RSS

Etiket arşivi: insan

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

falan falan filan

IMG_6723

Kimine ‘konuş’ dersin, susar.

Kimine ‘sus’ dersin, susmayıp durmadan konuşur.

Bazen ‘yeter’ dersin, yetmemiştir.

An gelir ‘işte bu’ dersin, olmadığını zamanı gelir anlarsın.

Sofraya oturur ‘tokum’ der, tıka basa yersin.

Okumam dediğini okur, sevmeyeceğim dediğini sever, gitmeyeceğim dediğin yere gider, yetmez dediğini yettirir, bıktım dediğine tahammül eder, inanmam dediğine inanırsın falan falan filan.

Kimi çıkar teslim olursun, teslim gözüktüğünden şüphe duyar, dost dediğini unutur, unuttuğunun dost olduğunu görürsün falan falan filan.

Tenhada yakalanır tebessüm edersin, ulu orta tebessümü görmez, için kanarken sırıtır, kahkaha atarken ağlarsın, yalanın karşısında susar, susarken çığlık atarsın falan falan filan.

Yaşıyorum deyip ölür, öldükten sonra doğarsın, olur inanamaz, zorla inandırırsın…

Hırsına yenilir, yenildiğini görmezsin, zenginken fakir, fakirken zengin yaşarsın. Mânâyı unutur gerçeklikle yanarsın.

Hatta aklın karışır, gözün kararır günü geldiğinde ve o günün ne zaman olacağını bilmeden öleceğini unutursun.

Mecburen! Mecburiyetten!

Falan falan filan işte…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Ağustos 2015 in İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

pişmanlık

Screen Shot 2015-06-20 at 1.50.06 AM

Merhaba,

Başlık biraz ürkütücü gelebilir, korkmayın. Konuya başlıktan, kafamda ‘pişmanlık’ la ilgili düşüncelerden girmemeye karar vermemin sebebi bu; korku. Daha doğrusu pişmanlıklarımızla yüzleşmekten imtinayla kaçmamıza sebep olan duygunun adı her ne ise o.

Geçen sabah dolma yapmak için mutfağa girdim. Şu dolma ve pişirmek için harc hazırlanan yiyeceklerin harcını hazırlarken miktarını tutturamamak gibi bir çıkmazım var. Ki; bu defa da harc fazla geldi ve buzdolabında içi doldurulabilinecek ne kadar sebze varsa dolma oldular. Kıymalı börek, elmalı turta harcı, yumurta sarısı vb. şeylerin miktarlarını ayarlamakta da ayarsızım. Sonunda ve genelde her seferinde bir defa daha ayar tutturamamış olmaktan dolayı pişman oluyor, kendime söyleniyorum. Ama bundan sonra pişman olmayacağım ve bu ayar tutturamama halimi seveceğim, karar verdim.

Nasıl mı? Bir kadını dinledim.

Şimdi;

Yapılan araştırmaya göre insanların pişmanlık duydukları konuların en başında eğitim hakkında aldıkları kararlar geliyor muş. ‘Keşke aldığım eğitimden daha fazla istifade etseydim.’ ‘Başka bir alanda eğitim alsaydım.’lar.

Ikinci sırada; ilişkiler, ebeveynlik, kendi hakkımızda aldığımız bazı kararlar, yaptığımız tercihler ve boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz geliyor muş. Biz Türkler buna ‘Elimde şans varken değerlendiremedim.’ ‘Gençliğimin kıymetini bilemedim.’ falan deriz ya işte onlar.

Bunların dışındakiler genelde; ailevi sorunlar, sağlık, arkadaşlar, maneviyat ve toplumla alakâlıy mış.

Görüldüğü üzere parayla ilgili pişmanlıklar listeye girmememişler bile. Yani millet! Onu mu alsam, kaç tane alsam, hangi markayı alsam diye fazla vakit harcamanın manası yok. O zaman pişman olsak bile birkaç yıl sonra bunlarla ilgili iz kalmıyor muş. Pişmanlık hissedildiğinde onca berbatken bir de gereksiz konularda hissetmenin anlamı yok.

Sonra;

Pişmanlığın birinci bileşeni ‘reddediş’ miş. Çözmeye, nerden kaynaklandığını anlamaya çalışmıyor muşuz. Sadece yok olmasını istiyor muşuz.

Ikinci bileşen; ‘yabancılaşma’y mış. Bizim deyişimizle: ‘Böyle bir şeyi nasıl yapabildim.’ ‘Aklımdan ne geçiyordu?’ lar. Kararı veren biz değilmişiz gibi yabancı oluyor muşuz.

Üçüncü bileşen; kendimizi cezalandırmak için duyduğumuz kuvvetli arzuy muş. Kendimiz anlamaya çalışmak yerine yalnızca cezaya lâyık görüp cezalandırmak istememiz miş.

Dördüncü bileşen; saplantı haline getirmemiz miş. Sanırım buna da ‘saplantılı şekilde aynı hatayı tekrar tekrar yapmak.’ diyoruz.

Buraya kadar okeyizdir diye tahmin ediyorum. Birbirimizinkilere benzer ya da değil hepimizin pişmanlıkları vardır ve olacaktır.

Dinlediğim kadın çıkış yollarını da söyledi. Sıkıcı olsun istemediğim için uzun uzun yazmayacağım. Toparlarsak;

Bunun herkesin başına gelebileceğini kabul etmeli ve kendimize zaman vermeliy mişiz.

Araya sıkıştırdığım çıkarımlarım yanında ben kendi pişmanlıklarımla ilgili ne yaptım bu zamana kadar;

Yapmış olduğum hataları hep o zamanki Özgür’e göre değerlendirdim. 18 yaşında mı yapmışım; o zaman o kadar mışım. 25’se 25, 30’sa 30. O kadar mışım. Tecrübem, bakışım, görgüm hepsi yaşım kadar mış, dedim. Kendimi affettim.

Ben inanıyorum ki; pişmanlıklarımız düşündüğümüz kadar çirkin değiller aslında. Yarattığımız sonuçları görmezsek nasıl biz olabiliriz, daha güzel olabiliriz… Pişmanlıklarımız olmazsa daha iyisini yapabileceğimizi, yapmamız gerektiğini nasıl hatırlarız. Hatalarımız sayesinde hâlâ pişmanlık hissediyor olmazsak insan olduğumuzu, evrilip geliştiğimizi nasıl duyumsarız.

Kusurlarımız, hatalarımız yanında amaç ve hayallerimiz varsa pişman ola ola, sonrasında acı çekerek bile olsa öğrene öğrene yaşamak zorundayız.

Son söz yazacağım da şu yukarıda yazmış olduklarım bana bile bir garip geldi. Küfür yok, abuk sabuk benzetmeler yok… Ciddi ciddi bir şeyler yazmışım ya lan. Neyse pişman değilim. Okuduysanız sizlerde olmazsınız umarım. Şimdi bir iki dakika sakin kalma, dalıp gitme zamanı verebilirsiniz kendinize, ben verdim.İyiyim. Her şey yolunda.

Ahanda davulcu geldi! Ramazan gelmiş hoş gelmiş. Bereketli olsun. Sabırlı olsun. Sağlıklı olsun. Şifa olsun. Işık olsun. Hayırlı olsun.

NOT: Görseldekiler gene benim pişirdiğim ama yazıda bahsi geçen dolmalar değillerdir.  

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

semen’e

Screen shot 2014-06-20 at 00.07.20

Ölüm karanlıktan aydınlığa mı?

Ölüm aydınlıktan karanlığa mı?

Hep aydınlığa olduğuna inandım.

İnanmak istedim hep aydınlığa olduğuna ölümün.

Bugün öyle bir haber aldım ki, arkadaşımızın yolculuğunun aydınlığa olduğuna inanmak istiyorum. İnanıyorumda! Sonra bir rüya istedim. Kelebeğin Rüyası’nı izledim. Diliyorum ki, Semen kelebeğin rüyasında olsun. O kelebek rüyasından uyansın aydınlığa. Ve ben diliyorum ki, oğlunun hayatı pırıl pırıl parlasın annesinin ardından.

Böyle günlerde bir kez daha tamamen anlamsız kalıyor hayat dediğimiz kargaşaya ait her şey. Bir toz zerresi gibi yaşamak lazım diyor insan, nereye savurursa rüzgar oraya savrulup teslim olmalı insan diyor. Hatırlanacak ne kalıyor geriye! Yalnızca hissettirdiklerimiz, hissettiklerimiz kalıyor geride. Semeni’in kıvırcık saçları kaldı. Rüzgarla gelen gülüşü kaldı. Okulundaki çocukların kahkahaları kaldı.

özgür tamşen yücedal

Sevgileri yarınlara bıraktınız

Çekingen, tutuk, saygılı.

Bütün yakınlarınız

Sizi yanlış tanıdı.

 

Bitmeyen işler yüzünden

(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi

Kalbinizi dolduran duygular

Kalbinizde kaldı.

 

Siz geniş zamanlar umuyordunuz

Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.

Yılların telâşlarda bu kadar çabuk

Geçeceği aklınıza gelmezdi.

 

Gizli bahçenizde

Açan çiçekler vardı,

Gecelerde ve yalnız.

Vermeye az buldunuz

Yahut vaktiniz olmadı.

Behçet NECATİGİL

 

Güzel olan yaşadığımızdır

Birgün öleceğimiz değil.

         Muzaffer Tayyip Uslu

 

Ben ölsem be anacığım

Nem var ki sana kalacak

Ceketimi kasap alacak,

Pardösömü bakkal

Borcuma mahsuben…

Ya aşklarım

Ya şiirlerim ne olacak

Ya sen ele güne karşı

Nasıl bakacaksın insan yüzüne

Hülasa anacığım

Ne ambarda darım

Ne evde karım var.

Çıplak doğurdun beni

Çıplak gideceğim

      Rüştü Onur

 

 

 

 

 
5 Yorum

Yazan: 19 Haziran 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

dım dım da dım dım

Screen shot 2014-03-23 at 23.59.54

‘Boku yiyen kaşığını yanında taşır.’ derler ya sanırım ben o boku bile yemeyi beceremeyenlerdenim. Sigaram varsa çakmak, çakmağım varsa sigaram yok. İkisi beraber oldukları zamanlarda yanımda, kendimi feci rahat hissediyor olmamın sebebi bi halt becerebilmiş olma duygusu olsa gerek.  Mesela bu akşam evde ilaç niyetine sigara yokken arama kurtarma çalışmaları sırasında elimi nereye atsam çakmağa çarptı.  Nihayetinde çantaların birinin içinde, dönüştürüldüğü şeyden özüne dönüp odun olmuş bir adet puro bulabildim, onu zıkkımlanıyorum. Ki, trafikte yandaki arabadan sigara, yolda muz satanlardan çakmak istemişliğim yadsınamayacak kadar fazla olmasına rağmen dersimi almamışım. Muz demişken! Yolda alıp ardından trafikte yiyeniniz var mı? Direksiyonun başında oturup muz yerken nasıl gözükür bi insan? Daha fazla derine inmeyeceğim, korkmayın. Yalnızca sordum.

Bu akşama dönersek tüm bu arama, içme işlerini yaptığım sırada, aslında dört saat sonra havalimanında olabilmek için uyumuş, gitmeyi planladığım yerde çıplak kalmamak için valizimi hazırlıyor olmalıydım. Bu –ydım, -ydim’ler hangi zamana giriyorsa ben o zamanda yaşıyorum. Yapmalıydım, söylemeliydim, gitmeliydim, yapmamalıydım… Dım dım da dım dım.  Şimdi ne yapıyorum? Elimde odun, üzerimde mont benzeri polar, önümde bilgiCayar balkonda oturmuş bu satırları yazıyorum. Valla anam babam beni yapmışlar ama olmamışım.

Bu geğik, eğik şeyleri yazıyorum ama neden yazıyorum? Bedenlerimizin üst tarafında taşıdığımız, en büyük uzvumuz olan kafaların biraz boşalması lazım? Seçim seçim dediler. Yazışmayın, konuşmayım dediler. Yeri göğü bayraklarıyla donattılar, etraf pislikten geçilmiyor. Her yan bangır bangır çığıran seçim otobüsleriyle dolu. Üstüne bu rezilliği bizim paramızla bize yaşattırıyorlar ya… Parasıyla rezil olmak böyle bir şey galiba. Ev ahalisi deseniz Oğuz’lar bölme işlemine geçtiler; ya kendimi ya da onu bölme noktasındayım. Benim iç dünya deseniz içinde kendimi bulamıyorum. Anlayacağınız şahdık şahbaz olduk. Buna ‘Hayat’ demiştik değil mi.

Hadi ben kalkıyorum artık, son kelimeler:

Hayat bir gündür o da bugündür.

Kapağını açan bir adam ise eğer, bira içerken, kapağı açan adamın işerken ne yaptığını, sonrasında ellerini yıkamamış olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu aklınıza getirin ve şişenin ağzını silmeden içeyin.

Son pişmanlık hiçbir halta yaramaz.

Önyargı kötü şeydir.

Off çok üşüdüm lan! Dört – beş güne görüşürüz. Enseyi koruyun.

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 23 Mart 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

13 Ocak

 

1555333_10152129187627398_2070280617_n

Kırkımı çıkarmama az kala olan doğum günümün ilk hediyesi Cem Adrian’dan geldi. Sesiyle alemden aleme gezdiğim, şarkılarıyla kalemime yol çizen, gözyaşlarıma deniz olan adamdan.

Geçen yıl yazmış, hatırlatmışım kendime. Şarkıyı dinlerken düşünüp durdum, geçmişime eklenen son yılda neler oldum diye. Sanırım tek özeti hepsinden biraz olmuş olduğum; biraz kadın, biraz çocuk,  biraz eş, biraz gelin, arkadaş, komşu… En fazla evlat, anne, abla ve Belgin’in dostu olmak vardı. Diliyorum ki, son nefesimi verene kadar devam eder bu olma hallerim.

Evrildiğim tarih ise 1 Temmuz! İşte o gün; gördüğüm, duyduğum, düşündüğüm, üzüldüğüm, sevindiğim her şeyin rengini değiştirdi asla eskiye dönemeyecek şekilde. Annemin o güzel beyninin içinde büyümüş olan tümörle beraber çıkıp gitti hayatlarımızdan manası olmayan her düşünce. İnsanca sandığımız, kısacık ömürlerimizi zorlaştırıp asıl manayı kaybettiren çok şey…

Ve döngüye teslim olunca yaşadım ki; debelenip durmamın zaten hiçbir manası yokmuş. Olacak olan oluyor, gidecek olan gidiyor, kalacak olan da kalıyor. Şimdi yazının tam burasında havayı dağıtmak istemiyorum ama gerçek hazine; ‘Ko götüne rahman gitsin.’  sözünde yatıyor yahu.

Bunların yanında canımın istemediği şeyleri yapmamak için bahane olduklarını bile bile bahaneler üretmeye devam ediyorum.

Zıkkımın pekini içmeye devam ediyorum.

Zıkkımın öbür pekini içmeye de devam ediyorum.

Gerçekleşemeyecek olma ihtimalini hiçe sayarak hayaller kurmaya devam ediyorum.

Erdo’ya aşık kadın olma halim devam ediyor.

Zaman zaman Erdo’dan nefret etme halim devam ediyor. Ama en çok AŞK.

Adres bulmamaktaki yeteneğim devam ediyor. Ama çok daha sakin.

Daha kolay çığlık atabiliyorum.

Geçmişte yapmış olduğum hatalarla hesaplarımı kapattım. Kendimi affettim.

Özlemim sağolsun! Sayesinde daha cesurum. Ve daha Özgür.

Belgin sağolsun! Yaşamak dışında -zorunda olduğum- hiçbir şeyin olmadığını kafama vura vura öğretti, biliyorum artık. Ve omuzlarımdan inen -zorunda olmak- duygusu sayesinde daha hafifim.

Annem hep olsun! Asla yalnız olmadığımı biliyorum.

Babam can olsun! Öğrendim; ağırdan almak güzel, aslolan niyettir.

Serkant Abim şansım olmuş! Hayal kırıklığına uğramanın insan kaldığımın kanıtı olduğunu söyledi ve hayal kırklığı yaşamaktan korkmaz oldum. Yıllar yıllar önce kitaplarla çıkageldi, içinden çıkmak istemediğim kocaman bir dünya hediye etti bana.

Efsane bilmiyor ama onun sayesinde artık yüksek sesle kahkaha atmaktan korkmuyorum. Her defası son kez mişçesine.

Sizler! Hep yakınımda olduğunu bildiğim çok kişisiniz sizler. Arada sırada konuşup görüşebiliyor olsak da beraber olduğumuzu, gönüldaş olduğumuzu bildiğimiz çok kişisiniz. Bir sözünden çok şey aldığım, bakışından izler taşıdığım çok kişi.

Sonra yeni tanıştıklarım var. Mesela Serdar Pecen; ne çok şeyi hatırlattın bize hayata dair. Yalnızca toklaştıklarım, bir bakışla karşılaştıklarım, yanından geçmemin tesadüf olmadığını bildiklerim, günü geldiğinde karşılaşacak olduklarım…

İyi ki doğmuşuz! İyi ki sol yanımızda çarpanın farkındayız! İyi ki arada dürtüp hatırlatıyoruz birbirimize mucizemizi!

James Thurber ‘’Bütün soruları bilmektense bazı cevapları bilmek daha iyidir.’’ diye güzel söylemiş.

özgür tamşen yücedal

Ve bu da hepimize benden hediye: Read the rest of this entry »

 
1 Yorum

Yazan: 13 Ocak 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

haberler

Klavyedeki bir tuşun ucunda! Bir gecede meşhur olanlar… Gene bir gecede ayaklar altına alınanlar… Bir şarkıyla sanatçı olanlar… Bir dizide aldığı rolle zirveye oturanlar… Söylediği bir sözle silinip gidenler… Zirvede kalabilmek için birbirinin bir taraflarını yalayanlar… Gündeme oturan bunlar ve benzeri bir dünya olay klavyedeki bir tuşun ucunda. Ama en önemlisi her şeyi unutup bu tuşun peşinden koşan halk; soyadına yakışır şekilde COŞmuş olan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un deyimiyle ‘Gavatlar’.

Süperstar

Dün akşam Erdo’yla izlediğimiz film bu dümbeleği gözler önüne serip, perde arkasını anlatıyordu. Adı ‘Süperstar’. Filmin konusu nette yazılı olduğu üzere:

Bir geri dönüşüm merkezinde çalışan ve sıradan bir adam olan Martin, bir sabah uyandığındığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark eder. İşe gitmek için yola koyulan adam, metroda kendisiyle tanışmak, fotoğraf çektirmek ya da imza almak isteyen insanlarla karşılaşır. Karşılaştığı durumu şaka ya da komik bir tesadüf olarak nitelendiren Martin, kısa bir süre sonra televizyonlarda ve internette kendi fotoğraflarıyla karşılaşmaya ve hakkında yazılar okumaya başlar. Martin ülke çapında ünlü biri olmuştur ve bunun farkında olmayan tek kişi odur! İşin garip yanı ünlü olabilecek ufacık bir yeteneğinin olmadığını ispatlamaya çalışır fakat itiraz ettikçe daha da ünlü biri haline gelir. Martin başına gelen bu tuhaf olayın altında yatan gizemi çözmeye çalışacaktır.

İzlediğimiz filmden okuduğum kitaplara geçersek birinin adı; ‘Ermişler Casuslar ve Seri Katillerden Hayat Dersleri’. Kitapla yolum arkadaşımın yapmış olduğu bir alıntıyla çakıştı. Bitirmeme çok az kaldı. Bitirdiğimde alıntıları paylaşırım belki ilginizi çeker. Yalnız şimdiden şunu söyleyebilirim; etrafımız psikopat dolu!

maxresdefault

Diğer kitap ise Murat Gülsoy’un ‘Nisyan’ı. Nisyan da daha bitmeden rüyalarımı doldurdu, hücrelerime işledi. Tertemiz diliyle yormadan alıp götürüyor.

nisyankapak

Hafta başı haberleri bu kadar.

Gavat, onlar, bunlar, şunlar, kadın, erkek diyenleri hiçe sayarak insan gibi yaşamak için yeni bir hafta daha… Uğurlu gelsin, sağlıklı olsun!

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: