RSS

Aylık arşivler: Haziran 2017

canımın içi

 

Ben ve benim gibi çoğumuz hayatı koşuyorsak, bu hayatı yaşayan – yaşayabilenler ne yapıyor, nasıl yapıyorlar merak etmekteyim. Ki; hayat ne ardımızda bıraktıklarımıza, bıraktığımıza inandıklarımıza, ne ne kadar hızlı koşturabildiğimize, yakalayıp yakalayamadığımıza, yakaladığımızı sandığımızla ne yaptığımıza ve insanî sandığımız daha birçok saçmalığa aldırmadan akıp gidiyorken. Şahsen ben kendim, kendimin koşturmasına anlam veremiyor, takip hiç edemiyorum. Tüm kış; aman da kızın sınavı var, köpeğin çişe alıştırılması, salondaki koltuğun yeri, atölyede tablolar yetişmedi, oğlan akıllanmadı, Erdo hep diyette, misafir gelecek – gidecek, valiz hazırla, valiz boşalt, kitap bitir yenisini al ( aralarda duraksayıp düşünüyorum daha neler vardı diye ), kendine küs, kendini affet, olmadı akışına bırak, tarih ayarla, çevirimiçi, çevirimdışı, canımın içi, canına sıçtığım diye diye bir kışı daha yedik mi… Derken sınav da dahil hepsi geride kaldılar, yaz kapıda bacada derken geldi.. Şimdi de yaz aylarının içine koşmaktayız. Karpuz kabuğu düşmüş deniz çağırır bir yandan, karınlar acıkmaya devam, toparlanıp alınacak verilecekler diğer yandan. E tabii ‘Hayırlısı’ diye diye tüm bunlar. Elde ne var; hıyar.

Yazlığa geleli üç gün oldu. Bir insan karşısındaki duvara saatlerce öylece nasıl bakabilir tekrar hatırladım, mal edasıyla. Gerçi bu evde olanları toparla, getirilenleri yerleştir yorgunluğunun da etkisi olabilir. Bu sabah bacaklarımda tekrar yol almaya başlayan varislerin farkına vardım, görmezden geldim onları. Bu düşünce gücü deyip duruyorlar ya inanmış gibi yapacağım. Düşüncemin gücüyle geri vites giderler belki. Gülmeyin valla. Abicim bunca insan söylüyorsa inşallah maşallah vardır bir doğruluk payı elbet. Ne bileyim; düşünce gücüyle zayıflayabilenler bile var mış. Gerçekleşebilmesi için düşünebilecek beyin gerekiyor elbette. Benim beyin nereme kaçtı, bilinmez. Düşünebiliyor muş gibi yaparsam belki o da gittiği yerden bana geri döner, kimbilir.

Mala bağlamak demişken; tavsiye ediyorum sizde deneyin. Anlatayım öğrenin sizlerde; sabah ya da önceki gece uyumadan aklınıza bir adet yapılacaklar listesi yazıyorsunuz. Sabah gözü açınca başlıyorsunuz listedekileri tek tek yapmaya. Tek şart var; düşünmeden yapacaksınız, kurulmuş gibi. Bu sabah kendime yaptığım listemden örnek:

Gözünü açtın, şükret.

Bir bardak su iç.

Kahvaltı için bir şeyler hazırla.

Mutfağı toparla.

Yatak kapamayı siktir et, gece tekrar bozulacak.

Kendine kahve yap, iç.

Içinden geliyorsa yüzünü yıka ama mutlaka güneş korumalı krem sür.

Arabaya bin, pazara git.

Alınacakları yazdığın kağıdı oku ve yazılı olanları al.

Eve dönerken nalbura uğra yağlı boya al.

Evdesin.

Aldıklarını yerleştir.

Ocağa zeytinyağlı fasulyeyi koy, pişsin.

Verandadaki çiçekleri sula.

Sarmaşığı buda.

Yoruldum! Devamını yazmak istemiyorum. Şu satırları yazarken saat olmuş 22:40, kıçım yer gördü. Tüm bunları eksiksiz yaptığım için hakettiğim madalya mı? Aha işte o hakedilen madalyalar yaşlılıkta alınıyor. Ama yanlış anlaşılmasın boynumuza asıla cinsinden değil, içimize kaçan cinsinden. Madalyalarını bacaklarında patlamaya yüz tutmuş varisler, yüksek tansiyon hapları, sakinleştirici ilaçlar, alınan rahimler, derin bir yalnızlık olarak almış nice kadın tanıyorum. Demek ney miş; eksiksiz yerine getirilen işler hiçkimseye mutluluk garantisi vermiyor muş.

Koşmayalım. Şu hayatı koşturmayalım. Bırakalım hayat kendi düşünsün bakalım biz koşmayınca ne halt edeceğini. Biz sakin sakin, olduğu kadar yapabildiğimiz kadarıyla yapıp bırakalım. Hayatı yaşayabilmek için vakit ayıralım.

Bir öneri daha; sizlerde yazın. Kendinize mektuplar yazın. Okunmasını istemiyorsanız kilitli çekmecelerde gizleyin ama yazın. Ne kadar rahatladığınızı hissettiğinizde şaşırıp kalacaksınız yazmanın gücüne.

Misal; oturup yazdım ya tüm bunları, kendime yazıyor muşum gibi… Kuş mu kondurdum? Tabii ki, hayır. Kendim için yaptım. Hafifledim. Bir fincan papatya çayı çekiyor canım, en iç tarafından hem de. Gecenin serinliğinde…

Çanağında ne varsa, kaşığına o gelir.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Haziran 2017 in GENEL

 

deve dikeni, insan ….. sever


 

Son günlerin soruları:

Güven nedir?

İnsan yalnızca kendine mi güvenmelidir?

İnsan kendisine bile güvenmemeli midir?

Hiçkimseye güvenmeden nasıl yaşanır?

Arada kaybedilen güven tekrar sağlanabilir mi?

Işte akşam vakti bunları önüme dizmiş salonda cama ve geçen hafta beyaz saksıya diktiğim kılıç çiçeğine sırtını dönmüş uzun koltukta oturmuş anlamsızca parke döşemesinin üzerinde serili krem rengi halıya dalmış bakarken telefon çaldı; Serkant Abim. Telefon sohbetimizin sonlarına doğru ona da sordum bu soruları, ne oldu?

‘’ Ne tür güveni kastediyorsun?

Mutlaka güvenmek mi gerekiyor?

Güvendiğin zaman güvende mi olursun? ‘’

Ve o an yaşadığım şaşkınlıktan aklımda tutamadığım birçok soru daha eklendi sorularıma. Gerçi son söz olarak: Fazla yorma kafanı bu şeylere yeğenim yaşa gitsin, dedi ama bu satırları yazıyorsam henüz geçememişim. Geçer biliyorum en azından.

Içimin derini tüm bu soruların hortlama sebebini biliyor, biliyorum. Son aylarda elimden gitmesin diye çok direndim, direnmem yetmedi, gitti. Uzun yıllardır mefaatsizce saygı, sevgi, güvenle tanıdığım, taşıdığım, anlattığım, özü sözü birdir, sözünü tutar diyere toz kondurmadığım dağa karlar yağdı. Haklıdır. Haksızdır. Ki bence herkes kendine, kendince haklıdır. Ama mevzû haklılık değil. Güven.

‘ Güvenmek risktir, cesarettir bir de hayal kırıklığıdır, bezginlik bazen de ayrılıktır.’ derler. Galiba güvenmek en çok hayal kırıklığı, ayrılık demek. ( Şimdi hayal kırıklığı deyince, hayal kurmuş olmak mı gerekiyor. Eğer öyleyse benimki hayalsiz hayal kırıklığı. ) Bu da geçecek. Geçtikten sonra ardında kendimize güvenimiz yerinde duruyorsa sorun yok demektir, değil midir? Çünkü güven stoklarım tükenirse yapayalnız hissederim. Herkese karşı hissedilen şüphe, güvensizlikle yaşayamam. Yaşayamamayı bırakın benim aklım ihtimal hesapları yapmaya bile yetişemez, yettittiremem. Nereden mi biliyorum? Başka ilişkilerimde denemişliğim var.

Ne yapabilir?

Bu anlattığımı bana karşı kullanabilir mi?

Söylesem mi?

Söylemesem mi?

Duysam mı?

Duymasam mı?

Gibi gibi saçma sabuk sorular sormayı denedim kendime, içimden. Yapamadım. Ben ben olamam o zaman. Özgür düzdü, düz kalacak. Yapacak başka hamlem yok. Karşımdaki dağ olsun olmasın yağacak kar ona yağacak diye bir cevap buldum kendime. Niyetim benim, lafım benim, arkam sağım solum benim. Hele ki; ağzında bal olan arının bile götünde iğne varken daha ne olsun.

Üstüne üstlük son hafta elime aldığım kitaplardan bir tanesinin yazarı feci ukala bir diğerinin yazarı ilkokul öğrenci sevisiyesinde cümleler kurabiliyorken hangi pazarlama stratejisiyle kitabı ön raflarda aklımın almadığı iki kitap okudum. Okudum ama sorun niye; güvenilir çevre önerileriydiler. Bakın gene hayal kırıklığı. ( bu konuda da hayal kurmadığım halde elimde bir hayal kırıklığı daha oldu.)

Her zamanki gibi konudan konuya atlayasım var amma velakin uykum daha ağır basıyor, gözkapaklarım ağırlaştı. Zıbaracağım.Uzun ayrılıktan sonra kısacık bir kavuşma oldu biliyorum ama inanın ki uykum tüm hızıyla gelip yerleşti bedenime.

Yukarıda geveleyip tekrar okuyarak gözden geçiremediklerim özetle, babamın özetiyle:

İyi Niyetten  Kaybeden Olmaz!

O saplar keserler dönüyor, her şeyin günü geliyor. Ki; biz buna bile kafa yormadan niyetimize, niyetlerimize sahip çıkalım. Gönül huzuruyla iyi uykular diliyorum. Hasta olanlara şifa, darda olanlara deva diliyorum.

Eyvallah

RANT İÇİN ZEYTİN AĞAÇLARINA KIYMAYIN!!!!!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 07 Haziran 2017 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: