RSS

Etiket arşivi: rüyalar

kendime çarptım

Gün, güneş, martılar, takalar, deniz mavi bu sabah… Ben dersen; baştan ayağa maviyim yükselen güneş ayaklarıma vurmuş, beyaz nevresimlerin içine uyanmışken. Gece yanımda olsan yatağın ne tarafında yatardın acaba diye düşünmüştüm. Sabah uyandığım şu anda ise ne farkeder her şekilde bedenine sarılmış uyanacaktım beraber uyandığımız tüm sabahlardaki gibi dedim kendim kendime. Sen ne taraftaysan o tarafayım. Ortada buluşuyor olmamızsa en güzeli, değil mi. Biz kokulu odada bizli sabaha uyanmak… Özledim. Hem de çok özledim seni. İliklerimde bile hissediyorum yokluğunu. Bir olduğumuz sevişmelerimizin soluğunu özledim. Kolum uyuştu ama kımıldamak istemiyorum olmadığın bu yatakta. Kımıldadığımda kokuna çarpmayacağımı bildiğim için kımıldamak istemiyorum. Uyuşmuş olan kolum da özledi seni onu da biliyorum. Bi haberim nerede kimlerlesin, bi’kendimden haberim var bir de özlemimden. Her özlemiş olan kavuşur mu? Yoksa biteviye devam mı edecek içinden çıkmayı beceremediğim kısır döngüm. Kimbilir; ki ben bile bilmiyorum ama belki de becerememek değil de istemiyorumdur bahsettiğim kısır döngünün içinden çıkmayı. Burada sorular benim, cevaplarını bilmesem bile bana aitler. Özlediğim sen de bana aitsin burada. Avuntum bana ait, avunamayışım bana ait. 

Bir hayal ya bu; işte en gerçek, yalın haliyle burada ve bana ait. 

Kımıldadım!

Kendime çarptım!

Kanın uyuşmuş olan kolumdaki damarlara akışını hissedebiliyorum.

Balıkçıların sesleri geliyor yatağa, aralık balkon kapısından.

“ Kasayı uzatsana oğlum hadi! Seni bekliyorum! ” diyor adam.

Bir de başucumda duran çiçeğin kokusu karıştı sabahıma…

Gün aydı!

Ben mavi…

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 02 Ekim 2018 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , ,

derin nefes

Screen Shot 2015-12-21 at 1.21.35 AM

Merhaba!

Gene gecenin bir yarısı… Evde uyanık olan yalnızca uykunun sessizliği, saatin tik takları bir de ben… Üzerimde kışlık üniformam haline gelen siyah polar sabahlığımla mutfak masasında oturuyorum. Kahve kokusu burnumda, tadı damağımda. Okuyorum. Kafamın içinde yüzlerce kelime dans ediyorlar. Sıraya nasıl koyacağımı bilemediğim düşünce var aklımda. Kısa kısa sahnelerini hatırladığım rüyalarımdaki yüzler gelip gidiyorlar gözlerimin önüne. Gülümseyenler, şaşkınlıkla bakanlar, korkuya kapılmış olanlar, meraklılar, beyaz ışıklar içinde sessizce duranlar. Izi, hatırası silinmeyen kokular, dokunuşlar… Nereye varacağını bilmeden, düşünmeden yazmaya başladım. Aslında nereye gideceğini bildiğim, yazmayı çok istediğim, gizli saklı olan, birgün gelir belki yazarım dediğim şeyler, hayallerim, düşüncelerim de çok. Zamanı geldiğinde belki. Bunca törpülenmeye, an da kalmaya tutunmaya çalışmama rağmen hâlâ böyle söylüyor olmam ayrıca ironik; o gelecek zaman ne zaman? Gelecek, gelmesi beklenen zaman ne zaman? Ya gelmezse? Ya geldiğinde zamansız olursa? Ya pişman olursam ve pişmanlık gene bir işe yaramazsa? Hayat geç kalınmış zamanlarla dolu! Zamansızlıklarla! Yaşamak için geç kalmış insanlar topluluğuyuz. Iska geçilmiş anlar. Geçişinin ardından mal mal baktığımız fırsatlar. Tadına varmayı beceremediğimiz tatlar. Bozup bozup tekrar eski haline getiremediklerimiz, yıkıp yıkıp yeniden yapamadıklarımız. Her gece yastığa kafamı koyduğumda hatırlatıyorum kendime; biten günün ardından bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Tekrarı olmayacağını bile bile ‘’Bitti’’ diyorum. Bu biten günlerin hele hele boşa geçen günlerin hesabını yapmayanları, hesapta yanlışlık yaptığını fark ettiği halde olduğu yerden fark ettiği yerden dönmeyenleri anlayamıyorum. Ne bileyim sevdiğine sevdiğini söylemediği, takmaması gereken şeyleri kafasına takmış olduğu günleri, her şeyi kusursuz yapmak uğruna her şeyi kendisi yaparak vakit kaybedenleri, hep daha fazlasının peşinde kendini helâk edenleri, sarılmamış olanları, -mış gibi yapanları anlayamıyorum. Ben öyle bir gün geçirdiysem kendimden özür diliyorum. Ki; gene tekrarının olmadığını bile bile, bittiğini bile bile. Ve sanırım gerçekten yaşamımızdaki hemen hemen tüm problemlerin iki sebebi var. İlki; 
düşünmeden hareket etmemiz. Diğeri ise; eyleme geçmeden düşünüp durmamız. Duranlara sakın takılmayın. Yanlarında durmayın. Onları durakta bırakıp, baktıkları trenlere binip yolculuğa devam edin. Ne bileyim bilmediğiniz, merak ettiğiniz bir şey mi var; araştırmak için saatler harcayın. Karnınız mı acıktı; üşenmeyin yalnızca kendiniz için bir sandviç hazırlayın. Uzun zamandır aklınızda olan filmi izleyin. Telefonunuzu kapatın. İşi asın, bir gün de olsa gitmeyin. Görmek istediğiniz biri mi var; atlayıp gidin yanına. Canınız istemiyor mu; konuşmayın. İmkan varsa uzun zamandır ertelediğiniz seyahat için bilet alın. Imkan yoksa o seyahatle ilgili hayal kurmak için zaman ayırın. İnanın dünya durmaz! Hayat bize verilmiş en güzel hediye. Takmayın. Taktırmayın. Çığlık atın. Derin nefes alın.

Geceler iyi olsun.

Sabahınız aydınlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

gözkapaklarım

Screen Shot 2015-12-15 at 5.44.36 AM

Sanırım kimse uyuyamıyor bu gece bizim evde. Tıkırtılar geliyor içerden kalkıp bakmak istemiyorum. Oğuz uyanmış olabilir. Evet, uyanmış. Erdo yok yatakta, yanına gitmiş. Erken saatte uyumamalıydım. Beş saati doldurunca açılıyor gözkapaklarım. Tırtılın kendini çirkin bulması, bunu kafaya takması, güzelleşme çabaları, çirkin olduğu halde kendini güzel bulup alay konusu olması ve nihayetinde bir kelebeğe dönüşmesi ve bunun farkına varamaması… Buraya kadar güzel değil mi? Bunu gelin filozof olmak, nereye kadar filozof olunacak…. konusuyla ilişkilendirin. Felsefe okuma hayallerim vardı, iyi ki gerçekleşmemiş. Hz. Osman ” Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez.” demiş. Yürekten isteyerek hayal etmemişim demek ki, şükür. Bu kafayla felsefe okuduğumu düşünemiyorum. Neyse konuyu dağıtmayayım: erken saatlerde başladığım gün, uzun saatler yemek yapmak ardından façayı düzeltmek onun ardından valiz hazırlamak ve en zoru Oğuz & Erdo ikilisinin ödev yapış mücadelelerine tanık olmakla geçti. Tam bu böyle gitmez derken ve yorgun düşmüşken Elf yanıma gelip ödev konusu filozof & kelebek ikilisini taktı kafama. Nihayetinde pes edip erkenden zıbardım. Uyudum bitti mi hepsi! Hayır! Rüyamda Elf geliyordu odama ” Anne peki parfümün etkisi nedir?” diye sormaya. Geçen Pazar girdiğimiz kitapevinin rafında takılmıştı gözüme ‘Parfümün Dansı’ adlı kitap. Gözüme değil aklıma da takılmış olmalı. ‘Parfümün Dansı’nı okumuş olsaydım belki bir yararı olurdu annecim. Ama bu saatte ödev yapılmaz. Bak sonra düzen bozuluyor gün içinde uykusuz oluyorsun….’ diye diye uzattım diyeceklerimi. Ben uzatırken Elf‘te uzadı yanımdan galiba, o kadarını hatırlamıyorum. Ulan acaba geldi mi gerçekten! Dur sabah sorarım. Balıkçı takaları gördüm sonra… Mavi bir sabahın erkeniy miş, serin ama durgunmuş sabah. Parkama sarılmış halde kıyıda durup dalan gözlerimle kimin yolunu gözlüyordum acaba. Sonra bembeyaz giyinmiş kalabalık içindeydim. Ne işim vardı orada, ne halta gitmiştim acaba! Oradan oraya sonra tekrar buraya gene yorgunluk, gene yorgunluk. Al işte şuan saat 03.00 civarı, gözkapaklarım iyiden iyiye açıldılar.

Balkona çıkıp bir sigara içtim. Ürperten ama üşütmeyen serinlik var gecede. Kahve yapsam ne güzel olur diyen içimin sesini susturup zıkkımlanıp girdim içeri. Bilgisayarı kapatmam ne kadar sürer bilmiyorum. Bildiğim; uykum geldiğinde gün aydınlanmış oluyor ve uykum gene zamansız gelmiş oluyor. Çünkü; kahvaltı hazırlamak için kalkmak zorunda oluyorum. Aha! Erdo, söyleniyor. Siyah göz bandını vereyim, susar. Allah THY razı olsun. Bir yolculuk sırasında vermişleri bu göz bandını. Kaç yıldır bizimle hatırlamıyorum ama evdeki en işlevsel eşyalardan biri.

Uyudu!

Ne yapsam acaba? Yatağın içinde böylece oturunca tam deli gibi gözüküyorum. Gerçi kötü bir şey değil. Tanrı çocuk, sarhoş ve delileri sever miş. Aslında yarattığı her şeyi çok seviyor bence. İnsan olmak yeterli, insan.

Bu paylaşım şimdi yazacağım öğretiye hiç uymadı ama yazılmış oldu bir kere. Işte paylaşıyorum:

“Eğer doğru ve faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru ama faydalı değilse , söyleme.

Eğer doğru değil ama faydalı ise, söyleme.

Eğer doğru ve faydalı ise, söylemek için doğru zamanı bekle. “

Doğru zaman ne zaman? Yapmak için, gitmek için, söylemek susmak için, sevmek için, karar vermek için… doğru zaman ne zaman!!! Heh dal dal Özgür! Dal ki hiç çıkama o daldığın yerlerden. Bak saat beşe geliyor ama senin uyku hâlâ gelmedi.

En iyisi başucumda duran kitabı açıp okuyayım. Üzerlerine kelimeler binerlerse kapanır belki gözkapakları.

Iyi uykular.

Günaydın.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

kırmızı

matrix2-pills

Dün gece televizyonda Matrix adlı film vardı. Uzandığım koltukta kafamın üzerinde Ouz, ayağımın dibinde yatan Elf olduğu için filmi izleyemedim. Tuhaf mı? Hayır! Her zamanki gibi… Şükür, alıştım. Neyse işte filmi Morpheus ve Neo’nun arasında geçen ilk diyaloğun sonuna kadar izleyebildim. Şimdi, şu an, gecenin 03.46’sında uyanmış, çalışma odama inmiş ve bu satırları yazıyor olduğum için allahtan bu kadarını izlemişim diyor, bir kez daha şükrediyorum. Hangi diyalog mu; Morpheus’un Neo’ya:

mavi hapı alırsan,

bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.

kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.

ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.

unutma..

sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil…

dediği bölümden sonrası yok. Işte Morpheus sordu ve ne bokunaysa ben: Kırmızı!

Diye yanıtladım. Hayır; sana mı sordular be kadın? Ne diye cevap veriyorsun? Yemin ediyorum dedim ama içimden dediydim. Ulan büyük umutlarla normale dönmesini beklediğim kafa iyice uçtu ya bende. Iki gecedir rüyalar beni benden aldılar. Misal; az önce bir atlılardan kaçıyordum ayağım takıldı düştüm, uyandım. Tekrar gözümü yumamadım. Yakalanıp yakalanmadığımı merak etmiyorum. Dün gece deseniz; kocaman bir gemide denizciydim, tuzdan yüzüm yandı, uyandım. Tekrar uyumak istemedim. Kalkıp yüzümü yıkadım, balkona çıkıp oturdum.

Hadi diyelim; kırmızı hapı yuttum. Abicim gide gide gideceğim harika diyar buralar mı? Amk! Bu mudur yani benim payıma düşen!

Fikrimi değiştirdim; kırmızı hapı iade edip maviyi yutmak istiyorum. Nereye başvurmam gerekiyor? Bilen varsa gözünü seveyim yardımcı olsun. Ya da kırmızı hapı yutmak isteyen varsa rüyaları değişelim. Ben sahip olduğu kafayla hayatını ite kaka idame ettirebilen, tüm eğitim hayatı boyunca peşini bırakmayan havuz problemlerinde; havuzun kaç saatte-kaç muslukla dolup boşalabileceğini çözememiş gariban bir kulum. Bu hap tı, map tı bana birkaç beden büyük, bünyeme ağır. Bir de sonu gelmiyor bendeki soruların, cevaplar peşinde koşmanın. Gerçek söylüyorum… Yardımcı olabilecek olan ve susan varsa eğer sonsuza kadar sussun.

Bak çözemediğim başka bir soru daha var: bu çocuk doğurur doğurmaz daha haftasına fiziksel olarak doğumdan önceki kilo-görünüşlerine dönüveren hatunlar hangi renk hapı yutmuş oluyorlar!!! Işte ben o haptan istiyorum. Çocuk doğuracağımdan falan değil, yiyip yiyip kilo almak istemeyişimden. Bir tek bu konuda normal olmak istemiyorum. Evet! Bence kesinlikle ben ve benim gibiler normaliz onlar anormeller.

Saat 04.30 oldum diyor. Ben şimdi tekrar uyumak için yatağa gidiyorum, belki rüyalar sakinlemiş beni bekliyorlardır. Zaten onlar beklemiyor olsalar bile kesin Ouz sürüne sürüne bizim yatağa ulaşmış o bekliyordur.

Tatlı rüyalar! Iyi sabahlar! Uyuyanların pirelerine selam. Uyanık olanlara ise kolaylık diliyorum.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

NOT: Merak edenler için diyaloğun tamamı:

morpheus : hoş geldin neo. tahmin edebileceğin gibi ben morpheus’um.

neo : seninle tanışmak bir onur.

m : hayır. o şeref bana ait. lütfen. gel, otur. eminim şu anda kendini tavşan deliğinden düşen alice gibi hissediyorsundur.

n : öyle denilebilir.

m : gözlerinden belli. sende gördüklerini kabullenen birinin gözleri var uyanmayı beklediğin için tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil. kadere inanır mısın neo?

n : hayır.

m : neden?

n : hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem.

m : ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. neden burada olduğunu anlatayım. bir şey bildiğin için buradasın. bildiğini açıklayamıyorsun. ama hissediyorsun. hayatın boyunca hissettin. dünyada ters giden bir şeyler var. ne olduğunu bilmiyorsun ama orada. beyninde kıymık gibi seni çıldırtan bir şey. seni bana getiren şey bu duyguydu. neden söz ettiğimi biliyor musun?

n : matrix mi?

m : ne olduğunu öğrenmek ister misin? matrix her yerdedir. etrafımızda. şu anda bile, bu odada. pencereden dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında, işe gittiğinde hissedersin ya da kiliseye. vergi öderken. gerçeği görmemen için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.

n : ne gerçeği?

m : bir köle olduğun gerçeği neo.
sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun.
dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin.
beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix’in ne olduğu kimseye anlatılamaz.
bunu kendin görmek zorundasın.
bu senin son şansın.
bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak.
mavi hapı alırsan,
bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın.
kırmızı hapı alırsan harikalar diyarında kalırsın.
ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm.
unutma..
sana vadettiğim tek şey gerçek. fazlası değil..

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2015 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ardındaki huzur

Screen Shot 2015-03-17 at 12.21.24 AM

Hikayesini bulamayan kelimelerin uyutmadığı bir gece daha. O kadar çoklar ki, ağzımdan burnumdan çıkıp havaya karışacaklarmış gibi. Tutup hapsetmek istiyorum, hikaye geldiğinde kelimesiz kalmasın kendini yalnız hissetmesin diye.

Defalarca aynı duygularla, çoğalan heyecan, alışmış olmanın verdiği güvenle gidilen yolların şarkıları var içinde. Kimsesiz, anlaşılmaz hissedilen günlerden sonra bir gün sevenleriyle karşılaşıp yalnızlığını yolculamanın ardındaki huzur var. Sevginin iyileştirici gücü… Duş yaptıktan sonra temiz nevresim serili yatağa girip derin solukla gözlerini yummak… Kana kana su içmek… Aşk dolu bir mesaj almak… Güzel bir filmin son sahnesinde ekran karşısında mıhlanıp müziği dinlemek… Soğuk bir günde kek kokan sıcak eve girmek… Birine ilk görüşte güvenmek… Çocuk kahkahası… Sevgili tenine hasretle dokunmak… İyileşen bir yara… Yolun sonunda varmak… Samimi sohbetin arasında gelen demli çay… 

Güzel bir hikayenin kelimeleri var aklımda. Belki de güzel bir rüyanın arifesindeyim sabahını bekleyen. Tüm güzel rüyalar için iyi geceler. Tüm güzel hikayeler için günaydın.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Mart 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

perişanım!

Dün sabah Erdo hatırlattı, sabırsız, tahammülsüz müşüm! Ben ne bok olduğumu bilmiyorum ya hatırlattı iyi oldu. Ve hatta benimle sinemaya falan gitmeye korkuyormuş, birilerine takacam, filmi burnundan getireceğim korkusuyla. Çakkıdı çakkıdı sakız çiğneyenlerin, hatur hutur mısır yiyenlerin (sinemada neden satıldığını anlayamadığım tek şey), çay bahçesinde sohbet eder edada olanların, telefonla konuşanların… arayıp arayıp zorla beni bulmalarının suçlusu benim ya. Deli mıknatısını üzerime ben monte ettim ya. Dünyayı değiştiremeyeceğimi bilmiyorum ya. Kısacası manyağım ya ben öyle takık takık yaşamaktan çok mesudum. Erken yaşlanıyorum lan! Stres yaşıyorum yok yere lan! Film zehir oluyor lan! Evden çıkmaktan korkar oldum lan! Var mı ötesi perişanım.

Böyle sabırsız, tahammülsüz bir sosyomanyak iken ben, evren bir ay önce bize bir yardımcı yolladı. Söylediğim şeyleri anlamıyor. ‘’anladın mı?’’ diye soruyorum ısrarla, ‘’anladım, tamam abla’’ diyor. Sonra aradığım şeyi bulamadığımda, sildiği yerler günlerce kurumadığında, sabahın 07.00’sinde elektrik süpürgesini çalıştırmaktan vazgeçmediğinde, kargalar boklarını yer yemez çocukların akşam yemeleri için pişirdiğim yemekler akşamı göremediğinde… anlamamış olduğunu anlıyorum. Ama ben ne yapıyorum? Tüm sabrım, tahammülümle evden kaçıyorum. Var mı ötesi perişanım.

Eeee peki nerelere gidem ben? Marmaraya hapsedeceğim kendimi. Ben içindeyken deneyip, test edip dursunlar. Durmasınlar! Okuyup üflesinler beni.

Bakın şimdi aklıma geldi: Erdo geçen gece yarısı ben uyanmış gördüğüm rüyayı not edecek kağıt kalem bulabilmek için karanlığın içinde deliler gibi aranıyorken de ‘’ne yapıyorsun? ne oldu?’’ sorularına aldığı yanıttan sonra ‘’ne kadar eğlencelisin!’’ demişti. Bu gidiş iyi mi, kötü mü? Yolumuz yol mu? Perişanım.

Peki bugün: Cumhuriyetimizin yıldönümü kutlu olsun! Olsun da; bu havaya atılan sayısız fişekler martıların ağızlarına sıçmadı mı? Bak işte bu düşünceyle izlenir mi kutlamalar? Ben neden böyleyim yarEbbim ben? Perişanım.

özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , ,

sendromlardan sendrom beğen

Screen shot 2013-10-24 at 23.54.03

Dünden beri yazayım, yazayım deyip ne yazacağımı bilemez haller içindeyim. Hayır, neden bu kadar yazasım geldi onu hiç bilmiyorum. Konuşmak, dinlemekten çok yazmayı sever oldum herhal!

Okumak derseniz; alıp başımı götürüyor ya işte son birkaç gündür o kafa hiçbir yana gidemiyor. Açayım bloglara bakayım dedim: ııııh! Bloglara da sonbahar çöktü iyiden iyiye. Bir haber çaktı bizi olduğumuz yerlere! Bebeler ölüyor, bebeler gibi ağaçlar ölüyor, kadınlar ağlıyor, adamlar bakıyor, adamlar susuyor, kadınlar anlayamıyor, umutlar tükeniyor, öfke artıyor, ayrışa ayrışa hiç oluyoruz…

Böyle böyle tükeniyorken biz, bir Tükenmişlik SendromuDur alıp yürüdü, her bi kişi sırayla tükenmişlik sendromuna girdi, giriyor. Sanıyorum ben ona değil ama tükenmişlik sendromu bana girmeye çalışıyor.  Cuma akşamını bekliyorum, anason denizinde turlayayım, sendromlardan sendrom beğeneyim diye. Artık ne çıkarsa bahtıma.

Uyku deseniz; iki gün önce İbrahim Tatlıses’i ( kafasında kurşun deliği duruyordu ) rüyamda gördükten sonra gözümü kırpmaya korkar oldum. Hayır öyle uzaktan muzaktan görsem sorun değil, adamın vokalistiydim ya. Bu tükenmişliğin belirtisi değil midir? Düşünün ki, ne kadar tükenmek. Şu paralel evren dedikleri şey gerçekten varsa, aynı zamanda o hayatı da yaşıyorsam!!! Tutmayın beni atın denizlere. Boğulmadım mı o zaman sıkın bir kurşun kafama.

Ondan önceki gece gördüğüm rüyada da Erdo’nun sevgilisi vardı. Vardı ve hatun adamı almaya evimize gelmişti. Yüzü o kadar net aklımda ki, sokakta görsem tanırım. Ben ikisini evden sakince nasıl defetmek sonra Erdo’nun hayatının içine nasıl etmek. Plan yapıp uygulamaktan çok yoruldum. Uyandımki çene kilitlenmiş. Döndüm horul horul uyuyan adama bi baktım: masum. Ama o paralel evren yok mu, o paralel evren. Sardı beni bi evham: ya şimdi şuracıkta dibimde uyuyor gözüküyorken içine ettiğimin öte evreninde hatunla partiliyorsa! Derken bizim meşhur kendini avutanların davutu geldi: ‘’amannnn kaybeden kendisi olur vallahi!’’ dedirtti bana. Sonra ben, kendim kalkıp indim mutfağa, yaptım bir bitkinin güzel kokulu çayını, bir yanımda davut diğer yanımda hatun & Erdo ikilisi oturduk iki saat. Sonra mı; ‘’ne bok yiyorsanız yiyin’’ deyip davutun başına bıraktım onları ve kıçımı devirip uyudum fosur fosur.

Son bir haftalık durum raporum bu sevgili okurlar.

Oğuz’la kafa kol ders çalışmalarımızın devam etmesi, her gün ne pişireceğimi düşünmekten nefret ediyor olmam, spora devam etmem, Elif’in nabzını tutmaya çalışıyor olmam, Özlem & Belgin ikilisini çok özlemiş olmam, iki kilo daha zayıf olmayı istiyor olmam, bütün siyasetçilerin siktir olmasını istiyor olmam, o sökülen ağaçları gece vakti – gizli gizli sökün emirini verenlerin bir taraflarına sokmak istiyor olmam, gazete okumuyor olmam, havaların hep bu ayarda kalmasını istiyor olmam, Erdo’yu seviyor olmam…dan raporumda bahsetmiyorum zaten bunlar çoğunuzun bildiği şeyler.

Bakın yazdım hayli rahatladım be. Sendromun biri gelir mendromu gider. Son olarak, paylaşımımla alakasız olarak: Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez, eşek değil, eşeğe binen iseniz o halde de, bindiğiniz eşeğe dikkat edin yazıyor ve veda ediyorum.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: