriz geldiğinde emzik gibi emerim belki. Öğle saatlerinde kahve için arkadaşımla buluşacağım. Sonra elimdeki kitabı birkaç gün içinde bitirmeliyim ki; davet edildiğim kitap kulübünde günü geldiğinde diyecek iki çift lafım olsun, ilk izlenim önemli. Ilk izlenim önemli ama kalıcı değil aslında yalnızca önemli, çoğu kez kandırıkçı.

Her cümleme bir cevap yazma isteğim var nedense.

Birkaç gün, birkaç adet diye sınırlandırılınca insanın içinde o –birkaç-a karşı, karşı koyamadığı bir savaş başlıyor mesela. Okuldan okuma ödevi olarak verilen kitapları, onlara tanınan kısıtlı sürede okumamak için direnen çocukları anlayabiliyorum.

Ama 21 günün yeri ayrı. O kısıtlamıyor. Sonundaki aydınlık çekiyor insanı, direnme gücü veriyor, cesaret veriyor. ‘ Olana kadar deneriz. ’ , ‘ Kendini sakın zorlama, bana bırak. ‘ diyor. ‘ Seni senden başkası kandıramaz. ‘ , ‘ İnsan en güzel kendini kandırıyor. ‘ diyor. Gece yastığa başınızı koyduğunuzda ‘ Bir gün daha bitti. ‘ diyor. Işte o diyor siz dinliyorsunuz ve 21 gün sonra bakıyorsunuz ki; sesler kısılmış, bir rahatlama, bir başarabilmişlik hissi. Hem de kendinize rağmen, yalnızca kendinizle.

Tabii o bunları derken mal gibi oturup beklemedim. Bekledim de çok değil, az biraz bekledim. Baktım ki oturduğum yerde kendime yenileceğim. Sonrasında fırça, yağlıboyalarım, kitap, arkadaşlar, ailemden yardım aldım. Hayata karıştım. Kaçamayıp köşeye sıkışmalarım oluyor gün içinde ara ara, bazen sık sık işte o anlarda da müziği, babamın deyişiyle bulunduğum şeridi değiştiriyorum.

Vardır her şey de bir hayır. Pişmanlığın başı sonu yoktur, pişmanlık hep pişman olunacak olandır.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Şubat 2019 in GÜNLÜK, GENEL, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: