RSS

Kategori arşivi: KADIN & ERKEK

erdoya

 

Bir doğumgünü yazmak için oturdum ekranın karşısına. Turkuvaz renkli ekrana bakıyorum dakikalardır. Düşünüyorum. Kime yazacağım bu doğumgünü yazısını. Koca, arkadaş, yoldaş, sırdaş, ortak, çocuk? Hepsini biraraya getirince adı sen oluyor aslında; Erdo. Sonra ‘nereden başlasam?’ a geldi sıra. Taaa en başımızdan başlasam sıkıcı ve uzun olur? Yirmibeş sene önce bir okul çayında tanışmamızdan, engeller aşıp buluşmalarımızdan, nikahımıza saatler kala yaşadığımız acı kayıptan, rutubetten duvarlarında mantar çıkan gel-git lerle ilk yılımızı geçirdiğimiz evimizden, bir türlü ısınmayan duvarlarından sürekli sular akan Elif’in doğduğu ikinci evimizden, sıcak suyu akan ilk evimiz üçüncüsünden, bu aralarda yaşanan gel-gitlerimiz, para denkleştiremeye çalıştığımız günlerden, Oğuz’un doğduğu dördüncü evimizden, bahçesinde bana bostan yaptığın beşinci evimizden, çocuklar saatlerce okul servislerinde sürünmesinler diye taşındığımız altıncı evden, tüm aile üyeleri yollarda sürünmesin diye taşındığımız yedinci evden, bu evlerde yaşadığımız mutlu-mutsuz, çözümlü-çözümsüz ama hep kalabalık geçirdiğimiz günlerden bahsetmeye kalkayım dedim, olmadı.

Ne bileyim işte darıldığında sarkıttığın dudaklarından, bunalınca içine kaçmalarından, kimseleri değerinden fazla kafana takmamayı başarabiliyor olmandan, her yıl diyet yapıyor olduğun halde hep göbekli bir adam olmandan, ilişkilerde hesap yapmıyor olduğundan, kan gördüğünde bayılıyor olmandan, kırkbeş yaşından sonra enginar yemeye başlamış olmandan, kelimenin net anlamıyla içinden geldiği gibi olmandan falan bahsedeyim diye düşündüm onlar da olmaz.

Ben bugünkü Özgür olurken her deri değiştirişimi sabırla bekleyip yanımda olmuş olman, beraber düşerken beraber kalmayı da başarabilmelerimiz, yaşadığımız sağlık sorunlarında elim elindeydilerden, her zaman her şartta mutluluk rahatımızı sağlamak için elinden geleni yapıyor olduğundan falan diye lafa devam edersem bu defa da evlilik yıldönümü ya da babalar günü yazısına dönecekti.

Yani Erdocum;

Evlilik ortağım

Çocuklarımın babası

Iyi ki doğmuşsun

İyi ki birbirimiz bulmuşuz

Dilerim ki;

Yeni yaşın ve sonraki tüm yaşların sağlık-huzurla ve bizimle geçsin

Doğumgünün kutlu olsun

Amin

 

özgür tamşen yücedal

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ağustos 2017 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, GENEL, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , ,

yolun bir yeri işte

Screen Shot 2015-07-06 at 9.42.44 PM

“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” deyince şair, yolu yarılayan kadınlar aklıma gelir.

Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.

Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.

Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.

Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.

Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa yükselir.

Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.

Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir.

Sevgisinde de, öfkesinde de cömerttir.

Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan öğrenmiştir.

Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.

Yan yana, can cana duruşlar tercihidir.

Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.

Onunla birlikte olan erkeğin herşeye hazır olması gerekir.

Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.

Davranışları sebepsiz değildir.

Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi değildir.

Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.

Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.

Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.

Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.

Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.

Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.

Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.

O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.

Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.

Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.

Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.

Özden HORAN

Bunu okuyalı uzun zaman oldu. Madde madde… Baktım birçoğu olmuşum. Az biraz kalmış. Hâlbuki otuz beşi de geçtim ama… Akıllanması zaman alanlardanım galiba. Misâl:

Koku alma duyum pek gelişmemiş durumda.

Kapris yapmaz bir kadınken kapris yapmak için can atan ama hâlâ beceremeyen olarak kalmışım.

Öyle can cana duruş isteğim falan yok.

Duygularımla yaşıyor muş gibi yapıp mantık tarafından idare ediliyorum.

Kalbim kırılınca ağlamıyor, kıçımı dönüp ardıma bakmadan gidiyorum.

Şüphe duyduğum an kapılarımı kapatıp kilitliyorum.

Üzülmelerimde omuz aramaktan vazgeçeli çok oldu.

‘Acaba mı’ diye düşünüp vakit harcamıyorum.

Insanların kimseyi değil yalnızca kendilerini kandırabildiklerini öğrendim.

Renklerle aramda özel bir ilişki olduğu halde ilişkilerimde yalnızca siyah ve beyaz var.

Bir de okuduğunuzda belki farketmişsinizdir; otuş beşini geçmiş kadınları anlatırken hep ikinci, üçüncü şahışlarla ilişkiler temel alınmış. Hâlbuki o yaştan sonra tekil yaşamaya başlıyorsun. Seni ayakta tutacak, sabahlara heyecanla uyandıracak, geceleri hayallerle uyutacak duygunun peşinden tek başına gidiyorsun. Küslüğün, barışmaların, gitmelerin, gelmelerin hep yalnız oluyor aslında. Yalnız olduğunu kafana vurula vurula öğreniyorsun. Ve evet gökyüzü, denizler ve huzurun rengi MAVİ!

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

prens prensesi sevmedi ( filiz aygündüz )

IMG_2297

Market rafından poşete, poşetten mutfak tezgahına oradan yatak odasında komidinimin üzerine ve elime… Karşımızda

‘’ Prens Prensesi Sevmedi ‘’.

Okundu, bitti.

İlk sayfada yazmış olduğuna göre: Bir iyileşme hikayesi.

Arka kapağa göre kitap: Bağlılık-bağımlılık, değersizlik-suçluluk duygusu, anlam arayışı-anlamsızlık kaygısı, sevilme arzusu-kaybetme korkusu… aşka, insana ve zaaflarına dair, herkesin kendinden bir parça bulacağı, gülümsetirken yüreğinizi de burkacak bir roman.

Bize göre:

– Ayyy hiç anlamıyorum lan, nasıl aşık oldu o adama?

– Nasıl kurtulamadı şu herifin pençesinden?

– Kıza göre değil o herif, söyledim söyledim laf dinletemedim.

– Yok anam bizi de dinlemiyor kızın kafa uçmuş, takmış adama resmen.

– Çağırdım gelmedi gene o dangalozdan haber bekliyor kesin!

– Aşk mı kaldı artık, bi geç sen bunları.

Vb. laflar eden, anlayaMAYANlardansanız,

– Yok be iyi adam,

– İyiyim ben, merak etmeyin

– İşlerini ayarlarsa arayacak mış.

– Çok tatlı be. Beraberken çok iyi vakit geçiriyoruz. Ne yaşadığımızı tam bilemiyorum ama onunla iyiyim.

– Her ilişkinin adı mı olmalı? Eğer öyleyse biz neyiz lan. Aman neyse ne ben mutluyum, vallaaa.

-Takmıyorum artık; ararsa arar, gider miyim, gitmez miyim o zaman karar veririm.

Vb. laflarla anlatamayanlar, anlaşılamayanlardansanız okuyun.

Özetle biz okuduk. Anladık. Sustuk. Sonra mı? ‘Ko götüne’ dedik tüm bağımlı, bağımsız, anlayan, anlayamayan, anlaşılan, anlaşılamayanlar için vur patlasın çal oynasın aleme aktık. Aktık dediğim Elif’in doğum günü kutlaması için arkadaşlarıyla gittiği mekana gittik. Tüm con conların takıldığı bir yer çıktı ama… Bizi bozar mı? Bozmadı! Koptuk, geldik. Hadi ben bizim hallere hiç girmeyeyim sonra toparlayamıyorum yazının götünü başını.

Biraz daha fikir edinmek isteyenler için bir iki paragraf attırıvereyim ortaya… 

 

ŞART MIDIR PRENS? Aşk falan yok demiştim kızlara ama bal gibi de ilk görüşte aşktı bu. Son görüşmenin ardından, o ilk günlerin şanından sayılan, ‘’arayacak mı, ya aramazsa’’ telaşı başladı. Bu günlerin kurbanı bir kız arkadaş hep olur malum. Benimki de Suna’ydı. Günde kırk kez, telefon, mesaj, mail marifetiyle yiyip bitiriyordum Suna’yı. Bütün hikayeyi en baştan gözden geçiriyor, Ömer’in her bir sözüne kırk tane anlam yüklüyor, bakışlarını yorumluyor, arayacağı zamanı kestirmeye çalışıyordum. Arada umudu kaybedip kesin aramayacak diye karaları bağladığım da oluyordu, arasın diye akşamları totem yaptığımda… ( sayfa 25 )

ARAR MI ACABA? Tam on yedi gün sonra aradı Ömer. Bir akşam, tam işten çıktımıştım ki çaldı telefonum. Ömer! Her şey yolunda mı? Hayat nasıl gidiyor, keyifler yerinde mi minvalindeki girizgahtan sonra sordu:

‘’Tekir teklifi hala geçerli mi?’’

Geçerli olmaz mı?! ( sayfa 1 )

DURSAM CANIM YANARDI Hep bir adım sonrasındaydı aklım. Şimdi ne yapmalıyım? Mucize falan olacağı yok; ben kendi mucizemi kendim yaratayım bari. Olmuyorsa oldurayım. Bir olsun, bak o da sevecek beni. Biliyorum, hissediyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacı var. önüme konan ‘’ilişki istemiyorum’’ gerçeğini reddediyordum. ( sayfa 55 ) Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mart 2015 in KADIN & ERKEK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

uzak durun

Screen Shot 2015-02-17 at 9.36.58 AM

Merhaba,

‘Günaydın’ diyemedi dilim. Bu sabahta ‘Günaydın’ dediğimde bir yerlerde, birilerine günün hiç aymadığını bildiğim sabahlardan biri daha. Gerçi her defasında bunu bile bile, ama ferahlık götürmesini dileye dileye diyor dilim.

Kırk yaşındayım, 2011 Şubat tarihinden beri burada hep Aşina Duygular ı paylaştık. Bir göz attım, ne zaman kötü bir düşünce, korku, facia, afet yaşasak hep beraber –kadınlar ve çocuklar- demişiz. Hep ‘’Kadınları, çocukları koruyun!’’ demişiz. ‘’ Ölmesinler!’’ demişiz. Daha doğrusu ben yazdım yüzlerceniz okuyup, mesajlar yolladınız. Ve anladım ki; aşina ymış bu duygularımız, paylaşıyor muşuz. Paylaştıkça çoğaldık, belki çok olursak başka yerlerde, başka evlerde yaşanan acılara ortak olur bir nebze azaltabiliriz umuduyla.

Dün Çidik paylaşmış: ‘’ HER KADIN BAŞINA GELEN BİR TACİZ OLAYINI ANLATSA FACE KİTLENIR. ‘’ diye.

Evde, yoksa okulda, yoksa sokakta, yoksa işyerinde, yoksa evlenince, yoksa doğurunca… ama mutlaka bir zaman bir yerlerde…

Hayatımızda bir yerlerde mutlaka yaşamışızdır.

Dilleriyle, bakışlarıyla, sikleriyle, paralarıyla ya da dünyanın en mükemmeli sandıkları sikleri kadar olan beyinleriyle taciz, eziyet ederler.        ” Seni seviyorum.” cümlesinin ağzından çıktığı duyulmuş olsa bile taraftarı olduğu takımı seviş biçimlerine bakarak ” Beni sevme! ” diye haykırılası adamlar var lan bu dünyada. ” Sizin için çalışıp, kazanıyorum.” dediği halde kazandığı para dürülüp dürülüp götüne sokulası adamlar var. Gülmene, giyinip kuşanmana karışan başka kadınlarda gördüğü memenin, bacağın arasına dalan adamlar var. Kızına yan gözle bakılmasına tahammül edemeyip kızı yaşındaki kızları yatağına alan var. Erkekliklerini cinsel organlarıyla ölçer ama ” Sik beyinli!” diye bir küfür olduğunu unuturlar. Tüm bunlarla beraber hemcinslerini görüp erkekliğinden utananlarda var, şükür.

Günah, ayıp, yasak, kız kısmı, erkek kısmı, damattır, oğuldur, babadır diye diye, susturula susturula yetiştirilen eski nesil, yeni nesil kadınlar neye uğradığımızı, ne yaşadığımızı bile anlayamadan ve en kötüsü anladığımızda da ses çıkartamadan yaşadık, yaşıyoruz.

Ses çıkarttığında; kız kısmısın sus, sen kaşınmışsındır, kimse duymasın, babana söylerim, parasız bırakırım, sokağa atarım, ne yapabileceksin… cevabını duya duya yaşadık, yaşıyoruz.

Okullarda yaşananları, en son yakınımızdaki AVM’nin tuvaletinde erkek çocuğunun yaşadıklarını, toplu taşımalarda tanık olduklarımı, haberlerde duyduklarımı yani tanığı olduklarım, duyduklarımdan sonra iyice psikopata bağladım. Elif yürümeye başladıktan sonra edindiğim psikopatlık artık zirvede. Düşünün ki; sevmesi için Elif’i kimsenin kucağına vermedim, el öptürtmedim, sarınılmasına müsaade etmedim. Biraz daha büyüdü beynini yıkadım ‘’ Bedenin sana ait, sen istemediğin sürece kimse sana dokunamaz, bakamaz! ’’ diye.

 Dün akşam Oğuz’la birlikte yanımdalar, ben gene bir başladım ‘’ Götü başı kollayacaksınız, hep etrafınızı kollayacaksınız, konuştuğunuz arkadaş dediğinize dikkat edeceksiniz, ses çıkartmaktan bağırmaktan korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız, korkmayacaksınız… ‘’ derken bağırmaya başladığımın farkına vardım. Çocuklarına ‘Korkmayacaksınız’ diyen ama içimde oluşan nefretten korkan bir anne oldum.

Daha ne desem, ne yazsam inanın bilemiyorum.

Eski bir arkadaşım ‘’ En korktuğum duygu çaresizlik. ’’ demişti. Çaresizlik. Yalnızlık. Aciziyet. Korkmak. Korumak. Nefret etmek. Öldürmek. Çalmak. Sevmek…. Ve yaratılmış olana ait tüm güdüleri, duyguları içimizde taşıyoruz. Bunların hepsini hissedebilir, bastırabilir, hissettiklerimize göre davranabiliriz. Ama bizim gibileri öldürebilen, eziyet edebilen, taciz edebilen, çalabilenlerden ayıran bir şey olmalı, aynı dünyayı paylaşmamalıyız. Paylaşmak zorundaysak eğer bizler birbirimize sahip çıkmalıyız, birimize yapılırken ses çıkartmalıyız, yan yana durmalıyız, korkmamalıyız. Hep birlikte olmalıyız. Yüksek sesle usanmadan söylemeliyiz: ‘’ Kadınlar ve çocuklar! ‘’

 NOT: Bu noktada dinden imandan, adalet,cinsiyet, kılık kıyafet, açık kapalıdan bahsedenler benden, çocuklarımdan, sevdiklerimden uzak dursunlar. Ki; nefretim bile onlara veremeyecek kadar kıymetli düşünün artık. Uzak durun.

 özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

müjde

Screen Shot 2015-01-23 at 12.13.59 AM

Beni de kaybettik. Geçen sabah dışarıya çıkmanın evdeki giyinme safhasındayken ben kendimi ‘’ Bu ayakkabı deri pantolonun altına uyar mı acaba?’’ sorusunu aklımdan geçirirken yakaladığım an anladım ki yoktu artık eski kadın. Kaybetmiştik. Sorunun aklımdan geçtiği tam o an, elimde ayakkabının teki kalakaldım, kal geldi. Gelen ‘kal’ın bir yanında gülme hissi diğer yanında zavallılık hissi de geldiler, şahane olduk. Tastamamdık. Bu hallere düşecek kadın mıydım ben! Güzel olur mu falan değildi çünkü sorunun aklıma düşüş şekli bildiğin (ve benim önceden bilmediğim); -uygun düşer mi, racona uyar mı, tarzı bu mudur?- şeklindeydi.

Sebebi tahmin (çoğunuzun) edeceğiniz gibi uzun zamandır televizyonda yayınlanan, ‘’ Tarzını Seveyim Yavrum Bizimlesin ‘’ ya da benzeri adı olan program.

Bahsi geçen programın yayın saati, tam bizim çocukların okuldan geldikleri, benim çocuklarla birlikte sofraya oturduğum saat. İlk günler gerçekten ve haKKetten hiç oralı olmadım. Zamanla kulak aşinalığı olmaya başladı-mış. Bunu da sokakta kulağıma çalınan ‘’Bizimlesin’’, ‘’ Tarz olmuşsun’’, ‘’ Bizimle değilsin’’ ve benzeri cümlelere yabancılık hissetmemeye başladığımda anladım. Ve anladığımda iş işten geçmişti; televizyonun karşısında geçirdiğimiz o kısacık zaman dilimi içerisinde tek merakı kudurukluk, gezegenler, yılanlar, timsahlar ve pek tabii MiceCraft olan Oğuz bile yorumcu olup çıkmıştı. Elif deseniz kızların cadolozluklarına evden çığlık, küfür kafir cevaplar vermeye… Çocuklarım bu küfürleri nereden öğreniyorlar onu da hiç bilemiyorum. Halbuki anaları kibarlık abidesi. Neyse siktir edin gitsin, büyüdüklerinde unuturlar. Ya da unutmasınlar, küfür iyi gelir, yakışacağı ağızı da bilir.

Bakın sakın yanlış anlaşılmasın! Tamam temiz giyinmek, güzel-yakışan bir şeyler giymek iyidir. Buraya kadar tamam. Ben tek derdi borsanın kaçta açılacağı, buzulların erimesini tek başıma nasıl durdurabilirim, savaşları nasıl durdurabilirim, eşitliği-adaleti nasıl sağlayabilirim olan bir kadın olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim. Ha bütün bunlar ve çokları için birey olarak elimden geleni yapıyorum, okuyor takip ediyorum tamam ama en nihayetinde yaradışsal olarak kadınsal herbir dürtüyü de taşıyorum. Hem de bazen kendimden korkacak bazen de üstün varlık olarak görecek kadar. Ama bu kadarı olmaz, olmamalı. Hele program formatında ele alınıp, yansıtıldığı şekilde asla. Yahu arz-talep, beyin yıkama, gündemden dönen dolaplardan uzak tutma, halkları uyuşturma, düşünme yetisini yitirmiş nesiller yetiştirme projeleri ama bu kadar feci mi durum, korkutucu! Altın vuruş yerine doz doz versinler bari!

Ulan şimdi yazdım ya bunları yemin ederim bir ağırlık çökmeye başladı omuzlarıma; ya gün gelir de tekrar o programa bakarken yakalarsam kendimi ekran karşısında!!! Çok utanırım lan! Bazen gerçekten çok zavallı olabileceğimi kabul etmek hafifletici olur mu acaba. O an gelir de, yakalarsam kendimi işte o zaman karar vereyim ne bok olduğuma. Şimdi akşamın bu saati, yol yorgunuyken karar veremeyeceğim. Ha karar vermek zorunda kalırsam da haber ederim size, söz.

Kendimi kaybetmiş olduğumu düşündüğüm sabaha dönersek, dönelim çünkü elimde ayakkabının tekiyle bıraktık beni… O gün ben inadım, savaşım her kimeyse eşofman giyerek çıktım sokağa. En azından kendime olanı yenmiş oldum. Dağa küsen karınca misali küstüğüm dağların çoğunlukla hiç haberleri olmadığı, benim kendi kendime küsüp, kendi kendime barışmalarım çok olduğundan kendime kendime savaşayım dedim.

Ay böyleyken böyle işte. Öper koklarım. Büyüklerin yanakları, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. İyi geceler olsun. şimdiden hayırlı cumalar. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

13 Ocak

Screen Shot 2015-01-05 at 11.47.36 PM

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.”

( Ece Temelkuran )

Oğuz doğdu ve biz bekledik, umutla…. Bekledik ki; kırkı çıksın, sakinleşsin, ağlamasın, uyuyabilelim diye. Şimdi Oğuz 8 yaşında ve biz halaaa bekliyoruz kırkı çıksın, sakinleşsin diye. Çıkmayacak olan çıkmıyor muş, öğrendik şükür.

Anasıyla kıyaslayınca bu hiçbir şey. Ben geldim neredeyse kırk yaşıma hala bekliyorum kırkım çıksın diye. Sakinleşeyim, uyuyabileyim diye. Ama ney miş; allahtan ümit kesilmez miş. Kesmeyelim.

Az önce okudum geçmiş yıllarda kendime yazmış olduğum doğumgünü yazılarını . Keşkelerden bazıları hala keşke. Olma hallerimin çoğu devam ediyor, şükürler olsun. Kıyaslayınca; durumum fena değil.

Son aylarda ergene bağlama hallerim dışında. Elif’in yorumu ‘ Bi alıngan oldun son zamanlarda, tıpkı bana benzemeye başladın. ‘ İnkar edecek halim yok! Ben bile ayak uydurmakta zorlanıyorum zaman zaman içimdeki med-cezir hallerine. Med’imde boğulup, cezir’imde soluklanıyorum. Ya da tersi? Yıllar içindeki tek kazanımım gel-git lerden kurtulmayı daha kolay beceriyor olabilmem.

. Şimdilerde alışmaya çalıştığım ise biraz yabancı bir his… Nasıl tarif edebileceğimi pek bilemiyorum; iç boşalması gibi, umursamazlık gibi, kolay kabul ediş gibi. Karşılık beklemedim, beklemiyorum yalanının içe vuruşu gibi… Tuhaf hesaplaşmalar yaşıyorum kalbimde, kendimle. Yaşanmış zamanın tecrübesiyle acısız, sızısız oluyor bu hesaplaşmalarım, sessiz sakin. ‘Içime kaçacağım ’ diye diye kaçtım galiba içime! Içi içimde, içim içimde yaşıyorum. Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

herif

Screen Shot 2014-12-01 at 9.47.24 AM

Merhaba!

Ne güzel anlamı varmış şu kelimenin, bunca yıl ne dediğimi bilmeden söylemiş iyi de yapmışım. ‘Benden size zarar gelmez.’ demek miş, merhaba. Şimdi yazacak olduklarım bölük pörçük olacak, Pazartesi sabahı oradan buradan işte.

İlki ; Kayahan’a vefa için çıkan albümde Tarkan ne güzel okumuş abicim, bu kadar mı güzel söylenir ‘Hiç Mi hatrım yok’ . Şu an kulağımda o sebeple sıkıştı araya.

Ben bu saatte ne mi yapıyorum? Uyandığımda hava aydınlanmamıştı. Şu an itibariyle çay demlendi, çocuklar okula, koca işe yolculandı, iki günlük yemek pişirildi. Bugün kendime ait, zevk aldığım bir şey yapacağım ya; evin düzeni bozulmasın diye üzerime bu kulvarda düşen ne ise yapayım rahat edeyim. Geçen yıl izlediğimiz bir oyundaydı sanırım; uzun yıllardır evli bir çiftin kadın olanı bıkmadan usanmadan çiftin koca olanından güzel, aşk dolu bir söz beklemekten hiç vazgeçmedi. Zavallı herifte (zavallı lafın gelişi) kendine göre içinde en fazla aşk, sevgi barındıran sözü söylemekten inatla vazgeçmedi: ‘’ Ama evi iyi idare ediyorsun!’’ Bu idare idare nereye kadar, bilen beri gelsin.

Dün sabah kızımla (17) camın önüne tüneyip kahvelendik. Ve anladım ki; zamane gençleri bizden çok ama çok daha erken ayıyorlar. ‘’Anne ya hayat kısa bence canın nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalısın.’’ dedi. Kızdan izin çıktı hodri meydan durumu yok tabi ki ama şaşırdım. Geçtiğimiz haftalarda bir akşam, yakın arkadaşımın kızı da ( Elif’in yakın arkadaşı ) annesine ‘’ Olurda birgün gitmek istersen yüreğinin götürdüğü yere git, bizi merak etme ben bakarım kardeşime. ‘’ demişti. Arkadaşımın da bir yere gideceği yok, biliyorum. Fakat; her zaman onaylanmadan, arkadan iteklenmeden bir şey yapmaya cesaret edememek üzerine programlanmış bizim nesil için bu sözler yalnızlık, anlaşılamamazlık hissini çok azaltıcı şeyler. Ha bunun yanında okul dönüşü eve girdikleri an ‘’ Ne pişirdin anne?’’ diyenlerde aynı çocuklar, buyur buradan yak!

Sonra; yahu bu otelden çıkarken odayı derli, toplu bırakma telaşım nereden geliyor olabilir? Kirlileri düzenli ayır, yatağı öylesine de olsa bi derle, kullanılan şampuanlara varana kadar çöpe at. Galiba bu da ‘’ Aman ne derler!’’ diye diye büyütüldüğümüzden…

Geçen hafta ‘’ Unutursam Fısılda ‘’ adlı filmi izledik, izleyin. Önerildiği üzere kardeşimde bizimleydi. Affetmek, affedebilmek, suçlu aramamak, tercihlerinin sonuçlarını gönüllü yaşamak,, sevmek, sevmek, sevmek, hayat kısa….Ve gene uyarıldığı üzere yanımıza bolca peçete almıştık. Bolca ağladıktan sonra da bizim sinirler bir bozul ota boka güldük. Bazen gerçekten garip olduğumuzu düşünüyorum. Kuaförüm Emrah ‘’ Yahu Özgür bak ciddi soruyorum: Sen ne içiyorsun, bu kafa nasıl böyle? ’’ diye sordu ve en son gidişimde aramızda geçen diyalogtan sonra yüzünde beliren ifadeden anlaşılan o ki; hala merak etmekte. Allah vergisi deyip geçelim.

Dün gazeteleri hatmettim ve kadın ölümleri hakkında yapılan röportajda kaldım. Ölümün hepsi iç acıtıcı ama çocuk ve kadınların ki, bir kadın olarak feci hissettiriyor. Başedilmesi en zor duygu çaresizliği barındırıyor ya içinde… Kadınlar güçlerinin farkına vardıkça yüzyıllardır götleri kaldırılan erkeklerin aslında bir halt olmadıklarının farkına varmaları, ellerinden gitmeye başlayan iktidarı tekrar elde etmek istemeleri. Tüm erkekleri aynı kefeye koyup koymamak konusunda kararsızlığım vardı; takiii babamın bile zaman zaman ( biz annemi alıp tatile, gezmelere gitmeye başladıktan sonra) ; tasvip etmiyorum, yavaş yaşayın, kocalarınıza iyi davranın.. gibi sözler sarfettiğini duyana kadar. ‘Bile’ diyorum çünkü; tanıyabileceğiniz en iyi insandır, iki üniversite bitirmiş, tanıdığım adamlar arasında en fazla okuyan – araştıran, hayatımız boyunca okuyup araştırmamız için bizi destekleyen bir adamdır kendisi. Ulan acaba babamında mı, iktidar olmakla ilgili derdi var? Dur hele bugün arayıp soracağım. Seni çok seviyorum babaaaa!

Hadi ben geç kalacağım, kalkmam gerekiyor daha sonra devam ederiz. Aklımda içinde bolca sex olan yeni bir feminist hareketi başlatma projesi var, konuşuruz. Çocukları ve kadınları koruyalım. Haydi selametle! Öper koklarım!

 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Aralık 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 
 
%d blogcu bunu beğendi: