RSS

Aylık arşivler: Eylül 2013

1380620_10151880888637398_206820061_n

Begonviller yolculadılar beni.

Kavaklar kulağıma fısıldadılar

Önünden geçtiğim köyde yatan hasta adamı.

Meşeler durdular tüm ihtişamlarıyla yanımda.

Limonlar damladı çeşmeden içtiğim suya.

Sonra bir mor salkım dalı el attı omuzuma

‘’Kalsaydın’’ dedi

Mor çiçeklerinin özlemiyle.

‘’Kalamam’’ dedim

Çocuklarımın özlemiyle.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Eylül 2013 in DENEMELER & RÜYALAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , ,

eyvallah

549898_481348801921853_1172440565_n

‘’Beynimi yiyecem’’ derler ya işte ben artık beynimi yemek bile istemiyorum. O yemek istenecek beynim uzaklarda kaldı. Şimdikinin tadı kaçmıştır. Ooooo düşününce içindekileri mide kaldırmaz valla. Üzerine anlamsızca takıp takıştırdıklarım döke döke bitecek gibi değil. Geçen akşam küçükjoe’ya yorumumda ‘’Gece yatarken kafayı çamaşır suyuna bas! Sabahına piripak oluyor.’’ yazdıydım. Uzun zamandır kurduğum bir fantezi aslında bu. Çamaşır suyu olmadı mı? O halde son dönemde reklamı yapılan takma dişlerin temizliğinde kullanılması önerilen tabletlerde olur. Gerçi benim fanteziyi gerçekleştirmiş, Beyin Fitness Salonları açmışlar.
Gerçek! Beyin için spor salonları varmış artık.
Hafızayı güçlendirip, yeni düşünceler yaratabilme kapasiteni artırmak için, egzersizlerin yapıldığı yerlerMİŞ. Annemin deyimiyle boyamadığımız bir fıstıki yeşil kaldıydı onu da boyayacağız evel allah!

 Ayyy Erdo’nun karşısına geçip:

‘’Aşkitoooo (İğrenmeyin. Asla ve katha o şekilde seslenmem, sıçtığımın micacıma ters! He bu şekilde yılışmayı becerebileydim belki fenada olmazdı hani. Hatırlatın birgün bu konudada yazayım. İyi mevzuymuş.) ben yazıldım. Pazartesi başlıyorum. Ne dersin?’’ desem. (Bunu da söylemem. Gidilecekse gidilecektir.) ‘’Ben ve çocuklar yıllardır yeterince geliştiremediysek al işte sana beyin!’’ der, beynimi söküp elime verir herhal.

Özet olarak arkadaşlar:

Şu yukarıda paylaştığım görsel ki, öncesinde feysin bokunda nehirida paylaşmıştır. İşte ben o resimdeki ‘’Sıçış’’ noktasına öyle kolayına geliyorum ki. Şaşılası. Aynı zamanda ‘’Yapılan hiçbir iyilik cezasız kalmaz.’’ noktasına.  ‘’Tırnağın varsa kaşınacaksın.’’ noktasına. ‘’Aslında herkes yalnızdır.’’ noktasına.  ‘’Göte giren şemsiye açılmaz.’’ Ve koyamayacağımı bile bile ”AMK.”  noktasına. (Babam gene fena kızacak. ama ne yapayım baba, saydırmadan olmuyor!)

Ama şükür ki hala dolanıp dolanıp geldiğim en, en son nokta ‘’Buna da şükür. Sağlık olsun. Bu da geçecek.’’ oluyor. İşte vardığım son nokta bu olmadığı gün boku yiyeceğim gündür, biline. O zaman kafaya taktım bünyeye kaynadı, göte taktık uymadı dediğim huniyi nerelere sığıştırırım bilinmez.

Tüm bunlardan sonra:

Şahane bir hafta sonu diliyorum herkese, hepimize. Yukarıdaki özlü sözlerden birini alıp kullanıverin. Ben arkadaşlarımı, en önemlisi kocamı alıp Alaçatı’ya kaçıyorum. Hoppp kaçtım bile.

özgür tamşen yücedal

 
5 Yorum

Yazan: 27 Eylül 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

hoşgeldin

  

Odanın açık penceresinden hafif ürperten, sonbahar habercisi serinlik girdi. Bedenimin her noktasında hissettiğim yorgunluğu örtmeye çalışan, yazdan kalma, krem rengi pijamam üzerimde. Dişlerimi fırçalarken ‘’Az kaldı.‘’ diyorum kendime. ‘’Az kaldı birazdan yatacaksın.‘’ Yumuşatıcı kokusu, yumuşaklığını kaybetmemiş,  İkea’dan almış olduğum nil yeşili nevresimle kaplanmış yatağa doğru yürüdüm. Turkuvaz sulara salarcasına bıraktım kendimi ekstra ergonomik yatağa. Uzun süren ayrılığımızdan sonra sımsıkı sarıldım antialerjik, yumuşacık yorgana. ‘’Merhaba!‘’ dedim ona. ‘’Merhaba yorgan, sar sarmala beni.‘’ Bacaklarımda hissettiğim sızı bile alamadı yorganla buluşmamızın dudaklarımda yarattığı tebessümü.

Hoşgelesin, hoş sohbet gelesin, sağlık sıhhatli gelesin, umutlu gelesin sonbahar.

   Yapraklar sararıp dökülecekler gene. Kuşlar göçüp gittiler bile. Balıkçılar buluştular mavisi derinleşmiş sularla. Misinalar buluştu sardalya, palamutla. Kadehlerde rakı ‘’Şerefinize!‘’ dedi bile çoktan balıkçılara, balıklara. Hırkalar atıldı omuzlara. Çoraplar kıpır kıpır çekmecelerde. Kışlıklar sabırsız hurçlarda. Yaz aşkları kan revan. Güneş alıştırmakta geç kalacağı randevulara. Dillerdeki şarkıların makamı değişmekte.

Saatler, günler, aylar, mevsimlerle geçiyor ömürler.

   Bebekler doğuyor. İnsanlar ölüyor. Dostlar küsüyor. Dost olanlar barışıyorlar. İnsanlar yalan söylüyorlar. En çok kendilerini kandırıyor kimileri. Pişmanlıklar yakıyor yürekleri. ‘’İyi ki varsın‘’ la kucaklaşıyor kimileri. ‘’Asla dönme‘’ diyor birçoğu. Gitmek isteyip gidemiyor bazıları. Trenler kalkıyor peronlardan. Uçaklar iniyor havalimanlarına. Vapurlar yolcularını alıyor limanlardan. Yalnızım diyor yalnızlar. Şükrediyor kimileri.

Dünya dönüyor.

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 24 Eylül 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , ,

ruhi mücerret ( murat menteş )

   1255172_10151855474677398_2129260190_n

   Yazar ilk sayfaya düştüğü temenni notuna, kitapta yer alan, tamamı hayal mahsulü olan olayların asla gerçekleşmemesini dilediğini yazmış. Ne kadar kabul etmek istemesem de beyinleri reklamlar, tv dizileri, yarışmalarla bulanmış bir toplumun üyesi ve okur olarak benim, yazar için düşeceğim not ise ‘’ Hey(!) yazar kötü haber; birçoğu gerçek oldu, geri kalanlarda olacak. ‘’ olurdu. Hele geçen akşam yaptığımı yazsam kesin tiksinirsiniz benden. Ki ben tiksindim. Gece yastığa kafamı koyduğumda dilimde bir reklam cıngılı vardı. İstem dışı, dur durak bilmeden ‘’ Acıkınca kafan Dominos’a giderrrr! ‘’ diyordu kesilecesi dilim. Kafa nereye, dil nereye, beden nereye? Hadi hepsini kenara koymamam gerektiği halde koyayım, neden Dominos? Sevgili yazar Murat Menteş anlayacağınız ürün reklamları yatağımıza bile girdi. Hatta ve hatta ürünlerden ziyade kendi reklamlarını yapar oldu insanlar.

Bak gene sapağı kaçırdım. Beni bilen bilir; aldım mı sazı elime yazacağım şeyi unutur giderim. Yola Ruhi Mücerret adlı kitaptan bahsetmek için çıkmıştım. Neyse, nereden dönsem kar-dır. İşte karşınızda Ruhi Mücerret:

Ziyadesiyle kahkaha ve bir nebze gözyaşı içeren bu serüvende, trenler gemilere çarpıyor. İstiklala Savaşı, 85 yıl sonra devam ediyor. Şakaklar matkapla deliniyor. Uçaklar düşüyor. Kaybedenler şampiyon oluyor. Ölüler diriliyor. Serseri kurşunlar uçuyor. Ve reklamlar, müşterileri ele geçiriyor.

( arka kapak )

” Hayat nasıl gidiyor? ”

” Yaşayan birine sor. ”

( sayfa 15 )

Bendeniz, Ruhi Mücerret. Yaşayan son İstiklal Harbi gazisiyim. Tarihin dikiz aynasındaki canlı siluet. Tam 100 yaşındayım. Yani, elinizdeki kitap bitmeden kozalak mahallesine taşınmış olacağım. Ve mezar taşıma ‘’ Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim ‘’ yazdıracağım.

( sayfa 25 )

100 sene nasıl mı geçti? Size şu kadarını söyleyeyim, 1 saniye ile 1 asır arasındaki fark abartılıyor. Ve… öazide kalan her şey kısa sürmüş demektir.

( sayfa 31 )

Evden çıkarken aynaya bakıyorum ve dışarı çıkmaktan vazgeçiyorum. Benimki, aynada görmek isteyeceğiniz türden bir yüz değil. Sünnet derisiyle kaplanmışa benziyor. Sakın yaşlanmaya kalkmayın. Hiçbir eğlencesi yok. Evinizin, siz içindeyken yanmasına benziyor.

( sayfa 47 )

‘’ Şimdi nasılsınız Ruhi Bey? ‘’

‘’ Bomba ile turp karışımıyım ‘’ deyip doğruluyorum.

‘’ Başka bir arzunuz? ‘’

‘’ At, avrat, silah. ‘’

‘’ Efendim? ‘’

‘’ Porsche Carrera, Kate Moss ve Browning HP demek istedim. ‘’

( sayfa 62 )

‘’ Reenkarnasyona inanıyor musunuz efendim? ‘’ Read the rest of this entry »

 
10 Yorum

Yazan: 19 Eylül 2013 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Onaltı Eylül

868d19f01ef211e3b36e22000a1fa437_7

Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en en mutlu gün.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

İşte, bugün okullar açıldı,
Sonra anne hemen kuaföre gitti.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk anneler inan.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bütün bir yaz mevsimini, dinlendiğimi zannettiğim tüm tatilleri bir arada ( şükürler olsun ) geçirdikten sonra, şafak pusulasında çizittirdiğim günler dolduktan sonra o gün geldi ve okullar açıldı. Sabah bir heyecan bende sormayın gitsin. Oğuz’un öğretmeninin boynuna oğlumdan önce ben sarıldım. Okul bahçesindeki merasimde yapılan abuk sabuk, fazlaca anlam aynı zamanda yıl içinde unutulacak vaatler içeren konuşmaları bile coşkuyla alkışladım. İstiklal Marşı’nda mutluluktan ağlayıverecektim. Şaka bir yana hepimiz için hayırlı, uğurlu, başarılı, kazasız, belasız, zırlamasız eğitim – öğretim yılı diliyorum.

Öğretim demişken: nedir bu milletin kadınlarla – annelerle alıp veremediği anlamış değilim. Bi rahat bıraksınlar bizi! Daha ilk günden gazeteler makale makale, sayfa sayfa döşemeye başladılar. Yok: ‘ Okula yeni başlayan çocuklara nasıl davranmalıyız? ‘, ‘ Eve döndüklerinde ne kadar ilgi göstermeliyiz? ‘, ‘ Çocukları saat kaçta – nasıl uyutmalıyız? ‘, ‘ Okul alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz? ‘, ‘ Servis seçiminde nelere dikkat etmeliyiz? ‘. Anlayacağınız –yiz de –yiz. Sizene len! Kaç çocuk yapmalıyız, sevişirken nasıl korunmalıyız, haftada kaç kez yapmalıyız, tecavüze uğrarsak nelere dikkat etmeliyiz, kürtaj yaptırabilir miyiz, morlukları nasıl gizlemeliyiz gibi bir dünya şeyle zaten sağolsun devlet baba ilgileniyor. Geri kalan yaşayabilmekle de başedebiliriz.

He çıkıp bu devlet okullarının durumu, öğretmen atamaları,  özel okul saçmalığı, servis ücretleri, imamın hatmetmişi hatmetmemişi, elimize tutuşturulan kırtasiye listeleriyle, yalnızca adı eşit olan ama kendisi kesinlikle eşit olmayan eğitim sistemiyle ( ki bu benim sistemim değil, kimin olduğunu da bilmiyorum ) falan mücadele edelim, düzeltebilmek için el ele tutuşup parklarda yatalım, tomanın sularıyla yıkanıp, gazla beslenelim diyen varsa beri gelsin. Ama yok! Her zaman olduğu gibi uzaktan gazel okumalar, yaşamadan akıl vermeler, gerçekleri yok muş gibi göstermeler…. Gerçi bizim özgür ülkemizde sesimiz duyulmuş gibi yapılır, bir yürütmeyi durdurma kararı çıkartılır ama durmaz, el ele çıktığımız parklara  AVM dikilir ya da bir termik santral kurulur ya da Osmanlı zamanında orada ne dikiliyse yenisi dikilir.

Bakın şimdi konu nerelere geldi. HalBUSEM neşe doluyduk. Aman sallayın götü gitsin, bizim neşemiz yerinde olsun. Evel allah vız gelir tırıs gider bize. Özgürcesi: ‘’ Bize komaz bunlar. ‘’

Satırlarıma son verirken hastalara acil şifa, bakanlara sabır, dertlilere deva, hepimize huzur diliyorum. Kendinize emanet kalın.

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Kim?

Kalitim kim?

Hatıralarımı bulayan,

Renklerimi solduran kim?

Çocukluğumla arama karlar yağdıran kim?

Sevincimi çalan kim?

Hüznümü çoğaltan kim?

Kolumu kanadımı kıran kim?

Çiçeklerimi solduran kim?

Dünyaya bakan gözlerimdeki perdeyi kaldıran kim?

Beni ağlatan kim?

Aşkımı yok eden kim?

Sessizce,

Yağmur gibi yaklaşan kim?

Gözyaşlarımı biriktiren kim?

Çığlığımı çoğaltan kim?

Ellerimi üşüten,

Kirpiğimi yanağıma düşüren kim?

Özlediğimi getirmeyen,

Bir bakışa muhtaç eden kim?

Beni büyütürken yok eden kim?

Katilim zaman mı?

Katilim kim?

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

cehennem çiçeği ( Alper Canıgüz )

428768

Alper Canıgüz’den daha önce bahsetmiştim. Hani kendisine yöneltilen ‘’ Psikoloji ile ilgili neler yapıyorsunuz? ‘’ sorusuna  ‘’ Bunalıma giriyorum.’’  diye cevap veren yazar. Cehennem Çiçeği adlı romanı bu yaz okuduklarım arasındaydı. Hatta iyi ki okudum dediklerim arasında… ( Dip not olarak şunu da yazayım; birincisinde aldığınız tadı ( zevki yazacaktım da anlam kayıyor, gerçi bana hep kayık da! ) alamamaktan korktuğunuz, korktuğunuzun başınıza geldiği, serinin ikinci kitapları gibi değil. )

 Sonralarında elime geçen, Ayşe Kulin’in yazmış olduğu ‘ Dönüş ‘ adlı romanı okuduktan sonra kararımı mühürledim. Nedir abicim! Ama ‘’ Roman yerine koyup yayınlayan mı,  yoksa roman yerine koyup okuyan mı suçlu? ‘’ diye sorarsanız. ‘’ Okuyan suçlu! ’’ cevabını verip alnıma çakarım. ’’ Götün yiyorsa yaz! ‘’ diyeniniz sanırım yoktur.

Her ne ise ne işte konuyu dağıtmayayım. Alper Canıgüz, Murat Menteş, Emrah Serbes, Hakan Günday ve şimdi adı aklıma gelmeyen isimlerle tanıştıktan sonra olmuyor da, olmuyor, olmasın.

Gelelim ilk kitabın kahramanı Alper Kamu’nun yeni macerasının konu alındığı ‘ Cehennem Çiçeği ‘ ne:   

‘’ Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür. ‘’

( giriş )

Baktım hoşuna gidiyor, devam ettim: ‘’ Bir baba olarak söyle evladına: Aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne bok mudur? ‘’

Gülmesi biraz dinince, ‘’ Tanrı gibi düşün, ‘’ dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. ‘’ İnanıyorsan varolup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür. ‘’

İşte ben baba diye buna derim. Hafif bir baş hareketiyle yanıtını taktir ettiğimi belirttim. Ne? Herhalde Ömercik gibi yerimden fırlayıp, hıçkırık kıyamet boynuna sarılacağımı falan düşünmediniz?

( sayfa 79 )

‘’ Teyzemin oğlu psikiyatrist, ‘’ diye omuz silktim. ‘’ Arada onlara gittiğimizde kitaplarını karıştırıyorum. ‘’ Başımla annemi işaret ettim. ‘’ Hem birinci elden tecrübem de var psikiyatrik vakalarla. ‘’

Anneme bakıp şöyle bir güldü ama sonra yine şaşkınlıla bana döndü. ‘’ Hiç görmedim senin gibi bir çocuk… ‘’

‘’ O kadar büyütülecek bir şey değil, ‘’ dedim. Tadım kaçmıştı. ‘’ Okuma yazmayı evde babam öğretti. Ben de o günden beri elime ne geçerse okuyorum işte. Kerdeşim yok, arkadaşlarım budala ve annem de kaçık. Siz olsanız ne yapardınız? ‘’

( sayfa 84 )

Bunlar, biz sıradan fanileri aşan sorulardı. Bildiğim, Aristoteles’in annemi tanısa dramanın kurallarını baştan yazacağıydı; kuvvetle muhtemel ki birkaç beyhude denemeden sonra da bu işten vazgeçeceği.

( sayfa 129 )

Anneme, yıkanma ile zımparalamanın birbirinden apayrı iki faaliyet olduğunu anlatmanın imkanı yoktur. Haftanın en az iki günü bana banyo yaptırmak gibi bir adeti olan annem, kan çıkmazsa para yok düsturuyla saç diplerimi ve derimi çitilerken ben de bir taburenin üstünde çırılçıplak oturur, kurbanlım koyun gibi kaderime razı, annemin işini bitirmesini beklerim. Artık tek başıma banyo yapabilecek yaşa geldiğimi söyleyip durmam pek işe yaramaz; kendi derimi yüzebilecek hijyenik olgunluğa eriştiğime kani olmadan böyle bir şeye razı gelmesi mümkün değildir. Yıkanmaktan daha beteri, kurulanma faslıdır. Anneciğim, sinüzit olmayayım diye saçlarımı kurularken gözlerimden yaş gelir, acı içinde tepinirim. Biliyorum tabii, her şeyi benim iyiliğim için yapıyor.

( sayfa 171 )

Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.

Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.

( son )

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Eylül 2013 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: