RSS

Etiket arşivi: mutlu

elif

Screen Shot 2015-02-26 at 11.14.34 PM

İlk göz ağrısı!

Neden ‘ gözün ilk ağrısı ‘ demişler diye merak edip baktım sözlüğe;      

‘’ Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı.’’ demek miş.

Benim ilk göz ağrım; Elif.

Gençliğimin sonu, kadınlığımın başı dönemim; Elif.

Annemi anlamaya başlamam; Elif.

Bedenimde gerçekleşen mucizeye ilk tanıklığım; Elif.

Hissettiğimde huzur bulduğum ilk ten kokusu; Elif.

Gözlerine baktığımda gözlerimi dolduran bakışların sahibi; Elif.

Kendimden çok endişe duyduğum ilk kişi; Elif.

Uğruna can verebilmek ne demek miş hissettiren ilk kişi; Elif.

Sevgisini kıskandığım ilk kişi; Elif.

Tırnaklarını kestiğim ilk kişi; Elif.

Bitlerini ayıkladığım ilk kişi gene; Elif.

Hergün yemek pişirdiğim ilk kişi; Elif.

Umurumda olan ilk kişi; Elif.

Kendini üzmesine katlanamadığım kişi; Elif.

Grip olup burnu tıkandığında soluğumun kesildiği, başı ağrıdığında başımın ağrıdığı kişi; Elif.

Sırdaşım; Elif.

Zaman zaman akıl hocam; Elif.

Zaman zaman en kızdığım; Elif.

Zaman zaman bana en fazla kızan; Elif.

Atara atar gittiğim; Elif.

Gözümün ağrısı; Elif.

İlk Elif.

Öncesiz olanım, herkesten önce gelenim; Elif.

Iyi ki Elif.

Gözümün ağrısı, kalbimin ilacısın, şükrüm, duam

İyi ki bizi seçtin

Iyi ki bizi sevdin

Iyi ki doğdun.

Sağlıklı, huzurlu, mutlu, aşk dolu nice nice yaşların olsun.

Yeni yaşın kutlu olsun.

 

özgür tamşen yücedal

 

Oğuz’un notu:

‘’ Bana çok kızsan da beni sevdiğini biliyorum. Doğum günün kutlu olsun. ‘’

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 26 Şubat 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

eşek

Screen Shot 2014-11-02 at 12.38.19 AM

Eşeğe altın semer taksan da, eşek yine eşek! Ya da nasıl desem? İnsanoğlu gaza gel gel doymayan bir mahlukat! Gerçi gözünü sevdiğimin Einstein’ı patlatmış ve “Aynı hatayı iki defa tekrarlamayan insan mükemmel insandır” demiş. Bu adama göre ben mükeNmel insan değilim. Çünkü; tekrarlananların hesabı yok.

‘’ Anniş dolabımı toplayalım mı?’’ teklifi karşısında her defasında Elif elinde telefon bir yandan mesajlaşır diğer yandan bana komutlar veriyorken dolabı toplayan taraf ben oluyorsam.

‘’ Bugün hava güzel bahçediki çiçekleri seraya yerleştirelim!’’ önerisi karşısında; koca elinde puro yönergelerde bulunurken kucağında saksılar, elinde eldivenler serayı temizleyip çiçekleri taşıyan taraf ben oluyorsam. ( Ki; üzerine ‘’ Çok yorulduk ama değdi! ‘’ dedi. )

‘’ Anne, babamla yapmak istemiyorum! Ödevimi yapmama yardım eder misin?’’ ricası karşısında beyni mikilen ben oluyorsam.

‘’ Bugün pizza yapalım! ‘’ fikri sonrasında mutfakta yalnız kalıyorsam.

‘’ Haftasonlarını şehirde geçirelim. ‘’ kararı karşısında her Cuma eşyaları, çocukları yüklenip şehre yolalan ben oluyorsam.

‘’ Çocuğun öğretmeniyle görüşmeye gidelim böyle olmayacak! ‘’ lafının ardından okula giden oluyorsam.

‘’ Annemleri ne zamandır görmüyoruz! ‘’ dendiğinde yemek pişiren, evde o-şu-bu eksik olduğunda markete giden, çocuklar hasta olduğunda suçluluk hisseden, aranacak- yapılacaklar listesi yapan, çocuklarına ana, kocaya karı, anaya babaya evlat, kaynana kayınpedere gelin, dosta dost, … Ve hepsinin sonucunda vicdanı elinde dolanan ben oluyorsam Einstein’a göre mükemmel olamayan, bazılarına göre enayi, büyük çoğunluğa göre anne, bana göre mutluyum. Biraz eksik, biraz fazla ama mutlu.

Kendime yaratmış olduğum, içinde çok olduğum, bir dünya Özgür’le kavaga edip galip çıktığım, kendim olduğum, kendimi tanıdığım, az kişiyi kabul ettiğim ve çok sevdiğim dünyamda şükürle dolu, mutluyum.

Düşünce ve sözlerin dua olduğuna inancım tam. Beynimi, kalbimi, dilimi temiz tutma çabam bundan. Mutlu olmak için bir şeylerin olmasını, bitmesini beklemiyor olmam bundan. Beddua etmiyor oluşum, kendime zaman zaman küsmelerim, susmalarım hep bundan. Olduğu karar, olmadığı kader. Siktiğimin dünyasına bir daha mı geleceğiz? Kim bilir?

Sonuç olarak eşek meşek mutluysan işte! Ko ver gitsin. Eyvallah!

Bu serin anason kokulu Cumartesi akşamından herkese Merhaba!

tecrübe: Çoktan kucaklamış olduğumuz bir budalılığın eski ve nahoş bir tanış olduğunu fark etmemizi sağlayan bilgelik.

Gecenin ve sisin içinde ilerleyen biri

boğazına kadar iğrenç bir çamura battığında,

tecrübe hiç girmemiş olması gereken yolu gösterir ona. 

( Şeytanın Sözlüğü ( Ambrose BIERCE ) )

 

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Bitse de gitsek

 

Öncelikle bütün çocukların, Cumhuriyet kaygısı yaşayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geçmiş Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun, mutlu olsun, hep olsun. Merak etmeyin şimdi bu anayasada ( anayasamızda ) yapılan köklü değişiklikler, halkın göz ardı edilmesi, zaman zaman ( çoğunlukla ) insanda bayrağa sarınıp sokağa çıkma dürtüsü uyandıran konulara girmeyeceğim. Paylaşacağım şey yalnızca dün yani çocuklara ait bir bayramın kutlandığı güne ait olan gözlemlerim.

Anlayamadığım, anlamlandıramadığım ilk şey: şimdi bu bayram çocukların değil mi? Çocukların! Peki, düzenlenmiş olan törenlerde çocuklara yönelik ne var? Ne kadarı çocuklara hitap ediyor? Tamam, saygı duruşunda durulur. Hep bir ağızdan, coşkuyla İstiklal Marşı söylenir. Tamam, şiir okunur. Üzerinde yaşadığımız topraklarda, özgürlüğümüz için kan dökmüş olanlar, bu uğurda savaşmış olanlar anılır. Ama gözünüzü seveyim bunlar uzatılıp uzatılıp saatlerce sürdürülür mü? Çoğu okulların düzenlemiş oldukları törenlerde olduğu gibi. Abicim sen kur panayırlar, şişme oyun parkları, pamuk şekerciler – mısırcılar getir, onların dinlediği müziklerle yayın yap bangır bangır bak bakayım tüm çocuklar her gün 23 Nisan olsun istiyor mu, istemiyor mu! Öbür türlü birçoğu rahatsız, kendini komik hissettiği, diğer çoğunluğu zaten her sabah giydiği ve o gün giymek istemediği formaların içinde ve her sabah geldikleri okulun bahçesinde. Bayram coşkusunda kulaklarında ‘’ Bitse de gitsek!’’ nidaları yükselen ne çocukların ne de ailelerin yeri yok zorla sokmaya çalışmayın. Not: Bugüne kadar çevremde gördüğüm her türlü kutlamayı tüm coşkusuyla, kesinlikle çocukları ön planda tutarak kutlayan tek kurum Rüya Anaokulu olmuştur. Ki, kutlamalar okulu aşıp tüm bölgeye yayılmıştır.

‘’ Bitse de gitsek ’’ nidasının yükseldiği diğer yerler ise çocuklarıyla o gün sokağa çıkmış olan anne – babalardan yükseliyordu. Çocuğa sinirlenmiş anne o çocuğa sinirlendiği için anneye sinirlenmiş baba ya da çocuğa sinirlenmiş baba o çocuğa sinirlendiği için babaya sinirlenmiş anne yanlarında ikisini de kıçına takmayan çocuk. Ne o; bugün 23 Nisan neşe doluyor insan. Başta gözlemledim dedim ya aslında tüm hücrelerime kadar farklı türlüsünü yaşadım. Biz de ne anne babaya, ne baba anneye sinirlendi yalnızca Oğuz mütemadiyen isteklerde bulundu ve yerine getirilmeyen isteklerinin yerine eline tutuşturulan balonlarla, sokakta koşturan kedilerle, dondurma, köfteyle idare etmek zorunda kaldı sonunda da her şeyi unutup eğlenmek zorunda kaldı, eğlendi. Çünkü yanında sinemanın matinesini kaçırmış, oyun oynaması için cep telefonu, tablet vermemekte kararlı bir anne vardı.  Ayrıca o anne ‘’ Bitse, yarın olsa da işe gitsem. ‘’ diye dua ediyordu. Ailemizin diğer ferdi Elif’e gelince o artık ne bitmesini ne de gitmesini beklemeden canı nereye isterse oraya gidiyor. Hanımın ayrı bir ajandası oluştu bile.

İşte böyle sevgili okuyucu. Bitti! Eve, güvenli ikametgâhımız döndük, çayı demledik, arkadaşlarımız, onların çocuğu ve Oğuz’un en sevgili arkadaşı geldi, çay içip kek yedik, sohbet ettik, oyun oynadılar… Biz sağ onlar selamet bir bayram daha geçti gitti.

Bugün yeni, heyecanlı bir gün. Yeni bir gün; Oğuz sinemaya, Elif okula, Erdo ve ben işe gitmek için ayrıldık. Heyecanlı bir gün;  akşam ben kardeşime gidiyorum. Kızı Duygu ve kendisiyle hasret gidermek için. Daha ne olsun, bundan iyisi cennette hurma!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 24 Nisan 2013 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

gözünüz aydın!

. Üzgünsünüz.

. Herkesten,  her şeyden kaçmak istiyorsunuz.

. Yataktan çıkmak istemiyorsunuz.

. Aynalardan kaçıyorsunuz.

. İştahınız kesildi ya da açıldı.

. Yalnız hissediyorsunuz.

. Cinsel ilginiz azaldı.

. Kimsenin sizi anlamadığına inanıyorsunuz.

. Herkes mutlu bir siz mutsuz, suçluymuşsunuz gibi geliyor.

. Bugün ölseniz kimsenin umurunda olmayacakmış gibi.

. Kafanızın içinde ıssız ama çok gürültülü bir yere sıkışıp kaldınız.

Gözünüz aydın! Nur topu gibi bir depresyonunuz var artık. Ha yoksa da yukarıda ki maddelerden bir kaçını evirip çevirip zorla olduracaksınızdır. Özellikle kadınlar. Çünkü şu belamız hormonlarımız yüzünden biz kadınlar erkeklere oranla 2 – 3 kat daha sık depresyona giriyormuşuz. Ülkemizde ise 2 milyon 100 bin kişi kronik depresyon hastasıymış. Geri kalanlarımızda kafalarda huni geziyor, depresyonda değilmiş numarası yapıyoruz zaten.

Sağlık bakanlığı depresyonun tüm toplumlarda görüldüğünün altını çizip, düşük eğitimli ve sosyoekonomik şartları iyi olmayan çevrelerde daha yüksek oranda ortaya çıktığını kaydetmiş. Şiddete maruz kalma ve çocukluk çağında travmatik olayların depresyonun ortaya çıkmasında büyük etken olduğunu belirtmiş.

Ben de kendi bakanlığımdan açıklama yapıyorum: Çocuklukmuş, kadın olmak, erkek olmakmış, travmalar, sosyal, eğitimsel boyut moyut falan irdelemeye gerek yok. Bunları geçelim bir kere. Bu dönemde, bizim ülkemizde eğer her akşam haberleri izliyor, arada sıradada olsa gazete okuyor, izlediğinizi – okuduğunuzu anlayabilecek zekâya sahipseniz, onun bunun dediklerine kulak asıyorsanız zaten kafadan depresyonun göbeğindesiniz. 1) Para varsa seansına 300 TL ödeyip psikoloğa gidebilirsiniz. 2) Sosyal güvenceniz devleteyse, 100 bin kişiye düşen yaklaşık iki psikiyatrdan birini yakalayabilirsiniz. 3) İnancınız güçlüyse ‘’her şey Allah’tan ‘’ diyerek kabul edebilirsiniz. 4) Eğer inancınız hayattan yanaysa ‘’hayat bu!’’ diyerek siktir edebilirsiniz. 5) Depresyonunuzu kucağınıza alıp, sevip okşayıp, onunla barışıp, kabul edip beraberce gül gibi yaşayabilirsiniz.

” Hayat bu! Bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu! Son dediğin anda her şey yeniden can bulur.” özlü sözüyle paylaşımıma son verirken iyi haftalar geçirmenizi temenni ediyorum.

Saygılarımla…

özgür tamşen yücedal

NOT: Aslında bu özlü söz yerine Belgin ve benim gibilerin özlü sözünü yazma isteği var çokça içimde, bastıramadım: ” Ko dötüne gitsin! ”

 
5 Yorum

Yazan: 19 Aralık 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

evde üç saat…

63169_10151277521842398_1491198420_n

Dün sabah evde geçirdiğim o üç saat :

– Elif’e kahvaltı hazırlamak için mutfağa indim: Beyaz peynir kalmamış. Dün söylemişlerdi, unuttum!

– Sabah sporu yapayım dedim: ‘’Spor çok mutlu, çok sevinçli bir şey.’’ diyen çıkarsa karşıma çakacağım lafı ‘’Sen gerçekten mutlu, gerçekten sevinçli şey yaşamamışsın.’’ diye. O ne len ! Valla kabir azabı gibi geliyor artık. Tanrının yarattığı şu bedene bu kadar işkence neden? Neden?

– Spor bitti tam yukarıya çıkacağım: çamaşır makinesinin bozulduğunu öğrendim. On dakika sonra makinenin alttaki kapağını açmamız sonucu makinemiz taş düşürdü. Evet! Hani iplikti, cepte kalan NOrmAl şeyler falan çıkması gereken yerde müdahale sonucu biz TaŞ bulduk.

Neyse o da halloldu yukarıya çıktım.

– Duşa girerken televizyonu açtım ama kanalı değiştirmeyi unuttum. Çıktığımda duyduğum şarkıyla şaşkına döndüm. Abicim ‘’ Üçyüz Beşyüz’’ diye bir şarkı varmış gerçekten. Arkadaşlarımızın espri arasında kullandığını duymuştum birkaç kere ve reklam cıngılı falan sandıydım, gerçekten bir şarkının adıymış.

– Gene aynı programda bir kez daha farkına vardım ki; her şeyin, her hastalığın yani hastalıkta ve sağlıkta yapıp, her yanımıza bulayabileceğimiz kremi evimizde yapabiliriz. Ama bir şartla: öncelikle bir aktar açmamız gerekiyor. Mesela dün kol sarkmaları, ağız kokusu, ayyy bişi daha vardı hatırlayamıyorum işte üç şey için dermanın formülünü verdiler, gerekli olan otların hepsinin NOrmaL bir evde olma ihtimali yüzde kaçtır bilemiyorum. Belki de vardır, olmalıdır. Eğer öyleyse beyaz peynir bile almayı unuttuğumuz bizim ev baştan ANorMaL. Programda bir de, ‘’ Botoks etkisi yapacak olan formülü reklamlardan hemen sonra vereceğiz.’’ dediler. Fakat gelin görün ki reklamlardan sonra süreleri yani program bitti. 

 – Sokağa çıktım ve anında eve geri döndüm; üşümüştüm. Önceki gün onaltı derece olan hava dün dört dereceye düşmüştü. Tabi ben zürafanın düşkünleri gibi mont bile almadan sokağa fırlamış olduğumdan dönüp kışlık bir şeyler  giydim.

– Yolda iki tane trafik kazası sebebiyle trafiğe takıldım.

– Bu kadar badireden sonra akşam gittiğim tiyatro oyunu tam bir faciaydı, en azından benim için. Bir de sanıyorum ki oyun sırasında salonu terk eden iki kişi için, bir türlü konsantre olamayıp fısır fısır konuşan dörtlü grup için, oyun başladıktan tam on dakika sonra uyuyup alkış sesleriyle uyanan kadın için…  Çıkışta kahve içmek için bir kafeye oturduk da, beden ve ruhumuz anca normal yaşam değerlerimize dönebildiler.

İşte böyle şahane bir gündü. Şükürler olsun. Konsept sebebiyle gerçekten şahane olan anları yazmadım. Mesela kışlık giysilerle sarılıp sarmalanınca onları ne kadar özlemiş  olduğumun farkına varışımı. Uzunca aradan sonra dedemi ziyaret  etmiş oluşumu. Fotoğrafta görmüş olduğunuz Derin’le badem şekeri yemiş olmamı. Zeynep, Yengem, Yaşar, Derin’le birlikte Gözde’nin getirdiği simitleri sohbet, çay, beyaz peynir, tulum peyniri, domates, zeytin eşliğinde yemiş oluşumuzu. Oyun öncesi  ve sonrası Gamze’yle güzel, samimi sohbetimizi. Yağmurlu kış akşamında, yeni yıl arifesinde İstiklal Caddesi’nin büyüsünü. Şu an aklıma gelmeyen daha birçok güzel şey olmuştur. Ha bakın, otoparkta çok rahat yer bulmuş olmam mesela… Tüm bunlardan sonra eve gelip Oğuz’un ( 6 ) kokusunu içime çekerek uykuya dalmam ise en güzeli, en muhteşemi, en şahanesi, en masumu kısacası hayatımda saf olan her şeyimin hepsi tabii ki. Şükürler olsun.

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 05 Aralık 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

kasmadan, ufaktan ufaktan açalım müziğin sesini

 Özlüyorsan duramıyorsan
İçine atıp susma böyle
Gel diyorum sana ben ( Yalın )

Kasılıp kalmış, elimden bir şey gelmez haller içindeyken, sabah sabah, pek çoğunuza saçma sapan gelecek, bu akşama, cuma akşamına dair bir heyecan yakaladım. Adı ” Yalan Dünya ”. Uçurtmasının ipine sıkı sıkıya tutunmuş çocuk gibi tutundum.

Yani akşam olacak, evde toplanmış olacağız, kuzen Ece’de gelmiş olacak, yemek yenilenecek, çay demlenecek, televizyonda ” Yalan Dünya ” başlayacak, Oğuz yüzünden ben izleyemeyeceğim,                 ” Anneciğim lütfen bak izlediğim bir tek şu var, rahat ver izleyeyim. ” ricalarım fayda etmeyecek, yakaladığı esprilerde Erdo gülecek  ben gıcık olacağım, çocuklar uyuyacaklar, ben televizyon izleyememiş olmaktan mutlu mesut, geçirdiğim gün için şükür edeceğim. İşte yakaladığım uçurtmamın ucundakiler. Kasmadan, ufaktan ufaktan…

Herkese, hepimize huzurlu haftasonu diliyorum.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
4 Yorum

Yazan: 28 Eylül 2012 in DİNLEDİM, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: