RSS

Aylık arşivler: Ekim 2017

yaşasın fazilet

 

‘Doğru insan diye bir şey yoktur, biraz yakından bakınca herkes biraz sorunludur.’

Buraya kadar tamam. Tamam da; insanlar çocuk sahibi olduktan sonra neden deliriyorlar. Zamanında ben de biraz delirmiş olabilirim, delirmiştim. Ama arabanın camına ‘’Arabada Bebek Var’’ etiketi yapıştıracak kadar değil. O kadar delirmedim. Şimdilerde bu etiketlere taktım. Camında bu etiketi taşıyan araçların yanlarına yaklaşıp özellikle içlerine bakıyorum. Nasıl olsa trafik hep duruyor bu şehirde.

Tesadüf eseridir ki; emziğini yatağında unutup sokağa çıkmışçasına perişan halde, saçları tepeden mandal tokayla tutturulmuş, ağzında sigara, kulağında cep telefonu olan bir kadın gördüm mesela aracının camında etiket var ama bebek yoktu.

Öpüşen bir çift gördüm; öpüştüklerine göre evli değillerdir diye tahmin ettim, camda etiket vardı ama arabada bebek yoktu mesela.

Kiminde bebekle birlikte çok sayıda insan vardı araçta, bebek o arabada olmak istemiyordur kesin diye şe’ettim, mesela.

Hele hele geçen gün denk geldiğim efsaneydi: camda ‘Arabada Prens Var’ etiketi yapışıktı, yaklaştım. Içeriye baktım, bebek yoktu. Bir de ne göreyim ön koltuklarda iki tane kaytan bıyıklı, beyaz gömlekli, cüssece iri adamlar oturuyorlar. Adamlardan birinin prens olduğu dönemde yapıştırılıp bugüne kadar unutulmuştur herhalde, diye düşündüm.

Ama itiraf edeyim bir tanesi vardı ki; durup sonra durdurup bebeğe çeyreklik takasım geldi. Neden mi? Örnek alınabilecek şıklık, donanımda, anne gibi bir anne, arka koltukta bebek, asılı bebek oyuncakları, camda etiket tastamamlardı. Düşününce, bu donanımda olduklarına göre onlar arabada yaşıyor da olabilirler. Çünkü ben nasıl o kadar şahane, unutmadan, düzen püzen içinde olunur onu da pek anlayamam, beceremem de galiba.

Aman tamam be; başkalarının etiketinden, yapıştırdıklarından, saç sigaralarından banane, doğru. Ama insan bir takılmaya görsün hepsi gözüne gözüne giriyor. Bu satırları okuyanlar arasında da trafikte böylelerine rastalayacak olanlar olacak ve şu satırları hatırlayacaklar, eminim.

Yalan! Emin değilim. Artık hiçbir şeyden emin değilim. Eminliğim bu yaşa kadar mış, bitti. Yediğim hurmalar götümde, ağzımın payı dilimde, derslerim kalbimde, şükürler olsun. O sebepten eminliğim parça pinçik, emin falan değilim.

Ama diyim mi size; bu gibi absürt şeylere takmazsam kafayı duramayacağım bu şehirde, insan içinde falan. Geçen hafta köye gittim, dönesim gelmedi. Sessiz. Sakin. Koşturmacasız. Çiçek böcekli. Temiz kokulu. He orada da huzur bozucu, damara basıcı insanlar yok mu, yoksa da istenmeyen ot dibinde bitmez mi?  Ama oralarda en azından topuklayıp kaçacak yer, yerler var..

Istanbul’da mı? Istanbul’u Fatih’ten, yerin altı üstündeki, gizlisi alenisi devletlerden, Acun, Ağaoğlu ve nicelerinden sonra bu defa da ‘Fazilet Hanım Ve Kızları’ tekrar fethetmişler, haberimiz olmadan.

Sosyo(ekonomik), sosyo(kültürel), sosyo(fizyolojik), sosyo(psikolojik), sosyo(dostluk), sosyo(aşık), sosyo(şehircilik), sosyo(eğitimli) ve benzeri sosyo’nun tüm değerlirini yedik, yedirttiler. Artık sosyo(ayrıştırıcı), sosyo(feysbukçu), sosyo(intagramcı), sosyo(riyakâr), sosyo(eleştirmen), sosyo(meraklı), sosyo(boş-çene), sosyo(acuncu), sosyo(tokici), sosyo(psikopat), sosyo(bihaber), sosyo(her-boktan-aşina) bireylerin yaşadığı topluluğu, ülkesi, ülkeleri, dünyası olduk.

Önümüzdeki yıllarda her şeyi yapay zekalar yapacaklar deniyor ya, net. Olmalı da zaten. Kalan son doğal zekalar, yapay zekaları icat ve imâl ettiler, kalan sahalar yapay zekalarındır. Önce doğayı sonra dünyayı sonra birbirimizi yiye yiye bitirdik.

Yaşasın Fazilet!

Halbuki bizim ‘Ferhunda Hanım Ve Kızları’ ve ‘Bizimkiler’le, ‘İkinci Bahar’da, ‘Kara Şimsek’e bindiğimiz, ‘Dallas’lı ne güzel günlerimiz oldu, değil mi?

En çok merak ettiğim ise: aşkın saf olanını, gerçeğini yaşayanlar kaldılar mı acaba. Düz, öylesine, duygusuna, akışına, sevdalısına, hesapsız, kitapsız, sosyal-paylaşımsız, intagramsız yaşayanlar kaldılar mı acaba? Eğer varsa aşkını bu şekilde yaşayanlar bilsinler ki çok şanslılar ve gene bilsinler ki, onlardan çok az kaldı, bu duyguların yalnızca hayalleri kaldı. Selam benden.

Insanın olduğu yerde umut tükenmez miş.

Yerimizin aldığınca delirelim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ekim 2017 in GENEL

 

gibi

Hep böyleymiş gibi
Hiç gitmemiş
Hiç gitmemişim gibi
Begonvil dalları hep renkli
Kelebekler hep beyazmış gibi
Hep sevilmiş
Hep sevmişim gibi
Bu anın içine
Buraya gizlenmişiz gibi
Suskun
Görünmez
Ama biz hep varmışız gibi
Kokusu, tadı bizmişiz gibi
Rüya gibi
Gerçek değil gibi
Ki;
Gerçek olan her ne ise.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Ekim 2017 in GENEL

 

net

Aşçıbaşı

Sağlık görevlisi

Ekonomi sorumlusu

Dış ilişkiler sorumlusu

Iç ilişkiler sorumlusu

Psikolog

Temizlik görevli – yetkilisi

Asayiş sorumlusu

Arabulucu

Sır saklayıcı

Eğitmen

Servis elemanı

Eczane yamağı

Ilaç prospektüsü

Veli

Oyun arkadaşı

Şu saatte aklıma gelenler bunlar. Sanırım aklıma geldiği kadarı bile kadınların yerlerinin doldurulamaz olduğunun kanıtıdır.

Yokluk, terkediş, hastalık, gurbetlik vb. sebeplerle eksikliklerinin çok derinden, bedenen, ruhen hissediliyor olmasının da kanıtıdır.

Erkekler Mars’a benzetilirken, kadınların bilinen sekiz gezegenden dış güzelliği ve tüm diğer gezegenlerin tersi yönünde yörünge hareketiyle hepsinden ayrılan Venüs’e benzetiliyor oluşunun da kanıtıdır.

Gidişlerinin ardından yaşanılan afetler, yerle yeksan olmalar, sağlarının sollarının tahmin edilemeyişleri benzeştiği için tesadüfen olduğu söyleniyor olsa bile dünyada en şiddetli kasırgalara verilen isimlerin kadın isimleri olmasının da kanıtıdır.

Eşsiz yaratılmış oluşlarına ise aldığımız her nefes kanıttır.

Peki kanıta gerek var mı?

Bir kadın olarak kendi adıma söyleyeceğim:

Beni annemin benli yaşlarına yaklaştıran her tecrübemde, başka bir anneden dinlediğim her yaşanmışlıkta bir kez daha kanıtlanıyor bana bile. Özellikle son dönemlerde ‘’Ulan nasıl becermiş şu kadın üç çocuğa yetişmeyi. ‘’ diyorum. Üç çocuğu geçtim yatıya kalan akraba-eş-dost, gelen-kalan misafirler…

Yalnız; idare edilmesi gereken ( ya da gerekmeyen ) kocalardan hiç bahsetmedim dikkatinizi şe’ederim. Onlarla ilgili de ayrıca konuşur, yazışırız. Haftasonu çocukların peşinde koşturur, alınması gereken yerlerden alıyor, bırakılmaları gereken yerlere bırakıyorken, bir yandan yemek, diğer yandan çamaşır, ta öbür yandan soru dinleme-cevaplama, dinleme dinleme ama hiç dinleneneme saatlerimde aklımdan geçenler bunlardı. Ve ancak yazabiliyorum.

Ha tabii gönül isterdi şapkadan kuş çıkartabileyim, Noel Baba’yı gerçek kılabileyim, dip boyamı kendim yapabileyim… ne bileyim işte tırnak etlerinin hep manikürlü çıkmalarını sağlayabileyim, erkeklerin her haltı biliyorlar mışçasına her halta karışmalarına engel olabileyim falan ama yok yalnızca yazabiliyorum. Şükür.

Ahaaa! Ouz (10) geldi. Hem uyuyor hem geziyor oğlan! Kokusunu sevdiğim, amin.

Böyleyken böyle işte, yazdım ve bitti. Şimdi uyuyacağım.

Yorulduğunuz, yetişmeye çalıştığınız da falan, açar açar bakar belki azıcık dinlenmeye karar verirsiniz.

Kapanışı yapmak için bu gece özlü bir söz bulayım diye bakındım hepsi özsüz geldiler, mecalsizliğimdendir herhalde.

Hayat böyle bir şey olsun, güzel bir şey olsun!

Olursa olur, olmazsa olmaz. Net.

Riyakarlık kötü bir şeydir.

Herkesi sevmek zorunda falan da değilsin, değilsiniz, değilim, değiller. Net.

Tatlı rüyalar.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 02 Ekim 2017 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: