RSS

Aylık arşivler: Haziran 2011

UĞURLAR OLSUN

   

   
     Dün sabah uyanık ama gözlerimi güne açmaya hazır hissetmeden, öylece yattığım anların içindeydim ki; banyodaki radyodan Selda Bağcan’ın sesinden bir melodi geldi, yerleşti kulağıma. TRT Radyosunda çalıyordu galiba ”Uğurlar Olsun” diyordu, Selda Bağcan.
 
   Bir anda sıkı sıkı kapalı gözlerimin önünde, anların fotoğrafları beliriverdi. Otuz yıl önceki Özgür’ün çocuk gözleriyle tanıklık ettiği, beynindeki kütüphanesinde, o günlere ait hatıralarının saklandığı kitabın sayfalarından.

   O yıllarda oturduğumuz, doğmuş olduğum yer Salacak… Apartmanın önüne serdiğimiz kilimin üzerinde evcilik oynadığımız arkadaşım Berrin, mahallenin iğnecisi kalın gözlük camları ve elinde taşıdığı kocaman kolanya şişesiyle karşımdalardı. Evde saklanan kitaplar, kasetler, kapıları çalan jandarmalar ve fonda Selda Bağcan’ın sesi. Aslında şarkılarını ilk dinleyişim o zamanlardan belki bir üç sene sonraydı. Ama; beynim hatıralarıma O’nun sesini seçmiş fon müziği olarak.
   Dinlediği şarkılarla, okuduğu kitaplarla falan politik görüşünü yansıtan tiplerden değilimdir, aslında. Sağcısı, solcusu beni pek bağlamaz. Benim hayal ettiğim dünya; rengarenk, özgür, barış dolu. Haaa! Böyle bir dünyayı hak ediyor muyuz? O da, ayrı konu…

    Benim adaletsiz düzenlerin gölgesinde yön değiştirmiş hayatlara tanıklık etmiş bir çocukluğum var. İnsanların yıllarca ve yıllarca görmezden geldiği, daha doğrusu onlardan gizlenmiş olan gerçeklere tanıklık etmiş bir çocukluğum var. O yıllardan beri göremediğim nice akrabalarım var. Ne için, neden? Bütün bunlara rağmen iyi niyet ve umudumu içine koyup sakladığım çocukluk hatıralarım var benim. Bir de; bütün renkleri, bütün dinleri, bütün dilleri eşit görüp, umudu olan bir ‘Babam’ var. Bu sebeple ben kendi adıma böyle bir dünyayı hakediyorum.

    Ama, hala anlayamıyorum; güçlerin çatışmadığı, savaşların olmadığı, çocukların mutlu olduğu ve beraber yaşayabileceğimiz sadece bir dünya yok mu? Paylaşılamayan, yavaş yavaş yok edilen bir dünya…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

NOT: Pek alakasız bir not olacak ama beni bile rahatsız ettiği için açıklamak istedim. Yazıları paylaşırken koyduğum müzik eklentilerinin kocaman görüntüleri için özür diliyorum. Fakat gelin görün ki; küçültülerek ya da yalnızca simge olarak nasıl eklenebileceklerini bilmiyorum. Öğrendiğim zamana kadar böyle idare edeceğiz artık.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 29 Haziran 2011 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

İNCİR REÇELİ

İyi filmlere neden bu olur? İyi kitaplara neden bu olur? Gerçek sanatçılara neden bu olur?

”Ölümü cebinde taşırken hayali; ölümsüz olmaktı.”

”Bana hiç bir şeyi sevme hakkı vermediler. Bende incir reçelini sevdim. İncir reçeli sendin, aşkım.”

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Haziran 2011 in İZLEDİM

 

EYLÜLDÜ AŞKIM

 

 

      Kapakta ki kelebek olmuştu elime almama sebep. İlk sayfadan itibaren samimi yazım dili, bir çok kadının hayal ettiğini tahmin ettiğim dostluklar, hep istediğmiz ama bir türlü beceremediğimiz; olduğu gibi kabul edişler edilişler, aşk, annelik, korkular ve kader; hepsiydi büyük keyifle okumama sebep.

 

       ARKA KAPAKTAN:

      ”İstediğimiz şeyleri yapamıyormuşuz…Ya da istemediklerimizi…Onlar oluyor ya da olmuyormuş…Biz ne kadar çabalasak da…Yolun kendi kıvrımları varmış, hiç farkedilmeyen uzaktan…Yaşam karar almaktan çok alınmış kararlarmış zaten, bir film seyretmekmiş habersizce, içinde biz seyredilirken…Kocaman dudaklar değilmiş bizi hayata bağlayan ay ışığındaki gecelerde…Ya da sadece görmek istediklerimizi duvarlara asmak ev dolusu…Küçücük bir parmağın yavaşça saça dolanması kadar basit herşey. Ve anlık.

      Bir gün içinde sapacaktı yollar küçük bahçemden uzaklara. Bir gün ansızın saçlarıma dolanacaktı kader.”

Eylüldü Aşkım aynı apartmanda yaşayan bir grup kadının sıcacık dostluklarının öyküsü. Karanlık gökyüzünde çevrelerini aydınlatsalar da kendi yollarını bulmak için birbirlerinin ışığına ihtiyaç duyan bir avuç yıldız; Zeyno, Hicran, Damla, Necla, Şerbet…Mimi! Gün yüzü görmez pavyonlardan moda dünyasının renkli ışıklarına, aşkın tatlı esintisinden ayrılığın kör kuyularına, küçük burjuva hayatların kuralsız gecelerinden aşiretlerin kanlı kurallarına, ölümü beklerken yaşamla tanışmaya uzanan bir yolda, paylaştıkları büyük sırla birlikte yürüyecekler…Bir kelebeğinki kadar kısa olsa da hayat, Tanrı’nın sunduklarını hep kabul edecekler.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Haziran 2011 in OKUDUM

 

GÜNÜNÜZ AYDIN OLSUN

Gününüz aydın olsun!

Bizim çayımız demleniyor, lavanta…Her derde deva lavanta; saçlarada, cildede, güzel kokmanızada, ayılmanızada yarar, dedim ya ”her derde lavanta”

Benim lavantadan bu sabah ki beklentim; dün gece ki güzel geceyi hazmettirmesi yönünde. Dün akşam; bütün kızlar toplandık da…Zannediyorum ki; konuşulmadık kadınsal mevzu kalmamıştır. Hayır garip olan; birbirimizi bunca yıldır tanıyoruz, bu toplanma (gece ve dışarıda toplanma işini kastediyorum. Yoksaaa evde, kırda, bayırda her hafta bir voltran durumu var) işini bir kaç ayda bir yaparız. Eeeee! Bu zaman zarfında hakkında konuş konuş bitiremediğimiz kocalarımız da aynı. Hala anlayamadık ona yanıyorum; ne biz kadınlar ne de erkekler değişmedi değişmeyecekkkk. Ne diye kendimizi yorup duruyoruz. Hele biz; hiç değişmemiş bir üçlü olarak, yıllardır, bıkıp usanmadan aynı üç adam, yıllar içinde sayıları değişen çocuklarımız hakkında konuşup duruyoruz. Gerçi dün akşam süpriz yaparak kardeşim Özlem’de katıldı bize, daha bi şenlendik. Kulak iltihabı sebebiyle haplanmış Vilo’da yatarken; ”benim ne işim var bu bahtaniyenin altında?” diyerek kendini önce arabada sonrada bizim yanımızda bulmuş. Sorsanız ki; konular değiştimi? Hayır! Bir koca ve bir çocuk daha eklendi konuşulanlara.

Ben çayı demleyip bilgisayarı kucağıma aldığımda ki manzara buydu. Şimdi ise; güneş kendini iyiden iyiye göstererek dans etmeye başladı, denizin üzerinde. Oğuz’da uyanır ve güne başlama sorusunu sorar:

”Anne; okul mu, tatil mi?”

Hergün, ama her gün aynı soruyla uyanır mı bir çocuk? Evet, uyanırmış. En azından bizim evde ki böyle uyanıyor. Şimdi toparlanıp aşağıya iner evin annnesi Özgür, yumurtalar haşlanmak üzere ocağın üzerine konur. Aaaa! Bakın aklıma ne geldi; eskiden, biz daha çocukken yumurtaları konserve tenekesinde haşlarlardı bizimkiler. Neden acaba? Vilo’yu arayıp kesin sormalıyım bunu.

Hadi bu sefer gerçekten kaçtım. Söylemesi ayıp, bugün of günüm de. Herkese iyi günlerrrrr!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Haziran 2011 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

AYÇİÇEĞİNİN AŞKI

Tarlaları yavaş yavaş, sarının en güzeliyle boyamaya başlayan ayçiçeklerinin hikayesini paylaşmak istedim, sizlerle. Bir aşka beraber tanıklık edebilelim diye:

 

” Ayçiçeği güneşe aşık olunca,; gülmekten kırılmış bütün bitkiler”. Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz,kudretli ve ulaşılmazdır. ”Sen kim o kim? Vazgeç bu sevdadan” demişler, hep bir ağızdan. Ayçiçeği, sesini çıkarmamış. Sevdalı gözleri dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış. Uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ayçiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. Önce geçici bi heves sanmış, ama zamanla yanıldığını anlamış. Ayçiçeği o kadar inatçıymış ki, güneş tahtını nereye taşırsa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını. Derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabıyla kavurmuş ayçiçeğini. Daha simsiyah tutarken üzerinde, insanlar akın etmiş olay mahalline. “Yaşasın!” demiş içlerinden biri. “Şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı.”
Aynı gece televizyon karşısında acıklı bir aşk filmine gözyaşı dökerken, çitlemişler ayçiçeklerini.

Elif Şafak / Kağıt Helva

 

GÜZEL RÜYALAR

Varolmanın dayanılmaz hafifliği,

Yediğim pizzanın vicdanımdaki ağırlığı,

Seyretmeyi planladığım filmleri ötelemiş olma duygusu,

Yağmur,çamur dinlemeden yüzme isteği olan oğlumla dermansız kalan bedenim,

Dün başlamış olduğum kitapla beraber tanımaya başladığım yepyeni hayatların soru işaretleriyle, hayatımdan bir daha tekrarını yaşayamayacağım bir pazar günü daha geçip gitti… Sabah; şükrederek alacağımız ilk nefesle başlayacak yeni bir günde buluşmak üzere herkese güzel rüyalar diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 26 Haziran 2011 in GÜNLÜK

 

Veee Oğuz yüzebiliyor!!!


 

Bugün; Oğuz’la, başarmış olduğu yeni bir şeyin heyecanını paylaşmış olmaktan büyük mutluluk duyduğum, güzel günlerden birini daha yaşadım. O’nun deyimiyle; ashal (ishal) olması, paletlerin karnını ağrıtmış olması, tüm gün denemekten vazgeçmesine engel olamadı. Bitip tükenmeyen bir enerjiyle dalıp çıkarak, yeni başarısını kutladı.

Her daim kutlama modunda olan köpeğimiz Bolt’ta bundan nasibini aldı, tabiii. Son çare yenilgiyi kabul eden Bolt; bir köşeye sığınarak tüm günü orada geçirdi. Türünün özellikleri arasında suyu çok sevmeleri olduğu halde bizim ki; pek hoşlanmıyor yüzmekten. Gerçi neremiz doğru ki; köpeğimiz normal olsun. Vilo’nun deyimiyle:

”Millet deliye, biz akıllıya hasret”

Dün; ablası Elf ve arkadaşıyla, bahçe sulama sistemi saatinin şaşmasını da fırsat bilerek gün boyu kudurmuş olmalarının etkisiyle olsa gerek, bu gece her ikiside erkenden sızıp kaldılar. Eeee bizde ne yapalım; yağmur sesinin eşlik ettiği geceyi, kardeşlerimle okey oynayarak geçirmek zorunda kaldık. Darısı yarına diyerek, herkese iyi pazarlar diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 25 Haziran 2011 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 
 
%d blogcu bunu beğendi: