RSS

Etiket arşivi: okumak

niyet

 

O ikiyaka biraraya gelemeyince, iki kalp bir atmaya başlayınca, iki elin sesi çıkınca, iki dirhem bir çekirdek olunca, iki vakte kadar kavuşunca, iki arada bir deredeyken, iki gözü gibi kollayınca, ikilik çıkınca, iki arada bir derede kaçınca, ikisi arasında kalınca, iki yoldan birini seçince, iki kafadar yaramazlık yapınca, iki ayak bir papuca girince, iki adım ötedeyken… Üçüncü, dördüncü, beşinciyle falan değerlendirilemeyecek ikilik halleri şu ekranın karşısında otururken aklıma gelmeyenleri de düşününce ne kadar çoklar mış. Birçoğu yalnızca iki taneCİK olmalarına rağmen içinden çıkılması ne kadar zor haller miş. Ki; ben farkına bile varamadan kendimi içine düşmüş bulduğum , düşürülmek istendiğim, bile bile düştüğüm çoğu ikilik halinde gene çoğunlukla pes edip teslim olan, akışa bırakanlardanım. Ve gene pek çoğunlukla o akışın akıp akıp gelip beni bulacağını bile bile; mecburiyet.

Bak! Ikinci paragrafa geldim kalakaldım. İtsem gider mi, bıraksam olur mu? Gecemin lanetinin adı sanırım; İKİ.

Halbukî niyetim kötü değildi. Öğle saatlerinde mideye indirdiğim İzmir Köfteler sebebiyle akşam yemeği yememek için mutfak tezgahında duran yarım simidi yemek isteyen canımı durdurabilmek için almıştım kucağıma bilgisayarı. Üstelik pek rahat olduğum da söylenemez, sehpaya uzattığım bacaklarımın dizleri ağrıdılar. Evet; ikisi de… Yorgunum! Ama duştan çıktıktan hemen sonra giydiğim beyaz pijamalarımın üzerindeki pembe polar sabahlığım kadar iyi hissettiren o kadar güzel, bu gece daha da güzel gelen bir şarkı var ki kulağımda; Karsu söylüyor, ‘’ Bırak Beni Böyle ’’ diyor. Bugün yaptığım 563 km boyunca hep böyle şeyler söyledi kulağıma, bana bana…

Ben olduğum yere gelirken yüreğim hep kızıma kızıma gitti benim bugün, dün, önceki gün, günlerdir olduğu gibi. Karsu’nun haberi yok bundan ama olsun, benim için sorun olmadığına göre O’nun için de olmamıştır.

Herkes farkında ya da değil ama bir diğeri, diğerlerine aracı olmuyor mu zaten?

Hissettiğimiz her şey kendimizin, bir diğerimizin zamanın bir yerinde ettiği duası, şükürü, küfürü, laneti, niyetiyle çakışmıyor mu?

Bunların iki sine de inanıyorum. O halde:

‘’ Bu hayata gelişime aracılık eden,

bu deneyimi yaşamama,

hayatın tatlarıyla buluşmama,

ben olma halime,

seçimlerime,

seçeceklerime,

geçmişime

ve

geleceğime,

hizmet eden herkesi kucaklıyorum.

Pişmanlık diye gördüğüm seçimlerimi,

beni kısıtlayan hallerimi,

hayatla, annemle

ve

olanla barışmamın önündeki engelelri kaldırıyor

ve

özgürleşiyorum.

Hizmet ettiğim ve hizmet ettiklerimle helalleşiyor,

almayı ve vermeyi dengeli bir şekilde kabul ederek ilerliyorum.’’

Iyi geceler

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

NoT: Dua Meltem Güner’in Niyet Defteri adlı kitabından alıntıdır.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 24 Eylül 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

fuşya renkli olan

Pazarın girişindeki iç çamaşırı satan tezgahın önünde durdum. Merhabalaşıp hal hatır sorduktan sonra likralı sütyenlerden almak istediğimi söyledim. üstte duran fuşya renkli olanı beğenmiştim. Onunla beraber bir tane de siyah almaya karar verdim. Kadın istediklerimi poşete koymak üzereyken bir de beyazından alayım, dedim. Ne kadar ödeyeceğimi sordum. Normalde tanesini 20 tl’ye sattığını ama bana 15 tl’ye vereceğini söyledi. Sabah siftahıy mış. 45 tl ödeyip tezgahtan ayrılırken altı yazdır her kuruluşunda pazara buradan girip kadının tezgahının önünden geçtiğim halde ilk alışverişim olduğunu, bundan sonra çamaşır ihtiyacım için başka biri değil bu kadına gelmeliyim diye düşünüp karar verdim.

Sebze tezgahlarına giden yolda içimi dürten şey; gerçekten sandığım gibi samimiyetle mi davranmış yoksa bu defada mı… İşte o rahatsızlık battı bana ve önüme gelen üç çamaşır tezgahında durup aynı ürünün fiyatını sordum. Hepsinde tek fiyat vardı; 15 tl. Bu yanıtı almak istememiştim aslında, korkmuştum. Tabii ki kadın benim kahverengi saç, kahverengi gözlerimin hatrına indirim yapmamıştı ama neden ‘’ sana 15 tl ‘’ olsun demişti. Demesindi. Iyilik yapıyor gibi yapmasındı. Sanırsınız sevgilim var da o aldattı beni. Öyle bir kırılmışlık. Kararımı vermiştim, dönüşte uğrayıp söyleyecektim. Tek sorun vardı; ne diyecektim kadına.

Pazar bitiminden eve dönerken köşedeki cami minaresinden yükselen ilahilerin altında, mezarlığın duvarına kolumu yaslayıp durdum. Düşündüm. Tamam önce diğer tezgahlara fiyat sormalıyıdım falan yani bu kazıklanma falan değildi belki, kazıklanan yalnızca içimdeki iyi niyetlerimdi, inanmıştım kadına. Ulan aldın git işte daha ne kuruyorsun kafanda; iyi kadına benziyor, daha önce neden hiç buradan almamışım, bundan sonra hep buradan alayım falanlar. Salak mıyım acaba? Niyetin iyi olanı günümüzde aptallığa da giriyor olabilir. Değişmedim. Değişemiyorum. Bu ve yanlarında bunun incir tanesi kadar kalacağı daha nicelerini yaşadım. Herkes dürüst, herkes samimiy miş gibi yaşadım, yaşıyorum. Ilahiler bitti. Ezan başladı. Işte o anda yeni bir karara vardım; ne aptal ne de salağım. Kaybettiğim iş gücü, para oldu bu hallerimden dolayı. Anlayamamazlık, anlamdıramamazlık, kızgınlık sonrasında gelenler oldular. Aman kimse alınmasın, kırılmasın, zor durumda kalmasın diye diye…

Bu yaşa kadar değişmediysem bundan sonra değişebilme ihtimalim yok. Ve ayrıca kaybettiğim sandığım şeylerin en büyük kazanımı iç huzuru oldu, huzurluyum. Kimseyi aldatmak, düdüklemek için kullanmadığım kalbim ve beynim var. Benden gitti sandıklarımla, benden bir şeyler aldığını sananların başları göğe de ermemiş, zengin de olamamışlardır. Eminim.

Bir de babam var tabii, babamın da hiç eksildiğini görmedim. Sonsuz iyi niyetli bir adamdır, sonsuz…. Ona ayıp olmuşluklar falan çok olmuştur lakîn ayıp edenler farkına bile varmamışlardır, kimbilir. Ama babam hep çoğaldı benim.

Iki gün önce bitirmiş olduğum kitabım bir bölümünü okurken de aynı şeyleri düşünmüştüm. Üşenmeden alıntılayacağım merak edenleriniz olur belki diye. Kitabın elime gelişi ise çok zamanlı oldu, ayrıca. Ki; bilen bilir vitrin kitaplarını pek almam. Bu defa da almadım, hediye geldi. Yazar bana, senin gibilerden çok var, henüz tükenmedik, desin diye hediye edilmiş. Senin gibi anlayamayan, unutan, hatırlayan, küsen, sonra kedi kendine barışan… En komiği dağa küsen karınca hallerim, derdi küstüğü dağ değil de kendimin olduğu hallerim. Ama yalnız değilmişim, değilmişiz. Hatırlatıldı. Köşe başları olmasa bile zamanı geldiğinde kitap sayfalarında, kelimeler aracılığıyla buluşabiliyoruz.

Pazara gelince ise; tezgahlara sergili tazecik, rengarenk sebze-meyveleri görünce kendinden geçen, bir pişiribilite, bitirilebilite halleri içine giren yalnızca ben değilimdir, herhalde. Hayır kendini çekirdek aile değil de ufak bir aşiretin yemeklerinden sorumluy muş gibi hissedip kilo kilo alışlarım ne peki! Kapı komşularımızla paylaşacak zeytinyağlı fasulye, deniz böğrülcesi, mısırımız bolca var bu hafta. Paylaşmak da eksiltmez bizi?  

Yani çok da şe’etmemek lazım. Eve gelir gelmez çitiledim sütyenleri lavaboda musluğun altında, kurudular bile. Mis gibi giyilmeye hazırlar. Sebzeler dolaba yerleştirildiler, mısırlar düdüklüdeler…

Bir pazar maceramız daha son bulmuşken büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

İşte Alıntı:

‘’’’’’ Biz nedense evimiz için eşyalı ilanı vermişiz ve evi ilk gezen beğenmiş, alacak.

Toparlanıyoruz, annem daha jelatinleri üzerinde balkon salıncağımızı bırakmak istemiyor; babam, ‘’ Olmaz,’’ diyor, ‘’ evi böyle gördüler ayıp olur.’’

Annem Almanya’dan aldığı vitray avizeyi söktürmek istiyor; babam, ‘’ Olmaz,’’ diyor, ‘’ ben evi bu halde eşyalarla gösterdim, bire bir bırakmak zorundayız. Ayıp olur. ‘’

Çok küçüktüm ama o evden annemin buzdolabı süslerini zor alarak çıktığını hatırlıyorum. Çünkü babam öyle söz vermişti, aksi ayıp olurdu. Annem vitray avizeyi sormasa daha iyiyidi, ne de olsa yenisi alınırdı.

Ev, satın alanların üç hafta sonra yeni evimize gelip, bir önceki ayın kapıcı parasını ( bugünün yarım ekmek döner parası ) bizden istediğini ve annemin yüzünü hatırlıyorum; ‘’ Çok ayıp oldu! ’’

Bizim böyle çok anımız var.

Annemin silinebilir, beyaz, gıcır yeni tip panjurlar konusunda diretmesine rağmen babam, apartmanın üç dairesinde daha olan, eski tip sarı panjurlardan taktırmıştı. Tamam, o yeniler çok kolay temizleniyordu, çok daha güzeldi ama beyazlığı dışarıdan bakılınca görünüş bütünlüğünü bozardı; kimseye ayıp olmasındı.

Biz eski tip panjurları taktırdıktan on gün sonra üst kattaki komşumuz, yeni tip beyazlara geçiş yaptı.

Anneme bayağı ayıp oldu. ‘’’’’’’’ ( Bütün İyiler Biraz Küskündür / Nilay Örnek )

 
2 Yorum

Yazan: 05 Ağustos 2018 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

hayal bu ya,

…., yarın uyandın, bir avukat aradı ve hiç tanımadığın bir akrabandan sana on milyon dolar kaldığını ( günlük kurdan ), ayrıca her ay beş yüz bin dolar da gelirin olacağını, sen ölsen de çocuklarının bu parayı almaya devam edeceğini söyledi. Ne yaparsın? Ayrıca bu parayı yalnızca kendin için kullanabilirsin! Nasıl bir gelecek planın var?
Sabah kahvemin eşlikçisi bu pragrafı okuduğum andan beri düşünüyorum. Planım, ilk anda aklıma gelen… Çoğu insanın yaptığı gibi tanımadığım akrabımın kim olduğu, neden miras için beni seçtiği gibi sorgularamalaraysa hiç girmedim. Bodoslama oluşan hayalim?
İnsansız hava sahası! İlk şartım bu; birbirlerine,
dünyaya,
doğaya,
hayvanlara,
çocuklarına,
sevdiklerine saygısız,
bir haltlar biliyormuşluğun ardında zır cahil,
karşısında biri konuşurken bile gözünü cep telefonu ya da herhangi bir ekrandan ayırmayan,
içi küflenmiş,
yalnızca başkalarının ne yaptığıyla ilgilenen,
bin türlü yüzünün içinde aslını unutmuş,
hep ama hep mutsuz, mutluy muş gibi,
hep şikayetçi,
yalancı,
her türlü hırsızlığı (duygular da dahil) çok normal miş gibi yapabilen,
çıkarları uğruna her şeyi satabilen,
sokaklara çöp atabilen,
……..
yoruldum.

Özetle; sırtını ormana dayamış, yüzünü mavi denize dönmüş, tek kata yayılmış odalar, yere kadar pencereler, bahçesinde meyve ağaçları ve yabani çiçekler, esintisi beyaz tülleri uçuş uçuş eden bir yarın ucunda, kocaman çalışma masası ve atölyeli, taka sesli gecelere uyuyup horoz sesli sabahlara uyanabileceğim, yalnızca kendi sesi olan bir ev! Yalnızca olduğu gibi olanların ve olduğum gibi kabul edenlerin ziyaretime gelebilecekleri bir ev. Sığınağım olabilecek bir yer.
Hayal bu ya, o sebeple sağlık mevzusuna girmedim, hayal. İnsan büyüyünce gelecek güzel hayatının nasıl olacağını merak etmekten vazgeçip tüm yaşadıklarının karşısında yorgun hissediyor gerçekten. Bunca yorgunluğa bir paragrafın peşine takılıp gidiliverilen bir gün bile olsa iyi geliyor!

Oğlan omuzumda uyudu uyuyacak, buzdolabının motoru hırıldamaktan yorulmadı ya da yorgun olduğu için hırıldıyor. Uyumak istemiyorum ama sabah da erken uyanmam gerekiyor. Han, nihayet yeni markası için isim buldu, rahata erdi. Asu, nasıl acaba? İki gün oldu Vilo’yla da konuşmadık! İki adet trafik cezam var mış, Erdo aradı söyledi. “E-Devlet şifrem sende, bakıversene müebbet hapis cezam falan varsa girip yatayım!” diye cevap verdim. “Sen bana kurban ol.” dedi. “Peki!” dedi. Sonra Elif aradı, planlarını anlattı. Nihayet, buzdolabı sustu. Oğuz, uyudu.
Hadi artık hayırlı geceler!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: bahsi geçen kitap; Meltem Güner’in yazmış olduğu, Destek Yayınları tarafından basılan  Niyet Defteri adlı kitap.

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Nisan 2018 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

hepimiz prensesiz

ekran-resmi-2017-02-07-23-09-46

Olmaz dediğim bir şey daha oldu; okuyamıyorum. Artık prospektüsleri, muadili ebattaki yazıları okuyamıyorum. Bir adet okuma gözlüğü edindim. Gözlüğü taktığımda okuyabiliyor, gözlük gözümdeyken kafamı kaldırdığımda uzağı bulanık görüyorum. Zamanla okuma gözlüğü nasıl kullanılır, ne ara takılır ne ara çıkartılır, takılmıyorken nerede durur, durduğu yerde nasıl unutlumaz gibi kullanım koşullarına da alışacağım elbet. Çok inatlaştım ama götüyle inatlaşanların durumuna düştüm, net. Olsun! Buna da şükür. Aklımıza zeval gelmesin. ( Bu cümle içinde ‘zeval’ I sözlükte yer alan iki anlamında da kullandım. Hem bozulma hem de yok olma, ortadan kalkma anlamlarında. )

Akıl demişken geçen gece ben gene uyuyamamışken, uyuyamıyorken farkettim ki; benim akıl gerçekten saat 24:00’ten sonra vızır vızır çalışıyor. Abuk sabuk ne varsa düşün allah dur. Olmuyorsa depikliyorum, olmuyor. Misal; bahsi geçen gece hayatın anlamı üzerine düşünürken yakaladım kendimi. ‘’Dur’’ dedim kendime kendim, durmadı. Sonuç; anlamsız. Bulma umudum var mıydı? Yoktu elbette. Ama içime çöken yalnızlık hissi oldukça boktandı. Herkes yalnız deyip duruyoruz, içinde hissetmek, ciğerlerinde hissetmek hakikaten boktandı. Içinde bulunduğum ilişkiler ağına bakınca umut edesi, güvenesi, teslim olası, söz söyleyesi, dinleyesim toptan gitti. Sonra sabah olunca geçti gerçi. Sil baştan yaptım. Şebnem Ferah’ın şarkısında söylediği gibi… Sil baştan başladım yeni günde. Sil baştan başladım da yaşanılan, yapılan, söylenilenleri unutmak onun söylediği kadar kolay olmuyor. Neyse canım en nihayetinde onlar şarkı sözleri. Tanıdığım birisi izlerken ağladığım her filmden sonra tıpkı bunun gibi bir cümle kurardı: ‘’Bu yalnızca film.’’ Ama ben biliyorum ki; film seneryolarının tümü olmasa da pek çoğu, yaşanmışlıklar üzerine yazılıyor. Şarkılar da öyle! Geçmişte yaşanılanları hatırlatmadığı sürece ota boka ağlamamak gerekir, anladım. Zamanı, vakti geldiğinde ağlayacağım varsa en azından kendi halime ağlarım.

İnsan beyni hakkında okudum bugün. İnsan beyninin basitçe 3 katmandan oluştuğu biliniyor muş. Bunlar:

İnsan beyni

Maymun beyni

Sürüngen beyni diye isimlendiriliyor muş.

İnsan beyni; bizim rasyonel kararlarımızı aldığımız, karşılaştırarak, geçmiş deneyimleri, öğrenimlerimizi düşünerek sonuçlara vardığımız katman mış.

Maymun beyni; bir arada olma, anlaşma, paylaşma, ilgi bekleme, anlamaya çalışma gibi daha sosyal, daha duygusal davranışlarımızı yöneten katman mış.

Sürüngen beyin ise savaşmak, korkmak, sevişmek, üremek, yemek ve tüketmek gibi en ilkel dürtülerimizin bulunduğu katman mış.

Bu üçünün arasında binlerce yıldır evrilmeyen, gelişmeyen, değişmeyen ve ilerlemeyen katman sürüngen beyin miş. Zihinde sürekli değişime direnen, daha üst katmaları kullanmamızı istemeyen, yeni şeyleri öğrenmek, araştırmak, alışmaya çalışmaktan sıkılan kocaman bir yumru. Vücudumuzu soğuk terler kapladığı, kendimizi kör bir öfkeye kaptırdığımız zaman ya da duygusuzlaştığımız zaman bizi kontrol eden beynimizin sürüngen olan bölümü ymüş.

Basit olan bir şey yok mu! Basit yaşamak lazım diyenler var. Nasıl basit yaşanır? Tam kapasite çalışıp benim için elinden geleni yaptığını kabul edersem: hangi beynimi kullanarak basit bir hayat sürebilirim?

Doğaya dön diyen biri vardı mesela hocanın dediğini yap, yaptığını yapma cinsinden. Buna rağmen, söyleyene rağmen düşündüm. Nasıl dönülür doğaya diye. Hadi sen döndün doğaya, doğa affedip döner mi sana? Sen doğaya döndüğünde çocukları kime bırakırsın? Toki projesi olmayan doğa bölümünü buldun diyelim göçtükten sonra vazgeçip dönmek istersen…

Amma velakin; basit düşünmek derseniz orada tamamım. Fazla yormadan, yorulmadan, sorup sorgulamadan, gelişine, olduğu kadarına, yakın olanla yaşamak derseniz, varım. Böyle, buradan bakınca içinden çıkılamayacak bir durumum kalmıyor. Zaten artık durumum kalsa bile halim kalmadı.

Umutsuzlukta bulaşıcıy mış. Kimseye bulaştırmamak için tüm çabalar, kimseden bulaşmasın diye bu uzaklaşmalar.

Sebepli ya da sebepsiz.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

nOT: Karikatür; Şenol Bezci çizimi. Başlık; Gülse Birsel’in 5 Şubat  köşe yazısından bulaştı. 

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Şubat 2017 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

bir hayat bir hayata değer ( ahmet altan )

InstasizeImage-6

Merhaba,

Gene gece… Sessiz… Sakin… Şükür huzurlu. Başucumda elime almak için sabırsızlandığım bir kitap. Bitmesini istemediğim, sayfa ayracı kullanmadığım türden. Elime her aldığımda denk gelen sayfayı daha önce okuyup okumadığıma aldırmadan okuyorum. Aslında hep bildik duygular, bilip uygulayamadığım, bir türlü vazgeçmediğim tekrarlar, pişmanlıklar, heyecan umutlar… Ama diğerleri gibi değil, kişisel gelişememişliğimi yüzüme yüzüme abuk sabuk cümleler, hayali hikâyelerle vuranlar gibi daha doğrusu vuramayanlar gibi değil. Sadece anlatıyor.

Sırf muhteşem bir kokuya sahip olduğu için tarumar edilmiş, adı kötüye kullanılmış bir çiçek diye bahsettiği leylek mesela. Leylek kokulu bir sabahı anlatışı var arkadaşına yazdığı bir veda mektubunda; ‘’ Hepimizin, birbirimizi son kez gördüğümüz bir gün olacak. O günün hangisi olacağını bilemeyeceğiz. Ve o gün gelecek. Koyu bir gecede beliren kara bir muhrip gibi girecek hayatımıza. ‘’ diye başlıyor mektup.

‘’ Hele kabukları çok daha kalın olan kadınlar hayattan ve kendilerinden neler saklıyorlar?

Hayatın ani bir darbesi o kalın kabuğu kırsa, şatonun duvarlarını çökertse, zihnimizin kabuğumuzu besleyen ince zarını yırtıp geçse içinden ne çıkacak?

Kendi kabuğumuzun altından çıkacak olan bizi tanıyacak mıyız?

Biliyor muyuz kim var içimizde?

Bir ömür boyu kendimizi kabuğumuzdan ibaret sanarak yaşayabiliriz. ‘’ diye yazıyor bir masalın içinde.

Aydınlık Bir Kış Sabahı nı anlatırken;

‘’ Hiç aklınıza uyarak mutlu oldunuz mu? ‘’ diye soruyor. Ardından:

‘’ Hayatınızda aklınızın önderliğinde mutluluğa ulaştığınız örnek var mı?

Daha zengin, daha huzurlu, daha güvenli bir hayata akıl sizi götürebilir belki.

Ama mutluluğa?

Mutluluğun yolunu akıl gösterir mi size?

Kendinizden daha fakir birini sevdiğinizde, bir çılgına ya da bir oynağa âşık olduğunuzda aklınız size ne diyor, duygunuz ne diyor?

Hepimiz biliyoruz ki bir çılgını ya da oynak bir kadını sevmek hem yararsız hem gereksizdir.

Ama genellikle onları severiz.

Aklınız onları reddeder, duygularınız onları ister.

Ne yapacaksınız?

Şimdiye kadar ne yaptınız?

Aklınıza uyduğunuzda mutluluğunuzu kaybedeceksiniz, duygularınıza uyduğunuzda ise mutluluk parlamasından sonra büyük ihtimalle mutsuzluk gelecek.

…..

Akıl ‘’şimdi’’yi öldürür.

O hep ‘’daha sonra’’sına bakar.

Duygular ise şimdiyle ilgilidir.

Daha sonrası için şimdiden vazgeçmekle, şimdi için daha sonrasından vazgeçmek… ‘’ diye devam ediyor.

Derken derken sorular sorarken buluyorsunuz kendinizi işte. Fazla düşünmeyin, ben vereyim cevabınızı; ‘’ Artık geçmiş ola. ‘’

Hayır bazen ulan bu herif beni biliyor olabilir mi ya da içine bir kadın falan mı kaçmış diye tebessüm ediyorum. Daha önceki kitaplarını okuma sürecimden tanıdık bu tebessümler gerçi. Hep bir ensemde hissetme hali.

Bu kadar büyümemiş, hepimizin aşağılı yukarılı aynı şeyleri, aşina duyguları yaşadığımızı bilmediğim, bilemediğim, tam emin olmadığım dönemlere ait olan şüphelerim şimdilerde yoklar artık. Artık biliyorum herbirimizin kendimizi ne kadar kalın kabuklara hapsetmiş olduğumuzu, içimize kaçan gün gelip karşımıza dikilse belki tanıyamayacak olduğumuzu, o aklın birçoklarımızın hayatının içine ettiğini, kimilerimizin geceden karanlık olduğunu, kimimizin en derin maviden mavi, dilsizden suskun, bezmişten vazgeçmiş olduğunu, gitmek istediği yere varamayanların belki de hiç varamayacak olduklarını, her şeyin bir sonu olduğunu, korku endişelerin benzer olduğunu, teslim olmanın verdiği rehaveti, aramaktan bezmiş bacaklarla olduğu yere çökmenin ne demek olduğunu ve tüm yalanların büyük olduklarını.

Tam da bunlara benzer haller içinde okuyorum; özünde – başlangıcında ne olduğunu hatırlamaya çalışırken kabuğumu soy soy bitiremediğim, ben cevaplayıp susturmaya çalışmaktan yorulduğum halde kafamın içinde konuşanın konuşmaktan yorulup vazgeçmediği, çokça uyumak isteyip uyuyamadığım, susmak isteyip susamadığım, çoklu günlerde. Kötü falan değil yani tanıdık haller. 

Benden şimdilik bu kadar, uykum kapı eşiğinde evde yokum sanıp gitmesinden korkuyorum.

Hastalara şifa, arayanlara deva, ayrılara vuslat diliyorum. Gönlünüzden geçen, dilinizden dökülenler dikkat edin.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Nisan 2016 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

siktir etmek en sağlıklı yaşama biçimidir ( Cengiz Aydın )

Screen Shot 2014-10-14 at 7.25.50 AM

Aklımda olmayan bir ikramiye girer cebime, harcama planları yaparım. Peşinden yine aklımda olmayan kol gibi bir ödeme çıkar… Bu iki duyguyu aynı anda yaşamak gibiydin.

Geldin. Gittin. Hepsi bu.

Birkaç köpeğin daha başı okşanır, birkaç martı daha simit kapar, birkaç kedi daha dört ayağının üstüne düşer. Hayat bilindik serüvenlerini sanki yeniymiş gibi önümüze koyar ve sürüp gider.

Üzgünüm şair; aşk’ta değil onda yanıldık. Gel şarabımızı aya banalım. Siktir etmek en sağlıklı yaşama biçimidir…

Kalbi korur.

 

Cengiz Aydın ( Haddimden Bildiriyorum )

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Ekim 2014 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: