RSS

Etiket arşivi: hayat

gelmiş

Kış geldi mi? Gelmiş hali bu mu? Daha çok gelecek mi, kalacak mı? Peki: On pezevenk biraraya gelince bir aziz eder mi? Düne kadar iyiydik hani! Kışa kıyın kıyın, fazla elleşmeden yaşayıp gidiyoruk. Ne olduysa birden bire oldu.

Şimdi aranızda gözü her an açık, hafıza zehir, hava tahmin raporlarını an be an takip edenleriniz, gözlem yeteği yeteneklileriniz vardır mutlaka ki! Bu ve benzer sebepler sebebiyle;

‘’ Ben gözleyemez, takipsiz biriyim. Bana olanlar aniden oldu, kışım birden bire geldi benim. ‘’ demem daha doğru olacaktır.

Olanı biteni hayli geç idrak edişlerim, ihtimal hesapları yapmayış, yapmayı denemeye kalkıp hep yanlış ihtimallere çıkışlarımın etkisi büyüktür. Olsun. Her türlü hiç anlayamadım valla gelişini!

Görmezden gelecek halim yok elbette, yaşıyorum. Aynı zamanda hafif üşümeye de başladım, değişik geldi. Gene en çok ayaklarım ve omuzlarım üşüyorlar. Ayıları özeniyorum. Galiba yani! Galiba ayıları özeniyorum. Kış uykusuna yatmalı, yatabilmeliydik. Istemeyen, hep koştur koştur yaşamak isteyenler yatmayabilir olmalıydılar.

Çünkü; hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz, mecburcuyuz, yarın ne olacak, kim gidip kim kalacak, kim yaşayıp kim ölecek, kim sevecek kim nefret edecekle birlikte yüzlerce ihtimalin içinde nefes alıyoruz, adına hayat diyoruz. Biz ve bizim gibilerin ev sahibi gibi bir gerçekte var hayatlarında, yadsınamaz. Ama o büyük salaklığımızla hayal mayal kuruyoruz, planlar programlar, sevgisel aşksal, maddesel maneviyesel şeylerle uğraşıyor minnak beyinlerimizle kotarmaya çalışıyoruz. Hayal kırıklıkları, yarı yolda kalma bırakılmalar, kazıklanmalar, kazık atmalar, bizden tarafa yapılan hatalar, hatalarımız, terk etme edilmeler tecrübelendiriyor akıllarınca bizi! Hayır! Akıllanmıyor, tekrar tekrar ediyoruz tüm o haltları. Öleceğiz lan sonunda! Farklı bir son yok yani! Hepimiz ölüm günümüz geldiğinde öleceğiz. Ki; aramızda gün ve saatini bilenimiz de yok. Al sana bir bilinmezlik daha hem de en büyüğünden. Off , yorucu valla.

Hâlbuki ayı haklarına sahip olabilseydik eğer, uyuyabilecektik bu aralar. Taa ki; bahara kadar uyuyup dinlenebilecektik. Uyurken sakin sakin düşünebiliyor falan bile olabilirdik. Dinlendirici…

Evden hiç çıkmayan bir kara, bir de sivrisinek yanıltmışlar beni; yazdıklarım tam kışlık şeyler oldular. İçimden çıkanlar da bunlarsa, kışım gelmiş benim hakkaten. Artık anlaşılamayacak bir yanı kalmadan hem de, büsbütün kış mevsimindeyim. Hayırlısı!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: ‘’hakkaten’’ yerine ‘’hakikaten’’ kullanabilir dileyenler. Ve hatta, ve ayrıca ekleyeyim ‘’haki:katen’’ diye de okuyabilirler.

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 20 Kasım 2018 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

kör mü oldum

 

Ben: üç yıl öncesini okuyorum Belgin, daha iyi yazıyor muşum gibi… ne oldu bana acaba! kendi evimizden taşınınca aidiyet kaybı falan mı oldu bende? Savrulan savrulacak yaprak gibi hissediyor ve bir masa ya da ana bağlanamıyorum.

Belgin: üçüncü gözünle alakalıdır

Ben: kör mü oldum lan

Belgin: hayır salak! Yalnızca parmağını onun üzerinden çek! Ve yıllardır içinde biriktirdiğini doğur artık!

Bu sohbetten doğurma, parmağı çekme, yazma kısmına gelemeden ‘ yaşarken farkına varamamak ’ noktasında asılı kaldım ben. Sabah Ouz’u okula yolladıktan sonraydı, Masumiyet Müzesi geçti elime;

‘’ Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.’’ yazıyordu.

Bu cümlenin üzerine yürüyüşe çıktım, eve dönerken kasaba uğrayıp yarım kilo kıyma aldım, kasabın karşısındaki site güvenliğine kiralık daire olup olmadığını sordum ‘’ Yok ‘’ dedi, eve döndüm, kahvaltı ettim, bir termos kahve içtim, son fincana iki yemek kaşığı Baileys kattım. Içindeyken yaşamayı beceremeyip sonrasında yalnızca hatırladığım ne çok şey yaşamışım, farkına vardım. Yani o an yapmam gerekirken, anlamlandırmayı, ne yaşadığımı bilmeyi sonralarında becerebilmişim. Hâlbuki ne çok yerdeymişim, ne çok histeymişim, ne çok kişilerleymişim. Şimdi anlıyorum.

Kendi evimizin içindeyken de farkına varamamışım; insanın kendine ait bir evde oturmasının – oturabilmesinin ne kıymetli bir şey olduğunun. Ha oradan taşınmaya karar verirken hâlâ geçerliliğini koruyan haklı gerekçelerimiz vardı. Ama gelin görün ki dün akşam ev sahibesinin yollamış olduğu zam ve ‘ işinize gelmiyorsa daireyi boşaltın ’ içerikli mesajından sonra birkez birkez daha toparlanıp bir yerlere sığışma fikriyle beraber uyudum. ‘ Eşya dünya ağırlığı ’, ‘ paran varsa tüm evler senin ’ ve benzeri söylemlerde bulunan biri iyi ki yoktu dün akşam yanımda valla yapıştırıverirdim terliği ağzının ortasına.

%70’I su ya insanoğlunun bence %100’ümüz de kaygı!

Sonra:

Sabah oldu, şükür. Ilk olarak müzik istedim sabahın içindeki şükrümün üzerine, bir tuşla Mina ‘Nessuno’ dedi. Sizlere rezil olmamak için şarkının sözlerine baktım şimdi; aşkla ilgili. Olsun! Çok iyi geldi melodi. Nefes almak nasıl anlamlı, anlamı olan tek şey miş gibi geldi. Sağlık… Huzur…

Dün gece hiçbir yerlere taşınamayan, bulamayan, sığamayan, ödeyemeyen biz her şeyi yapabilirdik bu sabah. Hatta Erdo’ya ‘’ dün gece kiralık ilanlarına baktım da, Bartın’a taşınsak mı acaba diyorum Erdo? Kiralar uygun, evler geniş…’’ diye bile sordum, ‘’ yan yana iki tane stüdyo daire tutsak daha ekonomik oluyor! ‘’ dedikten sonraydı. En son ‘ Sonra ‘ dan sonra Erdo sustu ve işe gitmek üzere çıktı evden.

Bu işte tıpkı çük davası gibi yani; herkes kendi çükünü en büyük sandığı gibi kendi derdini de büyük sanıyor. Ama yok öyle bir şey; sorun sorun değildir, yaşandıktan sonra geçip bitecek olandır. Sağlık olsun! Bittiğinde elimizde ne kalıyor ona bakmalı… Çükle başbaşa kalırsak asıl sorun o bence!

Ayyy bakın bir de ne soracağım; saatlerdir kene gibi yapıştı, hatırlamadım da; bu çuvaldızı kim kime, kim neresine batırıyordu?

Her şeye, her söze, her olaya, mutluluk, mutsuzluğuna anlam arayanlarımız için son söz:

‘’ Nefes alabiliyor olmak anlamlı bir şeydir! ‘’

Basit…

Şimdi kalkmalı, ev her ne kadar bizim olmasa, her ne kadar bugün var yarın yoksa da evde yalnız olmanın tadına vara vara bolonez soslu makarna için soğan doğrayıp kıyma kavurmalıyım, Ouz’a söz verdim. Daha yatakları bile toplamadım. Özgür kaçar yani!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

cahilim

 

Çok şükür bitti! Uzun bir bayram tatilinin daha sonu… Ardından kalanlarsa; enkaza dönüşmüş tatil beldeleri, insanların arkalarında bıraktıkları ayakizleri yani çöp yığınları, sarsılmış – çarşıya uyamayan ev hesapları, yorgun bedenler, bunca gün birarada kalan karı-koca halleri, bozulmuş düzenler falan felan. Döviz möviz derken bizlerde tepe taklak olduk yani. Kime açıklandığını pek anlamasam da durmaksızın açıklanan önlem paketleri falansa götümüze kaçtı.
Ha tüm bunlar olurken bizim başımıza gelenler, bitenler, her şey gibi en sonunda nihayetlenecek olanlarıysa yazsam yerimiz dar kalır. Hepsi bitti derken geçen sabah Vilo ( annem olur kendisi ) yataktan düşüp 8. kaburgasını kırmış. Bak soracaktım alttan 8. mi yoksa üstten 8. mi diye, unuttum. Gerçi kaburgaların alttan ya da üstten sayılışları var mı, kaç taneler onu da bilmiyorum, cahilim. Hadi bu haberi aldım derken öğle saatlerinde sokağımızda tatilcilerden bir çift kavga etmeye başladılar sonunda adam kadına vurdu, kadın bağırmaya başladı ( aslında kadın en başından beri bağırıyordu ). Don atlet yanlarına koşup kadına ‘’ Polisi aramamızı ister misin?’’ diye sordum. ‘’Biz iyiyiz!’’ diye bağırdı. Ben de ‘’ Gebertin o halde birbirinizi! ‘’ diye bağırdım. Ouz’la koşarak eve kaçtık.
Sonra mı?
Her lafa cevap verdiği için Oğuz’a ceza verip arabayı falan yıkatıp çöpleri attırdım diğer yandansa istediği için semizotunu topraklarını arındana kadar, canımı lavabo evyesinde bırakacak şekilde yıkayıp pişirdim.
İşler bitti derken tüm uyarılarıma rağmen velet kapıdaki kaktüslerden birini avuçlamış halde geldi eve ve yatana kadar cımbız, yakın gözlüğüm, telefonun feneri eşliğinde diken ayıkladım.
Bak daraldı nefesin gene!
Hayır eli dursa ayağı, ayağı dursa eli ama en fenası hepsi dursa çenesi durmuyor eşşolunun. Dün sabah -Huzursuzluğun Kitabı- adlı romanı okumaya başladığımdan beriyse ‘’ Huzursuz musun anne? Neden huzursuzsun? Huzursuz değilsen neden okuyorsun bu kitabı? Ne anlatıyor yazar? Neden bu kadar kalın? Yeterince büyüdüğümde ben de okumak zorunda mıyım bu kitabı?……’’
Anlatabiliyor muyum?
Kitabı ( soruları ne hakkındaysa ) mı paralasam, kendimi mi paralasam ikilemi arasında yaşıyorum beteviye. Allahtan mavi gökyüzü var! Beyaz kelebekler, bulutlar, rüzgar, begonviller, kitaplar, yazarlar, şairler, gittikçe azalan iyi insanlar, kuşlar, arılar… Ve iyi ki incir ağaçları varlar, şükür. Bu sabah yürüyüş dönüş yolumda lahmacuncunun yanındakinin dalından göz hakkımı kopartıp yedim iki tane incir yedim. Sonra sarıldım gövdesine teşekkür ettim ağaca. Kafamı kaldırıp şükrettim, bu yaz da bu ağaçtan incir yemek nasip oldu diye. Diliyorum; kimseler kesmesinler o ağacı da diğer tüm ağaçları da.
Yerlere çöp atan elleriyse kendilerine ve çocuklarının geleceklerine havale ediyorum. Ve ağaç kesen, çöplerini sokaklara atanları, boşa su harcayanları düşünce aklımı uçuruyorum. Birbirlerine verdikleri zararlar, yalan dolanlar, riya, kabalık falan artık hiç umurumda değil de bunlara tahammülüm yok.
Çorapların çiftleriyse hâlâ kaybolmaya devam ediyorlar. Bamya sümüklenmekten vazgeçmedi. Domatların kurtlularına kurban olunur. Pazarcılık zor mesleklerden biri, arka sokağımızda kurulduğundan biliyorum. Ve lütfen almayacaksanız otun bokun fiyatını sormayın!
Sesini duymadan, gözlerine bakmadan, kokusunu duymadan yapılan tüm iletişimlerse sahtedir, gerçekliğinden emin olunamayandır.
Dile getirilmeyen hiçbir duygu ise ( ki; kırılmışlık da en başında gelir ) karşımızdaki tarafından tahmin edilemez. Konuşun! Anlatın! Hesap sorun!
Insanlar konuşa konuşa anlaşırlar. Ama yalnızca insanlar!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Henüz ¼ ini okuyabildiğim kitaptan birkaç tane alıntı:
. Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.
. Ne var ki her şey kusurludur ve en güzel günbatımının daha güzeli, bize uykuyu getiren yelin daha huzurlusu hep vardır.
Hayat; bize hükmeden, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz, tekdüze ve gerekli.
. … çünkü bütün dünya hayal kurar: Bizi birbirimizden ayıran şey, o hayalleri gerçekleştirebilecek gücümüzün ya da kendiliğinden gerçekleştiklerini görecek kadar şansımız olup olmadığıdır.
. hepimiz kendi dışımızdaki koşulların tutsağıyız.
( Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa )

Not: 

 
1 Yorum

Yazan: 27 Ağustos 2018 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

hayal bu ya,

…., yarın uyandın, bir avukat aradı ve hiç tanımadığın bir akrabandan sana on milyon dolar kaldığını ( günlük kurdan ), ayrıca her ay beş yüz bin dolar da gelirin olacağını, sen ölsen de çocuklarının bu parayı almaya devam edeceğini söyledi. Ne yaparsın? Ayrıca bu parayı yalnızca kendin için kullanabilirsin! Nasıl bir gelecek planın var?
Sabah kahvemin eşlikçisi bu pragrafı okuduğum andan beri düşünüyorum. Planım, ilk anda aklıma gelen… Çoğu insanın yaptığı gibi tanımadığım akrabımın kim olduğu, neden miras için beni seçtiği gibi sorgularamalaraysa hiç girmedim. Bodoslama oluşan hayalim?
İnsansız hava sahası! İlk şartım bu; birbirlerine,
dünyaya,
doğaya,
hayvanlara,
çocuklarına,
sevdiklerine saygısız,
bir haltlar biliyormuşluğun ardında zır cahil,
karşısında biri konuşurken bile gözünü cep telefonu ya da herhangi bir ekrandan ayırmayan,
içi küflenmiş,
yalnızca başkalarının ne yaptığıyla ilgilenen,
bin türlü yüzünün içinde aslını unutmuş,
hep ama hep mutsuz, mutluy muş gibi,
hep şikayetçi,
yalancı,
her türlü hırsızlığı (duygular da dahil) çok normal miş gibi yapabilen,
çıkarları uğruna her şeyi satabilen,
sokaklara çöp atabilen,
……..
yoruldum.

Özetle; sırtını ormana dayamış, yüzünü mavi denize dönmüş, tek kata yayılmış odalar, yere kadar pencereler, bahçesinde meyve ağaçları ve yabani çiçekler, esintisi beyaz tülleri uçuş uçuş eden bir yarın ucunda, kocaman çalışma masası ve atölyeli, taka sesli gecelere uyuyup horoz sesli sabahlara uyanabileceğim, yalnızca kendi sesi olan bir ev! Yalnızca olduğu gibi olanların ve olduğum gibi kabul edenlerin ziyaretime gelebilecekleri bir ev. Sığınağım olabilecek bir yer.
Hayal bu ya, o sebeple sağlık mevzusuna girmedim, hayal. İnsan büyüyünce gelecek güzel hayatının nasıl olacağını merak etmekten vazgeçip tüm yaşadıklarının karşısında yorgun hissediyor gerçekten. Bunca yorgunluğa bir paragrafın peşine takılıp gidiliverilen bir gün bile olsa iyi geliyor!

Oğlan omuzumda uyudu uyuyacak, buzdolabının motoru hırıldamaktan yorulmadı ya da yorgun olduğu için hırıldıyor. Uyumak istemiyorum ama sabah da erken uyanmam gerekiyor. Han, nihayet yeni markası için isim buldu, rahata erdi. Asu, nasıl acaba? İki gün oldu Vilo’yla da konuşmadık! İki adet trafik cezam var mış, Erdo aradı söyledi. “E-Devlet şifrem sende, bakıversene müebbet hapis cezam falan varsa girip yatayım!” diye cevap verdim. “Sen bana kurban ol.” dedi. “Peki!” dedi. Sonra Elif aradı, planlarını anlattı. Nihayet, buzdolabı sustu. Oğuz, uyudu.
Hadi artık hayırlı geceler!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: bahsi geçen kitap; Meltem Güner’in yazmış olduğu, Destek Yayınları tarafından basılan  Niyet Defteri adlı kitap.

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Nisan 2018 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

13 Ocak

fullsizerender-5

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.” ( Ece Temelkuran )

Ne kadar çok şey mişim

Ne kadar hiçbirşey mişim

Ne kadar kalabalık

Ne kadar yalnız mışım

Hayaller farkına varmadan uzağında kalırlar mış

Anlar ne kadar kıymetliy miş

Ukde kalanların izi bakîy miş

Yarım kalan tebessümler gün gelir tamamlanır mış

Öğrenecek şeyler hiç bitmez miş

Heves zamanınday mış

Az karar, çok zarar mış

İnsan ansızın anlarmış başladığını gökyüzünün, ayaklarının ucunda

Tek başınayken az, iki kişi kalabalık gelebilir miş

İki dirhem et bin ayıp örter miş

Denge önemliy miş

Götünde çöpü olmayan üzüm yok muş

Dokunarak sevişmek diye bir şey var mış

Bakarak konuşmak, susarak cezalandırmak var mış

Vazgeçiş yeni başlangıca gebeyse hayırlıy mış

Giden, gün gelip geri dönse de kıymeti yok muş

Git git bi’kendinden uzaklaşamaz mışsın

Kimse kimsenin olamaz

Kimse kimseden gidemez miş

Güvendiğin dam çöker, akıl uçabilir miş

Özlem nefes alana duyulan değil miş

Şükür kıymet bilmek, farkında olmak demek miş

Bildiğin, söylediğin yalnızca kendiney miş

Çocuklar hızla büyürken yaşlandığının farkına varamaz mışsın

Bazı özürleri dilemek için fırsatın olmaz her gece dualarına katar mışsın

Her şeyin, herkesin sebebi var mış

Gittiysen, geldi, aradı, aramadıysan, aranmadıysan sebebi var mış

Herkesin sebebi kendiney miş

Duraklar varmış dura-kalınan

Tren var mış hiç durmadan hareket eden

Herkese gönlüne göre verilir miş, nasibince

Bir tas çorbanın hatırı sonsuz muş

Üç beş nöbetleri dedikleri doğruy muş

Ateş düştüğü yeri kül eyler, diğerlerini yakar mış

İki kapılı bir han mış içinde debelenip durduğumuz gece gündüz aralığında

Ne kalan ne de kalacak borç var mış

Borç denilen şey sebepliy miş

Bir tek hak var mış helâli istenen, hak olan

Herkesi, her yapılanı bağışlamak lazım mış, hafiflik miş

Eşeğe taşıyabileceği kadarı yüklenmeliy miş

Gün gelince her şey biter miş

Günü gelince başlangıçlar yaşanır mış

En iyi şeyler henüz gerçekleşmeyenler miş

Yaşamak her şeye rağmen güzel miş

Alınan her yeni yaş kıymet bildirir, hatırlatır mış.

İyi niyetimle…

İyi dileklerimle...

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: ”İnsan anlamışsa ansızın, başladığını / Gökyüzünün, ayaklarının ucunda” dizesi değiştirilerek Ülkü Tamer’in BRUEGEL şiirinden alıntılanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Ocak 2017 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

götüyle inatlaşan donuna sıçar

ekran-resmi-2016-11-20-21-28-15

Yaşam tuhaf serüven. Büyüdükçe daha da tuhaflaşıyor. An geliyor içinden çıkılamayacak haller alıyor. Anlamlar yükleniyor, çoğalıyor. Zamanında anlamlı olan çok şey anlamını yitiriyor.

Çocukluğumu düşündüğümde aklıma gelen ilk şey; soğuk kış sabahları yataktan çıkmak, okula gitmek istemeyişlerim. Ateşim çıksın diye tebeşir tozundan medet umuşlarım. Beşinci sınıfta en önemli şey aşık olduğum çocuktu, Özgür. Bir yıl boyunca dünyam onun etrafında dönmüştü, hatırlıyorum. Hayatımda önemi olan tek şey aşktı. Yatılı okul kabusu, bedenimin farkına varıp hayattaki en önemli şeyin dış görünüş olduğuna inanmam. Zayıflayabilmek için haftalarca pirinç lapası yediğim dönem, önemi olan tek şey zayıf görünebilmekti. Pek zayıflayamasam da oturup onsekiz yaşında olmayı bekledim büyük bir sabırla. Onsekiz yaşında olmaktan daha önemli ne olabilir di? Sonra günü geldi ve ben onsekiz oldum. Beklemeye başladım. Bir şeyler olmalıydı çünkü artık onsekizdim. Bekledim. Ne olacağını, olması gerektiğini bilmeden bekledim. Hiçbir şey olmadı. Sihirli değnek deymedi hayatıma, gökten peri falan inmedi. Aklım beş karış havada değildi. Ülkede, ailemde, çevremde olan biten birçok şeyden haberdardım. Yalnızca önem sıraları farklıydı.

Yaş almaya devam ettim. O sırada Erdo geldi, tekrar aşık oldum. Dünya bir kez daha yalnızca aşkım için dönmeye başladı. Seks. Hızlı ve ateşli girdi hayatıma. Aman tanrım dünyada sevişmekten daha güzel ne olabilirdi? Sonra mı; çalışmaya başladım. Seramik yapmak, başarabilmek en önemli şeydi artık. Evlendim. Düzen kurulmalı, ben her şeyi hatasız yapmalıyıdım. Çok hatalar yaptım. Olsun, hata yapa yapa aynı hataları tekrar yapmamam gerektiğini öğrendim.

Elf dünyaya geldikten sonra ise önemi olan tek şey Elf’ti. Zaman geçtikçe kalabalıklaştım. Ev, evlilik, iş, anne – babam, ailem, kayınvalide – kayınpeder, ailesi, arkadaşlarım, arkadaşları, komşular, politikacılar, bankalar, ödemesi gelen taksitler, ateşli geceler, bir türlü çıkmayan dişler, akan salyalar…. Uzun zaman aldıysada taksitler bitti. Kışın ısınan, musluklardan sıcak su akan, ufak bahçesi olan bir evimiz oldu. Taksitler tekrar başladı. Tekrar bittiler. Derken Ouz doğdu. Sil baştan. Anlamı olan tek şey çocuklar. Uykusuz geceler, ağlama krizleri, kesilen süt, ateşli geceler, kardeşler arası kıskançlık krizleri…

Sıra tam bana geldi diyecekken, -hayatımdaki en önemli şey benim, kendime iyi bakmalıyım- diyecekken büyümeye başladılar, tekrar ve daha da hızla çoğalmaya başladık. Arkadaşları, öğretmenleri, sınavları, ödevleri, yaz tatilleri, cevabını bilmediklerinin takip edeceği cevaplamak zorunda olduğun sorular… Büyüdükçe büyüdükçe ben ve hayatımdakiler, dahili ortağı, yanı yandaşı, izleyicisi şahidi olduğum hastalıklar, boşanmalar, küslük barışmalar, affetme affedememeler, yalanlar itiraflar, patlayan bombalar, ölen askerler, kalleş politikacılar, depremler mucizeler, birleşmeyi hayal ederken ayıra ayıra ayrışan milletler, kalkması beklenirken daha da derinleşen sınırlar, soykırımlar, insanlık üzerinde lanetmişçesine tekrarlanan soykırımlar…. Tüm bunlar yaşanırken biraz daha büyümüşse insan, boğazına takılan yumru da o kadar büyüyor ve soluksuz bırakıyor insanı. 

Gökte uçan bir kuştan, beyaz bir kelebekten, denizin mavisinden, bir tebessüm, ‘merhaba’ dan medetlenmene izin vermeyen günler, sonu hiç gelmeyecek miş, bitmeyecek miş gibi.

Her şeye rağmen bir son ve yeni bir başlangıç olmalı, olacak.

Düşünsenize; dünyada Mars’ta yaşam hazırlıklarına başlayan, kiminle evlense bilemeyip televizyon programlarına katılan, tek derdi manikür pedikürleri olan, tek umudu bağışlanan bir organ olan, yeni aracına alacağı plaka peşinde koşan, hangi partiden ne çıkar elde edeceğini hesaplamaktan kendini kaybeden, geniyle oynanmamış tohumunu toprağını kurtarmaya çalışan, dualarının karşılık bulmasını bekleyen, -de –da nın ayrı yazılıp yazılmadığıyla kafayı bozan lar ler hepimiz bir arada yaşıyoruz. Yalnızca bu bile içinde birçok son ve başlangıç barındırıyor.

Az geride kendi tarihimin içinde bahsettiğim hatalara gelince; ders aldığım hatalar elbette çok. Şimdilerde yenilerini yapmaya devam ediyorum. Ders çıkarmaya, akıllanmaya vaktim olursa inşallah bunları tecrübe olarak cebime koyup yenilerini yapmaya devam edeceğim. Ben naçizane Özgür bile kendi tarihinde ne kadar çok başlangıç bitişe şahit. Gerçek şu ki; nihayetinde herkesin dünyası öncelikle kendi küçük hayatında, kendi küçük yaşanmışlıkları için dönüyor. Bizim kalbimiz damarları onarılan bir kalp için atıyordu mesela günlerdir, şükür iyileştik. Amin. İyileştikten sonra gene tecavüz kurbanlarının, kutup ayılarının, sınav sisteminin, ABD seçimlerinin, başkanlık sisteminin… tasasına düştük. Hayat!

Özlü bir sözle satırlarıma son verirken büyüklerin yanaklarından, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim.

‘’En güzel şeyler henüz gerçekleşmeyenler, umudunu kaybetme.’’

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Kasım 2016 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: