RSS

Aylık arşivler: Mart 2019

Biliyorum

 

Bu sabah  plazada çalışan kadın olarak uyansaydım nasıl bir sabahım olurdu acaba diye açtım gözlerimi. Evinde hastası olup ona bakmakla geçireceği gün için gözlerini açan bir kadın da olabilirdim. Ya da hasta bir kadın. Ki; hasta uyandığım sabahlar çok oldu, Allah unutturmasın. Yaptığının hata olduğuna inanıp içinden söküp atamayan, hep yanında taşıdığı hatasıyla uyanan bir kadın. İlk iş yatak yorganı silkeleyip temizlik, yemekle geçireceği güne gözlerini açan. Bir sahil kasabasında yaşayan, gözünü açtığında ilk gördüğü mavi olan. Yalnızlığına görmemek için gözlerini sıkıca yuman. Alt katımızda yaşayan gibi saatlerdir durmadan ağlayacak olan çocuğunun sesiyle uyanan kadın. Hapishanede orada olduğuna inanamayan bir kadın olarak. Özlemenin gerçek anlamıyla  ölen yakınını özleyen, kokusuyla uyanan bir kadın.

Ben mi? Hepimizden biraz galiba. Çok kalabalık uyandım bu sabah da yani.

Değişsek, dönüşsek de özünde aynı olan onca insanız. 

Şimdi kahvemi içerkense; Van Gölü’nde yaşayan İnci kefallerini düşünüyorum. 

Uyumadan önce, Prof. Dr. Mustafa Sarı’nın umudunun zaferini anlattığı videoyu izlemiştim. İnancını ve umudunun zaferini anlattığı videoyu. https://youtu.be/9H_YsX9d2X0

İnci kefalleri ve Mustafa Sarı’nın zaferi. 

Oturduğum yerden gördüğüm bahçedeki minik beyaz kedi de dakikalardır yeni tomurcuklanmış ağacın dibinde duruyor. Minicik beyaz kedi… Üst dala konmuş olan kuşa bakıyor. Dakikalardır, usanmadan bakıyor. Usanıp vazgeçecek, biliyorum. Göreceğiniz güzel şeyler, güzel günler diledim.” Her şey geçecek, bitecek.” Demek dile kolay ama tek gerçek, unutmadan.

Günaydın.

 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 19 Mart 2019 in GENEL

 

Sterliçya

Sabah Alaçatı’ya geldim. Valizi kapı ağzına bırakıp ilk iş yanıma budama makası, biraz para alıp yürüyüşe çıktım. Uzunca yürüdüm. Görmek umuduyla çıktığım yolda peşine gittiğim ağacı söküp yerine temel için beton dökmüşler. Hissettiğim hüzün boğucuydu. Sevdiğim şeyler hep hayatımda olmayacaklar öğrenmiş ama hâlâ kabullenememişim. Bir kez daha anladım. Ama umut öyle git deyince giden, insanın yakasını kolayına bırakan bir şey değil. Bile bile umut etmeye devam ediyor insan. Kendiliğinden oluyor aslında, sen ne dersen de. Tamamen umutsuz olacak kadar yaşlı bir ruh olmaktansa hayal kırıklıkları hissederek yaşamaya devam etmeyi tercih edeceğim galiba. Mesela umudum bu yaz incirlerden yana. Kontrol ettim hepsini, sabah yürüyüş dönüşleri dallarına dadandıklarım duruyorlar.

Papatyalarsa coşmamışlar henüz.

Eve elimde bakkaldan aldığım ekşi maya ekmek, petibör bisküvi ve kapımızın önünden kestiğim iki adet sterliçyayla döndüm. Sterliçyalar  şu an karşımdaki vazodalar. Bu arada onlara çok yakışacak şekilde Cennet Kuşu da derlermiş az önce öğrendim. Bisküviyiyse demlediğim çaya eşlikçi ettim. Oturmuş eski yazıları derliyorum. Saklayıp bulamadığım eşyalarımı, yaşayıp hatırlayamadıklarımı falan konu etmişim bir tanesine. Hatırlamaya çalışırken çalışırken aslında hatırladığım çok şey olduğunu ve çoğunu uzun zamandır hiç düşünmemiş olduğumu farkettim. Babamın ilk renkli televizyonumuzu kucağında eve getirişi mesela. Özlem’le odamızın penceresinden kaçıp kumsala gittiğimiz o geceyi. Önder’in sünneti. Kara Şimşek adlı televizyon dizisini pastalı çörekli izlediğimiz Pazar günleri. Onlu yaşlara bile gelmemiş halimle mutfakta annemin Özlem’e içirdiği balık yağını gizlice içtiğim an. Bunlar gibi daha nicelerinden sonra hiç hatırlamak istemediğim niceleri de hortladılar. Nikahımızın arife gecesi aşağı katta yapmış olduğu telefon görüşmesinden sonra üst kata çıkan babamın gözlerindeki bakışı hatırladım, boğazım düğümlendi. Babasının ölüm haberini almış meğerse ve sabahki nikahı bozmamak için bize ‘oksijen tüpü bitmiş, alacaklar.’ diye yalan söylemiş. Nasıl anlamamışım. Geceleri bazen uzun uzun dalar düşünürdü mesela, kimbilir ne sorunları vardı. Kuzenimin ölüm haberini aldığı telefon görüşmesi sonrasında gene babamın yüzündeki renk değişikliğini hatırlıyorum. Doğum için uzun saatler sancı çektikten sonra beni ameliyathane kapısında uğurlayışı, sonrasında herkes bebeğin başındayken onun beni karşılayışı. Üniversite çağına gelene kadar bizlerin kaçıncı sınıfa gittiklerimiz bilmez, umursamazdı. Ne kadar haklıymış.

Silivri Devlet Hastanesi’ydi, bizleri hastaneye almadıkları bir ameliyatında annemin sancı içinde kalkıp camdan biz çocuklarına el salladığı an. Annem o yıllarda mutfağa çingene sobası kurmuştu. Işte o sobanın mutfağı ısıtmasını beklerkenki üşüme hissi de hatırladıklarım arasında. Üşümekle zorum o zamanlardan kalmış olabilir. Biraz daha yazarsam tek başıma oturduğum yerde zırlayacağım. O anları hatırlamak bir yana hisleri gelip kondu içime. Durduğum yerde zırlamak yapmadığım şey değil bilen bilir de, bu akşam olmasın çok ödevim var. Demem o ki; istemediğim halde unutuyorum ya tanış, yazar, oyuncu, kitap, film adlarını. Istediğim halde unutamadıklarımın zoru ne olabilir benimle. O da tıpkı zamanı gelmeden kaybolmayan umut gibi ‘Ol’ deyince olmayanlardan galiba. Neyse ki; ufak karşılaşma, süprizler gibi güzel şeyler oluyor da şu hayatta, insanın ara ara aklına geliyor unutmak istedikleri.

‘’ Hatırlamak için bir hafıza varken, unutmak için elimizde hiçbir şeyin olmaması; hayatın bize attığı en büyük kazık. ‘’ diyerek durumu en güzel tarif eden açık ara yalnızca Murathan Mungan bence.

Her şeye rağmen ‘ Şu hayatta güzel şeyler de oluyor.’ diye diye yaşamak en güzel.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Mart 2019 in GENEL

 
 
%d blogcu bunu beğendi: