RSS

Etiket arşivi: inziva

tam ortasında

Hayaller ve gerçekler. Çoğu kişi gerçeklerde yaşıyorken galiba ben başka çoğunluk gibi tam ortalarda yaşayanlardanım.

Misal uzuncadır fotoğraftaki evde hayal ediyorum kendimi. Uçuş uçuş hafif esinti, fonda dalga sesleri (yaprakların sesleri de olabilir), gözümde enfes bir roman, burnumda çiçek kokuları… Her şey sakin, yerli yerinde.

Gerçek denilen şeyimse; kaldıkları yurtta dünyada yaşanan virüs salgını sebebiyle, arkadaşlarıyla geçirdiği endişe-sıkıntılı haftalardan sonra eve dönen ve ondört gün evden çıkamayacak olan genç kız. Ablasına çok ama çok mesafeli (aylardır görmediği halde hoşgeldin demek için bile öpmedi) ergen oğlan. Elinden bez düşemeyen, durmaksızın sofra kurup toplayan ben. Diziler arası maç-haber izleyen babaları.

Kız şimdiden “yeter anne ya” isyanlarında odasında. Oğlansa sofranın etrafındaki sandalyesinin ablasınınkine mesafesini ölçüp aklına her gelişinde dezenfektanla ablasının dokunduğu yerleri siliyor. Babaları arada kalkıp zencefilli karışımlar hazırlıyor. Köpek tüm oyuncaklarını odalara yaydı, kuduruyor. Herkes el havlusunu ayırsın demiştim, sonrasında banyo tezgahlarına yığılmış havluların hangisi kimin bilemediğim için çamaşır makinesi hızla çamaşır doluyor. Kahvaltı sofrasından kalkılıyor, mutfağı toparlayıp bir kahve yapıyorum ki ‘’anne karnım acıkmaya başlıyor,’’ seslerini duyuyorum. Bu satırları yazdığım boşluk gene bir sofra toplama ertesi. Tüm bunlarla beraber isyan etmemeleri için toplum bilinci dedikleri empatisel söylemlerde bulunuyorum arada; yakın temasta bulunmamanın kendimizle beraber başkalarını da korumak adına saygı göstermenin bir yolu olduğunu falan söylüyorum.

Ülke olarak bu döngünün içinde ne süre kalacağımız belirsiz. Zira eğitimin de. Ve çocukların okula ne zaman gitmeye başlayacakları beni en çok ilgilendireni. Çünkü birkaç güne kadar can sıkıntılarıyla doğru orantılı olarak kaos da artmaya başlayacak evlerde. Uzun süre birarada kalan çiftlerle sonraki evre için avukatlık olma durumu esprileri deseniz gırla… WhatsApp gruplarında yapılan paylaşımlardan söz bile etmeyeceğim. Twitter deseniz konu saptı sapacak, herkesin birbirine girmesine ramak kalmış.

Işte olduğum yer tümünün tam ortasında. Yemek masasında yağlı tabakları kenara itip kısacık bir öykü yazdım mesela yarım saat önce. Yani; soğan kavurup pirinç ıslayan, bulaşıkları süzen bedenimin ruhu fotoğraftaki evdeydi. Tam elAn çalan White Lotus adlı parça hep kulağımda. Hafifi esinti öpücük gibi hep ensemde. Güzel sözler fısıldıyorum durmaksızın kendime. Kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyorum. Okuduğum ulaşılmaz aşka tebessüm ediyorum. While Everything Burns, şimdi çalmaya başladı. Manzaramda güneşin kızıllığı, omuzlarımda akşam habercisi serinlik. Kalkıp bir şal alsam fena olmayacak. Kalkmışken yatak odasının kepenklerini de kapatırım.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , ,

canım çekiyor diye bir şey yok

 

Bir kararlılık peşimde, ben de kararlılıkla peşindeyim. ‘ Git ‘ demiyorum ona. Hiçbir şeyin ‘ Git ‘ dediğimde gitmediğini, bitmediğini öğrendim artık. Ve zamanla barıştım. Zamana teslim oldum. Sihrinin kanıtlanmış olduğu 21 günün izindeyim. Yıllardır iradesizliğini küçümseyen, kendini iradevî konusunda zayıf bulan ben, bizzat kendimi 21 günle sınıyorum, sınadım, sınamaya devam ediyorum. Sihirliymiş.

Komidinimin üzeri, çantamın içi, okuduğum kitabın arası falan çizittirilmiş not kağıtlarıyla dolu, 21 gün takvimciklerim. Bu sabah bir yenisini daha çizittirdim; şekersiz geçireceğim günler için. Bugün ikinci günüm. Zamanın bu 21 günlük dilimleri öğretici oldular. Yapmadan, aramadan, söylemeden, dinlemeden, içmeden dayanabildiğimi gördüm. Şimdi de şeker yemeden geçeceğim zamanın içinden. Şeker gibi eriyesim var zamanın içinde.

Düsturum; ‘’ En kötü ne olabilir ki! ‘’. Şu satırları yazarken bilgisayarın hoparlöründen gelen parçayı söyleyen çocuk aynen şunları söylüyor. ‘’ Dertler de eskirmiş. Gönül bildiğini arırmış. Can yansa da ararmış. ‘’. Yani tam olarak olmasa da yakalayabildiklerim bunlar, bir bitişin ardından öylece bakakalmış ve vazgeçmiş gibi. Aman tamam yalancı çıkmayayım diye arka ekranı açıp baktım. Can Göngör söylüyormuş. Parçanın adıysa ‘ Dışarıda Kar ‘ mış. İlk kez duyuyorum, pek de beğenmedim. Merak eden bakar, şahsen ben merak etmiyorum. Üyeliğimiz bitmiş galiba ki listelemediğimiz parçalar çalmaya, reklam arası vermeye başladı uygulama. Al sana bir bitiş daha. Olsun! Her bitiş yeni bir başlangıç getiriyor, biri bitmeden diğeri başlamıyor. Şükür.

Konuma dönersem eğer; evvelsi yaz Serkan Karaismailoğlu’nun yazmış olduğu iki kitabı okumuştum. Biri beyin diğeri bağırsaklarla ilgiliydi. Hangisindeydi tam hatırlamıyorum ama, yazan çok şey gibi bunu da hatırlıyorum; canım çekiyor diye bir şey olmadığı. Canın bir şey çektiği falan yokmuş yani. İçimizde bizimle birlikte yaşayan, her istediklerini, istedikleri vakitte vermeye alıştırdığımız ve alıştıra alıştıra kudurttuğumuz işçicikler durmaksızın fısıldıyorlarmış ‘ Ver Ver Ver ‘ diye. Bu son cümlede bir terslik oldu galiba? Tekrar okuyayım. Okudum. Evet, var. Alışmışla kudurmuş ayrı şeylerdi değil mi? Söz ise ‘ Alışmış kudurmuştan beterdir ‘ di. Şimdi tutup bununla uğraşamayacağım çok işim var, uğraşacak yerlerim ağrıyor. Gidip kendime kabuk tarçın alacağım akşamları kriz geldiğinde emzik gibi emerim belki. Öğle saatlerinde kahve için arkadaşımla buluşacağım. Sonra elimdeki kitabı birkaç gün içinde bitirmeliyim ki; davet edildiğim kitap kulübünde günü geldiğinde diyecek iki çift lafım olsun, ilk izlenim önemli. Ilk izlenim önemli ama kalıcı değil aslında yalnızca önemli, çoğu kez kandırıkçı.

Her cümleme bir cevap yazma isteğim var nedense.

Birkaç gün, birkaç adet diye sınırlandırılınca insanın içinde o –birkaç-a karşı, karşı koyamadığı bir savaş başlıyor mesela. Okuldan okuma ödevi olarak verilen kitapları, onlara tanınan kısıtlı sürede okumamak için direnen çocukları anlayabiliyorum.

Ama 21 günün yeri ayrı. O kısıtlamıyor. Sonundaki aydınlık çekiyor insanı, direnme gücü veriyor, cesaret veriyor. ‘ Olana kadar deneriz. ’ , ‘ Kendini sakın zorlama, bana bırak. ‘ diyor. ‘ Seni senden başkası kandıramaz. ‘ , ‘ İnsan en güzel kendini kandırıyor. ‘ diyor. Gece yastığa başınızı koyduğunuzda ‘ Bir gün daha bitti. ‘ diyor. Işte o diyor siz dinliyorsunuz ve 21 gün sonra bakıyorsunuz ki; sesler kısılmış, bir rahatlama, bir başarabilmişlik hissi. Hem de kendinize rağmen, yalnızca kendinizle.

Tabii o bunları derken mal gibi oturup beklemedim. Bekledim de çok değil, az biraz bekledim. Baktım ki oturduğum yerde kendime yenileceğim. Sonrasında fırça, yağlıboyalarım, kitap, arkadaşlar, ailemden yardım aldım. Hayata karıştım. Kaçamayıp köşeye sıkışmalarım oluyor gün içinde ara ara, bazen sık sık işte o anlarda da müziği, babamın deyişiyle bulunduğum şeridi değiştiriyorum.

Vardır her şey de bir hayır. Pişmanlığın başı sonu yoktur, pişmanlık hep pişman olunacak olandır.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Şubat 2019 in GÜNLÜK, GENEL, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

inziva

Kızkardeşimle beraber bir otel odasındayız üç gündür. Bir haftalık tatil programımız vardı uzunca zaman önce planlamış olduğumuz. Ve adı ‘İnziva’ olan bir kapanma olacaktı bu bir hafta. Kapandık. Kitaplarımız, bolca çay kahve, şaraplarımız, atıştırmalıklar…

Aynı odanın içinde evcilik oynadığımız günlerdeki gibi hissediyorum. Kardeşimde bulduğum çocukluğumun hatırasıyla huzurluyum. Dilediğimde, dilediğimce uyuyorum. Çalar saatimiz yok. Sabahları uyandığında yatağından kalkıp odama geliyor ve yanağıma bir öpücük konduruyor o kadar. Hâlbuki küçük kardeşlerken biz böyle uyandırmazdık birbirimizi. Sonra çok uzun konuşuyor, çok uzun susuyoruz. Yağmur da bizimle beraber çok uzun yağıyor, sonralarında süpriz yapıp güneşe yol veriyor. Odamızın verandasından izlediğimiz, renkleri an be an değişen bir tablo adeta.

Değişen yalnızca tablo gibi manzaramızdaki renkler olmadı aslına bakarsanız. Geldiğimden şu ana kadar benim de renklerim, kıvamım farklılaştı. Bunda odamıza hapsettiğimiz huzurun ve kardeşimin payı çok büyük. Ama en büyük pay Özlem’in öncesinde çoğunu okumuş olduğu, yenileriyse beraber okuruz diye yanında getirdiği kitapların. Ben pek okuyorum denemez. Onu etkilemiş, etkileyen bölümleri O okuyor bana. Gerekli gördüğü bölümleri işaretleyip okumam için çalışma masamın üzerine bırakıyor. Yani bana bakıyor kardeşim.

Bugüne kadar yaşadığım ne çok şey de, kendime ne çok yanlış sorular sorduğumun farkına varmamı sağlıyor. Içimde değişen, yeşeren şeyleri nasıl da görmezden geldiğimi. Ne çok başkalarıyla ilintiliymiş mutluluk mutsuzluğum. Ki; ben çok fazla azalttığımı sanıyorken bağımlılıklarımı, görüyorum hiç de azaltamamış olduğumu. Uçağa bineceğimiz sırada ‘’Bu bir hafta sonunda kendinle bir anlaşma imzalayacaksın, merak ve acele etme.’’ dediğinde anlamamıştım ne kastettiğini. Üç gündür madde madde anlatıyoruz birbirimize anlaşmalarımızı.

Uzuncadır böyle başbaşa kalamamıştık. Bu uzuncanın içine o kadar olay sığdı ve biz o kadar uğraştık ki o sığdırmaya çalıştıklarımızla. Ve arada birbirimizi kaçırdık. Ondaki değişimin derinliğinin farkına varamamışım mesela. Kardeş bile olsa insan hayatındaki insanlardaki değişimi farkedemiyor aslında çoğu zaman. Hergün telefonla konuşuyor, her hafta mutlaka görüşüyor olsak da inziva gerekiyormuş bize. Yan yana olmak da yakın olmak demek değil ya zaten. Net görebilmek için her şeyle aramızdaki mesafeyi iyi ayarlamamız geriyormuş. Biz şimdi uygun mesafedeyiz, şükür. Kendimizi de, birbirimizi de görebileceğimiz kadar yakın duruyoruz. Kaybolmayalım, kaybetmeyelim diye.

Az sonra gelir. Dolaşmaya çıkmış, yağmur sebebiyle bir kafede mahsur kalmıştı. Yağmur şimdi durdu, güneş çıktı. Giyinip ben de sokağa çıkayım belki yokuşta karşılaşır beraber yürürüz biraz.

Herkese selam eder, sağlık huzurlu günler dilerim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Ocak 2019 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: