RSS

Aylık arşivler: Kasım 2012

ıt’s kınd of a funny story

( bir tür komik hikaye )

Eğer yaşamakla meşgul değilsen,

Ölmekle meşgulsündür.

Bob Dylan

16 yaşındaki kahramanımız ‘’ Herkes olaylarla başa çıkabiliyor gibi ama ben yapamıyorum.’’ diyerek ve buna inanarak ve tek başına, birkaç saat takılıp geri yollanacağını düşünerek  hastaneye gidiyor. Depresyonda.

‘’İntihara meyilliyim.’’ diyor. Sonra da hikaye başlıyor.

Endişesi büyük!  Şayet yaz kampına katılamazsa koleje gidemeyeceğine, koleje gidemezse iyi bir işi olamayacağına, iyi işi olmazsa para kazanamayacağına, para kazanamazsa kız arkadaşları olamayacağına yani yaşayabilmek için yaz kampına gitmesi gerektiğine inanıyor.  Aslında başta babası olmak üzere öğretmenleri, arkadaşları, onların aileleri buna inandığından çocuğun tüm bunlara inanışı.

‘’Her şey yolunda ve mutluydum. Kafama taktığım şeyler yoktu. Çocuk olduğumu hissettiğim dönem. Sonra bir anda her şey değişti. Kızlar, okul, aile, savaşlar, yaklaşan çevresel felaketler, karışan ekonomi… Bütün düşünceler aynı gün içinde geldiler.’’

‘’  İntihar etmene engel olan neydi?’’

‘’ Ailem… Onları üzmekten korktum. Kardeşim ne yapar diye düşündüm. Çünkü iyiler ve beni seviyorlar.’’

İzleyişimin üzerinden çok zaman geçmişti. Buldum, tekrar izledim. Şu, çocuk kalmakla – büyümek arası, ergenlik dönemi zor iş gerçekten. Filmde tekrar gördüm. Elif’in ve onun akranlarının dile getirmedikleri, başa çıkmaya – alışmaya çalıştıkları ne kadar yeni – zor şey var. ” Amannn biz ergenlik mi bildik! Heee bizimlede ilgilenen anlamaya çalışan vardı sanki! ”  falan demeyin. Zaman değişti. Ne ergenler o zamanki ergen, ne ebeveynler o zamanki ebeveyn. En azından ben öyle düşünüyorum.

Ve her zaman olduğu gibi, olacağı gibi: İstiyor, diliyorum ki çocuklarımız herhangi bir şey gibi değil kendileri gibi, başkaları için değil kendileri için yaşasın ve her gün yeniden doğabilmenin mümkün olduğuna inansınlar. Biz inanamadık, onlar inansınlar.

Sevgiyle…

Işıkla…

Şahane bir hafta sonu olsun…

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 30 Kasım 2012 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

DERİN NEFES ALALIM

AYNANIN KARŞISINA GEÇİP GÜLÜMSEYELİM

KORKMAYALIM ” DELİ Mİ NE? ” DİYECEK DELİLERDEN

DİLEYELİM DİLEDİĞİMİZİ YENİ HAFTADAN!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 26 Kasım 2012 in DİNLEDİM, GÜNLÜK

 

Etiketler:

imreniyorum ama…

 

Dünden beri kafama takıldı. Hani son dönemlerde ayak fotolarıyla beraber tırnak daha doğrusu oje sürülmüş tırnak fotoları var ya yükselişte olan, nasıl becerebiliyorlar? Her daim manikürlü, ojeli tırnaklar, pammuk gibi eller nasıl yani? Özeniyor, imreniyor ama gel gör ki beceremiyorum. Maniküre her gidişimi kendimce yepisyeni bir başlangıç olarak kabul ediyor, ‘’ Tamam Eda bundan sonra her onbeş günde bir sendeyim. Düzene koydum artık.’’ diyorum. Sonra ki gidişimde Eda ‘’ Nerelerdesin Özgür?  Bu ellerin hali ne?’’ diyorsa düşünün artık başlangıcımın sonu ne kadar sürebiliyor.

Hayır, sağ el tırnaklarıyla sol eldeki, sol el tırnaklarıyla sağ eldeki tırnak dibi etlerini it it nereye kadar! Dün gece aldım yanıma krem,  aseton,  pamuk, oje dörtlüsünü oturdum yatağa. Ve başladım gene harika mühendislik çalışmama. İmtinaıyla temizledim tırnakları, sürdüm ojeyi. Sonra gene başucumda duran kitabımı aldım elime, aynı imtinaıyla. Eeee ne oldu? Sabah bir uyandım,  tırnaklarda nevresimin doku örnekleri. Uzaktan bakınca ojeli gözüken tırnaklar yakından bakınca kırmızı nevresim geçirilmiş gibi gözüküyor. Alışmamış dötte don durmaz misali benim tırnaklarda da anca bu kadar. Özeniyorum ama ıııı!

Şu kadının aynası eller, saçlar, ayak topukları davasıda geriyor insanı. Bende hepsi eksiye giderken maşallah aynanın arkası, döt ileriye ileriye gidiyor o kadar. Neyse buna da şükür.

Bak şimdi nevresim deyince aklıma geldi. Nikâh öncesi bizim evde çeyiz seriliyor. Rahmetli peri kuşumuz ananemin önderliğinde yatak da hazırlandı. Nikâhtı, balayıydı falan döndük geldik. Evdeki ilk gecenin sabahı uyandık, yanaklarda bir sızı. Erdo’nun surata bakınca anlamıştım hissettiğim sızının sebebini; yastık kılıfları. Trabzon işi, allı güllü, oymalı el işleri gece boyunca tümüyle yüzümüze işlenmişti. O gün sökülen o nevresimler bir daha hiç geçirilmedi yastıklara. Hatıramız üzerine sandık kokusu sinmiş vaziyette duruyor.

Gördüğünüz üzere bu Cuma kırmızı nevresim geçirilmiş tırnaklarımla tamamen kadınsal haller içindeyim. Vardır bunda da bir hayır. Gerçi bana ‘’hayır’’ın içinden çıka çıka ‘’hıyar’’ı çıkar ya neyse…

Hepimiz için şahane hafta sonu diliyorum. Şaka bi yana ojeyi mojeyi boş verip bakalım keyfimize. ‘’ Ne ojeli tırnaklar gördüm uzantısında insan yok, ne ojesiz eller gördüm uzantısında ışık-sevgi çok. ‘’ Özgür kendini avut diyerek, sek sek sekerek kaçtım.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 23 Kasım 2012 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , ,

sevgiyle… ışıkla… şükürle…

Hadi!

Ayılalım!

Yepyeni bir hafta!

Taptaze bir sabah!

Nelere gebe olduğunu bilmediğimiz yeni bir gün.

Müziği açalım. Üşenmeden, yalnızca kendimiz için bir bardak çay demleyelim. Yeşil, siyah farketmez. Ilınması için bırakalım. Duşa girelim. Su iyi gelir. Aksın bedenimizden, birikmişlerimizin üzerinden. Duştan çıktıktan sonra çay fincanını elimize alıp rahat edebileceğimiz bir yere oturalım. Kolayda varsa bir de beyaz mum yakalım. Gün, hafta için güzel şeyler dileyerek dalıp gidelim. Ama yalnızca kendimiz için dileyelim, bencilce! Sonrasında işe gideceksek makyaj yaparak hazırlanmaya başlayalım. Evde olacaksak, evde giymeye kıyamadığımız giyisilerimizden birilerini giyelim üzerimize. Sakin, sakin. Tebessümle. Hayal kurarak. Plan yaparak değil, hayal kurarak.

” Ooooo!  İşler bekliyor. ” falan demeyin. Yalnızca kendiniz için yirmi – yirmibeş dakika. Kimseye borçlu olmadığımız kısacık zaman dilimi. Bize borçlanacak olanların asla geri ödemeyecekleri – ödeyemeyecekleri kısacık zaman dilimi.

Şahane hafta, haftalar dileklerimle.

Sevgiyle…

Işıkla…

Şükürle…

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 19 Kasım 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

kış kışşşş

İki yaz önceydi sanırım bizim kuzen demişti ( önermişti ) ‘’ Karşındakinden iyi elektrik alamıyor musun?, ( kaynanamın arkadaşının deyişiyle ‘’karşındaki ampullerini yakamıyor mu?” ) ya da anlattıkları ruhuna ağır mı geliyor? Kafanın içinde koy onu fanusa sonrada boya mora.’’ . Ben o zamandan beri uğraşıyorum. Ulan nasıl uzun zaman geçmiş üzerinden! He diyeceğim o ki; bende fanus manus kalmadı. Hadi kendimi koyayım fanusa daha kolay dedim. Bu defa da:

‘’Yok canım, Özgür senin düşündüğün gibi değildir.’’

‘’ Kız öyle düşünme be Özgür bak gün gelir hak verir, pişman olusun.’’

‘’ Sus. Yalnızca dinle.’’ Çığlıklarımla kafadaki fanuslar tuzla buz.

Hele geceleri… Keşke şu beyin takma dişler gibi olsa; uyumadan önce çıkart suya koy. Sabah uyandığında al tak yerine. Hem o rahat etsin hem beden. Ama yok, full çalış. Osur osur ipe diz uyuyama. Dün akşam gene aynı… Kafayı koydum yastığa anam yastığın üzerinde bir kalabalığız ki sormayın gitsin. Biri başlıyor konuşmaya, diğer yandan bir diğeri. Hayır, sıralarını bekleseler haklarından gelecem evelallahta. Ama yok uğraşıyorlar ki biri diğerlerini bastırsın. Sonunda dayanamadım bağırdım: ‘’ Kış kış! Dı-şa-rı! Herkes dışarı. Uyku sende hangi cehennemdeysen gel gir şu bedene!’’ diye. Siyah göz bandımı taktım. Tıkadım kulağa kulaklıkları. Sonrasını hatırlamıyorum, hangisi ne bok yedi.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Kasım 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

HAN KAPISI

Her sabah tüm heybeti ve gürültüsüyle açılan han kapısı. Ardına kadar açılan ama eşiğinden taze gün havasına, ışığa yol vermeyen han kapısı. O eşiğin altından geçip içeriye girdiği sabahların sayısının hesabını yapmaktan çoktan vazgeçmiş, yorgun adımlı kadın. Dükkân kapılarının kilitlerini açmaları için ceplerden çıkartılan anahtarların sesleri. O seslere eşlik etmeyen, kadının boynunda düğümlü mavi ipin ucundaki anahtar. Han tuvaletinin anahtarı. Han akpısının eşiğinden geçen kadın dar merdivenlerden iki kat aşağıya iniyor. Sahanlığa açılan kapının kilidini çeviriyor.

  Elinde getirdiği bez torbasını kapı koluna asıyor. Diğer akşamlar olduğu gibi dün akşamda koyduğu yerde, kapının hemen ardında duran sandalye ve boyaları soyulunca çıplak kalmış olan sehpayı çıkartıyor sahanlığa. Üzerine en ucuzundan peçete ve kolonyayı koyuyor. Eğilip köşede duran naylon terliklerini alıyor. Ayakkabılarını çıkartıyor. Önce terliklerin üzerinde duran çetikleri sonra da terliklerini geçiriyor ayaklarına. Besmele çekmek geliyor aklına ya, savıyor aklından.  Lavabonun altında, içinde rutubetle birlikte temizlik malzemelerinin hapsolduğu dolabın kapağını açıyor. Su şişesini eline alıyor. İçinde, mahallede ucuza açık deterjan satan dükkândan aldığı pembe, sıvı deterjan. Şişle deldiği kapaktaki delikten boca ediyor pembe deterjanı, sararmış tuvaletlere, yere döşeli kararmaya yüz tutmuş taşlara, lavabolara. Eğilip dolaptan aldığı kovaya su dolduruyor. Fazla değil, az biraz su koyuyor. Kapının ardına yaslı, ucunda fırça olan sopayı kovanın içinde ıslatıp başlıyor köpürte köpürte fırçalamaya her yanı. Taharet musluğuna taktığı yeşil hortumla duruluyor köpükleri. Son olarak çek pasla akıttı mı kalan suları, sık sık tıkanan gidere doğru, bitiyor işi.

  Kapı kolunda asılı torbasını alıp oturuyor sandalyeye. Dizlerini tıpkı kendisi gibi rengi solmuş olan battaniyesini de seriyor. Üst kattaki dükkânlardan birinde çalışan genç kız geliyor. Önünde durup uzattığı eline iki peçete sıkıştırıyor kadın. ‘’ Ne kadar zayıf, solgun kız.’’ düşüncesi bile geçirmiyor aklından. Selam niyetine tek bir kelimede etmiyorlar zaten. Günden, günlerden umudunu kesmişlerin selamı olmaz. Dönüp merdivenlerden çıkarken genç kız, ardında yalnızca küllüğe attığı meteliğin sesi kalıyor o kadar.

  Kaldığı yerden devam ediyor kadın ve her gün olduğu gibi bez çantasından çıkartıyor yünlerini. Şişlere geçirdiği yünü örmeye başlıyor. Sırf örmek için. Belki geçmişinde kalmış olan güzel günlere yol olur umuduyla örüyor hiç durmadan, kim bilir? Dünyanın ne kadar zalim bir yer olduğunu unutmak, unutabilmek için örüyor hiç durmadan belki de. O ördükçe dört yıl önce Yüksekova’da şehit düşmüş olan oğlu yattığı yerde ısınır diye örüyor belki de hiç durmadan. Belki de yalnızca hana girip çıkan geceden kara yüzlü adamları, geleceğe karşı hiç umudu kalmamış insanları görmemek için örüyor hiç durmadan. Aydınlığa yer olmayan han kapısının ardında, tuvaletin önünde duran taburede.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 14 Kasım 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

gel demeseydin keşke!

‘’ Gel ‘’ dedin. ‘’ Takip et beni!’’
Ve hızlı adımlarla yürümeye başladın önüm sıra. Kalabalık bir yerdeyiz. Çok gürültü var. Durmadan anonslar yapılıyor. Anlayamıyorum denilenleri. Geniş S çizen koridorlarda geliyorum peşinden. Yürüyen merdivenlerin önüne gelince duruyorum. Çok dik ve hızlı. Kafamı kaldırıp bakıyorum. Sen çıkmış yürümeye devam ediyorsun, arkana bakmadan. Telaşla adım atıyorum kıvrılıp oluşan basamağa. Dengemi kaybediyorum. Arkamdan bir güç çekiyormuşçasına… Düşmüyorum. Bir anda eğim düzeliyor, iniyorum merdivenden. Etrafıma bakınıyorum. Seni göremiyorum. Önümde iki koridor var. Seni bulamama korkum seçim yapmak için vakit harcamama engel oluyor. Düşünmeden, öylece yani sapıyorum solumdaki koridora. Koşmaya başlıyorum kafamda yankılanan ‘’ Ya kaybedersem?’’ endişesiyle. Seslenmek istiyorum sana. Sonra…
Birden aklıma geliyor: Sahi biz nereden, neden çıktık yola? Peki, nereye gidiyoruz? Neydi bu telaşlı koşturmaca? Neyi yakalamaya çalışıyoruz? Peki ya arkamızda bıraktıklarımız? Atladıklarımız? Bir yeni şeye, bilinmeze koşarken ya yanından geçtiysek asıl aradığımızın? Bulacağımızı sandığımız şey her neyse, ya geride kaldıysa? Bütün bu ihtimalleri savuramam. Böyle koşarken yakalayamam ardımda kalan beni, kendimi. Duruyorum.
Sen git.
Şimdi dönemem geçtiğim koridorlardan. İnemem çıktığım merdivenlerden. Ben biraz soluklanacağım burada. Belki göreceğim, bekleyeceğim vardır burada.
Keşke ‘’ gel ‘’demeseydin bana.
Keşke bu kadar korkmasaydım kaybetmekten.
Keşkelerim ve ben duruyoruz. Tanpınar’ın dediği gibi:
‘’ Mutluluğu sessizce yol kenarına bırakıp gitmek …’’ gerekir bazen. Durmak gerekir…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
3 Yorum

Yazan: 10 Kasım 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: