RSS

Aylık arşivler: Mart 2016

can korkusu

page_on-yasindaydi-cemile-cizrede-dogmak-sucundan-olduruldu-evinde-donduruldu-izin-cikti-ve-morga-kondu_095673972

Alt üst olduk. Kafalarda bir yığın komplo teorileri… Endişe! Korku! Öfke! Canımızın, canlarımızın derdine düştük. Bize birşey olmaz diyenlerin yaşadığı şehirlerde sokaklar bomboş. Kimse çocuklarını okula göndermek istemiyor. Evlerde bekleyen gözler endişeli. Park etmiş her araç olağan şüpheli. Ensede bir gölge mesafeli. Adım başı durdurulup aranıyoruz, aranılsın istiyoruz. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Aslında bilenler var da o bilenler asıl bilmesi gerekenler, bizler yani ülke vatandaşları değiliz. Bin türlü devlet oyunlarının bedeli! Anamızı da alıp gitmemiz istenecek mi! Bizden önce, söyleyenler giderse ana, çoluk çocuk, damat, dünürlerini ona da şaşmayacağım. Şaşkınlık artık çok uzaklarımızda.

Sizleri bilemem, benim yakama yapışmış olan duygunun şaşkınlıkla uzak yakın alakası yok. Onun adı; utanç. Fotoğraftaki genç kızı hatırladınız mı: Cemile. Cizre’de sokakta oyun oynarken öldürülen. Sokağa çıkma yasağı olduğu için cesedi günlerce dondurucuda tutulmak zorunda kalınan. Konulduğu dondurucunun içinde, günler geceler boyunca başında bekleyen annesi için ağlayan Cemile. ( https://ozgurtamsen.com/2015/10/12/olmek-ne-demek/  ) Kimbilir haberimiz olmayan kaç Cemile var bizi bir yerlerden izleyen. Yıllardır şehit cenazelerini duyup üzüldük, ağladık. Abuk sabuk orada burada paylaşımlarda bulunduk. Terörü sözlü olarak lanetledik. Tayini doğuya, güneydoğuya çıkanlar… Evladını doğuya, güneydoğuya uğurlayanlar. Bomba sesleriyle uyuyup, uyananlar. Terör yüzünden iş bulamayanlar, okula gidemeyenler. Terör yüzünden evini barkını terketmek zorunda kalıp büyük şehirlere göçüp şehrin kaosunda yutulanlar. Ortada güvenilecek devlette kalmayınca kime güveneceğini şaşıranlar. Tüm bunları ve daha fazlasını yaşıyorken televizyon programlarında, gazetelerde güvenli hayatlar süren, o da yetmedi bu hayatlarının içinde üstüne bir de şımarıklık eden kuzeyi, güneyi, ortası, batısında onlara uzak gelen ama aynı sınırlar içinde yaşadıklarını bildikleri vatandaş, halkdaşlarını gördüklerinde ne hissettiklerini hiç düşündük mü? Hadi düşündük peki ne yaptık? Düştük mü sokaklara? Oy verirken birlik olabildik mi doğru tarafta? Birlik içinde hareket edip yön verebildik mi gidişata? Canımızın derdine düşmeden anlayabildik mi? O bölgede görev yapmış, yapmakta olanlar daha mı eli öpülesi oldular? Vefa borcumuzun değeri daha mı arttı? Bizlerin sıcak yataklarımızda güvenle yatmamızı sağlayan ve bunun vebalini ödemiş, ödemekte olanlar daha mı yakınımızlar artık? Şimdi, bu saatlerde, bugünlerde neler oluyor o bölgede? Zaten yasaklı olan yayın iyice bitti! Ne kadarını bilmemiz gerektiğine, ne şekilde bilmemiz gerektiğine karar verildiyse o kadarını biliyor, görüyorduk. Üstüne bir de yasak geldi iyice bihaber olduk. Kafamı yastığa koyduğumda üzerlerine bombalar yağan köylerde, kasabalarda yaşayanları düşünüyor daha da utanıyorum. Hissettiğim bu utanç asıl utanması gerekenler yerine hem de.

Ve bu satılmışlar ülkesine dönmüş, zorla –baskı- tehdit- şantajla dönüştürülmüş olan ülkede böyle bir dönemde bile kanalında survivor, dedikodu, evlilik, moda programları yayınlayabilen medya patronları var ise hadi yayınladılar izleyebilen var ise beri gelsin!!! Bu siktiğimin şeyi adaletse ben sanırım adil falan değilim!

Söz uğruna, yüreğinde yeşeren bombalanma korkusunu beslememek, kaçan uykularına kabus olmaması uğruna söz verdiğimiz üzere bugün oğlana doğumgünü yaptık. Nasıl bir ruh hali içindeyim, tarif edemem. Uykuya dalmadan önce son sözü ‘’Bugün dünyanın en güzel günüydü anne.’’ oldu. Sevinmek isteyen yanımın üzerinde tepinip durdu ağlamak isteyen diğer yanım. Kendi halime mi yoksa dünyanın en güzel gününü yaşatamadığım diğer çocuklar için mi daha fazla utanç gözyaşı dökmeliyim bilemeden. Çocukların her şartta ne pahasına olursa olsun korunması gerekiyorken… Bu adaletsizliğin sorumlusu biz büyüklerken… Çocuklar masumlarken… Güneşli günler vaad edip sözünü tutmayan biz büyüklerken… Uçurtmaları vuranlar, Şeker Portakalı’na güvenlerini sarsan, Küçük Kara Balık’ı yalancı çıkaran, Küçük Prens’e inanmayan biz büyüklerken… Bir tarafımızdan tutalım desek tutulacak yanımız yok.

Şehirlerin ışıkları işte şimdi gerçekten söndü. Ampulle aydınlanabilenlere, kendi karanlığını aydınlık sananlara artık söz yok. Söz yok çünkü; artık hepberaber, can korkusuyla yaşıyoruz vaad edilen aydınlık günleri.

Ağaçlar da canlılardır.

Ve

Hiçbir canlının ahı yerde kalmaz.

Dikkatli olun!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mart 2016 in GENEL

 

allaha emanet

Screen Shot 2016-03-14 at 11.34.19 AM

Günaydın

Lafın gelişi aslında… Ne iyi bir geceye uyuduk, ne de aydın bir sabaha uyandık. Ve bu ilk değil. Son olmasını diliyorken hepimiz, izlenilen bu yollarla son olmayacağı acı gerçeğini biliyoruz. Haaa bizler yani ne şekilde, neye ya da kime inanıyor, inanmıyor olursak olalım, biz insanlar; günü geldiğinde öleceğimizi de biliyoruz. Bunlarla beraber bayrağı altında yaşadığımız ülkelerde korunup kollanıyor olmamız gerektiğine; mayına basmak, deli kurşuna denk gelmek, canlı – cansız bomba patlaması, boşanmak istemek, tecavüze uğramak, yazı yazmak, hapiste olmak … suretiyle ölmeyecek olduğumuz garantisinin devlet tarafından verilmiş olması gerektiğine gelince bunu da biliyoruz.

Peki yaşamamız gereken gerçekler bunlarken bu ülke topraklarında, sokaklarda neden salt gerçeklikle yaşıyoruz; Allaha emanet! İktidarlıkları süresince tüm açılış, kapanış, tören, milli olmaktan çıkardıkları bayramlarada gözümüze soka soka, ayrıştıra ötekileştire ötekileştire ‘’ Allah bilir! ’’ demelerinin sebebi bu günlere hazırlamak mıydı acaba? diye sormadan edemiyor insan. ‘’ Bizler iktidar peşinde koşuyor, ona buna kafa tutuyor, eşi dostu zengin ediyor, işimize gelmeyince birbirimizi yiyorken – sonunu hazırlıyorken sizler ne yaparsınız bilemiyoruz ama sizleri Allah’a emanet ediyoruz! ‘’ mu demek istediler yani. Evlatlarımız, aile dostlarımız, tanımadığımız belki de hiç tanışmayacağımız halkdaşlarımız, dünyadaşlarımız devlet elince hiçbir şekilde, ucundan bucağından korunamayacak mıyız yani. Eğer devlet: 

Belirli bir toprağı olan, kanunlara göre bir hükümet idaresinde teşkilatlanmış, bağımsız topluluklara deniyorsa.
Vazifesi; dışarıya karşı halkın menfaatini korumak, içeride refahını sağlamak, güvenliği korumaksa. Devletin üç ana elemanı, halk, ülke ve egemenlikse. 
Ve devletler egemenlik haklarının kullanılması şekline göre de hükümdarlık (monarşi) ve halk idaresi (cumhuriyet) olmak üzere ikiye ayrılıyorlarsa. Eğer bir hükümdarlıkta hükümdarın iradesi bir meclis vasıtasıyla sınırlanmışsa buna «meşruti hükümdarlık» , meclis yoksa devlet şekli, «mutlak hükümdarlık» sınıfına giriyorsa. ( bknz. nedir.com ) Bizim yönetim şeklimiz ne? Biz nerede yaşıyoruz? Biz ne, kim için oy kullanıyoruz? 

Tarih kitaplarından çıkartmak istedikleri, küfürler saydırdıkları, ‘’Kim miş!’’ diye meydanlar da haykırdıkları M. Kemal Atatürk önderliğinde yaşanılan tarihi tekrar okuyorum Oğuz’la günlerdir. Tüm imkânsızlıklara rağmen denize dökülen düşmanlar falan demeyeceğim! Diyeceğim; yalnızca milletinin menfaatlerini düşünmek, kimseye boyun eğmemek, birliği sağlamak, halka güvenmek inanmak, sözünün karakterinin eri olmak, önder olmak nedir tekrar tekrar okuyorum. Ve tekrar tekrar sorup düşünüyorum: Bir önder daha çıkar mı bu topraklardan. Hayır bizim elimizde olanların önderlik vasıflarııyla yakından uzaktan alâkaları yok çünkü. Ve hepsinden öte; durmayan kana, yıllardır şehit olan gencecik sayısız candan sonra kaybedilmeye devam edilen bunca cana rağmen ona buna kafa tutup, parmak sallamakla hiçbir haltın çözülemeyeceğini de anlamış değiller bu en fenası.

Kimileri iktidarın egosuna, kimi muhalefetin gölgesine, kimi yaladığı kıçlardan akanlara, kimi susmanın kazancına, kimi körlüğün rahatına, kimileri kanın tadına doyamadılar…. Ve karşımızda ampullerle aydınlatılmış yeni Türkiye.

Enseye dikkat!!!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Mart 2016 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: