RSS

Etiket arşivi: kadın

çevirimiçi

Gittim

Döndüm

Aynı yerdeyim

Anlamsızca film izliyorum

Kitap, dergi okuyorum

Spor yapıyorum

Uyumak istiyor, uyuyamıyorum

Hep aynı saatte, aynı güdüyle uyanıyorum

Kaç gün oldu hatırlıyorum

Öğle saatlerine kadar sağ salim gelebilirsem ‘bugünü de atlattım’ diyorum

Debelenip duruyorum

Hâllerden hâl beğeniyorum

Sorgulayıp duruyorum

Dönüp kendime çarpıyorum

Düşüyorum

Sonra kalkıyorum

Susuyorum

Susmayan yanıma söyleniyorum

Bol bol kaVe içiyorum

Haberleri izlemiyorum

Kesinlikle damar parçalar dinlemiyorum

Doğrusu nedir? bilen arıyorum

Bir diz istiyorum

Maviyi bir de gündoğumlarını özledim korkuyorum

Içim giderken ben duruyorum

Duran yanım kırgın, biliyorum

Insan her bahar tazelenmeyebilir miş

Gönülün niyette olması yetmiyor muş

Bazen basit

Bazen -miş gibiy miş

Bana basit değil miş.

Özgür Tamşen Yücedal

NoT: Satırlara destek veren aşk temalı Ot yazısına,

        Serkan Kaya şarkılarına,

       iki kadeh rakıya teşekkürü borç bildim, teşekkür ediyorum.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2017 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

ne yani

Screen Shot 2016-01-06 at 11.53.54 AM

Günaydın!

Tamam hava gri, puslu, tuslu… Bir rehavet, bir şey yapmak istememek falan… Ne yapalım yani, ne yani! Bir kuş şakısın, sevgilim olsun gelsin öpsün, ılık bir esinti tenimi okşasın, köşe başında bir adam akordiyon çalsın, muhtar gelip kahvaltı hazırlasın, çay demlenmiş olsun…. Bekleyeceksek vay halimize. Bekle bekle boktur işin.

Itiraf edeyim sonunu düşünmeden bekledim! Sonuç mu; bok! Okumaya başladığım kitabın heyecanın ipine tutundum, bedenimi yataktan kazıdım, radyoyu açtım, ocağa bezelyeyi koydum, pirinci ısladım, kahve yaptım ve beklemekten vazgeçtim. Şükür tırnağım var, kaşıdım kendimi. Ense desen günden güne kalınlaşıyor.

Bu arada, aramızda kalsın kimseye söylemeyin; diyetteyim. Hiç tartılmadan başladım diyete ( evdeki baskül bozuk ). Yarın bir hafta olacak. Ve delicesine hergün zayıflamış olduğuma inanarak mutlu oluyor, neşeyle dolduruyorum içimi. Kilo vermiş olsam da, olmasam da kilolar benim değil mi? Benim! Gelişine gidişine kendi başıma mutlu ya da mutsuz olabilirim, kimene!!! Bir tek güçlüğü var: diyetteyim ya, yanıma her akşam çocukların biri gidiyor diğeri geliyor ‘’anne evde tatlı var mı?’’ diye. Ama ne yapacaksın çocuk bunlar! Geçecek, bu günlerde geçecek. Uğruna direndiğim 3-4 kilo, geçecek. 3’ü, 4’ü gider, eksiği azı gelir ne olacak hayat geçiyor böyle böyle.

Dünya, egemen olmaya başlayan kötü düşünceler bu kadar çoğalmaya, yayılmaya başlayınca ne yapayım yani, ne yani! Bunlarla bozdum işte. Içime döneyim, iyice tıkanayım içime dedim. Hayır bazen öyle şeylere gülerken yakalıyorum ki kendimi sonra kendim kendime inanamıyorum. Örgü öreyim dedim, başladım biliyorsunuz çoğunuz. O işte olmadı. Abartmış olmalıyım ki; evdekilerin sinirleri bozuldu durmaksızın örme eylemimden. Onları duymazdan geleyim dedim bu defa da bileğim iflas etti. Alışmayan götte don durmaz mış misali… Olmadı, tığı, yünleri bazanın altına kaldırdım. Seneye çıkartırım belki. Sıyırmalara gel yani.

Bu çağda hâlâ dinî ayrımcılık yapılabilineceğine, çocukların öldürülebileceğine, para-güç için savaşılabilineceğine inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Birini dinlemek desen, yok dinleyemiyorum kimseleri. Toplu delirmece oyunu gibi. Siktiğimin düzeni üç kuruşluk sokağa çıkma, gazete okuma, biriyle iki çift laflama, televizyona bakma keyiflerimizin içine etti. Ne yana dönsem inanamadığım haberler, laf sözler, bakışlar… Tüm dünya vatandaşları olarak Düzen Askerleri olma yolundaki evrimimizi tamamladığımızda bizimle ne yapacaklar merak ediyorum. Allahtan göremem…

Offf! Iç karartıcı oldu. Tüm bunları zaten biliyor, duyuyor, okuyorsunuz. Tamam söyleyin o halde bana: bu diş fırçalarını ambalajından çıkartırken zorlanan bir tek ben miyim? Yalnız mıyım? Hayır, neden sıkış tıkış o ambalaj. Koy abicim şeffaf bir jelatinin içine dişimizle koparalım ucundan kavuşabilelim fırçaya.

Bunun yanında fikri okuduğum günden beri kafamı kurcalayan bir mevzu daha var; cep telefonları elastik olsalar hakkEtten süper olmaz mıydı! Yok vallaha! Hani elimizden düşürmüyor, kulağımızdan – gözümüzden ayırmıyoruz ya; elastik olsalar götümüze de sokabiliriz. Tüm bu taşıma, bakma zahmetinden kurtulur düşünce gücüyle, içten yanmalı motorla kullanıverirdik.

Bir de son zamanlarda gene aldı başını coştu gitti bu ‘’İyi çocuk yetiştirmenin yolları’’ , ‘’Nasıl iyi ebeveyn olunur?’’, ‘’Çocuklarımıza nasıl davranmalıyız?’’ vb. paylaşımlar. Ulan kelin merhemi olsa keline sürer. Bi geçsinler bunları allah aşkına. Bizler insan olma yolunda sapmamak için direniyoruz. Sevmeyi unutmayalım diye. Temiz kalmaya çalışıyoruz. Ne yolu, ne metodu!!! Bizim evde iki tane emanet var; iletişebilmek için bulabildiğimiz tek yol konuşmak ve sevmek.

Ha bir de bu havalarda: Tek Çare Yün İçlik!

Sıcak tutmak lazım kalbi ve bedeni.

Ben bi kaptırdım gibi ama kalkmalıyım çişim geldi.( Ayyy! Ne terbiyesiz kadın! Halbuki bizim hiç çişimiz gelmiyor! )  Arada gene haberleşiriz.

Herkese şifa diliyorum. Sabır diliyorum. Unutmayın diyorum; kuşlar uçuyor, kafamıza sıçıyorlar ve hayat kısa.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Ocak 2016 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

şişşşşt

Mavi bir sabah. Deniz kokulu. Kaçak. Gizemli. Kadın, adam kokan bedenini kaldırdı yataktan. Ağır ağır… Sindire sindire… Hapsetmek istercesine… Bitmesini istememecesine… Bungolovun terasında duran beyaz sandalyeye sığıştırdı küçük bedenini. Avuçladı kahve fincanını kadın. Parmaklarının arasına sıkıştırdı filitreli sigarasını. Beyaz sütuna sıkıca tutunmuş sarmaşık şahidiydi gecenin… Tebessümle baktı sarmaşığın rüzgarla flörtleşen yapraklarına ve ‘’ şişşşşt’’ dedi kadın. Sen ve ben… Sırrımız. Adamın dediği gibi bir yazdı bu yaz. Bilmiyordu adam tamamlayan oydu halbuki bu yazın unutulmazlığını. Engel olamamıştı hiçbir şüphe aşka, önünde eğilmişlerdi aşkın. Sustu kadın. Tebessümle çekti soluğunu. Tek bir cümleye hapsolmuş iki yürek. Gelmiş ya da gelecekle hesabı olmayan iki yürek. 

Mavi bir sabah. Deniz kokulu. Kaçak. Gizemli. Adam, kadın kokan bedeniniyle sarmalanmış yatakta… Sabitlenmiş bakışları tavanda. Tek bir saniyesini kaçırmak istemediği sabaha mühürlenmek istiyor. Kadının sihirli bakışlarına hapsolmak istiyor. Arasını açık bırakmış kapıdan görüyor maviye bulanmış kadını, terasta duran beyaz sandalyeye sığıştırmış olduğu bedenini. Kahve fincanını tutan ellerini, sigarayı sarmalayan parmaklarını kıskanıyor adam. Bitmesini istemediği kaç sabah yaşayabilir bir insan? Adam ilk defa bitmesini istemediği bir sabahın içinde, kokusunda, dokunuşunda. Kalkıyor yataktan. Ağır ağır… Sindire sindire… Terasa çıkıyor… Bu defa beyaz sütuna sıkıca tutunmuş sarmaşık ‘’ şişşşşt ‘’diyor adama. Suskun… İzliyor kadını. Unutulmaz bir yaz diye geçiriyor aklından. Tebessümle çekiyor içine mavi sabahı, kadının sorgusuz bakışlarını. Engel olamamıştı hiçbir şüphe aşka, önünde eğilmişlerdi aşkın. Yüreğinin unutmuş olduğu köşesinde sızı hissediyor adam. Tazelik gibi… Yaşadığını hissetmek gibi… Yeniden başlamak gibi. Kaldığı yeri hatırlamış gibi. Teslim olmak, mavide kaybolmak gibi. Tek bir cümleye hapsolmuş iki yürek. Gelmiş ya da gelecekle hesabı olmayan iki yürek. 

Günaydın mavi.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 05 Ağustos 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

sarı

İçi darmadağınık, gözleri kan çanağı… Kendini kıskançlığın pençesindem kurtaramayan adam yatak odasının kapı eşiğinde öylece durdu. Camdan gelen esintiyle açıldı aralık kapı. Uyku kokuyordu oda, rengi sarıydı. Yan kıvrılmış yatıyordu kadın, uykuya teslim. Sağ eli yastığın altında saklanmış. Bacağı yorgandan sıyırmış kendini. Tebessüm buğday tenine konmuş. Bir adım atsa adam, sarının içinde uykunun kokusunda olacak. Adamın istediği; yastığın altında saklanmış olan eli tutmak, kendini yorgandan sıyırmış bacağı okşamak, kadının tebessümünde öpücük olmak. Tebessümün sebebi olan rüyanın içine girebilmek. Girip, kadının yanında rüyanın içine hapsolabilmek. Rengi sarıydı odanın, uyku kokuyordu.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Haziran 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

prens prensesi sevmedi ( filiz aygündüz )

IMG_2297

Market rafından poşete, poşetten mutfak tezgahına oradan yatak odasında komidinimin üzerine ve elime… Karşımızda

‘’ Prens Prensesi Sevmedi ‘’.

Okundu, bitti.

İlk sayfada yazmış olduğuna göre: Bir iyileşme hikayesi.

Arka kapağa göre kitap: Bağlılık-bağımlılık, değersizlik-suçluluk duygusu, anlam arayışı-anlamsızlık kaygısı, sevilme arzusu-kaybetme korkusu… aşka, insana ve zaaflarına dair, herkesin kendinden bir parça bulacağı, gülümsetirken yüreğinizi de burkacak bir roman.

Bize göre:

– Ayyy hiç anlamıyorum lan, nasıl aşık oldu o adama?

– Nasıl kurtulamadı şu herifin pençesinden?

– Kıza göre değil o herif, söyledim söyledim laf dinletemedim.

– Yok anam bizi de dinlemiyor kızın kafa uçmuş, takmış adama resmen.

– Çağırdım gelmedi gene o dangalozdan haber bekliyor kesin!

– Aşk mı kaldı artık, bi geç sen bunları.

Vb. laflar eden, anlayaMAYANlardansanız,

– Yok be iyi adam,

– İyiyim ben, merak etmeyin

– İşlerini ayarlarsa arayacak mış.

– Çok tatlı be. Beraberken çok iyi vakit geçiriyoruz. Ne yaşadığımızı tam bilemiyorum ama onunla iyiyim.

– Her ilişkinin adı mı olmalı? Eğer öyleyse biz neyiz lan. Aman neyse ne ben mutluyum, vallaaa.

-Takmıyorum artık; ararsa arar, gider miyim, gitmez miyim o zaman karar veririm.

Vb. laflarla anlatamayanlar, anlaşılamayanlardansanız okuyun.

Özetle biz okuduk. Anladık. Sustuk. Sonra mı? ‘Ko götüne’ dedik tüm bağımlı, bağımsız, anlayan, anlayamayan, anlaşılan, anlaşılamayanlar için vur patlasın çal oynasın aleme aktık. Aktık dediğim Elif’in doğum günü kutlaması için arkadaşlarıyla gittiği mekana gittik. Tüm con conların takıldığı bir yer çıktı ama… Bizi bozar mı? Bozmadı! Koptuk, geldik. Hadi ben bizim hallere hiç girmeyeyim sonra toparlayamıyorum yazının götünü başını.

Biraz daha fikir edinmek isteyenler için bir iki paragraf attırıvereyim ortaya… 

 

ŞART MIDIR PRENS? Aşk falan yok demiştim kızlara ama bal gibi de ilk görüşte aşktı bu. Son görüşmenin ardından, o ilk günlerin şanından sayılan, ‘’arayacak mı, ya aramazsa’’ telaşı başladı. Bu günlerin kurbanı bir kız arkadaş hep olur malum. Benimki de Suna’ydı. Günde kırk kez, telefon, mesaj, mail marifetiyle yiyip bitiriyordum Suna’yı. Bütün hikayeyi en baştan gözden geçiriyor, Ömer’in her bir sözüne kırk tane anlam yüklüyor, bakışlarını yorumluyor, arayacağı zamanı kestirmeye çalışıyordum. Arada umudu kaybedip kesin aramayacak diye karaları bağladığım da oluyordu, arasın diye akşamları totem yaptığımda… ( sayfa 25 )

ARAR MI ACABA? Tam on yedi gün sonra aradı Ömer. Bir akşam, tam işten çıktımıştım ki çaldı telefonum. Ömer! Her şey yolunda mı? Hayat nasıl gidiyor, keyifler yerinde mi minvalindeki girizgahtan sonra sordu:

‘’Tekir teklifi hala geçerli mi?’’

Geçerli olmaz mı?! ( sayfa 1 )

DURSAM CANIM YANARDI Hep bir adım sonrasındaydı aklım. Şimdi ne yapmalıyım? Mucize falan olacağı yok; ben kendi mucizemi kendim yaratayım bari. Olmuyorsa oldurayım. Bir olsun, bak o da sevecek beni. Biliyorum, hissediyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacı var. önüme konan ‘’ilişki istemiyorum’’ gerçeğini reddediyordum. ( sayfa 55 ) Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mart 2015 in KADIN & ERKEK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

müjde

Screen Shot 2015-01-23 at 12.13.59 AM

Beni de kaybettik. Geçen sabah dışarıya çıkmanın evdeki giyinme safhasındayken ben kendimi ‘’ Bu ayakkabı deri pantolonun altına uyar mı acaba?’’ sorusunu aklımdan geçirirken yakaladığım an anladım ki yoktu artık eski kadın. Kaybetmiştik. Sorunun aklımdan geçtiği tam o an, elimde ayakkabının teki kalakaldım, kal geldi. Gelen ‘kal’ın bir yanında gülme hissi diğer yanında zavallılık hissi de geldiler, şahane olduk. Tastamamdık. Bu hallere düşecek kadın mıydım ben! Güzel olur mu falan değildi çünkü sorunun aklıma düşüş şekli bildiğin (ve benim önceden bilmediğim); -uygun düşer mi, racona uyar mı, tarzı bu mudur?- şeklindeydi.

Sebebi tahmin (çoğunuzun) edeceğiniz gibi uzun zamandır televizyonda yayınlanan, ‘’ Tarzını Seveyim Yavrum Bizimlesin ‘’ ya da benzeri adı olan program.

Bahsi geçen programın yayın saati, tam bizim çocukların okuldan geldikleri, benim çocuklarla birlikte sofraya oturduğum saat. İlk günler gerçekten ve haKKetten hiç oralı olmadım. Zamanla kulak aşinalığı olmaya başladı-mış. Bunu da sokakta kulağıma çalınan ‘’Bizimlesin’’, ‘’ Tarz olmuşsun’’, ‘’ Bizimle değilsin’’ ve benzeri cümlelere yabancılık hissetmemeye başladığımda anladım. Ve anladığımda iş işten geçmişti; televizyonun karşısında geçirdiğimiz o kısacık zaman dilimi içerisinde tek merakı kudurukluk, gezegenler, yılanlar, timsahlar ve pek tabii MiceCraft olan Oğuz bile yorumcu olup çıkmıştı. Elif deseniz kızların cadolozluklarına evden çığlık, küfür kafir cevaplar vermeye… Çocuklarım bu küfürleri nereden öğreniyorlar onu da hiç bilemiyorum. Halbuki anaları kibarlık abidesi. Neyse siktir edin gitsin, büyüdüklerinde unuturlar. Ya da unutmasınlar, küfür iyi gelir, yakışacağı ağızı da bilir.

Bakın sakın yanlış anlaşılmasın! Tamam temiz giyinmek, güzel-yakışan bir şeyler giymek iyidir. Buraya kadar tamam. Ben tek derdi borsanın kaçta açılacağı, buzulların erimesini tek başıma nasıl durdurabilirim, savaşları nasıl durdurabilirim, eşitliği-adaleti nasıl sağlayabilirim olan bir kadın olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim. Ha bütün bunlar ve çokları için birey olarak elimden geleni yapıyorum, okuyor takip ediyorum tamam ama en nihayetinde yaradışsal olarak kadınsal herbir dürtüyü de taşıyorum. Hem de bazen kendimden korkacak bazen de üstün varlık olarak görecek kadar. Ama bu kadarı olmaz, olmamalı. Hele program formatında ele alınıp, yansıtıldığı şekilde asla. Yahu arz-talep, beyin yıkama, gündemden dönen dolaplardan uzak tutma, halkları uyuşturma, düşünme yetisini yitirmiş nesiller yetiştirme projeleri ama bu kadar feci mi durum, korkutucu! Altın vuruş yerine doz doz versinler bari!

Ulan şimdi yazdım ya bunları yemin ederim bir ağırlık çökmeye başladı omuzlarıma; ya gün gelir de tekrar o programa bakarken yakalarsam kendimi ekran karşısında!!! Çok utanırım lan! Bazen gerçekten çok zavallı olabileceğimi kabul etmek hafifletici olur mu acaba. O an gelir de, yakalarsam kendimi işte o zaman karar vereyim ne bok olduğuma. Şimdi akşamın bu saati, yol yorgunuyken karar veremeyeceğim. Ha karar vermek zorunda kalırsam da haber ederim size, söz.

Kendimi kaybetmiş olduğumu düşündüğüm sabaha dönersek, dönelim çünkü elimde ayakkabının tekiyle bıraktık beni… O gün ben inadım, savaşım her kimeyse eşofman giyerek çıktım sokağa. En azından kendime olanı yenmiş oldum. Dağa küsen karınca misali küstüğüm dağların çoğunlukla hiç haberleri olmadığı, benim kendi kendime küsüp, kendi kendime barışmalarım çok olduğundan kendime kendime savaşayım dedim.

Ay böyleyken böyle işte. Öper koklarım. Büyüklerin yanakları, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. İyi geceler olsun. şimdiden hayırlı cumalar. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

13 Ocak

Screen Shot 2015-01-05 at 11.47.36 PM

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.”

( Ece Temelkuran )

Oğuz doğdu ve biz bekledik, umutla…. Bekledik ki; kırkı çıksın, sakinleşsin, ağlamasın, uyuyabilelim diye. Şimdi Oğuz 8 yaşında ve biz halaaa bekliyoruz kırkı çıksın, sakinleşsin diye. Çıkmayacak olan çıkmıyor muş, öğrendik şükür.

Anasıyla kıyaslayınca bu hiçbir şey. Ben geldim neredeyse kırk yaşıma hala bekliyorum kırkım çıksın diye. Sakinleşeyim, uyuyabileyim diye. Ama ney miş; allahtan ümit kesilmez miş. Kesmeyelim.

Az önce okudum geçmiş yıllarda kendime yazmış olduğum doğumgünü yazılarını . Keşkelerden bazıları hala keşke. Olma hallerimin çoğu devam ediyor, şükürler olsun. Kıyaslayınca; durumum fena değil.

Son aylarda ergene bağlama hallerim dışında. Elif’in yorumu ‘ Bi alıngan oldun son zamanlarda, tıpkı bana benzemeye başladın. ‘ İnkar edecek halim yok! Ben bile ayak uydurmakta zorlanıyorum zaman zaman içimdeki med-cezir hallerine. Med’imde boğulup, cezir’imde soluklanıyorum. Ya da tersi? Yıllar içindeki tek kazanımım gel-git lerden kurtulmayı daha kolay beceriyor olabilmem.

. Şimdilerde alışmaya çalıştığım ise biraz yabancı bir his… Nasıl tarif edebileceğimi pek bilemiyorum; iç boşalması gibi, umursamazlık gibi, kolay kabul ediş gibi. Karşılık beklemedim, beklemiyorum yalanının içe vuruşu gibi… Tuhaf hesaplaşmalar yaşıyorum kalbimde, kendimle. Yaşanmış zamanın tecrübesiyle acısız, sızısız oluyor bu hesaplaşmalarım, sessiz sakin. ‘Içime kaçacağım ’ diye diye kaçtım galiba içime! Içi içimde, içim içimde yaşıyorum. Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: