RSS

Aylık arşivler: Mart 2014

İçimizde Bir Yer ( Ahmet Altan )

Screen shot 2014-03-31 at 17.03.08

Ben ne zaman bu konuyu düşünsem aklıma hep Amarcord filmindeki o sahne gelir.

Koca mememli bakkal kadın, köyün ufak oğullarından birini bakkal dükkanının arka tarafına çeker.

Hayatında hiç çıplak kadın görmemiş oğlanın meraktan ve heyecandan faltaşı gibi açılmış gözleri önünde o inanılmaz büyüklükteki memelerini çıkartır. Kendisine bakan küçük oğlanın ağzına verir memelerinden birini.

Ve öfkeyle azarlar oğlanı.

– Üflemeyeceksin salak, emeceksin.

Kadınlarla erkeklerin konuşmalarının bir yerinde hep, ‘’ üflemeyeceksin salak, emeceksin ‘’ tuhaflığının yaşandığını düşünürüm.

Kadınların bir şey söylediklerinde aslında başka bir şey söylemek istemiş olabileceklerini kendim mi farkettim, yoksa bunu bana usulca, bazen sabırsızca sözleriyle kadınlar mı öğretti, şimdi tam çıkartamıyorum.

Ama bir kadın, ‘’Ben üşüyorum‘’ dediğinde, bunun cevabının, ‘’üstüne bir şey al‘’, ‘’istersen bir taksiye binelim‘’, ‘’eve geldik zaten‘’ türünden bir söz olmadığını, ‘’üşüyorum‘’ dediğinde kadının, ‘’bana sarılsana‘’ demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.

Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin verilmediği için ‘gizli bir dil‘ geliştirmek zorunda kalan kadınlar, bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılmadığını, niye ‘emeceklerine üflediklerini‘ hiç anlayamazlar.

Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana benzediğini düşünürler.

‘Anlayışsız ve beceriksiz salaklar.‘

Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen, bunların ‘açıkça‘ söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin değerini düşüreceğine inanan kadınların, niye isteklerini düpedüz söylemediklerini ise erkekler için hep bir sırdır.

Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep utanırlar.

Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak odası olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine kapılıp tedirgin olurlar.

Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken ‘mahrem‘ şeylerdir, kadınlar ise bunun, hayatın her anında yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünürler.

Hemen hemen hepsi gizli bir ‘derebeyi‘ olan erkekler, kadınların her isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı, hatta bir hakaret görürler.

Erkeklerin bekledikleri, kadınların ‘üşümeleri‘ ya da ‘acıkmaları‘ değil, erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş bir aşka kapılmaları ve bu aşkı, taleplerini dile getirmeyerek göstermeleridir.

Galiba bu yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten sonra ve erkek yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar ‘üşümeye‘ başlar.

‘’Benim uykum geldi‘’ dediğinde erkeğin onla beraber yatmamsını, perhize başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona sevdiği yemekleri almasını ‘düşmanca‘ bulmaya koyulurlar.

Artık, erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun sözlerinde ve davranışlarında ‘ sevgisizlik ‘ işaretleri tek tek saptanır.

Ve o gizli dil daha sık ortaya çıkar.

Kendilerinden yakınırlar önce, ‘’çok şişmanladım‘’, ‘’çok yaşlandım‘’, ‘’çok çirkinleştim‘’ diye; bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine, ne yapacaklarına bakarlar.

Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmediklerinden ya da sevilmediklerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.

Baştan savma verilecek her cevap, bakkal kadının öfkeli tepkisini hak eder.

– Üflemeyeceksin salak, emeceksin.

Ama erkekler bu durumlarda genellikle üflerler.

– Yoo, hiç de şişmanlamadın, iyisin, biraz kilo aldın belki ama önemli değil.

Bu yakınmalar onlara manasız ve çocukça gelir çünkü.

Kadınlar ise sinirlenmeye başlarlar.

– Sen beni eskisi kadar sevmiyorsun.

Bunun cevabı elbette, ‘’Nereden çıkardın bunu, tabii ki seviyorum‘’ değil, sıkı bir sarılış ve iyi bir öpüşmedir.

Bir şeylerin yanlış gitmeye başladığını gören erkek ise, güzel bir hediye almanın ya da daha kestirmesi ‘biraz para vermenin‘ zamanı geldiğini düşünür.

Onun için sorunun tedavisi öpüşmede değil, paradadır.

Kabul etmeli ki, kendi değerini, gizliden gizliye kendine verilen parayla ölçmeye yatkın kadın için yapılacak ‘ fedakarlığın ‘ miktarı bir zaman işe yarar; kadın, ‘salağın‘ duygularını böyle ifade etmeye çalıştığını anlar.

Erkek ise, o düz vahşeti ve insafsızlığı ile, ‘ağlıyorsa biraz para ver‘ çözümlemesini benimser.

Ama hediyelere ve paralara çabuk alışır, sarılışların ve öpüşmelerin özlemi yeniden başlar.

Kadın ‘üşür‘.

Read the rest of this entry »

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 31 Mart 2014 in KADIN & ERKEK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , ,

Diyorlar ki, yenilmişiz

Diyorlar ki, yenilmişiz.

Diyorlar ki, ölümü savunanlar, ölümü avuçlayanlar, ölümü zehirli tohumlar gibi hayatımıza saçanlar kazanmış.

Raggiani, ‘ Kurtlar şehre indi ‘ diyor şarkısında.

Biz, hayatı savunanlarız.

Biz, hayatı ölmeyi bilerek savunanlardanız.

Bahardır bizim müttefikimiz.

Ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşarız.

Yaşamaktır savaşımız.

Bir nakış işler gibi, her ilmeğine kendimizden bir şey katarak yaşarız.

Diyorlar ki, yenilmişiz.

Diyorlar ki, sahipsiz ölülerimizin kanlıları zafer yürüyüşleriyle geliyorlarmış.

Diyorlar ki, dağılmış ordularımız.

Diyorlar ki, her cephede bir hüzün, her cephede bir yenilgi varmış.

Diyorum ki, yenilmedik.

Toy kısraklar gibi oynak bahar sabahları hayatımıza koşarken ne yenilmesi, bu çıldırmış erguvanlar her yana dağılırken kim yenebilir bizi.

Şu gülümsemeleriniz. Dilinizin ucuna geliveren şiirler. Mırıldandığınız şarkılar.

Kır kahveleri, kıpıpr kıpır bir şeyler içinizde, taze ot kokuyor her yan, birisi size sizi sevdiğini söylemeye hazırlanıyor.

Kahkahalardan atlarımız, yapraklardan cephanemiz, neşeden ordularımızla yürürüz cepheye.

Ölümü taşıyanlara karşı hayatı biz yaşayarak savunuruz.

Onlar kalın parmaklarında ölümü taşıyorlar, sırtlarında öldürdüklerinin hayaletleri, her gülümsemeyi ezmek istiyorlar, aşağılıyorlar aşklarınızı, zekice her nükteden nefret ediyorlar, hayat en büyük düşmanları.

Onlar öldürdükleriyle ölen ölüler.

Biz, hayatı savunanlarız.

Yaşayanlarız biz.

Işıklı sabahlar, çiçekli ağaçlar, tebessümler, kekik kokuları, deniz kıyıları, dudağımızın kenarında taşıdığımız öpüşmeler, imalı şakalar, alnımızda hissettiğimiz ince rüzgar, ihtiyar kayıkçının selamı, çırılçıplak yüzen çingene çocukları, bahar akşamları bizim müttefiklerimiz.

Kalabalığız.

Güleriz biz, sevişiriz, çocukların başlarını okşarız, en oymalı ıslıkları biz çalar, en demli çayları biz içeriz. Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Mart 2014 in OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

dım dım da dım dım

Screen shot 2014-03-23 at 23.59.54

‘Boku yiyen kaşığını yanında taşır.’ derler ya sanırım ben o boku bile yemeyi beceremeyenlerdenim. Sigaram varsa çakmak, çakmağım varsa sigaram yok. İkisi beraber oldukları zamanlarda yanımda, kendimi feci rahat hissediyor olmamın sebebi bi halt becerebilmiş olma duygusu olsa gerek.  Mesela bu akşam evde ilaç niyetine sigara yokken arama kurtarma çalışmaları sırasında elimi nereye atsam çakmağa çarptı.  Nihayetinde çantaların birinin içinde, dönüştürüldüğü şeyden özüne dönüp odun olmuş bir adet puro bulabildim, onu zıkkımlanıyorum. Ki, trafikte yandaki arabadan sigara, yolda muz satanlardan çakmak istemişliğim yadsınamayacak kadar fazla olmasına rağmen dersimi almamışım. Muz demişken! Yolda alıp ardından trafikte yiyeniniz var mı? Direksiyonun başında oturup muz yerken nasıl gözükür bi insan? Daha fazla derine inmeyeceğim, korkmayın. Yalnızca sordum.

Bu akşama dönersek tüm bu arama, içme işlerini yaptığım sırada, aslında dört saat sonra havalimanında olabilmek için uyumuş, gitmeyi planladığım yerde çıplak kalmamak için valizimi hazırlıyor olmalıydım. Bu –ydım, -ydim’ler hangi zamana giriyorsa ben o zamanda yaşıyorum. Yapmalıydım, söylemeliydim, gitmeliydim, yapmamalıydım… Dım dım da dım dım.  Şimdi ne yapıyorum? Elimde odun, üzerimde mont benzeri polar, önümde bilgiCayar balkonda oturmuş bu satırları yazıyorum. Valla anam babam beni yapmışlar ama olmamışım.

Bu geğik, eğik şeyleri yazıyorum ama neden yazıyorum? Bedenlerimizin üst tarafında taşıdığımız, en büyük uzvumuz olan kafaların biraz boşalması lazım? Seçim seçim dediler. Yazışmayın, konuşmayım dediler. Yeri göğü bayraklarıyla donattılar, etraf pislikten geçilmiyor. Her yan bangır bangır çığıran seçim otobüsleriyle dolu. Üstüne bu rezilliği bizim paramızla bize yaşattırıyorlar ya… Parasıyla rezil olmak böyle bir şey galiba. Ev ahalisi deseniz Oğuz’lar bölme işlemine geçtiler; ya kendimi ya da onu bölme noktasındayım. Benim iç dünya deseniz içinde kendimi bulamıyorum. Anlayacağınız şahdık şahbaz olduk. Buna ‘Hayat’ demiştik değil mi.

Hadi ben kalkıyorum artık, son kelimeler:

Hayat bir gündür o da bugündür.

Kapağını açan bir adam ise eğer, bira içerken, kapağı açan adamın işerken ne yaptığını, sonrasında ellerini yıkamamış olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu aklınıza getirin ve şişenin ağzını silmeden içeyin.

Son pişmanlık hiçbir halta yaramaz.

Önyargı kötü şeydir.

Off çok üşüdüm lan! Dört – beş güne görüşürüz. Enseyi koruyun.

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 23 Mart 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

gün gelecek

 

Sabahtan beri konuştuğum yazıştığım; olan bitene akıl erdiremeyenler, karısını terk etmeye götü yemeyen adamlar, kocasını terk eden kadınlar, hastalık karşısında çaresiz kalanlar, ölümsüzlüğe inananlar, bunu kafaya takmayanlar, dalga geçenler, fazlasıyla ciddiye alanlar yaşamı, aşkından dünyanın altını üstünü belleyenler, sınav sonuçlarına sevinenler, bankada sıra bekleyenler, dua edenler, lanet okuyanlar, şükür edip daha fazlasını isteyenler, birbirinden nefret edip birini özleyenler, hatırlayıp gökyüzüne bakan kuşlara selam çakanlar, kuşların ardında gitmek isteyenler…. Abicim bizi izleyen varsa çok eğleniyor olmalı. Belgin’le hep söyler hep güleriz buna! Nedir lan bu? Bu sikindirik hayatı gene sike sike yaşamak, yaşamak mı? Tüm bunları düşününce önüne gelene düzmeceler dizen Neyzen mi haklı? ‘ Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşamalısın…’ diyen Nazım’ mı haklı olan? 

Tüm bunların yanında ben bugün annesini özleyenlerin, annesinin elini bırakmayanların yanında garip, garip gibi duruyor ve dua ediyorum. Gönüllerine ferahlık diliyorum. Dua ediyorum. Gün gelecek her şey bitecek. Gün gelecek her şey geçmiş olacak, geçmişte kalacak.

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 17 Mart 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , ,

biz!


Katıp savrulduk gene! Milletçe sınanıyoruz adeta. Nereden, kimlerden, hangi tabakadan, eğitimin neresinden, hangi renkten, dilden geldiğimizin hiç önemi yok. Hissettiğim o ki, ne kadar insan olduğumuzla sınanıyoruz. Söz konusu olan içki, park, ağaç, etek boyu, çocuk sayısı gibi kişisel hak – özgürlükler oldu tamam. Uyar uymaz, kabul eder etmez ve tepkini koyarsın. Ağzına geleni söyleyerek karşı düşüncede olana sövebilirsin. ( Bu da tamamen ayrı bir konu. O günlerde de birbirimize ne kadar tahammülsüz olduğumuzu gördük.)

Ama ölümden, insan hayatından, yaşama hakkından bahsediyorsak  her şey anlamsız kalmaz mı, kalmamalı mı? Dün; ölüm ardından alkış tutan, ‘ Müstehaktı! ‘, ‘ Gününüzü gördünüz, göreceksiniz! ‘ türünde yorumları görünce acıyan yerlerim buz tuttu. Dehşet içindeyim.

Belgin’in anlattığı ardından okuduğum bilimsel araştırma sonucu geldiğinde aklıma, bu tür  düşünceye sahip olanlar, üzerine bunları düşünüyor olmaktan dolayı hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan bu yorumları yapanlar? Akıl alır gibi değil. Çünkü insani duyguları beynimizde salgılanan hormonlar yoluyla hissediyoruz. Hissedemeyenler hangi canlı grubuna giriyorlar? Ya da nasıl bu hale geldiler? Yaşananları nasıl ve nasıl hala destekledikleri parti gözünden değerlendirebiliyorlar? Gözünüzü seveyim dürtün yanınızdakileri! Dürtün ve deyin ki ‘ Uyan kardeş, uyan! Senin evladın, abin, kocan, kanın canın olabilirdi ölenler. Ve inan biz o zamanda sokaklarda olurduk. Biz o zaman da ‘ Rahat bırakın bizi. Biz siyasiler olmadan, politika yapılmadan , beraber mutlu – mesut YAŞAYABİLİYORUZ, YAşIYORDUK! ‘’

Seçme, seçilme hakkı neden getirildi?  Hiç kimse ‘ Astığım astık, kestiğim kestik! ‘ diyemesin diye, değil mi? Bir lider olsun da halkına ne istediğini sorsun, rızalarını alıp uygulasın diye, değil mi? Tüm ülkenin ortak sesi olsun diye, değil mi? Kargaşayı engelleyip huzur ortamı yaratsın diye, değil mi? 

Ha bu arada şunu da unutmayalım; sonucun etkilediği yalnızca bizler olacağız. Tüm bunlar yaşanır geçer, yenileri olur geçer ve olan yalnızca bize olur, oluyor. Atı alan sınırları geçer. Onlar söylediklerini unutur birbirlerinin kıçlarını yalarlar. ‘ Öyle değil böyle demek istemiştim. ‘ der aklanmaya çalışırlar.

Bir baksanıza etrafınıza: sokakta olan kim? Evladı ölenler kim? Evlatları için endişelenenler kim? Gelecek kaygısı yaşayanlar kim? Kapılarını birbirine açmaz, açamaz hale gelenler kim? Selamı sabahı kesenler kim? Tüm bunlar yaşanıyorken borç taksidini düşünenler kim? Karnındaki bebeği için endişe edenler kim? Kitap parası denkleştirenler kim?  Bizler!

Sonucun etkilediği yalnızca bizler olacağız. Biz; vergi ödeyen, çalışan, çocuklarını bu topraklarda büyüten, birbirleriyle komşu olan, akraba olan, dost olan, cenaze taşıyan, doğum tebriğine giden, hastayken çorba getiren, teşekkür eden, namazda omuz omuza olan, sırası olduğunda kadeh tokuşturan, birbirlerine selam veren, selam alanlarız, yapılan zamlardan etkilenen, birbirine borç veren, borç alanlarız. Biz halkız. Biz oy pusulası değiliz. Biz döviz değiliz. Borsada hisse değiliz. Maldivlerde ada değiliz. Yerlerdeki seramikler değiliz. AVM değiliz. Biz halkız. Biz bu ülkenin sahipleriyiz. Biz bu topraklar için mücadele edenlerin torunlarıyız. Bu ülke bizim.

özgür tamşen yücedal

not: yukarıda bahsettiğim araştırma sonucu ile ilgili ayrıntıları merak edenler için adres; 

https://www.facebook.com/video/video.php?v=10150416922411202

http://www.milliyet.com.tr/2007/03/23/yasam/yas07.html 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 13 Mart 2014 in GENEL

 

yanılmışım. çok üzgünüm.

ozgurtamsen

Neden? Hala aklım almıyor, alamıyor. Nasıl bu kadar ayrılmışız, ayrışmışız. Diğer yanda nasıl bu kadar bir olmuş, birleşmişiz. Ağaçların peşinden yola çıkıp geleceğimizin aydınlık günleri için el ele, omuz omuza sokaklara dökülmüş olmamız, olduğum taraftan bakınca umut verici. Evet, ben bir taraftaymışım. ‘’ Taraf ‘’ kelimesi hiç olmadığı kadar içi dolu, soğuk, ayırıcı, uzaklaştırıcı geliyor özellikle bugün.Çünkü, ben sanıyordum ki, farklı düşünüyor olsak bile hayalini kurduğumuz dünyada beraber yaşıyor olmalıydık, yan yana…

Belki de bugüne kadar hiç bu kadar uzak hissetmemiştim. Bir tarafta olmanın anlamını iliklerimde hissetmemiştim. Demoktarik, özgür yaşamanın karşılıklı saygı göstermek, saygı görmek olduğu öğretildiği ve buna delicesine inanmış olduğumdan sanıyorum.  İnsanca yaşamanın yalnızca tek bir anlamı olduğuna inanmıştım. Eşit, özgür, laik, kardeşçe yaşamak sanmıştım insanca yaşayabilmeyi. Yanılmışım. Çok üzgünüm.

Okuduğum vahşet, düşmanlık, kin dolu, kardeşi kardeşe düşürücü yorumları görünce dehşete kapıldım. Bir hafta öncesine kadar aşını, sırlarını, elem, mutluluklarını paylaştığı arkadaş, akrabalarını düşman ilan etmişleri görüp duyunca…

View original post 200 kelime daha

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Mart 2014 in GENEL

 

olur ya

Ötesi berisi çok olan geçmiş haftadan, 

Bir kahve içimlik pazartesi sabahına.

Geçmişte kalan pişmanlıklara

Siktiri çeken pazartesi sabahına.

Konuşarak harcanan anlara inat,

Suskun pazartesi sabahına.

Biten kitabın ardından,

Temiz sayfa açan pazartesi sabahına.

” Kalk gidelim ” diyene göze de,  ” Bok yeme otur! ” diyen göze de

” Olur ya ” diyen pazartesi sabahına.

Akşamdan kalma 

 Pazartesi sabahına

Merhaba!

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Mart 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: