RSS

Aylık arşivler: Mart 2012

12 dakika

 

 Harcına sevgi katılıp, tuğla tuğla örülmüş evlerde yaşananlardan geriye ne kalıyor? Bence yalnızca, harcında sevgi olan ANLAR…

 

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Mart 2012 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , ,

Ah Sen Yokmusun Sen

Ah Sen Yokmusun Sen

ah tenine hasretlik çektiğim geceler
ah sen yokmusun sen
ne de çabuk geçmişim sizi özlemekten...
ah hüznümü yazdığım sokak köşeleri, dostlarım
oturduğum yıldızları saydığım duvardipleri
ne de çabuk vazgeçmişim sizlerden…
ah gençliğim, ah hissettiklerim
bertaraf etmedim mi sizleri,geçmişim…

ah dalgalar ah deniz
hüznümü paylaşmadınız mı siz…

ah sen yokmusun sen
biraz peynir biraz hüzün
biraz aşk birazda rakı
sevmek dediğinde bu değil mi…

Gürkan Akan

 
1 Yorum

Yazan: 30 Mart 2012 in KADIN & ERKEK

 

İnsan gibi!

” Haydi kalk, kalk Özgür! ” dedim ve kalktım. Ne için mi? Kışlıkların yerlerine yazlık giyisileri çıkartmak için. Hee ben çıkarttım ya kesin tekrar kar falan yağar ve ben her sene ki gibi dötüm dona dona gezerim sokaklarda. İnsan gibi becerebilen biri ol da bir kaç tane kalın giyisi bırak ortalıklarda değil mi? Yok anacığım bununda ayarı kaçacak illaki.

Neyse işte Oğuz’u uyuttuktan sonra tuttum bir ucundan, çorap söküğü gibi ardı gelir diyerek, sek sek sekerekten. Bu defa yanımda ” Bunu at.” ” Heh bu tam bana göre, ver ver.” ” Ay Özgür ne kadar çok giydin bunu yeter ben alayım.” diyen kardeşim Özlem olmadığı için çorap sökülmedi gitti. Oğuz’da uyandı tam oldu. Çingen pazarına döndü soyunma odası.

Yıllardır ayıklanan giyisiler arasında bir türlü ayıklanamayanlar vardır ya işte onlar elimde gene gülmekten alamadım kendimi. Beni güldüren giyisilerden çoğu pijama ve Vilo’nu almış oldukları. Canım annem selvi boylu bir kızı olduğunu sanıyor.  Bunca yıldır hiçbirimiz de ona gerçeği söylemiyoruz, benim topu topu 1.55 olduğumu. Bunun yanında Erdo’nun da beni 1.70 falan görüyor oluşu ayrı ve bence daha acıklı bir durum, benim için. Benim için beğendiği giyisileri her gösterişinde içime içime ağlıyorum yemin ederim. Ama yokkk geçenlerde isyan ettim: ” Bana bak Erdo. Dikkatli bak. Adamım, ahanda ben bu kadarım. Bunca yıldır ne bir santim uzadım ne de kısaldım. Hatta uyarayım yaş aldıkça daha da kısalma ihtimalim var.” deyiverdim valla. Aaaa yeter ama. Yok yetmez miş! Şimdi de Elif ( kızım ) çıktı başıma. Aynanın karşısına geçip geçip beni çağırıyor: ” Anneeee bi gelsene! ”  .ok var. Bu yaz topuklu ayakkabı giymeyede başlayacakmış. Artık elime bir tabure alır gezerim yanında. Gerçi mahallemizin terzisi Gülçin diyor ki: ” Boşver be topuklular ne güne duruyor. Onlarla istediğin her boydasın.” . Diyor diyor ama o topukların üzerinde durmanın, becerebiliyor, her şey çok normalmiş gibi yürümeye çalışmanın ne demek olduğunu bilmiyor. Çünkü O da benden uzun.

Nasıl içime oturmuş bakarmısınız. Konu nereden nereye geldi. Sizlerle paylaşınca biraz rahatladım ama. Ohh! İşte yıllardır durum böyle… Bu satırları yazarken çalışma masamın üzerine, tam karşıma koyduğum, pontunu sevdiğim siyah ayakkabılar bugün ayaklarım onların içindeyken başına geleceklerden habersiz, şıkır şıkır durmaktalar. Benim halimi ise sanırım anlatmama gerek yok. Hadi ben şimdi çakma selvi boyumla arz-ı endam etmeye gidiyorum. Ve eve sağlam ayak bileklerimle dönebilmeyi umuyorum. Sevgiyle kalın…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

NOT: Ayy durun durun şunu demem lazım: ” Bence Jassica Parker’a topuklu ayakkabılarla her türlü zeminde, her türlü hava şartında, her hızda ( koşmakta dahil ) yürüyebilme ödülü verilmeli. Geçen izlediğim bir filminde arnavut kaldırım taş döşenmiş sokakta koşuyordu hatun ya. Ama yok püf nokta insan gibi yapabilmek! Bunu da dedim kuş kondurdum. Hadi eyvallah.

 

Etiketler: , , , , ,

Annem gene haklı çıktı!

 ‘’ Yap – koştur sen, sonunda madalyanı takarlar oturursun öylece.’’ der annem. Her zaman olduğu gibi bir kez daha haklı çıktı. Ve ben kucağımda; sözümü tutabilmek, yetişebilmek, geç kalmamak, yalnız bırakmamak, paylaşabilmek uğruna, kâh iki ayağım bir pabuçta, kâh iki elim kanda, en önemlisi her seferinde kendimi bir kenara koyarak yapmış olduğum özveri ya da adı her neyse fedakârlıklarla kalakaldım. Ki o anlarda zaman zaman yaşadığım gerginlik-sinir-stres ise cabası.

    Eminim sizlerde günün, zamanın birinde sormuşsunuzdur karşınızdakine: ‘’ Hiç mi hatırım yok.’’ diye. Ben bir kez daha aldım cevabımı ve galiba bu sorunun tek bir cevabı var: ‘’ Yok! Yok kardeşim. O, o zamandı, yapmasaydın ( gelmeseydin – söylemeseydin – taşımasaydın vb.). Zorla yap diyen mi oldu.’’ İşte cevap bu.

   Bizim gibilere halk arasında ‘’ enayi ’’, durumumuza ise ‘’ Aptallığına doymayan, doyamayan.’’ denir.

   İşte böyle benim bir madalyam daha oldu. Tecrübe, yediğin kazıkların toplamıdır demişti Sertuğ Abi ama bu kadar çok olacaklarını söylememişti. Hayat tecrübesi edinene kadar bu dünyadan göçüp gideriz valla. Demek ki; ‘’ Başkalarının hayatından ders alın; çünkü insan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşayamıyor. ’’ diye boşuna dememişler. Haftaya süper bir giriş oldu. Ardından gelecek diğer günler için umudum zirve yapmış durumdan. Bakalım bahtıma daha neler çıkacak? Eee artık ne diyelim ” Züğürtün müğürtün olsun ama sağlık olsun. Gerisi koy ver olsun.Sizlerin havası güzel olsun’ ‘

 

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 26 Mart 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , ,

Yerli yersiz, başlamak lazım

Bir yerden başlamak lazım sevmeye.
Kimi ya da neyi olduğunun hiçbir önemi yok, kendinden başlamışsan eğer.
Hayat zor, çekilmez ve aksini iddia edemeyeceğimiz kadar açık, net.
İktidarına yenik düşmüş bir ülkenin umudu kadar sağlam,
Henüz kaybedilmiş savaşın unutulmuşluğu kadar yalan.
Hayat, hayalin, kolu bacağı kırık hali.
Sevmek, alçısı ömrün, ‘ya tutarsa’ niyetine sarılan kırıklarına.
Bir yerden başlamak lazım inanmaya.
Neye ya da kime olduğunun hiçbir önemi yok, putlarını yıkmışsan şayet.
Aşk gibi, merhamet gibi, cehennemde Allah gibi…*
Yok gibi, yoksul gibi.
Hiçbir şeyi olmayan her şey gibi.
Körü körüne, bilinçsiz, aldırmadan, sorgulamadan,
İnanmadan inanmak lazım artık
Bir çift elin elinize düştüğü anın bütün dünyayı kucaklamak oluşuna!
Korkmadan ve korkutmadan açmak lazım kalbi,
Yüreğini mabet edinmişin usûllü, usûlsüz yalanlarına.
Bir yerden başlamak lazım yalnız kalmaya.
Nasıl ya da ne şekilde olduğunun bir önemi yok,
Uyumak, en büyük etkinlikse hayatında,
Bir sigara dumanına, bir içkinin yakışına kurban gidiyorsa için
ve ikinci kadeh hiç dolmuyorsa…
Bütün kemirgenlerden daha kemirgendir yalnızlık,
İçten içe, sinsice bitirir sizi,
Canınızı yakmaz, öyle eştir, eşittir size.
Bir yerden başlamak lazım gitmeye.
Nerden ya da kimden olduğunun hiçbir önemi yoksa şayet, gitmek farz olmuştur artık.
Ardınızda bıraktığınız insanlar kadar küçük bir tablo daha göremezsiniz.
Gittikçe uzaklaşırsınız, gittikçe küçülürler,
gittikçe unutursunuz, gittikçe unutulursunuz.
Gittikçe, umursamaz herifin teki olursunuz.
Bu güzel olan.
Umursamamak, hayata ve insana karşı dik durmaktır.
Yıkılmamak, yere sağlam basmaktır.
Göğsünüzden koparılıp alınan bütün değerlerin ecdadına küfretmektir.
Umursamamak, bu dünyanın size bahşettiği en mükemmel intihar biçimidir.
Ki bana ilk intiharımı sorduklarında, adını fısıldayacak olmamın sebebi de bu.
‘Başarısız bir denemeydi’ diyeceğim, ‘ama yılmadım, hâlâ azimliyim!’
Bir yerden başlamak lazım ölmeye.
Belki seve seve,
Belki de öylesine…
ATTİLA İLHAN

 
2 Yorum

Yazan: 25 Mart 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

barışalım artık!

  

Nasıl oldu? Ben ne yaptım sana ki bu kadar darıldın bana? Beraber geçirdiğimiz bunca yıldan sonra hala anlamadın mı, ben sensiz yapamam. Dolaşıp dolaşıp gene sana dönüyorum. Sonu gelmez zevkin gerçekten sonunun olmadığını, bedelinin ağır olduğunu bir kez daha anladım. Ki otuz yedi yıllık tecrübe yetmedi, yetmemiş. Üç hafta oldu. Tam üç haftadır üzerine titriyorum. Koştur koştur işten dönüyorum. Hem de nasıl yorgun bir bilsen. Bir türlü gitmek bilmeyen kış? Diğer yanda yılmadan, aradan dereden sıyrılıp ‘’ cööö’’ diyen bahar. Çarptı mı, çarpacak mı belli değil. Anlayacağın depresif halimle bahar çarpmışlığım içimde bir kavga ki sorma gitsin. İşte bu haller içindeyken, işten dönmüş yorgunken, sofra kurulmuş beni bekliyorken ben ne yapıyorum? Üzerimi değiştirip geliyorum yanına. İlk yirmi beş dakika her şey yolunda gibi. Sonra soluk aldığım yer, yer değiştirmeye başlıyor, dilim dışarı çıkıyor, gözüm zaman göstergesinde kilitleniyor, aklım sofradan yanıma gelemiyor… Peki ya sen ne yapıyorsun?  Sesini yükseltiyorsun. Adeta yüzüme yüzüme ‘’ Seni hain! Dur bu kadar kolay değil. Aylardır yüzüme bakmıyorsun. Ödeteceğim bedelini.’’ diye haykırıyorsun. Aslında dile gelip, söylesen senin için de benim için de daha kolay olacak. Rahatlayacaksın. Bak ben dile geliyor, itiraf ediyorum. Çok pişmanım. Keşke olmasaydı bu ayrılık. Söz vermeye korkuyorum, bir kez daha sözümü tutamamaktan korktuğumdan ötürü. Ama şunun sözünü veriyorum. Bir daha üzerine katlanan çamaşırların koymayacağım. Arada muhakkak yanına gelip halini hatırını soracağım koşu bandım. Ayrıca ben yürürken Oğuz’un sana yapmış olduğu tüm işkenceye, dimdik ayakta kalmak için motorunun son damlasına kadar savaştığın için sana minnettar olduğumu da söylemeden edemeyeceğim. Şu ölümlü dünyada bugün var, yarın yokuz, yetmedi mi bu dargınlık koşu bandı? Hadi yolladığım zeytin dalını kabul et de barışalım. Ne dersin?

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mart 2012 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

APTAL

  Para biriktirmek yerine insan biriktirmeyi tercih etmiş olan, ağzına değil aklına geleni söyleyen, 52 yıldır tiyatro yapan, oyuncu yetiştiren, eğitimler veren, cebinde hikâyeler biriktiren bir ustayı, Müjdat Gezen’i sahnede bir kez daha izlemiş olmanın hazzıyla uykuya geçiyorum bu gece.

  Bu güne kadar kendisine açılan davalardan yola çıkarak yazdığı oyunun adı; ‘’Aptal’’. Ve vurucu cümlesi de; ‘’ Haklı olmak istiyorsan aptal olacaksın. Çünkü güzellik, şöhret, servet geçicidir. Oysa aptallık kalıcıdır.’’ Oyundaki aptalın kendisi olduğunu söyleyerek başladı anlatmaya. O anlattı bizler dinledik. O anlattı biz güldük belki de ağlanacak halimize. O anlattı eller birleşti. Sonra dedi ki ‘’Şimdi gülme vaktidir. Osurulup osurulup ipe dizenlerin foyaları meydana çıkmaya başlamıştır. Şimdi gülme vaktidir.’’

  Sahnede ki vedasından az önce ise;

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
avunmak istemeyiz, böyle bir teselli ile
geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
geçince başlayacak, bitmeyen sükûnlu gece
guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
ya aşk içinde harab ol ye şevk içinde gönül
ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
ah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç. (Yahya Kemal BEYATLI) dedi.

  Ilımlı olan bir yığın şeyin ılımlı ılımlı hayatımızı sardığı bu yıllarda, Silivri nüfusu gittikçe artmaya başlamışken,  Müjdat Gezen’in yürek isteyecek bir cesaretle sahneye koyduğu oyununu yolunuz düşerde izlerseniz ve benim gibi bu ülkede zaman zaman çok yalnız hissediyor olanlardan iseniz size de iyi gelebilir.

  Ayyy oyunun reklamı gibi oldu.  Neyse ister gidin, ister gitmeyi, ister banane – sanane deyin, sayfa benim değil mi? Evet, benim. O halde diyorum ki; izledik, beğendik. O kadar!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Mart 2012 in GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: