RSS

Etiket arşivi: hayat

İnanç

“ Siz evrenin ilahi amacının gerçekleşmesini sağlamak için buradasınız.

Siz işte bu kadar önemlisiniz. “

Eckhart Tolle

Dünyada yaşanan onca kötülüğün, planlı katliamların, planlı açlıkların, planlı hastalık kaosların … içyüzlerinin kitabını yazacak kadar tanığı, net bileni olsaydım insanlığa dair hislerim bugün hissettiklerimden çok daha sarsıcı olurdu. Ki; herkesin, hepimizin tek tek bu düzende görevli olduğumuza inandığım halde.

Özellikle Hakan Günday`ın kitaplarını okuduktan sonra yoğunlaşıyor bu düşüncelerim. Dün gece son romanı “Zamir`i bitirdim. Ve gene oldu. Bir söyleşisinde yazarken neler hissettiğini sormuştum. Benim soruma verdiği yanıtı tam değil ama “ Her şeyi yapabilecek güdülerin tümünün içimizde olduğu, bunu kabul etmeninse bir başlangıç olabileceği “ manasına gelen bir cevabını hatırlıyorum. Kısım kısım hatırlamamın sebebi üzerinden çok çok uzun yıllar geçmiş olması ya da zihnimin işine yarayanı, işine yarayacak kadarıyla saklamış olması olabilir. Asıl mevzum da bu değil zaten.

Mevzum: inanç.

Dikkat edince farketmiştim ki en fazla kurduğum cümle: “ Aklım almıyor ”du. İşte o aklımın almadıklarını en çok da yüreğim almıyordu. Benim gibi küçük dünyasında yaşayan biri için yüreğimin almadığı şeyler birbirlerine söven, kocama kocaman yalanlar söyleyen, kavga edip oynanan kandırmacalar, yanan bir ağaç, kırılan tek dal … Ne bileyim işte bahşedilen yaşamını tutsak gibi yaşamayı seçmeler, yalanlarımıza kendimizi inandırmalarımız falanken dünyanın kaderiyle oynayacak kadar büyükler karşısında akıl tutulmasıydı yaşadığım … Varlığımı anlamlı kılacak amacımın bunlarla işi olmamalıydı. Olsaydı o kendine büyük dünyada yaşananlarla bütünleşebilir, anlayabilir, onlara inanabilmem gerekirdi.

Böyle böyle yıllar önce bıraktım ben haber izlemeyi falan da. Bilmemizi istedikleri ve bilmemiz gerektiği kadarıyla yayınladıklarını da bilmek istemedim daha fazla. Dedim ya; anlamaya, takip etmeye çalışsam ya yanlış anlıyor ya da kafam gerçekten almıyordu. Bu gezegende yaşayabileceğim kadar haber yeterliydi benim için. Tabii bu kararım dünya açısından hiçbir şey değiştirmedi.

Böylece tüm olup bitenlerle, onları yapanlarla derdim bitmişti. Gerçekleri bilmiyordum. Bildiğimi sandıklarımsa yalnızca benim gerçeklerimdi, kabım kadardı yani.

Ben de durup hissettiğim anlayamamazlık, çaresizlik, kendimi etkisiz, eksik, zaman zaman zulme dahil olma suçluluğumla ne yapacağımı düşündüm. Sonundaysa tümü karşısında ne olmak istediğimi seçtim. O zamanlardan beri yolum verdiğim karar doğrultusunda oldu. Gene kendi kabımca:

Musluktan akan her damlanın kıymetini bilmek, ihtiyacım dışında tekstil almama çabam, yağmur sularını biriktirip evdeki çiçekleri sulamalarım falan benim dünyadaki kuraklıkla mücadelem. Artan her lokma yemeği değerlendirmeye çalışmam benim dünyadaki açlıkla mücadelem. Her şartta çöpleri dönüşüm için ayırma gayretim gene inancımca dünyada payıma düşen. Ağaçlara ota böceğe destek olma gayretim gökyüzüne borcum. Ne bileyim işte gençliğimde öfkelendiklerime gereğince susmayı her şartta elimden geldiğince iyilikten şaşmama çabam aldığım soluğa, çocuklara, yaradılışıma borcum gibi. Yeni bilgiye açlık, zekaya hayranlığım beynin muhteşemliğine saygımdan. Herşeye rağmen “Aşk“a inancım ruha hürmetimden. Kaşıma, gözüme, mideme, bacaklar kollarıma, damarımda akan kana, her organıma ayrı ayrı an teşekkürüm, bedenimin `Can“ımın kılıfı oluşu inancımdan. Karşıma çıkan kimseyi kendimden üstün görmüyorum artık, saygıyla izliyorum payımıza düşene kabulûmden. Şimdi aklıma gelmeyen çok şey var dünyamda dünyayla bağlantılı olduğuna inandığım.

“Aman zaten yapan yapıyor, benim cürmüm ne? Benim yaptığımdan ne olur ki?” diye düşünenlere rağmen. Gene benimle yaşayan, vakit geçiren bazı tanışlarıma zaman zaman anlamsız gelse de elimden gelenden vazgeçmiyorum. İnançlarıma inanıyorum çünkü.

Belki de bu kadarcığını yapmaktır payıma düşen. Ve bu sebepledir ilk paragrafta yazdıklarıma tanıklık mesafem.

Özetle: Kötülük diye tanımladıklarımı yapan, aracı olanları izleyip onlara karşı anlamsızca öfke beslemekle uğraşmak yerine tümü karşısında “ne olmalıyım” seçimini yapanlardanım. Tüm yaratılanlar tek bir kaynaktan geliyorsak, kaynağın parçası ve hepimiz görevlisiysek …

İnancın yönü, inancın olup olmaması ne kadar etkilidir bilemem. İnanıyor ama inançların doğrultusunda bir şey yapmıyorsundur o da yalnızca kişiyi bağlar. Tek bildiğim; insanoğlu olarak kendisine, çevresine zarar verebilen ve unutkan bir tür olduğumuz. Yaşam amacımızı bilmiyor ya da unutuyor olabiliriz. Yaşıyor olmamız sebepsiz olabilir mi. İnançlarımızsa varlığımızı anlamlı kılanlar. `İnanç`la asla ve salt dini inançlarımızdan bahsetmiyorum. İyiliğe inanmak. İlişkiye inanmak. Döngüye inanmak. Sevgiye inanmak. Dürüstlüğe inanmak. Yalnızca menfaate inanmak. İnançlarımız yani harcayarak tüketilemeyecek değerlerimiz, yaşama yüklediğimiz anlamlarımız.

Hadi hiç bunlarla işimiz yok diyelim; hepimiz hissedebiliyor ve düşünebiliyoruz. “His” dediğimiz “kalp sesi” boş olamaz sanki. Mantıklı düşünecek bilinç hepimizde var. Sakince kendimizle başbaşa kalmayı başarabilirsek … Kendimizi kendimize layık görürsek, bulabiliriz belki neye inanmanın bize iyi geldiğini. En önemlisi varlığımız anlamlı kılanı …

İçeriye, kendimize bakmak dışarıya bakmaktan kesinlikle kıymetli, mucizevî.

Bu dünyaya ne için gelmiş olabiliriz?

Sen neye inanıyorsun?

İnandığını ne kadar yaşıyorsun?

Özgür Tamşen

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Nisan 2022 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: