RSS

Aylık arşivler: Mart 2020

tam ortasında

Hayaller ve gerçekler. Çoğu kişi gerçeklerde yaşıyorken galiba ben başka çoğunluk gibi tam ortalarda yaşayanlardanım.

Misal uzuncadır fotoğraftaki evde hayal ediyorum kendimi. Uçuş uçuş hafif esinti, fonda dalga sesleri (yaprakların sesleri de olabilir), gözümde enfes bir roman, burnumda çiçek kokuları… Her şey sakin, yerli yerinde.

Gerçek denilen şeyimse; kaldıkları yurtta dünyada yaşanan virüs salgını sebebiyle, arkadaşlarıyla geçirdiği endişe-sıkıntılı haftalardan sonra eve dönen ve ondört gün evden çıkamayacak olan genç kız. Ablasına çok ama çok mesafeli (aylardır görmediği halde hoşgeldin demek için bile öpmedi) ergen oğlan. Elinden bez düşemeyen, durmaksızın sofra kurup toplayan ben. Diziler arası maç-haber izleyen babaları.

Kız şimdiden “yeter anne ya” isyanlarında odasında. Oğlansa sofranın etrafındaki sandalyesinin ablasınınkine mesafesini ölçüp aklına her gelişinde dezenfektanla ablasının dokunduğu yerleri siliyor. Babaları arada kalkıp zencefilli karışımlar hazırlıyor. Köpek tüm oyuncaklarını odalara yaydı, kuduruyor. Herkes el havlusunu ayırsın demiştim, sonrasında banyo tezgahlarına yığılmış havluların hangisi kimin bilemediğim için çamaşır makinesi hızla çamaşır doluyor. Kahvaltı sofrasından kalkılıyor, mutfağı toparlayıp bir kahve yapıyorum ki ‘’anne karnım acıkmaya başlıyor,’’ seslerini duyuyorum. Bu satırları yazdığım boşluk gene bir sofra toplama ertesi. Tüm bunlarla beraber isyan etmemeleri için toplum bilinci dedikleri empatisel söylemlerde bulunuyorum arada; yakın temasta bulunmamanın kendimizle beraber başkalarını da korumak adına saygı göstermenin bir yolu olduğunu falan söylüyorum.

Ülke olarak bu döngünün içinde ne süre kalacağımız belirsiz. Zira eğitimin de. Ve çocukların okula ne zaman gitmeye başlayacakları beni en çok ilgilendireni. Çünkü birkaç güne kadar can sıkıntılarıyla doğru orantılı olarak kaos da artmaya başlayacak evlerde. Uzun süre birarada kalan çiftlerle sonraki evre için avukatlık olma durumu esprileri deseniz gırla… WhatsApp gruplarında yapılan paylaşımlardan söz bile etmeyeceğim. Twitter deseniz konu saptı sapacak, herkesin birbirine girmesine ramak kalmış.

Işte olduğum yer tümünün tam ortasında. Yemek masasında yağlı tabakları kenara itip kısacık bir öykü yazdım mesela yarım saat önce. Yani; soğan kavurup pirinç ıslayan, bulaşıkları süzen bedenimin ruhu fotoğraftaki evdeydi. Tam elAn çalan White Lotus adlı parça hep kulağımda. Hafifi esinti öpücük gibi hep ensemde. Güzel sözler fısıldıyorum durmaksızın kendime. Kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyorum. Okuduğum ulaşılmaz aşka tebessüm ediyorum. While Everything Burns, şimdi çalmaya başladı. Manzaramda güneşin kızıllığı, omuzlarımda akşam habercisi serinlik. Kalkıp bir şal alsam fena olmayacak. Kalkmışken yatak odasının kepenklerini de kapatırım.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , ,

tek

 

. Hangisi keseli bir hayvan değildir?

.

.

.

. Komodo Ejderi

Geçtiğimiz haftasonu öğrendim. Az önce okuduğuma göre aynı zamanda dişi komodo ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluşturacak bir kısım bulunuyormuş ve bu kısımla zor durumlarda dişiler kendi kendine üremesini sağlayabiliyorlarmış. Annemin bir arkadaşı uzun zaman önce vefat eden eşini her akşam rüyasında gördüğü için psikolojik yardım almak zorunda kalmış. Annemim eşini unutamamış ya da eşinden kurtulamamış bir arkadaşı varmış, öğrendim. Pufidik kek pişirmenin püf noktası; tıpkı pankekte olduğu gibi kullanılan yumurta beyazlarını ayrıca çırpmakmış, bu da geçtiğimiz haftasonundan. Kuzenim Pınar pastacılık kursuna gidiyor da o söyledi. Pesto sos tarifi de verdi ama kullanacağım avuç kadar sos için uğraşabileceğim gibi değil. Diğer bir kuzenimin önerisiyle spotify listeme yeni iki parça ekledim. Yeğenim Duygu’ya gelirsek: tüm eğitim hayatı üstün başarılarla dolu, feci donanımlı bir liseli genç olarak kendisini hayata dair gerçek bir şeyler yapıyor gibi hissetmiyormuş.

‘’Okula gidip geliyor, ders çalışıyor, kitaplar okuyor, arkadaşlarımla takılıyorum falan teyze. Sonra dönüp düşünüyorum kayda değer ne yaptım diye,’’ dedi.

‘’Bu gibi şeyleri hatta ve hatta daha acımasız, anlamsız, cevapsızlarını zaman zaman ben de soruyordum kendime,’’ diye yanıtladım. ‘’Artık sormuyorum. Çünkü artık ben tek şeyin iyi, huzurlu, mutlu zamanlar geçirebilmek olduğuna inanıyorum teyzecim. Bak iki gündür tüm aile biraradayız. Şu an ateşin karşısında oturmuş sohbet ediyor, müzik dinliyoruz seninle. Evde çocuk sesleri, portakal kokusu var. Defalarca sofra kurduk, topladık. Demliklerce çay demlendi, kahveler içildi. Gene şu iki günde beraber kâh ağladık kâh güldük tatlım. Az önce verdiğin örneklerdeki insanlardan her gün spor yapan ya da profesyonel derecede enstrüman çalabilen, sayısız ödül almış biri ama yapayalnız olduğunu düşünsene. Kimsenin seni sevmediğini, şiddet görüyor olduğunu falan… Hayatın anlamını sorguladığın anlarda bunları düşünebilirsin mesela; sahip olduğun basit şeylerin değerlerini. ‘’  

Hayatı nasıl anlamlı kılabiliriz ki… İki ay önce olsaydı da aynı şeyleri söylerdim. Söylerdim de mutlaka daha fazlası olurdu. Babamın ölmeden önce evde geçirdiği son günlerde okuduğu kitabı okumak için elime aldığımda, arasından düşen ingilizce çalışma notlarını gördüğümden beri sormuyorum anlamla ilgili hiçbir şey kendime de başkalarına da.

Bildim bileli ingilizce öğrenmeye çalıştı babam. Hayli iyi konuşur hale gelmişti. Allahım hatırlıyorum, ben ilkokulda falandım herhalde; Fono İngilizce Kursu kasetleri, kitapları set halinde alınmıştı ve galiba hâlâ yığınla romanlarıyla beraber annemlerin evindeler. Hep dinledi o kasetleri, yazdı çizdi, soru kalıpları, zamanlar… Ve biliyor musunuz tahminimce ingilizcesini zamanında kendine edindiği birkaç mektup arkadaşı yazışması dışında hiç kullanamadı babam. Ama o uğurda yaşamının geneliyle derdi olmadan anlamlı zamanlar geçirmişti. Kendisi için, kendi kendine…. Kitabı elime aldığımda gördüm ki; vazgeçmemiş babam, son ana kadar ingilizce çalışmış. Tabii onun yanında çok şey bilirdi; öğrenciliğinde ev kirasını ödeyebilmek için dershanede fizik öğretmenliği yapmış. Iki üniversite bitirmiş biriydi. İnşaat mühendisiydi. Kütüphaneler dolusu kitap okumuştu. Son yıllardaysa yumurta kabukları aracılığıyla evde örümceklerle savaşıyordu, tavukların yumurtlamadıkları dönemlerde sebeplerini araştırıyor, bostandaki sebzelerle ilgileniyor, okuyordu. Bir de ingilizce çalışıyormuş. Artık eminim ki; babam tüm dünyayı gezmiş sular seller gibi ingilizce konuşmuş olsaydı bile en değerli anları bahçede çocukları bizlerle domates topladığı, fırından simit alıp getirdiği sofrada kahvaltı ettiğimiz anlar olacaktı.

Ben mesela bugüne kadar mümkünümce farklı şehirler gördüm, gene mümkünümce farklı lezzetler tattım. Geçtiğimiz haftasonu bir de kendime kadar bildiklerime ek olarak Komodo Ejderini, unutamama sorunun her yaşta sorun olabildiğini, kek pişirmenin püf noktasını, yeni besteciler öğrendim. Ne oldu? En kıymetlisi hangi bildiğin, en güzel şey, en güzel yer, en lezzetlisi, en unutulmaz olanı hangileriydi diye sorulsa; kıymet verdiğim bir arkadaşla yer sofrasında paylaştığım tek dilim ekmek, bir dostla izlediğim gündoğumu, dönüp dolaştığım deniz kenarı, kuma çizilmiş bir şekil, tek çakıltaşı, babamın tereyağına kırdığı yumurta, ‘’Hiç’’ olduğum… gibi yanıtlar veririm. Çünkü ne yaparsa yapsın, nerelere gider, neler öğrenirse öğrensin insan hep en iyi hissettiği yer, zaman, lezzet, şeyde kalıyor. Kendi de ardında bıraktıkları da. Tek.

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mart 2020 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: