RSS

Etiket arşivi: koca

iyi ki

Screen Shot 2015-08-20 at 2.51.48 PM

Ilk gençliğim

Büyümeme tanığım

Değişimime saygılım

Evime damım

Yastığıma kenarım

Kahkahama ortağım

Üzüntüme paylaşanım

Gizlim, saklım

Sakladığım

Renklerimin kaynağı

Aşkımın –de hali, -den hali, ben hali

Aşkın yıllanmış hali, en sek hali

Iyi ki doğmuşsun

Yeni yaşın mutlu olsun

Sağlıklı olsun

Hep beraber olsun

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 21 Ağustos 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , ,

kaçış yok

Screen Shot 2015-07-02 at 8.18.59 AM

Günaydın

Insan nereye giderse gitsin her şeyini yanında götürüyor. Kaçış yok. Unuttum dedikleriniz bile bir esintiyle geri geliyorlar falan. Sonra yolun başında özlemeye başladıklarınız mesela onları da bırakamıyorsunuz ardınızda. ‘’Sen de gel!’’ diyorsunuz. Sabahın erkeninde gelen bir ‘Günaydın’ la hooop geldiğiniz yerdesiniz. Hâl böyleyken; seni renklerine boyamak isteyen bogonvillerin elinden ne gelir. Hâl böyleyken; tebdil-i mekan ne halt etsin size!

Özet: zamanla, mekanla hatta insanlarla bile pek işimiz yok. Herşey merkezde yani bizde, içimizde. Güzel bir özlü sözle son vereyim sade günaydınıma:

‘’ Aldım Verdim Ben Seni Yendim Elinede Verdim ‘’

Günaydın

Çocuklarla uzaklardayız bir süre. Dikkat! Tatil demiyorum. Tatil; yalnız, kocayla, sevgiliyle, yakın arkadaşla gidilen kaçışlara denir. Çocuklarla gidilenin adı ‘’ Filmin devamı ‘’. Birkaç güne patlatırım bir devam filmi, kota dolmadı henüz.

Not: İşaretleri takip edin, renginizi neyin-kimin değiştireceğini bilemezsiniz. Ve kendinize güvenin.

Bin şükürle… Sevgiyle… Eyvallah…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

nane-limon

Screen Shot 2014-11-11 at 7.45.12 AM

Pişmanım! O yıllar çok ama çok geride kalmamışken, ben daha çocukken hasta yatağıma getirilen nane-limon aşkına, tavuk suyu çorbalara burun kıvırıp kıymetini bilmediğim için pişmanım. En ufacık rahatsızlığında yatak-döşek yatıp nazlanan bir hatun olmayı beceremediğim için pişmanım. Yaşamım boyunca olan tırnağım kadar kaşınmaya çalıştığım için pişmanım. Ama ney miş; son pişmanlık fayda etmez miş, etmiyor muş!

Sesim kısıldı, soluğu neredeyse götümden alıyorum. Koca: ‘’İyi oldu biraz dinlensin çenen.’’ dedi. Oğlan: ‘’Üstün açık yatmışsındır.’’ dedi. Babam: ‘’Yavaş yaşa biraz… Evde otur, çok gezme. Kitap oku!’’ dedi. Kızım farkında mı, bilmiyorum. Annemle henüz konuşmadım ama kesin: ‘’Göt-baş-bağır açık gezerseniz olacağı bu!’’ diye sever. Gerçi bak kardeşim olaydı çorba değil ama bol bol kahve yapardı, kahveyle beraber sigara içerdik iyice geberik olurdum. Biliyorum biliyorum bunların hepsi sevgiden.

Biz türklerde aile yapımıza uyan budur. Düşer kafa-göz yararsın ‘’Niye önüne bakmıyordun?’’ olur. Bir hata yaparsın ‘’Ben sana demiştim!’’ olur. Yanlışlıkla bir şey kırarsın küfür yersin. Ama neden? Hepsi sevgiden. Bu davranışlar buzdağının görünen kısmıy mış, görünmeyen altta olan şey sevilen için duyulan endişeler miş. Birbirimizi daha az mı sevmeliydik acaba. Kuyruğu dik tutmak yerine ara sıra yelkenleri bırakmalı mıydık sulara.

‘’Ne ekersen onu biçersin!’’ sözü doğru ise böyle gelmiş, böyle gideceğiz demektir. İttire kaktıra, bağırış çığırış yaşayıp gideceğiz vay anasını…

Aman diyim sonunda ara sıra benim gibi pişman olacaksanız eğer ‘’Kıyamam sana! Gel yat nane-limon kaynatayım sana. Al bir tas çorba iç.’’ diye sizi pamuklara saran birileri varsa yakınınızda en azından birkaç gün çıkmayın yataktan. Tadını çıkarın sarılıp sarmalanmanın.  

Özet: Yaşıyorum. Boynuma tülbenti bağladım. Kendime nane-limon kaynattım. Dün olduğu gibi bugünde sokağa çıkacağım. Buzdağının altı da, üstü de kabulüm. Pişmanlığım geçti. Neden mi? Hayat; ‘’neden böyle dedi-demedi, yaptı-yapmadı, geldi-gelmedi’’ diye durup düşünmeye değmez. Ayrıca bunlarla vakit harcayacak kadar uzun olmadığı da söylenen rivayetler arasında.

Şimdi; bu mis gibi Salı sabahından herkese selam. Hayırlı olsun. Hastalara şifa olsun. Derdi olanlara derman olsun. Aşık olanlara soluk olsun. Hep beraber ko verip yaşayalım. Şükürler olsun bu günümüze.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

sabah ola…

Altınızda saten kırmızı pijama, üzerinizde giymekten usanmadığınız – kocanızın eskisi tahta bezi kıvamına gelmiş tişortla 5M markete gidip kahvaltılık ve hamur almışsanız! Kahvaltıda pişi kızartıp oğlunuzla afiyetle yemişseniz! Takip eden sabah saatlerinde ilkokul 2. sınıf seviyesinde ingilizce ödevi yapmışsanız! Aklınıza takılan bir kelimenin peşinde saatlerce bilgisayar ekranına bakmışsanız! Akşamüzeri pizza pişirip iki dilimde yemişseniz! Akşam olduğunda yatağa yayılıp birkaç sayfa kitap okumuşsanız! Bu satırları okurken şişmiş göbişiniz size rahatsızlık vermiyorsa! Bir haftadır ayağınızda bordo elinizde fosforlu pembe olmak şartıyla taşıdığınız ojelere mantıklı bir açıklama getirebiliyorsanız! Büyük fantezi kurarak aldığınız Pazar gazetelerini okumamışsanız! En miskininden şahane bir Pazar günü geçirmişsiniz mi demektir? Yoksa çok boktan sularda geziniyorsunuz acilen çıkmanız mı gerekiyordur?

Artık ikilemi falan aştık çoklu denklemlere geçtik. Hayırlı olsun!

Neyse en azından mutfağımız standart aile mutfağına döndü; bir haftadır kırmızı yanan aydınlatmanın ampülleri yerine ekonomik, sarı ışık verenlerinden alabildi ailemizin babası. Ev, içinde yaşayanları tanımadıkça dışarıdan bakınca normal gözüküyor yani! Çamaşırlarda yıkandı. Onlarla beraber çocuklarda! Mutfağımız, çamaşırlarımız ve çocuklar yeni haftaya hazırlar.

Ben mi? Çabalama ile çarık yırtılır demişler ya doğru demiş olduklarına gönülden inanaraktan, tek tek basaraktan, bade süzerekten ve inci dizerekten zıbarıp uyumaya karar vermiş bulunmaktayım.

Sabah ola hayrola! 

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 23 Şubat 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

feng shui

Screen shot 2013-12-17 at 01.51.26

Biz daha oralara gelemedik, gelememişiz. Nerelere mi? Durun hele anlatacağım. Şimdi efendim, biz de birçok şey hala anam- babam usulü. Pilav- makarna mı pişecek, tereyağlı olacak. Beyazlar arada çamaşır suyuna basılacak. Üstten çıkan ters çıkarılmayacak. Sokağa çıkarken don temiz, çorap sağlam olacak. Domates suyu evde yapılacak. Bezelye buzluğa konulacak. Nevresim haftasında değişecek. Çocuklar taze yemek yiyecek. Karşındaki çemkirirken susulacak sıra gelince çemkirilecek. Kocaya ayarına göre ‘Paşam ağam’ denilecek. Herkes yerini bilecek. Kaynana aranıp sorulacak. Ana karşında mı, ses yükselmeyecek. İşten saatinde dönülecek. Kimisi hurafe, kimi alışkanlık, kimi test edip onaylanmış. Ne derseniz deyin.

İşte biz böyle anam babam usulü yaşarkene geçenlerde okuduğum feng shui kaidelerinden birine takıldı kafam: Klozet kapaklarını kapalı tutmak gerekirMİŞ. Ahanda tam şöyle yazıyordu:

‘’ Tuvalet ve banyolar sade, süsten uzak olmalı, kapıları ve klozet kapakları mutlaka kapalı tutulmalıdır. Aksi halde paranızda ciddi azalma ve kayıplar olur.
’’ yemin ederim paradan maradan değil de şu kanalizasyon bağlantısı, içinde dolananlar falan bi taktı bana, e ben de boş durmadım taktım klozet kapaklarına. Evde başladım ‘Kapatın! Kapatmayı unutmayın!’ nidalarıyla dolaşmaya. En fazla imtinayı gösteren Ouz (6,5) oldu. Şükür bir tek o dinliyor ve kayıtsız inanıyor bana; en azından ergenlik dönemine kadar… Neyse işte kapaklar kapalı tutulmaya başlandı.

Derken; ilk olarak Ouz gecenin bir körü, odasından bizim odaya doğru yola çıkmış tuvalet molası verdiği sırada klozet kapağının üzerine işedi. ( bundan evdeki kimsenin haberi yok.) Olaydan bir kaç gece sonra gene aynı saatlerde Erdo’nun tuvaletten gelen ‘’Başlayacam fengine de şuine de bu ne lan! Kapanmayacak şu kapaklar!’’ nidasına kadar feng şuilendi bizim evde. Yok yok vukuat olmadı ama sanıyorum ucundan dönüldü.

Tabii bunun öncesinde evde adaçayı tüttürecem diye yangın alarmını çaldırtmaya az kalmışlığım, enerji akışı rahat olsun diye eşya atıp ayazda kalmışlığım, sirke arındırır diyerek kokulara bulanmışlığım olduğu için sanırım mimliydim. Bu kapak mevzu da kapak oldu bana.

İşte bizim gelemediğimiz yer bu şuili muili şeyler. Ayna olduğu yerde iyidir, kalsın. Yatak sığdığı yerde dursun. Ayaklar kocaya ya da karıya doğru olsun. Gözler sevgiyle baksın. Ses yükseltilmesin. Bol kahkaha olsun. Yemek koksun. Eş dost dolsun. Telefonlar çalsın, susmasın. En önemlisi sağlık olsun. Yemişim fengini şuisini. 

NOT: Kafalar hafif dağıldı mı? Valla üç gündür polis, savcı, ayakkabı kutusu, cemaat, ampul falan derken avalladık. Ben her zaman olduğu gibi, bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak olanların, dönen dümbeleklerin biz zavallılarla hiçbir alakası olmadığına inandığımdan salladım gitti.

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , ,

sendromlardan sendrom beğen

Screen shot 2013-10-24 at 23.54.03

Dünden beri yazayım, yazayım deyip ne yazacağımı bilemez haller içindeyim. Hayır, neden bu kadar yazasım geldi onu hiç bilmiyorum. Konuşmak, dinlemekten çok yazmayı sever oldum herhal!

Okumak derseniz; alıp başımı götürüyor ya işte son birkaç gündür o kafa hiçbir yana gidemiyor. Açayım bloglara bakayım dedim: ııııh! Bloglara da sonbahar çöktü iyiden iyiye. Bir haber çaktı bizi olduğumuz yerlere! Bebeler ölüyor, bebeler gibi ağaçlar ölüyor, kadınlar ağlıyor, adamlar bakıyor, adamlar susuyor, kadınlar anlayamıyor, umutlar tükeniyor, öfke artıyor, ayrışa ayrışa hiç oluyoruz…

Böyle böyle tükeniyorken biz, bir Tükenmişlik SendromuDur alıp yürüdü, her bi kişi sırayla tükenmişlik sendromuna girdi, giriyor. Sanıyorum ben ona değil ama tükenmişlik sendromu bana girmeye çalışıyor.  Cuma akşamını bekliyorum, anason denizinde turlayayım, sendromlardan sendrom beğeneyim diye. Artık ne çıkarsa bahtıma.

Uyku deseniz; iki gün önce İbrahim Tatlıses’i ( kafasında kurşun deliği duruyordu ) rüyamda gördükten sonra gözümü kırpmaya korkar oldum. Hayır öyle uzaktan muzaktan görsem sorun değil, adamın vokalistiydim ya. Bu tükenmişliğin belirtisi değil midir? Düşünün ki, ne kadar tükenmek. Şu paralel evren dedikleri şey gerçekten varsa, aynı zamanda o hayatı da yaşıyorsam!!! Tutmayın beni atın denizlere. Boğulmadım mı o zaman sıkın bir kurşun kafama.

Ondan önceki gece gördüğüm rüyada da Erdo’nun sevgilisi vardı. Vardı ve hatun adamı almaya evimize gelmişti. Yüzü o kadar net aklımda ki, sokakta görsem tanırım. Ben ikisini evden sakince nasıl defetmek sonra Erdo’nun hayatının içine nasıl etmek. Plan yapıp uygulamaktan çok yoruldum. Uyandımki çene kilitlenmiş. Döndüm horul horul uyuyan adama bi baktım: masum. Ama o paralel evren yok mu, o paralel evren. Sardı beni bi evham: ya şimdi şuracıkta dibimde uyuyor gözüküyorken içine ettiğimin öte evreninde hatunla partiliyorsa! Derken bizim meşhur kendini avutanların davutu geldi: ‘’amannnn kaybeden kendisi olur vallahi!’’ dedirtti bana. Sonra ben, kendim kalkıp indim mutfağa, yaptım bir bitkinin güzel kokulu çayını, bir yanımda davut diğer yanımda hatun & Erdo ikilisi oturduk iki saat. Sonra mı; ‘’ne bok yiyorsanız yiyin’’ deyip davutun başına bıraktım onları ve kıçımı devirip uyudum fosur fosur.

Son bir haftalık durum raporum bu sevgili okurlar.

Oğuz’la kafa kol ders çalışmalarımızın devam etmesi, her gün ne pişireceğimi düşünmekten nefret ediyor olmam, spora devam etmem, Elif’in nabzını tutmaya çalışıyor olmam, Özlem & Belgin ikilisini çok özlemiş olmam, iki kilo daha zayıf olmayı istiyor olmam, bütün siyasetçilerin siktir olmasını istiyor olmam, o sökülen ağaçları gece vakti – gizli gizli sökün emirini verenlerin bir taraflarına sokmak istiyor olmam, gazete okumuyor olmam, havaların hep bu ayarda kalmasını istiyor olmam, Erdo’yu seviyor olmam…dan raporumda bahsetmiyorum zaten bunlar çoğunuzun bildiği şeyler.

Bakın yazdım hayli rahatladım be. Sendromun biri gelir mendromu gider. Son olarak, paylaşımımla alakasız olarak: Eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez, eşek değil, eşeğe binen iseniz o halde de, bindiğiniz eşeğe dikkat edin yazıyor ve veda ediyorum.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

ŞeReFe!

599616_10151512687172398_127725419_n

    Günlerden Cuma, haftasonu habercisi. Cuma gecesi ise kimi için ‘’ Huzur Sokağı ‘’gecesi, kimi için     ‘’ Arka Sokaklar ‘’, kimi için futbol, kimi için miskinlik, kimimiz için ‘’ Rakı ‘’ gecesi, kimi için sevgiliye kavuşma, kimileri için aleme akma gecesi… Benim için mi? Televizyonla alakalı olmadığı kesin de!

Geçen Cuma akşamı burnumda gene anason kokusuyla, kulağımda kadife bir ses beni mesti mest etmişken aklıma geldi: abi cim nasıl oluyor da biz Muhteşem Türkler iki şarkı arasında, iki laf – iki bakış arasında böylesine keskin virajlı duygu değişiklikleri yaşayabiliyoruz. Misal daha ilk melodisinde ‘’ Ah ulan! ‘’ deyip  derinden bir iç çektikten sonra masada duran kadehe uzanmış ya da afili afili  bir cigara tüttürmüşken ardından gelen şarkıyla ‘’ Ankara’nın bağlarıda / Büklüm büklüm yolları ‘’ diyerekten göbek atmaya başlayabiliyoruz?

Aşık olduğu kadının ardında per perişan olduğunu bildiğiniz adam, MerSeDes görünümlü Şahin diye adlandırdığımız türden adamlar  bir bakıyorsunuz, sağ el havada ‘’ Yıkılmadım ayaktayım!’’ diye şarkı söylüyor. ( Nah Yıkılmadın! )

‘’ Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar / Yeryüzünde sizin kadar yalnızım ‘’ dendiğinde bir bakıyorsun çevresinde kıyamet gibi eş, dost olan insan, kafayı sallamaya başlamış, gözler dolu dolu parçaya eşlik ediyor. Bu arada şunu da eklemeden geçemeyeceğim: Ulan bu face’in bokunda paylaşılan özlü sözlere, fotoğraflara bakınca herkes mutlu be… Herkes bu kadar mutlu mu gerçekten? Mutsuz olan hiç kimse yok mu? Öyle ki insan mutsuzluğundan utanacak neredeyse, koca dünyada yapayalnız kalmışçasına! Bunu da araya sıkıştırdıktan sonra devam edebilirim.

Bilemiyorsun ki; yanında ki efkarın dibinde ‘’ Leyla bir özge candır / Kara gözlü ceylandır ‘’ derken kim bilir geçmişinde kalan hangi mavi ya da yeşil gözlü Ayşe’yi, Fatma’yı, Melahat’ı düşünüyor.  Ardından patlatıyor ” Yılan ” diye başlayan bir nağra. Ya da giderli bir başkasını.

             Falan falan derken işte, acaba bu kadar mı bastırıyoruz hislerimizi, bu kadar az mı söylüyoruz      ( zamanında! ) sevdiğimizi, bu kadar mı söyleyemiyoruz kızgınlık – dargınlıklarımızı, bu kadar mı kusamıyoruz kinimizi – nefretimizi sonra gidemiyoruz, bu kadar mı itiraf edemiyoruz, bu kadar konuşamıyor muyuz biz Muhteşem Türkler… Sonra hepsinin üzerine acıyla üzüntü de gelip kıçlarını serince hayatlarımızın üzerine al sana biz Muhteşem Türklerin efkarlı hayatları. Ki bir türlü dağılıp peşimizi bırakmayan büyük efkarlarımız. Ve ki bunlar içimizde tutup tutup şarkı sözlerinde rastlayınca ağlayıp zırladığımız, ‘’ Allah belanı versin! ‘’ derken haykırdığımız duygular.

Peki nereye kadar? Eğer biz duygularımızla yaşamıyorsak nasıl yaşıyoruz? Duygularımızı yaşayamıyor, duygularımızla yön bulmuyorsak mantığımızla mı yaşıyoruz? Çok mu mantıklıyız? Mantıklı Muhteşem Türkler miyiz bizler? İtiraf ediyorum o halde:

Ben genellikle hatta köylerden kovulacak kadar mantıksızım.

Ama buna rağmen:

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızları düşününce ağlıyorum.

Ben Ankara’nın bağları aklıma gelince oynuyorum.

Herkesin aksine çok sıklıkla mutsuzluklar yaşıyorum.

Ben seviyor ya da sevmiyorum.

Ben otu boku kafama takıp dert ediniyorum.

Sonra da rakı içmek için bahane ediyorum.

Bu Cuma gecesi için bahanem ise Muhteşem Türkler olsun diyorum.

ŞeReFe!

özgür tamşen yücedal

Ankara’nın Bağları

 
5 Yorum

Yazan: 29 Mart 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: