RSS

Aylık arşivler: Şubat 2014

Şeytan aldı götürdü, bulabilen getirsin!

Screen shot 2014-02-28 at 10.43.17

‘’ Şeytan aldı götürdü, bulabilen getirsin!’’

Başkaları bulamasın diye bir yerlere sakladığım şeyleri bulamıyor oluşumdan bezdim yemin ederim. Hele saklarken içimden ‘’ Nereye koyduğumu düşündüğümde aklıma ilk burası gelir! ‘’ diye geçiriyor olmam iyice trajikomik. Gözümün önünde durup da göremiyor olduklarımdan bahsetmiyorum bile.

 Hiç aklımda yokken parmaklarım klavyeye dokununca aklıma gelen ise; içimde bir yerlere saklayıp şimdilerde bulamadıklarımı ne halt edeceğim. Hayır, şu ” İç ” dediğimiz üç göz oda olsa kolay kolay da… Ha üç oda olsa baş edebilir, bulabilir miyim orası da ayrı. Her girdiğim odada tekrar tekrar kaybolmak, kaybetmek ihtimalimde var.

En iyisi hiç o sulara girmeden çekmece, dolap açıp kapatıp arayıp da bir türlü bulamadığım eşyamı aramaya devam etmek sanırım.

Notun Dibi (Dipnot):  Normal bir insan, hayatının 15 ayını kaybettiği eşyalarını aramakla, 5 haftasını da kaybettiği yolu aramakla harcıyor ise benim gibi sürekli kayıplarını arayan, mütemadiyen yolunu kaybeden bir salağın boşa geçirdiği vakiti hesaplayabilmek için ayrı bir anket yapılmalı!

Bu kadar içe döndük götümüzü gördük günler yaşadığımız dönemde aramalarımızın ebelerimize ulaştırmayacağı güzel günler, hayrının hıyarlıya çıkmayacağı hafta sonları diliyorum. Hee bir de; kendimizi bilelim ya yalnızca kendimizi bilelim.

 özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 28 Şubat 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

sabah ola…

Altınızda saten kırmızı pijama, üzerinizde giymekten usanmadığınız – kocanızın eskisi tahta bezi kıvamına gelmiş tişortla 5M markete gidip kahvaltılık ve hamur almışsanız! Kahvaltıda pişi kızartıp oğlunuzla afiyetle yemişseniz! Takip eden sabah saatlerinde ilkokul 2. sınıf seviyesinde ingilizce ödevi yapmışsanız! Aklınıza takılan bir kelimenin peşinde saatlerce bilgisayar ekranına bakmışsanız! Akşamüzeri pizza pişirip iki dilimde yemişseniz! Akşam olduğunda yatağa yayılıp birkaç sayfa kitap okumuşsanız! Bu satırları okurken şişmiş göbişiniz size rahatsızlık vermiyorsa! Bir haftadır ayağınızda bordo elinizde fosforlu pembe olmak şartıyla taşıdığınız ojelere mantıklı bir açıklama getirebiliyorsanız! Büyük fantezi kurarak aldığınız Pazar gazetelerini okumamışsanız! En miskininden şahane bir Pazar günü geçirmişsiniz mi demektir? Yoksa çok boktan sularda geziniyorsunuz acilen çıkmanız mı gerekiyordur?

Artık ikilemi falan aştık çoklu denklemlere geçtik. Hayırlı olsun!

Neyse en azından mutfağımız standart aile mutfağına döndü; bir haftadır kırmızı yanan aydınlatmanın ampülleri yerine ekonomik, sarı ışık verenlerinden alabildi ailemizin babası. Ev, içinde yaşayanları tanımadıkça dışarıdan bakınca normal gözüküyor yani! Çamaşırlarda yıkandı. Onlarla beraber çocuklarda! Mutfağımız, çamaşırlarımız ve çocuklar yeni haftaya hazırlar.

Ben mi? Çabalama ile çarık yırtılır demişler ya doğru demiş olduklarına gönülden inanaraktan, tek tek basaraktan, bade süzerekten ve inci dizerekten zıbarıp uyumaya karar vermiş bulunmaktayım.

Sabah ola hayrola! 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 23 Şubat 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

çözülemeyen denklem

 

fotoğraf

1) Kuaförünüze nasıl bir saç modeli istediğinizi anlatırsınız, önüne fotoğraflı belgeler sunarsınız ‘Anladım.’ der ve sonuç: Kuaförünüzün istediği saç modeli.

2) Kuaförünüzden sahip olduğunuzun saç modelini kısaltıp, toparlamasını rica edersiniz ‘Anladım.’ der ve sonuç: Kuaförünüzün istediği saç modeli.

İlişkilere dair çözülemeyen, tek sonuçlu en büyük denklem bu olmalı .

Benim hikayem:

‘’Diyelim kuaföre gittiniz. Öyle ‘’Aman bir yenilik yapayım!’’ ‘’Bambaşka bir görüntüye sahip olayım!’’ falan değil tamamen doğal sebeplerden, zamanın saçınıza attığı imzaya rötuş yaptırmak için oradasınız. ‘’ diye başlayanlardan. Sonuç mu? Tabii ki aynı… Kuaförümün istediği oldu. Dükkanından çıkarken Emrah kurguladığı şeyi hayata geçirmişti, benim hayatıma.

Tüm bu yaşananlardan sonra sıra geldi eve girmeye… Allahtan Özlem’le beraberdik. O sokak kapısının kilidini çevirip açar açmaz ben koşarak merdivenleri tırmandım. Kendimi yatak odasının banyosuna kilitledim. Arkamdan Erdo ve Oğuz tırmandılar merdivenleri, ‘ Ne yaptın kendine! ’ nidalarıyla… Açar mıyım hiç? Hemen duşa girdim. Sonra saçlarıma şekil verdim. Yeniden makyaj yaptım. Giyinip indim aşağıya. Ve!…

Bunlar yaşanalı iki gün oldu. İki gündür Erdo doğru düzgün yüzüme bakmıyor. Ben her aynaya bakışımda yabancı bir kadın görüyormuşum hissine kapılıyorsam sanırım Erdo’da aynı şeyi hissediyor olabilir. Bak burasından bakıp yazınca farklı gözüktü gözüme; eski Özgüre ihanet ettiğini düşünüyor olabilir. Ayyy kıyamam ya nasıl güzel adam bu.

Bu kadar yadırgamamızın, yabancılamamızın sebebi sanırım saçlarımın çok uzun yıllardır uzun olması. Hatırladığım tek kısa saçlı halim ilkokul dönemime ait. O zamanda bitlendiğim dönemlerden birine denk gelmişti herhal. Bir de saçlarım kesildiğinde çok ağladığımı hatırlıyorum.

Hepsi bir yana şu bi gerçek Emrah narkoz verip kesmedi saçlarımı tabi son a na kadar sürdü ikna çalışmaları. Baktı, olmuyor başladı düzeltmelere. İşte tam o sırada içimdeki ses başladı – Bunu da yapmadım demezsin işte. Nasıl olsa uzayacak. Ne kadar kötü olabilir…  Kocaman küpeler takarsan güzel olur. – vb. lakırdılar etmeye. Ne olduysa o an oldu bana, dinleyiverdim içine ettiğimin iç sesimi ve ‘Kes!’ dedim. Kapattım gözlerimi. Bir tek ‘Kes’ sözcüğüyle aynı zamanda yıllardır tükürdüğüm ‘Kadını gösteren uzun saçtır. Hiç sevmem kısa saçı.’ laflarını da bir güzel yalamış oldum. Hayat!

Ayy durun Elif’in çok beğendiğini söylemedim. Kız çocuğun hali bir başka oluyor yeminnen, yalnız bırakmadı beni. Oğuz’u dünyaya getirdiğim, 15 kilo fazlam olan günlerim de bile ‘Çok güzelsin!’ diyen gene Elif olmuştu. Sonra Nünü sağolsun beğendiğini söyledi. Özlem yorumsuz kaldı, bu kısa saç sevmiyor olmak kalıtsal olabilir mi? Vilo görsün, yorum yapana kadar düşünsün diye utanmadan foto bile ekledim düşünün artık yabancılamayı.

Bu kadar irdeleyip siksonik hale getirmenin bi alemi yok işte… Özetle saçlarımı kestirdim. Nokta!

NOT: Herhangi bir canlıya ama en çok çocuklara işkence, eziyet edenlere kaç tane alem varsa işte hiçbirinde hakkımı helal etmiyorum. Onlar için bir şey de dilemiyorum. Çünkü inanıyorum ki, evrendeki ilahi adalet onların layığını verecek.

özgür tamşen yücedal

 

 

 
4 Yorum

Yazan: 17 Şubat 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , ,

eyvallah

Şalteri indirdim. Bağlantı kablosunu kopardım. Bunca gerçeklik yetti gari. Size de olur mu bilmiyorum ama kapattım kendimi; içine yalnızca benim sığışabildiğim çadırımsı sığınağıma. Kapısını kapattım. Kirpiklerimde deniz suyunun kalıntısı tuz. Dışarıdan konuşur duyulan dilim lal, gören gözlerim kör, içim sus pus… Kaçış, korkaklık, başedememezlik ne derseniz artık. Baktımki gidemiyorum bir sığınağa içimde yaratayım dedim. İçime kocaman bir incir ağacı diktim.  Bir de Leyla adı geldi yerleşti içime. Ki Leyla adında kimseyi tanımıyorum. Adı zikrettiğimde sarıp sarmalandığım yumuşaklık şarkıda da vardı? Aslında tarifi oldukça güç. Yazıyorum belki kendimede tarif edebilirim? Amma velakin güzel işte, rahatım burada. Yudumlanamayan bir kaşık çorbadan, gülmeyen gülemeyen gözlerden, kırılan serçe parmağının acısından, kapanmayan vicdan hesaplarından, cevabı bulunamayan sorulardan, anlaşılamayan yaşanmışlıklardan, samimiyetsizlikten… korktum. Sığındım. Kendimi sarıp sarmalıyorum. Saçlarımı okşuyorum. ‘Korkma’ diyorum. ‘Hayat!’ diyorum. ‘Hayat güzel, kıymetli.’ diyorum. İçimde bir yerlerde durmadan konuşan Özgürlere ‘Susun az biraz! Susun, duyamıyorum kendimi.’ diyorum. Kendi kendimize yarattığımız hayata dair fazlaca anlam, kendimize yüklediğimiz onca anlam anlamsız şimdilerde. İyileşince çıkacağım. İncirler olana kadar kalacağım. İsteyene adresi veririm. Benim içime sığamayız ama hemen yamacıma bir çadır kuruveririz. Eyvallah!

 özgür  tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 12 Şubat 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: