RSS

Etiket arşivi: rakı

çevirimiçi

Gittim

Döndüm

Aynı yerdeyim

Anlamsızca film izliyorum

Kitap, dergi okuyorum

Spor yapıyorum

Uyumak istiyor, uyuyamıyorum

Hep aynı saatte, aynı güdüyle uyanıyorum

Kaç gün oldu hatırlıyorum

Öğle saatlerine kadar sağ salim gelebilirsem ‘bugünü de atlattım’ diyorum

Debelenip duruyorum

Hâllerden hâl beğeniyorum

Sorgulayıp duruyorum

Dönüp kendime çarpıyorum

Düşüyorum

Sonra kalkıyorum

Susuyorum

Susmayan yanıma söyleniyorum

Bol bol kaVe içiyorum

Haberleri izlemiyorum

Kesinlikle damar parçalar dinlemiyorum

Doğrusu nedir? bilen arıyorum

Bir diz istiyorum

Maviyi bir de gündoğumlarını özledim korkuyorum

Içim giderken ben duruyorum

Duran yanım kırgın, biliyorum

Insan her bahar tazelenmeyebilir miş

Gönülün niyette olması yetmiyor muş

Bazen basit

Bazen -miş gibiy miş

Bana basit değil miş.

Özgür Tamşen Yücedal

NoT: Satırlara destek veren aşk temalı Ot yazısına,

        Serkan Kaya şarkılarına,

       iki kadeh rakıya teşekkürü borç bildim, teşekkür ediyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2017 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

içim dışıma, dışım içime

Screen Shot 2015-06-14 at 8.48.24 PM

Geçenlerde yakın geçmişte babasını kaybetmiş olan bir arkadaşım ‘’Özlemek neymiş şimdi anlıyorum.’’ dedi. Sonra uzaklara baktı. O gün oldu bugün… Kimseyi özlemek istemediğimi biliyorum artık. Hiç kimseyi özlemek istemiyorum. Yalnızca burnumda tütenler olsun. Yalnızca burnumda tütenlerim var.

Az önce rakımı hazırlamak için mutfağa inerken bir sızı yerleşti mesela burnumun ucuna. Bağdaş kurulup oturulmuş iki sandalye geldi gözümün önüne. Nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir tebessüm geldi dudağımın ucuna. Tebessümümün bulaştığı sağ elimle buzdolabını açtım. Önce rakı şişesini çıkardım raftan. Kapağını açtım kokusu yayılsın diye mutfağa. Benim onu yudumlamak istediğim gibi o da istesin diye beni. Bir demet rokanın saplarını kopartıp kalanını mavi tasın içine koyup suyla kavuşturdum onları. Beklediler. Beyaz peyniri ‘rakılık’ diye tarif ederek almıştım zaten. Sert, ağızda buruk tat bırakan cinsinden. Eskide kalan bakkalların sattığı cinsten. Bıçakla böldüm dilimini. Dağılmadı. Eski dostlar gibi. Kesilip kesilip kanamaya doyamayanlar gibi. Yaralarını sevenler gibi. Dolabı açtım. Bir çift kadeh, titriyor gibi karşımda. Heyecanlı. Dışım içime, içim dışına çıkarken tanığım olmak ister gibiydiler. Tutarken korkutacak kadar ince olan kadehlerden ilkine soğuk suyu doldurdum. Üşüdü. Diğeri izledi. Duble ölçüde rakıyı diğerine boşalttım. Derininden nefes aldı. Soğuk sudan payına düşeni aldı. Hayal oldu. Hikaye doldu. Yeşil ve beyazın birlikteliğinin en güzelinin mekanı oldu çekmeceden çıkardığım orta boy kayık tabak.

Ellerime kollarıma doladım tüm meclisi. Çalışma odama sığındık. Bir ses aradık. Yoktu. Susup susup durduklarımızı diyecek bir ses. Susup susup yaşadıklarımızı diyecek ses aradık. Çağın en sihirli dokunuşuyla bilgisayarın klavyesine dokundum. Mavi ekran parladı. ‘Merhaba’ dedim maviye. Unuttuğumu düşünmüş olamazdı. Olmamalıydı. Inanmış olmalıydı onu sevdiğime. Bütün aşkların maviye boyanmış olduğuna. Masumiyeti gizlediğini bildiğime inanmış olmalıydı. Mavi yanlış anlamaz. Mavi gizler. Mavi umman. Mavi deniz. Mavi hayal. Gökyüzü. Ve şimdi Sezen söyleyecek ben mavi olacağım. Ben yol kenarında yalnız bir ağaç olacağım. Içim dışıma, dışım içime karışacak. Ve sonra sabah olacak. Ve bugün dün olacak. Şimdi Sezen ” HepYeni ve Yeni Kalanlar ” diyor. Şerefe…

Geçenlerde yakın geçmişte babasını kaybetmiş olan bir arkadaşım ‘’Özlemek neymiş şimdi anlıyorum.’’ dedi. Sonra uzaklara baktı. O gün oldu bugün… Kimseyi özlemek istemediğimi biliyorum artık. Hiç kimseyi özlemek istemiyorum. Yalnızca burnumda tütenler olsun. Yalnızca burnumda tütenlerim var.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Haziran 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

cuma

Bu ne soğuk yahu! Götüm dondu yemin ederim. Dünün işini belli olmayan yarınki bir güne bırakarak kışlıklarını çıkartmamış, tembel bir hatun olarak donuyorum. Bu tembellik sonucu iki gündür üşüyor olmam kesti mi beni? Hayır! Bu sabah gene üst üste giydiğim yazlık tişortlarla sokağa çıkıyorum. Allahtan Erdo titiz-düzenli adam da ayazda kaldığımda onun zamanında raflarda yerini almış kışlıklarından bir şeyler geçirebiliyorum üzerime. Sonunda yenilip böğüre böğüre üst raflarda istiflenmiş kalın, pufidik giyeceklerimi indirecek olanın ben olacağımı bile bile neye, neyin direnmesi bilmiyorum ama direniyorum işte. Çocuklar ve koca sözümü dinlemedikçe ben de onlara benzedim; sözümü dinlemiyorum. ”Ak göt geçit başında belli olur.” derler gerçi ama benimki geçitin başında da böyleydi sonuna yaklaşıyorum hala aynı. Oldurtmayan allah gerçekten oldurtmuyor demek! Öteleyici geldim, öteleyici gidecem. Aman ne vurdum kendimi yerden yere behhh! İyiyim böyle iyiyim, seviyorum kendimi. Sevdiğim kendimi yanıma alıp vurayım kendimi pazar yoluna, sapayım Belgin’de kahveleneyim, akşam olsun çocuklar gelsin hemencecik uyusunlar, rakılanayım kendimi daha fazla seveyim sonra mı; sonrası allah kerim! Bak böyle düşününce heyecanlandım oyyyh!

Güzel haftasonları olsun. Kışlıkları boşverin ısıtın birbirinizi anacığım. Hemen belden aşağıya kaymayın; bakışınızla ısıtın, iki güzel sözünüzle ısıtın, uzun aradan sonra çevirilen bir telefon numarasıyla ısıtın, köpüğü üzerinde kahveyle, saçlarda dolanan elinizle ısıtın. Ya da ne halt yiyorsanız yiyin, ben kaçtım.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Kasım 2013 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

ŞeReFe!

599616_10151512687172398_127725419_n

    Günlerden Cuma, haftasonu habercisi. Cuma gecesi ise kimi için ‘’ Huzur Sokağı ‘’gecesi, kimi için     ‘’ Arka Sokaklar ‘’, kimi için futbol, kimi için miskinlik, kimimiz için ‘’ Rakı ‘’ gecesi, kimi için sevgiliye kavuşma, kimileri için aleme akma gecesi… Benim için mi? Televizyonla alakalı olmadığı kesin de!

Geçen Cuma akşamı burnumda gene anason kokusuyla, kulağımda kadife bir ses beni mesti mest etmişken aklıma geldi: abi cim nasıl oluyor da biz Muhteşem Türkler iki şarkı arasında, iki laf – iki bakış arasında böylesine keskin virajlı duygu değişiklikleri yaşayabiliyoruz. Misal daha ilk melodisinde ‘’ Ah ulan! ‘’ deyip  derinden bir iç çektikten sonra masada duran kadehe uzanmış ya da afili afili  bir cigara tüttürmüşken ardından gelen şarkıyla ‘’ Ankara’nın bağlarıda / Büklüm büklüm yolları ‘’ diyerekten göbek atmaya başlayabiliyoruz?

Aşık olduğu kadının ardında per perişan olduğunu bildiğiniz adam, MerSeDes görünümlü Şahin diye adlandırdığımız türden adamlar  bir bakıyorsunuz, sağ el havada ‘’ Yıkılmadım ayaktayım!’’ diye şarkı söylüyor. ( Nah Yıkılmadın! )

‘’ Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar / Yeryüzünde sizin kadar yalnızım ‘’ dendiğinde bir bakıyorsun çevresinde kıyamet gibi eş, dost olan insan, kafayı sallamaya başlamış, gözler dolu dolu parçaya eşlik ediyor. Bu arada şunu da eklemeden geçemeyeceğim: Ulan bu face’in bokunda paylaşılan özlü sözlere, fotoğraflara bakınca herkes mutlu be… Herkes bu kadar mutlu mu gerçekten? Mutsuz olan hiç kimse yok mu? Öyle ki insan mutsuzluğundan utanacak neredeyse, koca dünyada yapayalnız kalmışçasına! Bunu da araya sıkıştırdıktan sonra devam edebilirim.

Bilemiyorsun ki; yanında ki efkarın dibinde ‘’ Leyla bir özge candır / Kara gözlü ceylandır ‘’ derken kim bilir geçmişinde kalan hangi mavi ya da yeşil gözlü Ayşe’yi, Fatma’yı, Melahat’ı düşünüyor.  Ardından patlatıyor ” Yılan ” diye başlayan bir nağra. Ya da giderli bir başkasını.

             Falan falan derken işte, acaba bu kadar mı bastırıyoruz hislerimizi, bu kadar az mı söylüyoruz      ( zamanında! ) sevdiğimizi, bu kadar mı söyleyemiyoruz kızgınlık – dargınlıklarımızı, bu kadar mı kusamıyoruz kinimizi – nefretimizi sonra gidemiyoruz, bu kadar mı itiraf edemiyoruz, bu kadar konuşamıyor muyuz biz Muhteşem Türkler… Sonra hepsinin üzerine acıyla üzüntü de gelip kıçlarını serince hayatlarımızın üzerine al sana biz Muhteşem Türklerin efkarlı hayatları. Ki bir türlü dağılıp peşimizi bırakmayan büyük efkarlarımız. Ve ki bunlar içimizde tutup tutup şarkı sözlerinde rastlayınca ağlayıp zırladığımız, ‘’ Allah belanı versin! ‘’ derken haykırdığımız duygular.

Peki nereye kadar? Eğer biz duygularımızla yaşamıyorsak nasıl yaşıyoruz? Duygularımızı yaşayamıyor, duygularımızla yön bulmuyorsak mantığımızla mı yaşıyoruz? Çok mu mantıklıyız? Mantıklı Muhteşem Türkler miyiz bizler? İtiraf ediyorum o halde:

Ben genellikle hatta köylerden kovulacak kadar mantıksızım.

Ama buna rağmen:

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızları düşününce ağlıyorum.

Ben Ankara’nın bağları aklıma gelince oynuyorum.

Herkesin aksine çok sıklıkla mutsuzluklar yaşıyorum.

Ben seviyor ya da sevmiyorum.

Ben otu boku kafama takıp dert ediniyorum.

Sonra da rakı içmek için bahane ediyorum.

Bu Cuma gecesi için bahanem ise Muhteşem Türkler olsun diyorum.

ŞeReFe!

özgür tamşen yücedal

Ankara’nın Bağları

 
5 Yorum

Yazan: 29 Mart 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: