RSS

Etiket arşivi: erkek

çevirimiçi

Gittim

Döndüm

Aynı yerdeyim

Anlamsızca film izliyorum

Kitap, dergi okuyorum

Spor yapıyorum

Uyumak istiyor, uyuyamıyorum

Hep aynı saatte, aynı güdüyle uyanıyorum

Kaç gün oldu hatırlıyorum

Öğle saatlerine kadar sağ salim gelebilirsem ‘bugünü de atlattım’ diyorum

Debelenip duruyorum

Hâllerden hâl beğeniyorum

Sorgulayıp duruyorum

Dönüp kendime çarpıyorum

Düşüyorum

Sonra kalkıyorum

Susuyorum

Susmayan yanıma söyleniyorum

Bol bol kaVe içiyorum

Haberleri izlemiyorum

Kesinlikle damar parçalar dinlemiyorum

Doğrusu nedir? bilen arıyorum

Bir diz istiyorum

Maviyi bir de gündoğumlarını özledim korkuyorum

Içim giderken ben duruyorum

Duran yanım kırgın, biliyorum

Insan her bahar tazelenmeyebilir miş

Gönülün niyette olması yetmiyor muş

Bazen basit

Bazen -miş gibiy miş

Bana basit değil miş.

Özgür Tamşen Yücedal

NoT: Satırlara destek veren aşk temalı Ot yazısına,

        Serkan Kaya şarkılarına,

       iki kadeh rakıya teşekkürü borç bildim, teşekkür ediyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2017 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

şişşşşt

Mavi bir sabah. Deniz kokulu. Kaçak. Gizemli. Kadın, adam kokan bedenini kaldırdı yataktan. Ağır ağır… Sindire sindire… Hapsetmek istercesine… Bitmesini istememecesine… Bungolovun terasında duran beyaz sandalyeye sığıştırdı küçük bedenini. Avuçladı kahve fincanını kadın. Parmaklarının arasına sıkıştırdı filitreli sigarasını. Beyaz sütuna sıkıca tutunmuş sarmaşık şahidiydi gecenin… Tebessümle baktı sarmaşığın rüzgarla flörtleşen yapraklarına ve ‘’ şişşşşt’’ dedi kadın. Sen ve ben… Sırrımız. Adamın dediği gibi bir yazdı bu yaz. Bilmiyordu adam tamamlayan oydu halbuki bu yazın unutulmazlığını. Engel olamamıştı hiçbir şüphe aşka, önünde eğilmişlerdi aşkın. Sustu kadın. Tebessümle çekti soluğunu. Tek bir cümleye hapsolmuş iki yürek. Gelmiş ya da gelecekle hesabı olmayan iki yürek. 

Mavi bir sabah. Deniz kokulu. Kaçak. Gizemli. Adam, kadın kokan bedeniniyle sarmalanmış yatakta… Sabitlenmiş bakışları tavanda. Tek bir saniyesini kaçırmak istemediği sabaha mühürlenmek istiyor. Kadının sihirli bakışlarına hapsolmak istiyor. Arasını açık bırakmış kapıdan görüyor maviye bulanmış kadını, terasta duran beyaz sandalyeye sığıştırmış olduğu bedenini. Kahve fincanını tutan ellerini, sigarayı sarmalayan parmaklarını kıskanıyor adam. Bitmesini istemediği kaç sabah yaşayabilir bir insan? Adam ilk defa bitmesini istemediği bir sabahın içinde, kokusunda, dokunuşunda. Kalkıyor yataktan. Ağır ağır… Sindire sindire… Terasa çıkıyor… Bu defa beyaz sütuna sıkıca tutunmuş sarmaşık ‘’ şişşşşt ‘’diyor adama. Suskun… İzliyor kadını. Unutulmaz bir yaz diye geçiriyor aklından. Tebessümle çekiyor içine mavi sabahı, kadının sorgusuz bakışlarını. Engel olamamıştı hiçbir şüphe aşka, önünde eğilmişlerdi aşkın. Yüreğinin unutmuş olduğu köşesinde sızı hissediyor adam. Tazelik gibi… Yaşadığını hissetmek gibi… Yeniden başlamak gibi. Kaldığı yeri hatırlamış gibi. Teslim olmak, mavide kaybolmak gibi. Tek bir cümleye hapsolmuş iki yürek. Gelmiş ya da gelecekle hesabı olmayan iki yürek. 

Günaydın mavi.

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 05 Ağustos 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

prens prensesi sevmedi ( filiz aygündüz )

IMG_2297

Market rafından poşete, poşetten mutfak tezgahına oradan yatak odasında komidinimin üzerine ve elime… Karşımızda

‘’ Prens Prensesi Sevmedi ‘’.

Okundu, bitti.

İlk sayfada yazmış olduğuna göre: Bir iyileşme hikayesi.

Arka kapağa göre kitap: Bağlılık-bağımlılık, değersizlik-suçluluk duygusu, anlam arayışı-anlamsızlık kaygısı, sevilme arzusu-kaybetme korkusu… aşka, insana ve zaaflarına dair, herkesin kendinden bir parça bulacağı, gülümsetirken yüreğinizi de burkacak bir roman.

Bize göre:

– Ayyy hiç anlamıyorum lan, nasıl aşık oldu o adama?

– Nasıl kurtulamadı şu herifin pençesinden?

– Kıza göre değil o herif, söyledim söyledim laf dinletemedim.

– Yok anam bizi de dinlemiyor kızın kafa uçmuş, takmış adama resmen.

– Çağırdım gelmedi gene o dangalozdan haber bekliyor kesin!

– Aşk mı kaldı artık, bi geç sen bunları.

Vb. laflar eden, anlayaMAYANlardansanız,

– Yok be iyi adam,

– İyiyim ben, merak etmeyin

– İşlerini ayarlarsa arayacak mış.

– Çok tatlı be. Beraberken çok iyi vakit geçiriyoruz. Ne yaşadığımızı tam bilemiyorum ama onunla iyiyim.

– Her ilişkinin adı mı olmalı? Eğer öyleyse biz neyiz lan. Aman neyse ne ben mutluyum, vallaaa.

-Takmıyorum artık; ararsa arar, gider miyim, gitmez miyim o zaman karar veririm.

Vb. laflarla anlatamayanlar, anlaşılamayanlardansanız okuyun.

Özetle biz okuduk. Anladık. Sustuk. Sonra mı? ‘Ko götüne’ dedik tüm bağımlı, bağımsız, anlayan, anlayamayan, anlaşılan, anlaşılamayanlar için vur patlasın çal oynasın aleme aktık. Aktık dediğim Elif’in doğum günü kutlaması için arkadaşlarıyla gittiği mekana gittik. Tüm con conların takıldığı bir yer çıktı ama… Bizi bozar mı? Bozmadı! Koptuk, geldik. Hadi ben bizim hallere hiç girmeyeyim sonra toparlayamıyorum yazının götünü başını.

Biraz daha fikir edinmek isteyenler için bir iki paragraf attırıvereyim ortaya… 

 

ŞART MIDIR PRENS? Aşk falan yok demiştim kızlara ama bal gibi de ilk görüşte aşktı bu. Son görüşmenin ardından, o ilk günlerin şanından sayılan, ‘’arayacak mı, ya aramazsa’’ telaşı başladı. Bu günlerin kurbanı bir kız arkadaş hep olur malum. Benimki de Suna’ydı. Günde kırk kez, telefon, mesaj, mail marifetiyle yiyip bitiriyordum Suna’yı. Bütün hikayeyi en baştan gözden geçiriyor, Ömer’in her bir sözüne kırk tane anlam yüklüyor, bakışlarını yorumluyor, arayacağı zamanı kestirmeye çalışıyordum. Arada umudu kaybedip kesin aramayacak diye karaları bağladığım da oluyordu, arasın diye akşamları totem yaptığımda… ( sayfa 25 )

ARAR MI ACABA? Tam on yedi gün sonra aradı Ömer. Bir akşam, tam işten çıktımıştım ki çaldı telefonum. Ömer! Her şey yolunda mı? Hayat nasıl gidiyor, keyifler yerinde mi minvalindeki girizgahtan sonra sordu:

‘’Tekir teklifi hala geçerli mi?’’

Geçerli olmaz mı?! ( sayfa 1 )

DURSAM CANIM YANARDI Hep bir adım sonrasındaydı aklım. Şimdi ne yapmalıyım? Mucize falan olacağı yok; ben kendi mucizemi kendim yaratayım bari. Olmuyorsa oldurayım. Bir olsun, bak o da sevecek beni. Biliyorum, hissediyorum. Sadece biraz zamana ihtiyacı var. önüme konan ‘’ilişki istemiyorum’’ gerçeğini reddediyordum. ( sayfa 55 ) Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mart 2015 in KADIN & ERKEK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

13 Ocak

Screen Shot 2015-01-05 at 11.47.36 PM

“Gençlik de geçer çünkü, güzellik de. Sonunda iyiyse eğer, hikaye kalır. Hikayeler aslında etlerimiz gevşedikçe güzelleşir.”

( Ece Temelkuran )

Oğuz doğdu ve biz bekledik, umutla…. Bekledik ki; kırkı çıksın, sakinleşsin, ağlamasın, uyuyabilelim diye. Şimdi Oğuz 8 yaşında ve biz halaaa bekliyoruz kırkı çıksın, sakinleşsin diye. Çıkmayacak olan çıkmıyor muş, öğrendik şükür.

Anasıyla kıyaslayınca bu hiçbir şey. Ben geldim neredeyse kırk yaşıma hala bekliyorum kırkım çıksın diye. Sakinleşeyim, uyuyabileyim diye. Ama ney miş; allahtan ümit kesilmez miş. Kesmeyelim.

Az önce okudum geçmiş yıllarda kendime yazmış olduğum doğumgünü yazılarını . Keşkelerden bazıları hala keşke. Olma hallerimin çoğu devam ediyor, şükürler olsun. Kıyaslayınca; durumum fena değil.

Son aylarda ergene bağlama hallerim dışında. Elif’in yorumu ‘ Bi alıngan oldun son zamanlarda, tıpkı bana benzemeye başladın. ‘ İnkar edecek halim yok! Ben bile ayak uydurmakta zorlanıyorum zaman zaman içimdeki med-cezir hallerine. Med’imde boğulup, cezir’imde soluklanıyorum. Ya da tersi? Yıllar içindeki tek kazanımım gel-git lerden kurtulmayı daha kolay beceriyor olabilmem.

. Şimdilerde alışmaya çalıştığım ise biraz yabancı bir his… Nasıl tarif edebileceğimi pek bilemiyorum; iç boşalması gibi, umursamazlık gibi, kolay kabul ediş gibi. Karşılık beklemedim, beklemiyorum yalanının içe vuruşu gibi… Tuhaf hesaplaşmalar yaşıyorum kalbimde, kendimle. Yaşanmış zamanın tecrübesiyle acısız, sızısız oluyor bu hesaplaşmalarım, sessiz sakin. ‘Içime kaçacağım ’ diye diye kaçtım galiba içime! Içi içimde, içim içimde yaşıyorum. Read the rest of this entry »

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

açıklıyorum

Screen shot 2014-09-25 at 07.59.44

Erkeklere bakınca ya da onlarla yaşarken kadınların göz ve ruh zevkini bozan şeylerle ilgili evlisi bekarı, samimi olduğum olmadığım, bir sohbetlik tanışıklığımın olduğu kadınlar arasında yaptığım anket sonuçlarını açıklıyorum! Vatana millete hayırlı olsun!

. Holiganlık mertebesinde taraftar olmak

. Bilgisayar bağımlısı olmak

. Önüne konulan yemeğe kulp takmak

. Ota boka karışmak

. Hiçbir şeyle ilgilenmemek

. Kontrolsüz kıskançlık

. Gereksiz samimiyet

. Gereksiz soğukluk

. Çokkk konuşmak

. Hiççç konuşmamak

. Bihaber olmak

. Sürekli eleştirmek

. Hep bana hep bana demek

. Sevişirken bencil olmak

. Çok sevişken olmak

. Anneye ölçüsüz bağlılık

. Anneye ölçüsüz ilgisizlik

. Baktığını görememek

. Kapri pantolon giymek

. Göbek övünülecek birşey miş gibi gere gere dolaşmak

. Soket çorap giymek

. Atlet giymek

. Kösele ya da günlük ayakkabıyla boyu bilekte çorap giymek

. Kumaş pantolon ve çorap arasından bacağın gözükmesi

. Olur olmadık yerlerde önünde bulunan kutsal emaneti düzeltip, yerleştirmeye çalışmak

. Burun karıştırmak

. Kulakların kıllı olması

. Parfüm sıkmak yerine parfüme bulanmak

. Tırnakların bakımsız olması

. Fırçalanmayan dişler

. Çokkk büyük saat takmak

. Çocuklarla ilgilenmemek

. Mutfak toplanana kadar geçen sürede koltukta zıbarmak

  Ve

. Pişman olmak için hep geç kalmış olmak.

 Yalnız, bu cevapları veren kadınlar aslında bunlara takılmaktan bile vazgeçme noktasındalar. Nereden mi anladım? Vermiş oldukları cevapların ardından söyledikleri;

 ‘’Eşeğe altın semer taksan ne, takmasan ne eşek hep eşek.’’

 ‘’Kim değişmiş o değişecek.’’

 ‘’İte kaka gidiyor ne olacak!’’

 ‘’Beklentisiz yaşamazsak olmaz bu iş!’’ ve benzeri özlü sözlerden.

Valla ben onların elçisiyim ve elçiye zeval olmaz. Sizinde eklemek istedikleriniz varsa eğer ekleyin ve postayla hayatınızdaki erkeğe yollayın. Mail atmayın ama postayla yollayın. Kimbilir belki romantik bir hareket gelir aklına da cevap olarak gene postayla bir aşk mektubu yollar. Gülmeyin! Allahtan ümit kesilmez.

Haydi gün hayırlı uğurlu ola!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Eylül 2014 in KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

sözcüklerin sihri

Screen shot 2014-08-22 at 11.58.37

‘’ Yüreğinin götürdüğü yere git ‘’ kimin için söylenmiş acaba. Kimlere denmiş ‘’ Yüreğinin götürdüğü yere git ‘’ diye. Sizin hayatınızda tanıdığınız kimse var mı; yüreğinin götürdüğü yere giden, gitmeyi götü yiyen. Ne mutlu benim var! Hep olsun, sağolsun sayesinde ben de gitmiş kadar oluyorum yıllardır. Gerçi gittiği yoldan dönüşlerinde karşılayan rolü oynamak da var ama olsun her şeye rağmen hayatında olmak çok güzel ve O her şeye değer. E tabii her şeyin bir bedeli de var; sen onun yüreğinin gittiği yerlere gitmiş gibi ol, es, coş, kükre sonra, yok dönüşünde ben yokum. Yemezler yedirtmezler. Zaten kim kalmış gittiği yerden dönmeden.

Gitmeye cesareti olan insanın döneceği, dönebileceği bir yer olması kadar güzel bir şey var mı? Yok! Şimdi ben bu sabah anladım ki; benim varmış. Aman aman bir yere gittiğim döndüğüm falan yok! Bendeniz bir tarafı kalk gidelim derken diğer tarafı bok yeme otur diyen ve hep otur diyeni dinleyenlerden.

Neyse işte sabah önüme çıkan bir yazı, ardından duyduğum bir ses, ardından gelen mesaj sonra bir şarkı, biraz gözyaşı, sevgi sözcükleri … ve geldiğim nokta karşınızda. Mutluyum.

Sözcüklerin sihri!!!

Merhaba!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Ağustos 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sinir bastı

Screen shot 2014-06-16 at 22.49.34

Merhaba!

İyisiniz mi? İyisiniz, inşallah! Maşallah!

Bakın ne anlatacağım: Ben hayatım boyunca soğuk duygular besledim şu zayıf insanlara karşı. Hele bir de yiyip yiyip kilo almayanlar var ki onlardan hiç söz etmiyorum bile. Tamam şükredecek, şükretmeli durumundayım ama sorun bakalım, nasıl!

Benim kilo sorunum 4 kilo 300 gram doğmamla başlıyor. İlkokul beşinci sınıfa kadar ittire kaktıra süren gelişimim beşinci sınıfta zirve yaparak neredeyse şimdiki kiloma ulaştı. Bu gelişimimde annemin kardeşime içirdiği balık yağını bir bok zannederek gizli gizli içmiş olmamın desteği olmalı. Olmalı diyorum çünkü balık yağının hedef insanı olan kızkardeşim Özlem’le birlikte diyet yapmak zorunda kaldık. O yılların favorisi olan lapa diyeti yaparak zayıfladık.

Konuyu bağlayacağım, merak etmeyin. ‘’Ulannnn ahanda beni ( ya da onu, annemi, kankamı, kardeşimi … ) anlatıyor. ‘’ diyerek aşina bulmayıp ‘’ Aman banane canım.’’ diyerekten omuz silkiyorsanız yazdıklarımı neden okuyorsunuz zaten, değil mi ama.

Yıllar geçti geçti geldim 23 yaşıma ve ilk çocuğa hamile kaldım mı! İşte tekrar zirvedeyim! Gebeliğin son aylarında, kelimenin tam anlamıyla sokaklarda bir peguen edasıyla dolaşır hale gelmiştim. Pardon, dolaşmıyor yuvarlanıyordum. Hayır, neyin kafasıyla yemişim ki o hale getirebilmişim kendimi. ‘’ Ye ye sen iki canlısın! ’’ diyen herkesi sevgiyle anıyor çocuktan sonra, almış olduğum kiloları verene kadar canımın gerçekten çıkmış olduğunu iletmek istiyorum. O döneme ait tüm fotoğraflarımı da yok ettim. Elinde kanıt olanlar varsa lütfen siz de yok edin onları.

İkincisi hamilelikte aklım başıma gelmişti. İnsanlıktan çıkmadım.

Kilo hayatımın özgeçmişi böyle işte. Bu günlere böyle biraz destek biraz köstek geldim. Yemek yemeği seviyor olmam, tatlı için ruhumu satabilecek olmam yanında özgeçmişimin inişli çıkışlı olmasının en büyük sebeplerinden biri evlendiğim adamdır. Yemek yemeyi sevmesi ayrı… Ama beni yıllardır ‘’ Çok zayıf bayanlar bence hiç çekici değiller! ‘’ yalanıyla pompaladı, dengeledi.

Buraya kadar, son haftalara kadar sorun yoktu. Ta ki benim adam zayıflayana kadar. Adamın içinden insan çıktı.

Özet: Erdo bedenen ben ruhen eridim.

Erdoya göre hala sorun yok. Olmayabilir di! Ben Erdo’nun karşısında yemek yerken hissettiklerimi hissetmiyor olsaydım, sorun yoktu. Beraber zevkle yemek yemenin ne demek olduğunu bilmiyor olsaydım sorun yoktu. Zamanında benim sözümü dinleyerek durması gereken zamanlarda durmayı bilseydi bu diyet kabusunu yaşamıyor olacaktık. Ama oldu bir kere! İşin boktan yanı şimdi birinin bana dur demesi gerekiyor, sinir bastı. Şu an mesela; sağ tarafımda şöbiyet sol tarafımda bir bardak çay ve kendimi yalnızca çıtır kabuklarını yiyorum diyerek kandırıyorum. Kandırmaya çalışırken de, kabukların tatlının bir parçası olduğunu adım gibi biliyorum. Peki Erdo nerede? Spor yapıyor! Yeminnen sinir basıyor ya! O kadar ki; spor yapma isteği falan kalmadı içimde. Hayır, bazılarını hırs basar onlar da diyet yaparlar bende tam tersi oldu. Ulan ne doğru ki bu doğru olsun karıda. Bazı zamanlar ” Aman Özgür nereye kadar böyle yaşayacaksın, manken mi olacaksın, sağlığını bozmadığın sürece yemene bak.” bazı zamanlar ” Zıkkım ye! Ye ye ne oldu bugüne kadar! Kaldı mı birinin tadı ağzında! ” diye söyleniyorum kendime. Ama bu zaman o zamanlara benzemiyor. Kendimi terkedilmiş, ötekileştirilmiş hissediyorum.Sinirliyim.

Bu gecelik bu kadar ama merak etmeyin bir süre sonra tekrar haberdar edeceğim sizleri gidişatımdan. Kelimelerimi bağlarken ‘’ Önemli olan dış değil iç güzelliği! ‘’ yazacağım sakın gülmeyin! Zaten sinirliyim. He tabii ‘’ Düş güzelliği ’’ diye bir şey de var.

Hadi Erdo gelmeden ben zıbarayım. Hepinizi öper koklar kucaklarım. Kalın sağlıcakla.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: