RSS

Aylık arşivler: Nisan 2016

bir hayat bir hayata değer ( ahmet altan )

InstasizeImage-6

Merhaba,

Gene gece… Sessiz… Sakin… Şükür huzurlu. Başucumda elime almak için sabırsızlandığım bir kitap. Bitmesini istemediğim, sayfa ayracı kullanmadığım türden. Elime her aldığımda denk gelen sayfayı daha önce okuyup okumadığıma aldırmadan okuyorum. Aslında hep bildik duygular, bilip uygulayamadığım, bir türlü vazgeçmediğim tekrarlar, pişmanlıklar, heyecan umutlar… Ama diğerleri gibi değil, kişisel gelişememişliğimi yüzüme yüzüme abuk sabuk cümleler, hayali hikâyelerle vuranlar gibi daha doğrusu vuramayanlar gibi değil. Sadece anlatıyor.

Sırf muhteşem bir kokuya sahip olduğu için tarumar edilmiş, adı kötüye kullanılmış bir çiçek diye bahsettiği leylek mesela. Leylek kokulu bir sabahı anlatışı var arkadaşına yazdığı bir veda mektubunda; ‘’ Hepimizin, birbirimizi son kez gördüğümüz bir gün olacak. O günün hangisi olacağını bilemeyeceğiz. Ve o gün gelecek. Koyu bir gecede beliren kara bir muhrip gibi girecek hayatımıza. ‘’ diye başlıyor mektup.

‘’ Hele kabukları çok daha kalın olan kadınlar hayattan ve kendilerinden neler saklıyorlar?

Hayatın ani bir darbesi o kalın kabuğu kırsa, şatonun duvarlarını çökertse, zihnimizin kabuğumuzu besleyen ince zarını yırtıp geçse içinden ne çıkacak?

Kendi kabuğumuzun altından çıkacak olan bizi tanıyacak mıyız?

Biliyor muyuz kim var içimizde?

Bir ömür boyu kendimizi kabuğumuzdan ibaret sanarak yaşayabiliriz. ‘’ diye yazıyor bir masalın içinde.

Aydınlık Bir Kış Sabahı nı anlatırken;

‘’ Hiç aklınıza uyarak mutlu oldunuz mu? ‘’ diye soruyor. Ardından:

‘’ Hayatınızda aklınızın önderliğinde mutluluğa ulaştığınız örnek var mı?

Daha zengin, daha huzurlu, daha güvenli bir hayata akıl sizi götürebilir belki.

Ama mutluluğa?

Mutluluğun yolunu akıl gösterir mi size?

Kendinizden daha fakir birini sevdiğinizde, bir çılgına ya da bir oynağa âşık olduğunuzda aklınız size ne diyor, duygunuz ne diyor?

Hepimiz biliyoruz ki bir çılgını ya da oynak bir kadını sevmek hem yararsız hem gereksizdir.

Ama genellikle onları severiz.

Aklınız onları reddeder, duygularınız onları ister.

Ne yapacaksınız?

Şimdiye kadar ne yaptınız?

Aklınıza uyduğunuzda mutluluğunuzu kaybedeceksiniz, duygularınıza uyduğunuzda ise mutluluk parlamasından sonra büyük ihtimalle mutsuzluk gelecek.

…..

Akıl ‘’şimdi’’yi öldürür.

O hep ‘’daha sonra’’sına bakar.

Duygular ise şimdiyle ilgilidir.

Daha sonrası için şimdiden vazgeçmekle, şimdi için daha sonrasından vazgeçmek… ‘’ diye devam ediyor.

Derken derken sorular sorarken buluyorsunuz kendinizi işte. Fazla düşünmeyin, ben vereyim cevabınızı; ‘’ Artık geçmiş ola. ‘’

Hayır bazen ulan bu herif beni biliyor olabilir mi ya da içine bir kadın falan mı kaçmış diye tebessüm ediyorum. Daha önceki kitaplarını okuma sürecimden tanıdık bu tebessümler gerçi. Hep bir ensemde hissetme hali.

Bu kadar büyümemiş, hepimizin aşağılı yukarılı aynı şeyleri, aşina duyguları yaşadığımızı bilmediğim, bilemediğim, tam emin olmadığım dönemlere ait olan şüphelerim şimdilerde yoklar artık. Artık biliyorum herbirimizin kendimizi ne kadar kalın kabuklara hapsetmiş olduğumuzu, içimize kaçan gün gelip karşımıza dikilse belki tanıyamayacak olduğumuzu, o aklın birçoklarımızın hayatının içine ettiğini, kimilerimizin geceden karanlık olduğunu, kimimizin en derin maviden mavi, dilsizden suskun, bezmişten vazgeçmiş olduğunu, gitmek istediği yere varamayanların belki de hiç varamayacak olduklarını, her şeyin bir sonu olduğunu, korku endişelerin benzer olduğunu, teslim olmanın verdiği rehaveti, aramaktan bezmiş bacaklarla olduğu yere çökmenin ne demek olduğunu ve tüm yalanların büyük olduklarını.

Tam da bunlara benzer haller içinde okuyorum; özünde – başlangıcında ne olduğunu hatırlamaya çalışırken kabuğumu soy soy bitiremediğim, ben cevaplayıp susturmaya çalışmaktan yorulduğum halde kafamın içinde konuşanın konuşmaktan yorulup vazgeçmediği, çokça uyumak isteyip uyuyamadığım, susmak isteyip susamadığım, çoklu günlerde. Kötü falan değil yani tanıdık haller. 

Benden şimdilik bu kadar, uykum kapı eşiğinde evde yokum sanıp gitmesinden korkuyorum.

Hastalara şifa, arayanlara deva, ayrılara vuslat diliyorum. Gönlünüzden geçen, dilinizden dökülenler dikkat edin.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Nisan 2016 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

abartmayın

IMG_3345

Günaydın,

Günün birçoklarınıza ayması için hayli vakit vardır sanırım. Şu saatte yani normalde uyanmam gereken saatten bir saat önce uyanıp kahvaltıyı hazırlamış üstüne gidip çocukları uyandırmış olmamı gözönünde bulundurursak, evet günün aymasına daha zaman var. Aramızda yaşanan bunca ayrı zamandan sonra ki ilk merhabama fazlaca zamanlı cümlelerle başlamış olduğumun farkındayım. Bak, gene yaptım. Neyse her şeyin hayırlısı; zamansız gelişler güzel, süprizli olur. Hiçbirimiz zamansız gidişler yaşamayalım inşallah.

Özet mi geçsem, bir konuya takılıp peşinden mi gitsem, düşünüyorum. Durun bi başlayalım sonra su akar yolunu bulur zaten…

Enginar mevsimi! Ayıklaması zor bir sebze. Ki; ben dördüncü denememde başarabileceğimi biliyor, kendime güveniyorum. Sizler benim gibi yapmayın ayıklanmış alın. Kat kat kat katttt kabukları, göbeğindeki sık sık sık sımsıkı tüyleri, üstüne anında kararıyor olması… İnsan vücuduna yararlı besinlerin lezzetsiz yahut yenmesi-pişirmesinin çok zahmetli olmaları hakkında düşünceniz nedir, bilmiyorum. Lâkin yalnızca sıkıştırılıp tablet haline gelmiş halleriyle beslenmeye başladığımızda rahata kavuşacağımıza inancım tam. Ayıklamak yok! Soğan doğramak yok! Pişirmek yok! Gözlerinizin önünde, pişirmek için harcadığınız sürenin onda biri sürede yenilip sofradan kalkılmasına şahit olmak yok! Bulaşık yok! Şükürler olsun kısa da sürse, hepberaber bir sofra etrafında oturmuş olmanın yaşattığı tatmin yeterli oluyor. O da olmasa düşünsene hazırlan hazırlan sonra başlamasıyla bitmesi bir olsun. Sonra da tatminsiz tatminsiz yaşa…

Isınan havalara güvenip götü başı açmayın, hasta olursunuz. Güneş tepedeyken sırttan esen rüzgarın farkına varmaz çarpılırsınız alimallah. Hele o burun tıkalı kalmakta inat edip bol bol öksürtüp aksıtırsa; gene yaşlı gözler, hafif kısılmış kimine seksi gelecek olan ses. Al başına bela yani. Ulan böyle yazınca pek fena durmadı şimdi bu sesin kısılması falan. Siz gene de dikkat edin.

Hepsi rengarenk…. Taze çiçekler diyorum; rengarenkler ve nihayet artık her köşebaşındalar. Bazı anlar ben de yakalıyorum kendimi; tam almaya niyetlenmişken vereceğim parayı verip vermemek arasında kalmışken. Sizler sakın yapmayın, alın. Kıran kırana pazarlıkla, üçe beşe, sarı ya da beyaz ne bileyim işte kendi zevkine, burnunuzun tadına göre ufakta olsa bir demet alın. Sigara paranızı feda edin mesela. Yalnızca onlar için ufak bir kapta haftalık bozuk para biriktirin mesela. Sularını hergün değiştirir, içine bir adet kesme şeker atarsanız ( ya da bakır para ) dayanma süreleri bazen haftayı bile geçiyor. Sapları çok otsu olanlar için geçerli olmasa da denenebilinir. Taze çiçek bulundurun evlerinizde, ofislerinizde. En azından gerçekten ot olduğu için konuşmadan karşınızda duran ve üstüne üstlük güzel olan bir şeye bakıyor olursunuz.

Yaz mevsiminin yaklaşıyor olması sebebiyle vücudun kararan bölgelerini ağartma yöntemleriyle ilgili bol bol mailler geliyor. Koltukaltı, kasık, dirsek vb. Bütün formüllerdeki ortak malzeme; limon. Ağarmak isteyenleriniz kendilerini limona yatırabilirler.

Ahan da uyandılar!

Alt kattaki dairede ikamet eden komşumuz ve üç çocuğu gece yatmak bilmiyor, üst katlarındaki dairede ikamet eden bizler karga bokunu yedi-yemedi aralığında uyanıyoruz. Şimdi haklarını yemeyeyim; ikizlerin okulda oldukları saatlerde fazla sesleri çıkmıyor zati ben de evde olmuyorum. Asıl olay; sabah ikizlerin uyanma-okula gitme ve okuldan dönüş-uyuma saat dilimleri aralığında. Tam buna karşılık; hemen hemen her sabah blendırla bir şeyler çırpıyor olmam, her sabah duş alanlarımızın olması, benim mümkün olan derecede imtina göstermeme rağmen elimdekileri sürekli yere düşürüyor olmam, müziğin hayatın vazgeçilmez parçası olması… Birarada, topluca, altlı üstlü, yan yana yaşamak zor iş. Heh! Onlarda uyandılar. Allah anneye sabır, çocuklarla evde koşmacalı ebeleme oynarken güç versin. Not: Onların alt kat daire sakinlerini tanımıyorum.

Dün eve dönerken radyoda bir ölüm haberine sevinirken buldum kendimi. Evet, Özgecan’ın katillerinin öldürüldü haberini duyduğum anda hissettiğim buydu. Daha da ileri gideyim, gidiyorum; Özgecan’ı nasıl öldürdülerse aynı şekilde can vermelerini dilerdim.

Son sözler:

Ülkemizde olan tüm boklukların tek sorumlusu Paralel Yapı ( y mış ). Bunu idia edenler; apAKlar ( mış ).

Kimseye güvenmeyin, inanmayın. ( Kardeşimin notu )

Spor yapmayı abartmayın, beyin sporla gelişmez.

Depresyona girmekten korkmayın, dönüşünüz muhteşem olacak unutmayın.

Gök mavi, kuşlar uçuyorsa hâlâ ümit var demektir.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Nisan 2016 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: