RSS

Aylık arşivler: Temmuz 2017

uyarsa uyar / uymazsa uymaz

 

 

‘Seni anlıyorum.’

Ne boktan, yalan bir cümle. Her duyduğumda, söylemek istediğimde ‘ Ha siktir ordan.’ patlıyor içimde. 

Hissettiklerini benimle paylaşan ne çok arkadaşımın anlattıkları dönemde yaşadıklarını anlayamadığımın, anlayamamış olduğumun ayrımına varışlarım hep ızdıraplı oluyor çünkü benim. Benim sıram, zamanım, kaderim değilse eğer aynı damdan düşmek genellikle gördüğüm rüyalar sayesinde oluyor. Rüyamda anlatılmış olayı yaşıyor, gözlerimi açtığımda hissettirdiğiyle yatağa çakılmış oluyorum. Ve gene çoğunlukla kımıldayamadan ağlamaya başlıyorum. Özür diliyorum çoğu zaman haberleri olmadan onlardan. Kimine telefon açıyor, ‘Seni anlayamamışım ama artık biliyorum ne hissettiğini.’ diyorum, artık geçte olsa. Az önce olduğu gibi… Ki; bu defa içim yanarak uyandığımda hatırladığım an arkadaşımın ‘Bana neden güçlü olmam gerektiğini söylüyorsun! Bana acısana!’ diye haykırışı gün gibi aklımda.

Yaşanılanı kaç yıl oldu hatırlamıyorum çünkü çok ama çok uzun yıllar oldu kimseye ‘seni anlıyorum’ demeyişim. Bugün de kaybının acısının içini dağlayışı değil aslında tam olarak hissedebildiğim. Beni ağlatan birinin yanında acınası hale gelmekten endişe etmeme, sorgusuz sualsizce sığınabilme isteği. Utanıyorum, diyebilmek. Dizlerinin üzerine çöküp utancını dile getirebilmek. ‘Bana sarılmana ihtiyacım var.’ diyebilmek. Deliler gibi istiyorum, istemiyorum diyebilmek.’ Nasıl göründüğüme bakma çok güçsüzüm, gizliyorum.’ diyebilmek. An geldiğinde; hiçbir şey söylemeden dizlerine başını koyup sessizce gözlerini yumabilmek. Yanında çırılçıplak kalabileceğin birinin varlığına ihtiyaç. Karşısındayken üzerinde kalkan, kılıç, perde ne varsa kaldırıp atabileceğin biri.

Dakikalardır tavana gözümü dikmiş bunu düşünüyorum. Ve gelmiş, geçmiş, gelecek, gelme ihtimali olan tüm duygulardan arınmış olarak çoğumuzun hayatında böyle biri olmadığını sanıyorum. Olduğu, olabileceği ihtimaline sığınıp soyunan nice hayal kırıklıkları vardır.

Ben mi? Benim kuyrup yalnızca bir başıma, kendim kendimleyken iner. Bütün sığınmam kendime, çıplaklığım, kılıç kalkanların gene kendime. Bu halimin kaç yıl önce üzerime yapıştığını da hatırlamıyorum.

Bir sigara ve bira molası verdiğim az önce aklıma gelen bir an var hatırladığım, anlaşılıp anlaşılamamakla falan ilgili değil, kendimi rahat bırakmaya çabaladığım ilk zamanlar. On yıl önceydi;

Ayşegül’le sohbet ederken ‘ Gözlerini kapat, bir an bile olsa kendini bırakmayı dene.’ dediği an. Suyun üzerinde yatıyor olduğumu hayal ettim. Bırakmaya çalıştım, su beni kaldırsın, akıntıya teslim olayım istedim. Çok uzun zaman bu anı hayal ederken ayaklarımı yerden kesemedim, teslim olamadım. Ama şimdi… Şimdilerde sıkıştığımda becerebilirsem suya bırakıyorum kendimi. Düşünmekten, sonuç çıkarmaktan, sonuca varmaktan, ihtimallerin peşinde koşmaktan vazgeçiyorum. Hele hele henüz olmamış bir şeyin ihtimalleri… Gücüm, aklım yettiğince düşünmüyorum. Sırası gelince, o an gelince diye diye teslim oluyorum. Ve her şey gelip geçiyor. Öyle ya da böyle her şey bitiyor. Ha ben öncesinde tasarlasam, kafa yorsam, anımı zehir etsem sonuçlar değişik olurlar mıydı? Bence; hayır. Her şey tam olması gerektiği gibi, olması gerektiği zaman ve yaşanması gerekenlerle yaşanıyor.

Başka bir soru; bunları anladım, elimden geldiğince hayatımın içinde uyguladım, erdim mi? Hayır! Yalnızca biraz daha delirdim, şükür. Zaman geliyor kafamın içine sığamıyoruz; düşünceler, sorular, unutulmaması gerekenler yanında unutmaya çalıştıklarım da sığışıyorlar, şarkılar, isimler ler ler ler, zorluyorum gitsinler diye. Gitmiyorlar. Yapacak bir şeyin kalmadığında da müziğin sesini açıp basıyorum bir küfür, yola devam. Önümde kılavuzluk eden olsa ona da küfür ederdim herhalde. Kimse kimseye, hiçbirimiz bir diğerimize akıl vermeye kalmayalım. Ha kimi dayak istiyor o ayrı. Hele anlatmayı bırakın akıl isteyen, sonrasında hem verdiğiniz hem de kendi aklının tersine gidenler var ki; ne bok yersen ye denecek cinsinden. Yaşadığı her kötü şeyin faturasını başkalarına kesip, saygısızca hakaret edenler var ki; onların ne yaşadığı kimsenin umurunda olmuyor.

Ney miş; karşımızda aynı damdan düşen olmadığı sürece anlatılanlar tırı vırı.

Bugünkü akıl, dünkü akıl, anlıyorum, anlayamadım, dım dım dım….

Mavi en güzel renk vesselam.

Deniz ise yaptığımız iyilikler atılsın diye, iyilik yaptıklarımızı atmak için değil.

Ümidimizi kaybetmeyelim. Ve mümkünse ümidimizi hep kendimizden yana tutalım.

Lüzumsuz gelenlere ‘kış kış’ diyelim.

Çay demleyelim.

Spor yapalım.

Çekirdek çitleyelim.

Öğle uykusuna yatalım.

Sevelim.

Sevişelim.

 

Özlemcesi:

‘ Uyarsa uyar / Uymazsa uymaz ‘

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Temmuz 2017 in GENEL

 

geçiverdi

 

Bakıma muhtaç olduğun dönem

Ufaktan idare edebildiğin dönem

Kendi başına idare edebildiğin dönem

Bakmaya başladığın dönem

Baktığın dönem

Ufaktan idare edebildiğin dönem

Bakıma muhtaç olduğun dönem

Yaşamın içinde herşey yolunda, olması gerektiği gibi devinirse döngümüz bundan ibaret. Yok lan bu çok bilmiş gibi oldu; son birkaç gündür düşünüp benim çıkardığım şema bu. Ben beşinci dönemdeyim. Çocuğu olanlar için sanıyorum en uzun, hiç bitmeyecek miş gibi gelen süreç burası, tam içinde olduğum nokta. Çok anlar oluyor ki; ne kimse bana baksın ne de ben kimseye bakayım, elleşilmeyeyim, elleşmeyeyim isteği duyuyorum. Öylesine değil çok derinimden istiyorum. Ama hemen geçiveriyor. Biri ya ‘anne’ ya da ‘Özgür’ diye sesleniyor. Dedim ya –geçiveriyor-

Bir süre ayrı kaldıktan sonra eve döndüğüm ilk gece ‘anne’ sözcüğü mideme dokunmaya başlayınca ‘Yeterin lan! Ben yokken ne diye sesleniyor bu çocuklar Erdo?’ diye sordum. ‘Hiççç, kimse kimseye seslenmiyordu.’ cevabıyla galiba bayıldım. Bayılmak istedim. Bayılmalıydım. Bayılmadığıma ayınca usulca ‘efendim annecim’ diye vevap verdim. Bulunamayan şarj kablosu, gözlük, karın acıkması sorularına içime doğru verdiğim cevapları duysalar benden nefret ederler, net.

Hayır, bir de çocukları kendi işlerini yapar, kendi başının çaresine bakar yetiştirebildiğimi falan zannediyordum. Demek ney miş; zannetmek başarabilmiş olmak değil miş. Amanın ne miş, ne miş.

Uzun bayram tatilleri, Pazar günlerinden bahsetmiyorum bile. Gerçi şu instagram paylaşımlarında pamuklara sarılarak yaşayan, her öğün altın çanağa sıçanları gördüğümde ‘bir ben miyim perişan’ diye sormadan edemiyorum. Allahtan kimin hangi çanağa sıçtığı, neyin gerçek neyin sahte olduğuna bağlanmıyor, kafam basamıyor. Ben benim çanağı bilirim o kadar. Anlayacağınız bizim altın çanağımız, pamuklara sarındığımız falan da yok. Hele son günlerde elimizde Halluks Valgus ameliyatı geçirmiş evde canı sıkılan bir 19’luk var ki, canımı yoluna sererim. Yanında evimizi yazlık ev modunda tüm arkadaşlarıyla birlikte kullanan bir de 10’luk var, evlere şenlik. Arada gelip ‘naber anne’, yanağıma bir öpücük. İş tamam.

He tüm bunlarla beraber ben bu eğitim sistemimizin taaa aq. Biz halkın çocuklarının yaşadıklarının mislini bunlara sebep olanların çekmek zorunda kalmalarını diliyor evrene salıyorum. Evirip çevirip gene bana yollar bu evren diyim size, gene de şansımı deniyor ve diliyorum.

Yaz aşkı yakalayan varsa sıkıca tutup bırakmasınlar, mal gibi davranmasınlar. Havalar soğumaya başlayınca kaçışıyorlar mış.

Domates suyu yapmak için henüz erken miş, az daha beklemek gerekiyor muş.

Bütün çocukların yaz aylarında gidip 15-20 gün kalacak bir anneanne ya da babaanne köy evine ihtiyacı var mış. Köyleri terk etmeyelim.

Karpuzu öğünlerde 180-200 gr civarı yiyebilir mişiz. Gelecek şeker ondan gelsin. Hayat kısa.

Yaz gelsin – yaz gelemedi – yaz gelmezse vuracağım kendimi diyenler vardı-lar ya işte onlar vursunlar kendilerini.

Son miş:

Yeni bir kelime öğrenip yollamış arkadaşım; karşınızda Dalyarak. Anlamı; güvenilmez, dengesiz, yavşak insanlara verilen ünvan. Budalalığı yüzünden her zaman densizlik eden kimse ymiş.

Sağlık olsun. Şifa olsun. Hayırlısı olsun.

Yalnızlığı dert etmeyin, kötü bir şey değil.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Temmuz 2017 in GENEL

 

derin sızı

Mavi, sıcak bir sabah. Gölgeler istila edilmiş. Karmakarışık, ardı arkası olmayan, peş peşe, bölük bölük parçalar hatırladığı rüyalarının deminde kadın. Mavi, sıcak bir sabah. Serin kirazlar, koyu demli kahveli kahvaltısının fincanı elinde oturuyor küçük balkonundaki hasır koltukta. Pijamasının gök mavisine dalmış bakıyor öylece. Rüyalarının ziyaretçilerinin fısıltıları kulaklarında. Dün almış olduğu mektubun kelimeleri gözünün önünde, o satırları yazan kalemi tutan ele hasretliğine öfkesi içinde.

Öfkeli… O satırlar çünkü en derininde incecik dalı kıran. Her soluğunda olduğu yere batarak içini kanatan dalı. Yıllar sonra, bunca kırılabileceğini unutmuşken en derininden vurulmak… Yalnızlığın ardına kadar açılan kapısının eşiğinde… Yorgunluğunu taşıyamayacak kadar mecalsiz, pijamasının açık mavisine dalmış bakıyor öylece.

Yazılmış olan tüm sözleri söylerken hayal ediyor adamı; tıpkı böyle bir sabahın içinde, deniz kenarındaki köy kahvehanesinde, elinde bir bardak çayla, içinde çok uzak mesafeler olan bakışlarıyla karşısında oturmuşken.

-Seni hiç ama hiç özlemedim. Gerçekten ayrı kaldığımız zaman zarfında seni hiç özlemedim. Şu başındaki belayı akla önce, sonra bakacağız.

Derken. Olmuş, olabilecek tüm belaları kadının üzerine yıktığının farkına varamadan. Kadının her an onu düşündüğünü, aşkı uğruna yıllardır her şeyi göğüslemeye çalıştığını unutarak. Bile isteye canını yakarcasına konuşuyor adam. Ve masanın pisliğine çay parasını bırakıp, bütün geç kalınmışlıkları yanına alarak bırakıyor kadını deniz kenarındaki kahvehanede. Aynı mecalsizlik konuyor bacaklarına kadının, çakılıp kalıyor pis masanın kırmızı sandalyesine.

Mavi, sıcak bir sabah. Gölgeler istila edilmiş. Karmakarışık, ardı arkası olmayan, peş peşe, bölük bölük parçalar hatırladığı rüyalarının deminde kadın. Mavi, sıcak bir sabah. Serin kirazlar, koyu demli kahveli kahvaltısının fincanı elinde oturuyor küçük balkonundaki hasır koltukta. Pijamasının gök mavisine dalmış bakıyor öylece. Rüyalarının ziyaretçilerinin fısıltıları kulaklarında. Dün almış olduğu mektubun kelimeleri gözünün önünde, o satırları yazan kalemi tutan ele hasretliğine öfkesi içinde.

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 01 Temmuz 2017 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: