RSS

Aylık arşivler: Mart 2013

ŞeReFe!

599616_10151512687172398_127725419_n

    Günlerden Cuma, haftasonu habercisi. Cuma gecesi ise kimi için ‘’ Huzur Sokağı ‘’gecesi, kimi için     ‘’ Arka Sokaklar ‘’, kimi için futbol, kimi için miskinlik, kimimiz için ‘’ Rakı ‘’ gecesi, kimi için sevgiliye kavuşma, kimileri için aleme akma gecesi… Benim için mi? Televizyonla alakalı olmadığı kesin de!

Geçen Cuma akşamı burnumda gene anason kokusuyla, kulağımda kadife bir ses beni mesti mest etmişken aklıma geldi: abi cim nasıl oluyor da biz Muhteşem Türkler iki şarkı arasında, iki laf – iki bakış arasında böylesine keskin virajlı duygu değişiklikleri yaşayabiliyoruz. Misal daha ilk melodisinde ‘’ Ah ulan! ‘’ deyip  derinden bir iç çektikten sonra masada duran kadehe uzanmış ya da afili afili  bir cigara tüttürmüşken ardından gelen şarkıyla ‘’ Ankara’nın bağlarıda / Büklüm büklüm yolları ‘’ diyerekten göbek atmaya başlayabiliyoruz?

Aşık olduğu kadının ardında per perişan olduğunu bildiğiniz adam, MerSeDes görünümlü Şahin diye adlandırdığımız türden adamlar  bir bakıyorsunuz, sağ el havada ‘’ Yıkılmadım ayaktayım!’’ diye şarkı söylüyor. ( Nah Yıkılmadın! )

‘’ Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar / Yeryüzünde sizin kadar yalnızım ‘’ dendiğinde bir bakıyorsun çevresinde kıyamet gibi eş, dost olan insan, kafayı sallamaya başlamış, gözler dolu dolu parçaya eşlik ediyor. Bu arada şunu da eklemeden geçemeyeceğim: Ulan bu face’in bokunda paylaşılan özlü sözlere, fotoğraflara bakınca herkes mutlu be… Herkes bu kadar mutlu mu gerçekten? Mutsuz olan hiç kimse yok mu? Öyle ki insan mutsuzluğundan utanacak neredeyse, koca dünyada yapayalnız kalmışçasına! Bunu da araya sıkıştırdıktan sonra devam edebilirim.

Bilemiyorsun ki; yanında ki efkarın dibinde ‘’ Leyla bir özge candır / Kara gözlü ceylandır ‘’ derken kim bilir geçmişinde kalan hangi mavi ya da yeşil gözlü Ayşe’yi, Fatma’yı, Melahat’ı düşünüyor.  Ardından patlatıyor ” Yılan ” diye başlayan bir nağra. Ya da giderli bir başkasını.

             Falan falan derken işte, acaba bu kadar mı bastırıyoruz hislerimizi, bu kadar az mı söylüyoruz      ( zamanında! ) sevdiğimizi, bu kadar mı söyleyemiyoruz kızgınlık – dargınlıklarımızı, bu kadar mı kusamıyoruz kinimizi – nefretimizi sonra gidemiyoruz, bu kadar mı itiraf edemiyoruz, bu kadar konuşamıyor muyuz biz Muhteşem Türkler… Sonra hepsinin üzerine acıyla üzüntü de gelip kıçlarını serince hayatlarımızın üzerine al sana biz Muhteşem Türklerin efkarlı hayatları. Ki bir türlü dağılıp peşimizi bırakmayan büyük efkarlarımız. Ve ki bunlar içimizde tutup tutup şarkı sözlerinde rastlayınca ağlayıp zırladığımız, ‘’ Allah belanı versin! ‘’ derken haykırdığımız duygular.

Peki nereye kadar? Eğer biz duygularımızla yaşamıyorsak nasıl yaşıyoruz? Duygularımızı yaşayamıyor, duygularımızla yön bulmuyorsak mantığımızla mı yaşıyoruz? Çok mu mantıklıyız? Mantıklı Muhteşem Türkler miyiz bizler? İtiraf ediyorum o halde:

Ben genellikle hatta köylerden kovulacak kadar mantıksızım.

Ama buna rağmen:

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızları düşününce ağlıyorum.

Ben Ankara’nın bağları aklıma gelince oynuyorum.

Herkesin aksine çok sıklıkla mutsuzluklar yaşıyorum.

Ben seviyor ya da sevmiyorum.

Ben otu boku kafama takıp dert ediniyorum.

Sonra da rakı içmek için bahane ediyorum.

Bu Cuma gecesi için bahanem ise Muhteşem Türkler olsun diyorum.

ŞeReFe!

özgür tamşen yücedal

Ankara’nın Bağları

Reklamlar
 
5 Yorum

Yazan: 29 Mart 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

içimdeki deniz

0369702

” Saygıdeğer yargıçlar, hakimler ve dini yetkililer, onurlu yaşamanın anlamı nedir? Vicdanınızın bunu nasıl yanıtlayacağına aldırmadan benimkinin onursuz bir hayat olduğuna karar verdim. En azından onurlu bir şekilde ölmek istedim. Bugün tüm kurumların gösterdiği duyarsızlıktan bezmiş bir halde bunu gizlilik içinde yapmak zorundayım, tıpkı bir suçlu gibi. Bilmelisiniz ki ölümümü sağlayan işlemler büyük titizlikle hesaplanıp, tek başına suç oluşturmayan adımlara bölünmüştür. Her biri farklı dostlarımca gerçekleştirildi. Suç ortaklarımı cezalandırma gereğine karar verirseniz, ellerini kesmenizi tavsiye ederim. Çünkü tüm katkıları o. Bilinç ya da şöyle ifade edeyim, vicdan benim. Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum. Buna rağmen bu duruma 28 yıl, dört ay ve birkaç gün tahammül etmek zorunda kaldım. Bunu daha fazla yapmayı reddediyorum. Gördüğünüz gibi yanımda içinde siyanür potasyum bulunan bir bardak su var. Onu içtiğimde, kendi irademle sahip olduğum en özel, en meşru mülkiyete; yani bedenime son vermiş olacağım. Sadece zaman ve insanların vicdani gelişmesi bir gün, isteğimin mantıklı olup olmadığına karar verecek. Bu kadar… ” ( Ramon Sanpedro )

 

   Ötenazi! İçimdeki Deniz’in bir ötenazi hikayesi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat karamsarlık ve ölüme sürüklenen çaresiz birinin portresi değil, hayatı sevip yaşayamayan birinin tercihi ve sürdürmek zorunda kaldığı hayatla ilgili “yaşamanın bir hak, ama mecburiyet olmadığına inanıyorum” diyecek kadar özgür ve hayata değer veren bir adamın hikayesi. Ölmenin sadece fiziksel yaşamdan kopmak değil içsel de olabileceğini, yaşamın sonlandırılmasına yönelik söylemlerinin yanında tüm güçlüklere rağmen hayata sarılmış insanların hikayesi . Alejandro Amenabar’ın yönettiği ve senaryosunu Mateo Gil ile birlikte Ramon Sampedro’nun gerçek hikayesinden yola çıkarak yazdığı film.

   İçimdeki Deniz’de gösterdiği performans ile Javier Bardem destan yazıyor. Javier Bardem’in yanında diğer oyuncuları da görmelisiniz; yatağa mahkum olduğu yıllar boyunca tüm bakımını üstlenen yengesi, abisi, babası, yeğeni, hepsi muhteşemler. Hiç abartı yok, rol yapıyor gibi bile değiller.

 İçimdeki Deniz, katıldığı tüm festivallerde en iyi görüntü, en iyi yönetmen ve en çok da en iyi erkek oyuncu ödüllerini toplamış.

 Tabii tüm bunları anlattıktan sonra, benim filmi saat 01.00 civarında izlemiş olduğumu da düşünürseniz tahmin edin yatağa girdiğimde ne haldeydim. Ellerimi, bacaklarımı mı öpeyim, kuş olup uçayım, turkuaz renkli hayaller mi kurayım şaşırmış haller içerisindeydim. 

Daha fazla anlatmak istemiyor, ” Bir yerlere not edilip, vakit bulunduğunda izlenesi bir film.” diyerek çekiliyorum.

 İşte filmin müziği:

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 26 Mart 2013 in İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , ,

hesaplaşma

 

Az önce telefonda Belgin’le rutin sabah sohbetimizi yaptık. Bu sabah için seçmiş olduğumuz konu ‘’ Çocuklar ‘’ dı. Daha doğrusu ergenlik çağındaki çocuklarımız. Konuşup nokta koyduğumuzda konuya ettiğimiz laf: ‘’ Biz de anneliğin okulunu okumadık ki! ‘’ oldu. Düşe kalka, yanıla düzele, bağıra ağlaya, söyleye pişman ola, anlayamaya anlayamaya, hatırlamaya çalışa hatırlayamama… gidiyoruz, bakalım nereye kadar. Hayır, Elif büyürken daha da korkar oldum Oğuz o yaşlara gelince ne halt edeceğim diye. Çünkü tecrübeyle sabitlenebilecek bir süreç olduğuna inanmıyorum. Her çocuğun nabzı ayrı şerbet isterken biz annelerin nabız yok oluyor. İşin vahim tarafı; onlar adına duyduğumuz endişe, korkuların etkisiyle bazen öyle abuk sabuk tepkiler veriyor ve sonrasında sakin kafayla düşündüğümüzde onların bizden çok daha olgun davranmış ( davranıyor ) olduklarını görüyoruz ya işte al başına vicdan ağırlığı.

Ay ne bileyim işte sonsuz aşkla sevdiğimiz çocuklarımızdan yapmış olduğumuz fedakârlıklara karşılık falan mı bekliyoruz acaba diye sorarken buluyorum kendimi zaman zaman. Yani sorun yaratan yalnızca biz ebeveynler miyiz? Tek sorun biz büyüklerin kendimizle, geçmişlerimizle hesaplaşamaması mı? Bunları konuşmuş, düşünmüşken önümde açık olan gazete sayfasında yazan – günün sözü – nü paylaşayım sizlerle:

İnsanoğlunun en zor savaşı, kendisiyle olanıdır. Çünkü Tarih, dünyayı yenenlerin, kendileri ve kendi zaafları önünde çöküşleri ile doludur. ( Montaigne )

Kendimizi yenmeye çalışırken çocuklarımızla savaşıyor olmayalım!

özgür tamşen yücedal

 

 
1 Yorum

Yazan: 25 Mart 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

makara

531524_10151501727277398_1997708637_n

Sabah uyandım. Yataktan kalktım. Baktım uyanan yalnızca gözlerim, tekrar yattım. Bu defa uyumak isteyenin yalnızca bedenim olduğunu fark ettim. Kafa uyanmıştı bir kere. Ve öğle uykusuna uyumamak için direnen çocuklar gibi göz bile kırpmıyordu. Ne bedeni, ne gözleri, ne de kafayı üzmemek adına bakışımı, açılmamış ve ben evde olduğum sürece açılmayacak olan siyah televizyon ekranına sabitleyip öylece yata kaldım. Nasıl mutluyum o an. Yapılması gereken her şeyi, diş fırçalama, çiş yapma işini bile ötelemiş olmak nasıl mutlu ederse insanı işte öyle mutluyum. Saçma salak günlük koşturmacalar nasıl da öğretiyor insana azla mutlu olmayı, yetinmeyi. Bak burasından bakınca iyi bir ucundan tutmuş oldum kendimce.

Neyse işte öyle mutlu mutlu, mal gibi yatarken gerçekten şu koca âlemde küçük, ufacık bir şey olmuş olmanın, yanımda duran çalışma masam ya da üzerinde yattığım yatak, etrafımı saran tüm maddeler gibi bir şey olduğumun rahatlığı girdi koynuma. ‘’ Evet! ‘’ dedim. ‘’ Ne diye bir halt zannediyorsun kendini. Bir işe yarar olmuş olduğun düşüncesiyle kapladığın yeri, değiştirip anlam yükleyebileceğin şeyleri nasıl da büyütüyorsun. ‘’

Gerçi sabahın bir körü yatmış yaşam, ölüm, gerçeklik üzerine düşünüyor olmak nasıl da vahim geliyor aslına bakarsanız. Bu kadar anlamsızlık yüklemişken üstelik. Varsa ye, yoksa umut et, varsa seviş, yoksa hayal et, çağırırsa git, çağırmazsa siktir et, çalarsa dinle, çalmazsa kendini yorma şeklinde yaşamak varken sen tut; yok masadan ne farkım var, ne anlamım var… Peh peh… Gene ego, gene illede ben!

Misal dün gece izlediğim film;  Açık Deniz. Karı koca tatile gittiler, koca okyanusun ortasında köpekbalıklarına yem oldular. Sen dünyanın parasını öde, aylarca tatil planı yap sonra git geber. Kimin aklına gelir. Kim bilebilir sonunun nasıl olacağını? Sonunda ölüm olan bir konuda ki, adına hayat diyoruz, bu bilinmezlik bile anlamsız kılmaya yetmiyor mu her şeyi. Hırslarımız, kavgalarımız, kafa yorduklarımız, kafayı yettirmeye çalıştırdıklarımız, yettirtemediklerimiz, ayrılıklarımız, savaşlar ne anlamı var? Hiç! Hiçbir anlamı yok.

Kıssadan hissem şudur ki;

İki kere iki dört

Bu hayatı dibine kadar yaşamak için

Makara gibi göt lazım.

Şimdi dinleyelim güzelleşelim.

Güzel bir gün, günler olsun dilerim.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

iyi uykular

Karanlık gece. Sabah olacak mı? Bilmiyorum. Üzerimde günün yorgunluğu… Yanan, gecenin karanlığını aydınlatan ışıkların altında neler yaşanıyor… Kimler üzülüyor… Kimler özlüyor… Kimler sarılıyor… Gecenin karanlığına, sessizliğine inat gürültülü düşüncelerim. Sabah bunlara eklenecek olan günün gürültüleri,  beklentileri, çığlığa dönüşüp içimde bağıracak sessizliğim… Ama şu an tek istediğim uyumak, kokuna sarılmak, bedeninde can olmak. İyi uykular!

özgür tamşen yücedal

iyi uykular

 
 

Etiketler: , , , , , ,

uzaylılar

 

   ” Alice, beni dinlediğini biliyorum, şu anda uzaygemisinin salonundaki ekrandan beni izliyorsun. Alice seni kaçırdım, çünkü seni seviyorum. Alice seni seviyorum. Alice seni çok seviyorum. Alice seni hiçbir dünyalının sevemeyeceği kadar seviyorum. Seni ne zamandır derin bir tutku, sarsıcı bir ihtiras, büyük bir aşkla seviyorum. Seni eksilmeyen bir arzu, yaşlanmayan bir yenilik, ölümsüz bir şiddetle seviyorum. Seni hiç sönmeyen bir ateş, hep uğuldayan bir vadi, dinmeyen bir yara, susmayan bir nehir, bütün zamanlarda esen bir rüzgâr gibi seviyorum. Aramızda milyarlarca yıl ışık hızı uzaklık da olsa; aramızda gezegenler, gökadalar, kara delikler de olsa; aramızda yaşayan ya da ölü milyarlarca yıldızın ışığı ya da evrenin uçsuz ve dilsiz karanlığı, sonsuz sessizliği de olsa seviyorum.

  Sana duyduğum aşkı artık tek başıma taşıyamayacağımı anlayınca, kaçırmaya karar verdim seni. Sana duyduğum aşkla artık tek başıma baş edemeyeceğimi anlayınca kaçırmaya karar verdim. Seni, bütün bunları dünyaya haykırmak için kaçırdım. Sonunda her sevgili, aşkını günün birinde bütün dünyaya haykırmak ister. İşte ben de milyarlarca dünyalının önünde sana olan aşkımı haykırıyorum. Bana fırsat tanımanı istiyorum. Bana bir şans vermeni. Beni tanımaya, anlamaya zaman ayırmanı istiyorum. Beni sevmeni istiyorum.

  Seni, kendimi sana sevdirmek için kaçırdım en azından bu kadar çok sevdikten sonra bunu denemeye hakkım olduğunu düşündüm. Bu kararı vermek kolay olmadı. Kendi içimde ağır hesaplaşmalar yaşadım.

  …

  Sev beni Alice, n’olur sev beni! Bana bir şans tanı, bir fırsat ver, seni kimsenin mutlu edemeyeceği kadar mutlu edeceğim. Bunu biliyorum, bir yemin gibi biliyorum. Sana yalnızca bir hayat değil, bir masal, bir rüya vaat ediyorum! İki ayrı gezegenden yepyeni bir dünya var edeceğimize inanıyorum. İkimize bir dünya!

  Bak, şu anda beni seyreden milyarlarca dünyalının tanıklığı önünde aşkımın kudretiyle söz veriyorum sana. Biliyorum, bütün sözler yavan, bütün sözcüklerin içi boşalmış, bütün anlamlar kullanılmış, bütün anlar uçucu; kelimeye dökülen her duygu, kendiliğnden soğuk bir klişe oluveriyor; hiçbir sözcük, duygularıma da, yüreğime de yetmiyor; anlatabildiklerimle değil, anlatamadıklarımla karşında durmak için kaçırdım seni, çaresizliğimi görmen için kaçırdım; yalnızlığımı anlaman için; beni yüreğinle anla, gözlerinle dinle diye… Seni aşk uğruna kaçırdım. Aşk uğruna. Hepsi bu işte! ”

Dün gece uyumadan önce Murathan Mungan’ın ” Üç Aynalı Kırk Oda ” kitabında yer alan bu bölümü okudum. Ve artık kesinlikle eminim, bu kadar çok mutsuz kadın varsa eğer, bu mutsuz kadınların hepsinin birer uzaylıya ihtiyacı var. Böyle bir aşk hayaliyle yanıp tutuşuyorsa bunca kadın, birer uzaylı tarafından kaçırılmaya ihtiyaçları var. Dünyalı erkeklerin sevgisi, tutkusu kesmiyorsa ve bu kadar mutsuzsa bunca dünyalı kadın, birer uzaylı aşığa ihtiyaçları var. Kendi deyimleriyle, kendilerince seviyorsa dünyalı erkekler ve buna karşılık mutsuzsa bunca kadın uzaylılar sevsin dünyalı kadınları.

” Hey bizi duyan uzaylılar varsa eğer; kaçırın bizi leN! ”

Aşk dolu hafta sonları diliyorum. Dünyalı kadınlar arasında kaçırılan olursa eğer haber etsin tez zamanda!

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 15 Mart 2013 in KADIN & ERKEK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

?

 

Günümün belki de hayatımın mesajı bu sabah mail kutumdaydı, beni, endişe, hayallerimi çözmüş olandan:

..Bırak hayatın sana rağmen değil, seninle birlikte aksın.
”düzenim bozulur,hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını?..

 
6 Yorum

Yazan: 13 Mart 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: