RSS

Aylık arşivler: Ağustos 2017

o geceden sonra

 

‘’ Yazıya devam etmeden önce boş bir kağıt alarak üzerine bir yapılacaklar listesi yazarak yeni bir başlangıç yapmaya başlamalısınız. Yeni bir döneme giriyoruz..’’ günlerce önceden bu ve benzeri açıklamalar yazdılar. Durmadılar. Yok güçlüsün yapabilirsin, kararlı ol, farkında ol, sil baştan yap, o yıldız bu yıldıza girecek, güneş tutulacak, şapkadan kuş çıkacak, insanlar Noel Baba’ya inanmaktan vazgeçecekler bıdı bıdı. Peki ne oldu? Yıldızlar yollarını sapıtıp bana girdiler, güneş ayı unuttu bana tutuldu. Kaç gün geçti hâlâ tutuğum. Hayır bu kadar insan varken neden ben? Halbukî normale, kötü insan yoktur kıvamına gelmeme ramak kalmıştı. O geceden sonra içine ettiğim ruh halim allak bullak oldu ve ben Yıldız Tilbe kafasına adım adım dönmeye başladım. Ki; onun kafasının tarifi ve tekrar bir ki; bence bugüne kadar söylenmiş en felsefik sözlerden biri ‘’ Hepinizden nefret ediyorum ama yalnız da canım sıkılıyor.‘’ cümlesidir. Şükür ben henüz o kadar değilim, olmamak için elimden gelen yetmiyor ek olarak aklımdan geleni de yapıyorum. Aha gene düğün var, davul sesi geliyor. Bak işte diyorum o geceden sonra eskisi gibi değilim diye; davulun sesi uzaktan bile hoş gelmiyor. Daha ne kadar uzağa gitmem gerekiyor acaba.

Sağlıklı beslenme kafam falan da uçtu gitti.

– Eyyy Güneş sana diyorum. Ne olacak bu işler? Görüyor musun, bu saatte çay demledim yanına da bir kase bisküvi aldım! Bunlar var ya hep senin işlerin. Yoksa bu bisküvileri yiyebilmek için seni bahane etmişliğim falan yok!

Tüm bunların yanında başladığım işi bitirme konusunda ayrıca bir kararlılık hali geldi üzerime, hepsinden ayrın. Başladığım kitap bitti, hafta başında ilk fırça darbesini vurduğum resim bitti, dipfriz yemek dolu, ütümüz yok.

Ayyy Oğuz ( 10 ) geldi yanıma, dizlerime yattı. Şükürler olsun!

O’da bana benzeyecek diye çok korkuyorum. Onun da kafası hep karışık, hep sorularla dolu. Gerçi bu hafta yeni kurmuş olduğu çöp toplayıcılığı işi sebebiyle feci yorgun oluyor, düşünmeye mecâli yok. Çöpünü aldığı her evden aldığı 3tl’ler birikip yekün tutmaya başlayınca hızını alamadı bugün ek olarak sokak temizleme işlerine de gittiler. –ler in açılımı; iki kişi. Kafalarını çalıştırsınlar diye öneride bulunurken işi bu kadar büyütebileceklerini hesap edememiştim. Tutumluluk kıvamında olan para hesaplamalarının cimriliğe doğru kayacağını da. Dün çarşıda canım döner çekti. ‘’ Ne gerek var ya anne, evde bulgur pilavı var işte gidip onu yeriz! ’’ çenesini zar zor bıraktı, oturup yedik. Hesabı ödemek için kasaya yolladım. Dönüşü muhteşem oldu; eve gelene kadar ‘’ ne gerek vardı ’’ ile başlayan konuşma yığınıyla beynimi yedi. Mahalleden bir arkadaşını da davet ederek o bulgur pilavını bugün bitirtti. Zavallı arkadaşı tabağında tane bile bırakamadı, ziyan olur muş. Allammm oğlum bildiğin cimri oldu!!! Bunu da mı güneş yaptı acaba?

Böyleyken böyle işte. Bayram gelmiş neyime ben giderim tersime diyerek hafiften uzayayım, üşüdüm çünkü. Havlu çorap-parmak arası terlik modumda olmama rağmen üşüdüm hem de.

Ek olarak: Bu ay doğum günü olan çok fazla akraba, eş dost var mış. Sayfa aracılığıyla toplu doğum günü kutlamamı yapmak istiyorum. Yaptım.

Hasta yatağında yatan herkese ama herkese şifa diliyorum.

Kendimizi fazla yormayalım.

Öyle her yazılana inanmayalım.

Sevelim sevilelim.

Neşe dolalım taşalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 23 Ağustos 2017 in GENEL

 

erdoya

 

Bir doğumgünü yazmak için oturdum ekranın karşısına. Turkuvaz renkli ekrana bakıyorum dakikalardır. Düşünüyorum. Kime yazacağım bu doğumgünü yazısını. Koca, arkadaş, yoldaş, sırdaş, ortak, çocuk? Hepsini biraraya getirince adı sen oluyor aslında; Erdo. Sonra ‘nereden başlasam?’ a geldi sıra. Taaa en başımızdan başlasam sıkıcı ve uzun olur? Yirmibeş sene önce bir okul çayında tanışmamızdan, engeller aşıp buluşmalarımızdan, nikahımıza saatler kala yaşadığımız acı kayıptan, rutubetten duvarlarında mantar çıkan gel-git lerle ilk yılımızı geçirdiğimiz evimizden, bir türlü ısınmayan duvarlarından sürekli sular akan Elif’in doğduğu ikinci evimizden, sıcak suyu akan ilk evimiz üçüncüsünden, bu aralarda yaşanan gel-gitlerimiz, para denkleştiremeye çalıştığımız günlerden, Oğuz’un doğduğu dördüncü evimizden, bahçesinde bana bostan yaptığın beşinci evimizden, çocuklar saatlerce okul servislerinde sürünmesinler diye taşındığımız altıncı evden, tüm aile üyeleri yollarda sürünmesin diye taşındığımız yedinci evden, bu evlerde yaşadığımız mutlu-mutsuz, çözümlü-çözümsüz ama hep kalabalık geçirdiğimiz günlerden bahsetmeye kalkayım dedim, olmadı.

Ne bileyim işte darıldığında sarkıttığın dudaklarından, bunalınca içine kaçmalarından, kimseleri değerinden fazla kafana takmamayı başarabiliyor olmandan, her yıl diyet yapıyor olduğun halde hep göbekli bir adam olmandan, ilişkilerde hesap yapmıyor olduğundan, kan gördüğünde bayılıyor olmandan, kırkbeş yaşından sonra enginar yemeye başlamış olmandan, kelimenin net anlamıyla içinden geldiği gibi olmandan falan bahsedeyim diye düşündüm onlar da olmaz.

Ben bugünkü Özgür olurken her deri değiştirişimi sabırla bekleyip yanımda olmuş olman, beraber düşerken beraber kalmayı da başarabilmelerimiz, yaşadığımız sağlık sorunlarında elim elindeydilerden, her zaman her şartta mutluluk rahatımızı sağlamak için elinden geleni yapıyor olduğundan falan diye lafa devam edersem bu defa da evlilik yıldönümü ya da babalar günü yazısına dönecekti.

Yani Erdocum;

Evlilik ortağım

Çocuklarımın babası

Iyi ki doğmuşsun

İyi ki birbirimiz bulmuşuz

Dilerim ki;

Yeni yaşın ve sonraki tüm yaşların sağlık-huzurla ve bizimle geçsin

Doğumgünün kutlu olsun

Amin

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ağustos 2017 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, GENEL, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , ,

devam

Çevirim içi olduğunu görmenin gülüseten gücü adına Merhaba!

Sizlere benim yaşımda bir kadın için tuhaf gibi gözüken yukarıdaki giriş cümlesinin sebebi geçtiğimiz günlerde gençlerle çokça vakit geçirmem. Gençler; kızım ve arkadaşları. Hepsi ofline gözüküp online yaşayan kesim. Daha anlaşılır olarak, bizler gibi kapı gıcırtısında oynamıyorlar. Ak ak, kop kop… Hoşça, sohbetlerle geçirilen vakitlerin bedeli olarak onların ardından bugün makinede yıkanmış, elle asılmış, toplanmış, ütülenmiş, yerleştirilmiş sekiz makine çamaşır ise diğer hediye. Tam bitti derken Oğuz’un arkadaşını yatıya davet etmesi sonucu pişirmek zorunda olduğum yemek, toplamak zorunda kaldığım masa, bulaşıklar… Ve nihayetinde yıkanıp paklanmış, yıkılmamış oturur vaziyette elimde çayımla verandadayım. Şükür. Saçlarım ıslak hafif yel geliyor ama gelin görün ki; kalkıp enseme bir havlu almaya mecalim yok. Öyle ki; ikinci bardak çayı da kalkıp dolduramayacağım için bir bardak yeterli diye diye oturacağım. Arka mahallede düğün var, davul sesi geliyor. Vallahi yalnızca sesi bile yoruyor. Eskiden herkesin samimiyetle eğlendiği düğünlerimiz vardı ya, sonlarına doğru ayak kollar pes eder de tüm mecalsizliğimizle pistten inmezdik işte durumum o. Tabii tüm bunlardan sonra bu nemli saçlarımla, ütü kokan temiz nevresimlere kendimi gömecek olmamın huzuruna bulanmış olmak enfes bir his.

Asıl anlatmak istediğime gelirsem; geçen yaz okuduğum Suna Kıraç’ın biyografisinden sonra bu yaz da Hüsnü Özyenin’kini okuyorum. Az kaldı. Neyse işte bu defa da anlatılan başarılar, cesaretle atılan adımlar, olamazı olur yapabilmeler… karşısında bendeniz bir coş bir daha coş. Öyle ki; üniversiyete dönüp tekrar okuma aşkıyla dolmak falan. Bir bankada çalışabileceğime inanmalar fElan. Bu kadar yükselmenin verdiği enerjiyi tutup bugün ev işlerinde harcamış olmak ise işin trajikomik yanı. Arada beyaz bir kelebeğin peşinden dalıp gitmeler, kahve molaları, iki satır okumalar var tabii. Ama ‘Ne bok yiyeceksen ye, sorumluluk almayı bileceksin. Sorumluluk alamayacaksan o topa girmeyeceksin.’ diye de lafı var. Ben birçokları gibi o topa girenlerdenim. En azından kendim kendime yoğrulup gidiyorum. Başkalarıyla debelenmeden, beklentileri yutarak, kulağın arkası, gözün kapağı, dilin dudağı diyerekten. Nasıl olsa her şey geliyor sonra geçiyor. Geçen gün bir arkadaşım ‘’Doğru söylüyorsun her şey gelip geçiyor be Özgür. Ama ben de sana bir şey söyleyeyim; bir tek aşk acısı geçmiyor. Geçti sanıyorsun ara ara eski dikiş izi gibi sızlıyor. ‘’ dedi.

Bu arada kardeşim Özlem’de iyi geldi son dönemlerde. Gerçi şükürler olsun her dönemimde yanımda. Derken Özlem ve kızı on gün benimle beraber kaldılar. Sabah yürüyüşlerimizde ağaçlara sarılmaları, kahve için hep zaman bulabilmesi, öğleden sonra başlayan dizileri bir de hiç susmayan çenesi. Bir sabah uyandığında boynu tutulmuştu. Sonraki günlerde kızıyla beraber çenesinin tutulmasını bekledik, tutulmadı. Ama insan feci alışıyor. Gidişinin ertesi günü izlemesine laf ettiğim diziyi izler buldum ekran karşısında kendimi mesela. Sabahın bir körü bulaşık makinesini boşaltırken evde tadilat var mış havası yaratmasını. Gelirken bana getirmiş olduğu kitabı ( Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum – Serkan Karaismailoğlu ) okuma sürecimde yaptığımız sohbetler sonunda benim beyin – bağırsak bağlantısında kopukluk olduğu sonucuna varmasını. Özetle; özledim, tekrar gelsin istiyorum. Bir de resim yapmayı çok özledim. Yaz sonunda kendimi tuvale gömüp kaybolasım var.

Başka bir havadis; Elif yarın üniversiteye kayıt olacak. Ilk tercihini tutturmayı başardı. Burasından bakınca çok sevinçli bir durum. O 19 yaşına gelirken benim gelmiş olduğum yaşı, zaman geçerken farkına varamamış olmanın salaklığını, geçen yaşların kıymet bilmezliğimi, yılların ardından hep bu saftolaz ifadeyle hep aynı soruları soracak olmamın eminliğini düşününce pek sevinçli olamıyorum. Bu zaman gerçekten durması gereken yeri bilmiyor. Dil desen bazı an geliyor ne diyeceğini bilemiyor. Ayaklar gitmek istiyor gidemiyor. Ses çığlık istiyor susuyor. Sorular cevap bulamıyorlar. Giden gidiyor ağlamalar susmasını bilmiyor. Hep bir bilememezlik, diyemezlik, görememezlik. Işte tüm bunlar yaşıyor olduğumuzun kanıtları. Devam!

Maviden vazgeçmeyin.

Işaretleri takip edin.

Sağlık için şükredin.

Canınızın istediğini yapamıyorsanız hayal kurmaktan vazgeçmeyin.

Eyvallah.

özgür tamşen yücedal

 

 
1 Yorum

Yazan: 14 Ağustos 2017 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: