RSS

Aylık arşivler: Ocak 2013

kurumuş bok!

 

Cevaplar! Sürekli cevap arıyorum. Kafamda bir dünya ‘’Neden?’’, ‘’ Niçin?’’ ler. Dün gece Belgin mesajında Can Yücel’den alıntı yapmıştı:

‘’Yerin seni çektiği kadar ağırsın / Kanatların çırpındığı kadar hafif… ‘’

Sonra bu sabah Vadin’in yazısını okudum. İçinde bahar temizliği yaşadığını yazmış. Her şeye değerinden fazla anlam yüklemekten vazgeçtiğini yazmış. Sabah sabah İyi geldi. Gene ve gene çok ağır olduğum, yerin beni çektiği kadar ağır olduğum, çok daha ağır hissettiğim bir gecenin daha ardından…

Gerçi bu ağırlık dediğim, düşüncelerimin ağırlığı ve zaman zaman yoklayıp gidiyorlar. Gittiklerinde de ne kadar hafiflediğim ayrı konu.

Kafamda puzzlelar var. Parçaları dilden dökülenler, gözlerde görülenler. Parçalarını oradan oraya koyup anlamlar çıkartmaya çalışıyor oluşum ise asıl derdim. Fırtına, kasırgalar…

Çocukların büyüdüğü bu yıllarımda en çok anne olmak konusunda karıştım. Arapsaçı misali… Acaba kendini iyi anne olarak tanımlayan, tanımlayabilen var mı? Dört dörtlük. Yüzde yüz anlayışlı. Binde bin sabırlı. Yoksa bu anne olmak işi, insanın hayatı boyunca kendine bu tür soruları sorup durması mı? Düşe kalka, yanıla düzele, bağıra susa, ağlaya zırlaya…

Yeni yıl arifesinde yazmış olduğum gibi gerçekten haklıydı galiba erkek kardeşim. ‘’Sorunların var.’’ derken. Gece saat 03.00 civarlarıydı ve ben ‘’ Bir doktora mı gitmeliyim? ‘’ noktasına gelmiştim. Fiiliyatta bir sorun yok, her şey yolunda gidiyorken ben neden kurumuş bokun üzerine su döküp duruyorum ki. Bu durum normal olmamalı.

Du bakalım önümüzdeki birkaç gün boyunca da oturup bunu düşüneyim ben. Doktora gitmeli miyim? Gitmeme gerek yok hissettiklerim normal mi? Karara vardığımda haber veririm.

Hadi şimdi biraz çalışayım, kapitalist düzenin gereklerini yerine getirerek ödeme yapayım.

özgür tamşen yücedal

 

 

HERŞEY SENDE GİZLİ Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü.
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün.
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

CAN YÜCEL

Reklamlar
 
4 Yorum

Yazan: 31 Ocak 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , ,

bekle!

a59d142a699511e2896922000a1fbe1a_7

Garip bir his var içimde!

Tarif edemiyorum. Bir anda çöktü içime manyak şey. Off ! Bak şimdi, ne anlatabiliyor ne de çıkartabiliyorum içimden. Şu an, çalışma masamda oturmuş iki gündür biriktirdiğim notları okuyorken ‘’ Şimdi nerede olmak isterdim? – Var mı olmak istediğim farklı bir yer? –  Yapmadım, gitmedim diye pişman olacağım şeyler – yerler olacak mı? ‘’ Durun durun biraz daha kurcalarsam bir isyan avazı mı çıkacak nE? Onu bekle, bunun keyfini bekle, öbürünün vaktinin uymasını bekle, bir diğerinin büyümesini bekle, öte yandakinin anlamasını bekle… yaşlanınca bir yerlere kımıldayacak, bir şeyler yapacak dermanın kalmasın, oturup ölümü bekle. Bekle allah bekle! Ahan da bitti gitti hayat! İşte içime çöken şu arada yazılan teferruattakiler gibi bir his. Hayırlı olsun!

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 29 Ocak 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

sömestr tatili!

Sömestr tatiline girecek olan öğrenci ve ailelerine ( annelerine ) :

Gözümüz aydın! Bir tarafımız göğe erecek, göreceksiniz. Ne mutlu, ne gururlu bir şey şu tatiller! Hele sömestr bir başka. Tam da uzun yaz tatilinin ardından her şey rayına oturdu, düzene girdi diyorduk ki… Sömestr geldi hoşgeldi! Peki nedir bu adı asortik ” Sömestr Tatili ”, ne yapılır bu tatilde?

Öğrencilerin atacağı ‘’Ohhh! Onbeş gün erken uyanmak, erken uyumak yok. Yaşasın! ‘’ nidalarıyla başlayacak olan  tatil. Gene aynı öğrencilerin bir iki gün sonra, az biraz uykuya ve televizyona doyduktan sonra ‘’ Canım sıkılıyor!’’ nağmeleriyle devam edecek oldukları tatil. İki haftalık süre zarfında bir yerlere giden arkadaşlarının maceralarını paylaşım sitelerinden görerek ” Biz ne yapacağız? Canım sıkılıyor! ” diyerek anaların beynini yiyecekleri tatil. Bir yerlere gittiklerinin akşamında ise  gene can sıkıntısı yaşayacakları tatil. Arada esip okulu özleyecekleri, açılmasına bir gün kala özlemekten vazgeçecekleri tatil. Sayıla sayıla sonu gelen on beş günün ardındaki okulun ilk gününde, annelerin servislerin arkasından su döküp ‘’ selametle! ‘’ diyerek çocuklarını okula yollayacakları ve hatta hemen sonra bir kahve yapıp arkalarında bıraktıkları onbeş günü nasıl geçirebildiklerine inanamayacakları tatil.

Ana fikir neymiş: ‘’ Can Sıkıntısı ‘’. En azından benim çıkarttığım ana fikir bu olunca oturup yazdım arama motoruna ‘’ Can sıkıntısı nedir?’’ diye. İşte Uludağ Sözlükte yazan can sıkıntısı tanımları.

* Tek dersten ya da sınıfta kalmanın yarattığı etkidir

* Büyüklerin ‘sıkı can iyidir, kolay çıkmaz’ tabiriyle çocuklarını kandırmaya çalıştığı ve insanın canıyla beraber boğazını da sıkası gelen bir duygu oluşturan durumdur…

* Çikolata ve çekirdekle geçiştirilmeye çalışılırken sivilce oluşumuna meyil veren hal.

* Hele bir de havalar da cehennemi sıcaksa, lanet olsun dedirtir. İnsanda güneye kaçma isteği uyandırır.

* Hiç sebebi yoktur bazen ama peşini bırakmaz bir türlü. Bu da yetmezmiş gibi bir de saplanır başına bir ağrı, bütün gününü sana zehir bile edebilir. Böyle bir durum da annem: sıkı can iyidir çabuk çıkmaz der.

* Nasıl geçer bu bir bilsem dediğim şeydir.

* Yapacak bir şey bulamamak, bulunsa da zevk alamamak, kendinden bile sıkılmak.

Tüm bunlardan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, öğrenciler için ‘’ Anneleri Anlama Kılavuzu ‘’, ‘’ Can Sıkıntısını Giderme Kılavuzu ‘’ , ‘’ Sömestr Tatilini Başladığı Gibi Heyecan, Barış Dolu Geçirme Kılavuzu ‘’ çıkartmasını talep ediyorum. Bir de öğrencilerin bilmelerini istiyorum ki; biz büyüklerinde gençken sıkılabilen canları vardı. Bizlerinde anneleri merhem bulamadı o sıkıntıya. Hatta o ananelerin de canları sıkıldı ve onların anneleri de merhem bulamadı. Bakmayın şimdi büyüklerinizin canlarının sıkkın olacağı zamanı bulamıyor oluşlarına. Gençlikte fırsatlar, zaman o kadar sonsuz zannediliyor ki can olur olmadık sıkılmak isteyebiliyor. Sonralarında, büyüyünce yaşanmışlıklar evire çevire döverek öğretiyor fırsatların kaçtıklarında bir daha yakalanamayacağını, zamanımızın sanıldığı kadar sonsuz olmadığını. O sebeple canınız mı sıkılıyor, bırakın doya doya sıkılın, yorgana sarın o canınızı, sarılıp yatın öylece. Ve inanın ki, sıkı can, canı burnunda yaşamaktan çok ama çok daha iyidir.

İyi tatiller!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 25 Ocak 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

… sonra sustuk

 

Düşümde seni gördüm dün akşam. Kalabalık çok kalabalık bir yerdeydik. Deniz yakınımızdaydı, kokusunu duyuyordum. Türkuaz renginin gölgesi vuruyordu tenime. Güneş sabırsızca sığışıyordu her yana. Arada bir yerlerde kaybettim seni. Nasıl oldu anlayamadım. Aradı gözlerim gözlerini, bulamadılar. Sarıldım yanımdaki kadına. Beyaz, bembeyaz tül bir elbise giyinmiş olan kadına. Bakışları ışır gibiydi. Kokusu menekşe. Bir öpücük konurdu dudaklarıma. Nefesi karıştı nefesime. Nasıl şahane, ılık bir şey aktı içime. Yüreğime, ruhuma bulaştı nefesi. Kahkahayla güldüm sonra ben. Çok derinlerde kendim için saklamışım o kahkahayı. Dile gelip ‘ Merhaba ‘ dedi kahkaham. ‘Merhaba. Özledin mi beni? ‘ dedi. Durdum. Kahkahama bakakaldım. Daha sıkı sardı beni beyaz tül elbiseli kadın. Bırakmasını istedim beni. Kahkahama sarılmak istedim. Senin gözlerini bulmak istedim. Kalabalığın arasından çıkageldin. Dudakların yoktu. Susmuştun. Ellerini gösterdin bana. Parmaklarına mavi yüzükler takmıştın. On tane mavi yüzük. Mavi deri iplere düğüm atılarak yapılmış yüzükler. ‘Neden? ‘ diye sordum sana. ‘ Neden, düğümler attın parmaklarına?  Nasıl yazacaksın? ‘. İki damla yaş aktı gözlerinden. Dudakların yoktu senin. Susmuştun. Sonra sustum ben de. Biz susunca kahkaham yok oldu. Daha önce gizlemiş olduğum yere, içime gömüldü ve gitti.

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 24 Ocak 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

yorgan davası

Şahane bir haftanın başlangıç gününde gene bir o kadar şahane konuyla karşınızdayım efendim:

Giderini, olurunu bulup ta oldurtamadım bir türlü. Neyin mi? Üzerimize örttüğümüz yorganın ebadının.  Yatağa uyan ölçüyle bize yeten ölçü uymuyor birbirlerine. Yatağa uygun olanı alsam birimizden birinin ( ki, o genelde ben oluyorum  ) bir tarafı açıkta kalıyor. Bize yetecek kadar büyük olanını aldım bu seferde nevresimler uymadı, yatağı toplamak ekstra işkenceye döndü. Bıktım valla yıllardır çekiştir dur. Bazı geceler kalkıp ayrı bir yorgan alıyorum ( o kalkan gene ben ) bu defa da huzursuz oluyorum, her nedense! Hep anam yüzünden, yıllarca ‘’ ayaklar değecek, ayaklar değmeli ’’ diye diye şartladı körpecik beynimi, al gör işte yenen beyinin yaşattığını: yıllardır göt baş açıkta kalarak uyuyor şu zavallı beden.  Ama ne yapsın; o romantik aşk filmlerindeki gibi bir gerçeklik olmadığını hep görmezden gelmiş anacığım ya da görmeyelim diye elinden geleni yapmış. Hani filmlerde var ya kol kola, koyun koyuna, bıc bıc uyunulan, sabahına gene öyle uyanılan sahneler…  Siz mutlu çiftlerde var mı bilmiyorum ama ( normal olan da bilmemem zaten bu benim ki anormal, oturup yazıyor olmam ) biz de yok öyle bir şey. Nasıl olsun? Birimiz sağ kolunun üzerine tüner, diğeri sol kolunun üzerine tüneyip yatıyorken… Yaz gelir sıcak, kış gelir ben genellikle postuna bürünmüş hayvan mesafesince uzak. Geçen sabah, uyandığında karşılaştığı manzara karşısında dayanamayarak: ‘’ Kürkünü de giyseydin Özgür.’’ dedi adam. ( kürküm yok! )

Tabi bunları karşısına geçip dile de getirmiyorum. Korkuyorum çünkü annesinin yanında bahseder falan. Maazallah ‘’ Ya geceleri üşüyorum bir türlü doğru düzgün bir yorgan alamadı Özgür.’’ der mer de, kadın dert edinip gider bize yorgan alır diye. Gülmeyin, başımıza geldi. Evliliğimizin ilk yıllarıydı bu mevzu bir dolandı bir dolandı derken doğum günümde bir baktım karşımda, elinde koca bir kaz tüyü yorganla kayınvalidem duruyor. Evet, doğum günümde bize yorgan almıştı. Yetmedi Erdo ‘’ Anacığımın aldığı yorgan!’’ diyerek öyle yedi ki beynimi , bir akşam o anneciğinin aldığı o yorganla boğuveriyordum adamı. Ama Allah razı olsun örtündüğümüz hala o aynı kaz tüyü yorgan.

Şimdilerde ise kafamda yeni bir çözüm var: acaba diyorum kendime bir uyku tulumu mu alsam!

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 21 Ocak 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

TADİLAT DOLAYISIYLA KAPALIYIZ

TADİLAT DOLAYISIYLA KAPALIYIZ.

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ocak 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , ,

profesyonel

” Hiç tanımadığınız biri tüm geçmişinizi değiştirebilir mi? ’’. ‘ Profesyonel ’ adlı oyunun cevabını verdiği soru.

Geçen yıl biletlerinin izini sürdüğümüz nihayetinde bu yıl gidebildiğimiz oyun. Sonunda arkadaşım Nünü’yü tamamen dağıtan bizleri silkelemiş olan oyun. Yönetmeni Işıl Kasapoğlu başta olmak üzere oyuncularını ayakta alkışladığımız oyun. Ünlü Sırp yazar Duşan Kovaçevic’in kaleme almış olduğu oyun. İyi ki varlar, iyi ki sanat yapıyorlar diye düşündüğüm insanlara yenileri eklendi. Bu şekilde zenginleşiyor olmaktan ( ki, kimileri buna -değişmek- diyorlar ) sonuçları ne olursa olsun oldukça memnunum. Merak edenler için oyunun konusu kısaca şöyle:

Teodor, bir yayınevinde editör. Lukan Labon adlı bir adam ısrarla yazdığı oyunu gönderiyor, basılmasını istiyor. Ve bir gün kapısına dayanıyor, elinde kocaman bir bavulla. Aslında Lukan Labon gizli polis, yıllarca Teodor’un hafiyeliğini yapmış. Hayatı hakkında her şeyi biliyor. Bavulun içinde Teodor’un hayatında önemli hatıraları olan ufak tefek eşyalar var. Bu garip buluşma, ortaya saçılan eşyalarla Teodor’un hayatı yeniden yazılıyor. Bilinmeyen gerçekler, farklı bakış açısı! Ve sonunda Teodor’un karşısına çıkan bambaşka bir hayat hikâyesi.

İnsan izlerken ister istemez kendi hikâyesini de gözden geçiriyor. Hakan Günday’ın beni çok etkileyen ” bakış açısı tanımı ” bir kez daha karşıma çıktı. Sağ gözün gördüğü bile sol gözün gördüğünden farklıyken, bir insanın gördüğüyle başka birinin gördüğü nasıl aynı olabilir ki? Değil mi?

özgür tamşen yücedal  

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Ocak 2013 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: