RSS

Etiket arşivi: çocuk

olduğu gibi

 

İnsan sevdiği şeyi hep gözünün önünde tutunca, gözünü ayırmadan yalnızca ona baktığında ne kadar severse sevsin bir, bazen birçok kusur batıyor gözüne o sevdiği şeyde.
Arkamdaki duvarda asılı gördükleriniz, görmediğiniz bazı diğer odalarımızın duvarlarında asılı sevdiğim şeylerimde benim gördüklerim gibi… Ki; bunlar ilk resimlerim. Yanlış atılmış ufacık bir fırça darbesiyle kalın gözüken kol, ne bileyim işte ters düşen bir gölge, hatalı boyutlandırma falan.
Aylardır karşılarındaki koltuğa oturduğum her seferde gözüme çarpan hatalarımı düzeltip düzeltmemek arasındaydım. Taa ki bu fotoğrafın çekildiği güne kadar! Ama gelin görün ki; elime fırçayı aldığım o gün ve bu fotoğrafın çekildiği o an vazgeçtim hatalarımı düzeltmekten.
Oğlumun onlara hiçbir bakışında, evimize gelen her arkadaşına ilk tablolarımı gösterişinde hatalarımı gördüğüne hiç tanık olmadım çünkü ben. Ve farkettim ki; O sevgiyle bakıyor onlara, “annem yaptı hepsini” diyerek tanıtıyor arkadaşlarına.
Benim bakışımın açısı, bakışım yanlış olmalı dedim kendi kendime elimde fırçayla karşılarında dururken tablolarımın.
İşte o gün artık tamamen benim oldular. Ve o zaman yaptığım hatalarla beraber benimler. Öylece sevdim, seviyor, sevmeye devam edeceğim onları. Oldukları gibi…
Baktığım şeyi güzel görmek de bana ait, öylece sevmek de. Hatta yanlarına oğlumun yaptığı bir tanesini de astık, olduğu gibi.
Nasıl bu kadar anlam yükleyip rahatlayasım geldi onu hiç anlayamadım.
Ama bu da böylece günce oluverdi işte.

Olduğu gibi!

Sevgiyle…

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 20 Şubat 2019 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

vay anasını!

Screen Shot 2015-03-06 at 3.56.00 PM

Geç kalmadan, ya geç kalırsam diye telaşa kapılmak. Mutluyken, ya sonra mutsuz olursam diye mutluluğun tadına varamamak. Başlamadan, bittiğinde ne yaparım diye korkmak. Aşıkken, birgün biterse onsuz ne yaparım diye kabuslar görmek. Lezzetli bir yemek yerken, ya kilo alırsam diye yemeğin tadına varamamak. Sınava girmeden, ya kazanamazsam diye baştan kabul etmek. Diye diye diye… Özetle; yağmur yağabilir diye her an yağmurlukla oturmak, güneşi görememek, karanlıkta kalmak… ‘Du lan hele bi olsun olacak, gelsin gelecek, gitsin gidecek o zaman düşünürüz.’ demezler mi adama. Gerçi yağmurluğun fermuarını gırtlağa kadar çekmiş, kolları birbirine kenetleyip, çömelip oturmuş olana kim ne dese boş ya neyse.

Şimdi ben burada böyle bilgece atıp tutuyorum ya, sanmayın ben ermişim, çözmüşüm ilmini bu sikindirik hayatın, bir o kadar sikindirik ilişkilerin. Belki de bir çoğunuzdan fazla gelip konuyor kafama, yüreğime bir dünya soru, endişe, korku, anlayamamazlık… İçine ettiğim çok oluyor tadı çıkartılası anların. Bugün bir arkadaşıma yazdığım gibi; mükemmel hatalarım oldu, ileride olacakların daha mükemmel olmaları için imtina gösteriyorum. Daha güzel bir deli olabilmek için falan. Yalnız tüm uğraşlarım neticesinde bir tek şunu başarabildim: Bu tür şeyler geldiğinde aklıma içimde iki kişi varmış gibi konuşturuyorum onları. Ki; çoğu zaman kavga ediyorlar. Biri diğerinin kafasına patlatıveriyor falan. Ve endişeli tarafın ağzını bantlıyorum. Olmadı mı; duymazdan geliyorum onu, fanusun içine hapsediyorum. Anı yaşayabilmek için…

Geçen gün annemin arkadaşlarıyla beraberdim. Feci keyifli hatunlar, seviyorum hepsini. Çok şey dinliyorum onlardan. Öğreniyorum diyemiyorum çünkü kimsenin tecrübesinin kimseye öğretici olabileceğine inanmıyorum. O kazık girecek bir kere göte işte ancak o zaman öğreniyor insan.

Ama çok şey görüyorum onlarda; anneliğe dair, kadınlığa dair, insanlığa dair, birikmişliğe dair. Şu kafatasının içinde hapsolmuş pandoranın kutusu var ya, adına beyin dedikleri; nasıl bir yazılımı var! SAVE tuşuna bastın mı anam, bitti iş. Vay anasını! Kilitli kutu lan. Içine aldığını öldür allah bırakmıyor.

Işte diyeceğim o ki; anlattılar, dinledim. Annelerin gözünde hiç büyümeyen çocukları hakkında, endişeleri, geçen hastalıklar, olan hastalıklar, kabul edilenler, edilmeye çalışılanlar, görmezden gelinenler, kocalar… Zaman zaman gözler doldu, eller tutuldu, susuldu, kahkahalar havalarda uçuştu… Deniz coştu, duruldu, bulutlar gittiler, mavi canlandı, çayın demi tatlandı, ayva tatlısı yendi…

Muhabbetin ucundan tutup ‘ Boşver tatlım, sıyır bu düşüncelerden kendini an da kalmayı dene.’ diyecek oldum boncuk gözlü, badem dudaklı olanına. Sonra mı? Sonra hayatım boyunca aklıma kazınmış cevapların yanına bir yenisi daha yazıldı: ‘’ Biz sizler gibi yaşamadık ve sanırım öğrenemeyiz de hayata sizin gibi bakarak yaşamayı. Bizim zamanımızda –an da kal, -anın tadını çıkar yoktu. Bizim için yalnızca geçmiş ve gelecek oldu, hala da öyle. Maalesef böyle. Çağın kadınları sizin gibiler. İyi ki…’’

O günden beri düşünüyorum. Geçmişte kaldıkları halde kapanamamış hesaplar, kabuk tutmasına izin verilmeyen yaralar. Henüz gelmediği halde gelecek günler için endişe duyuyor olmak. Nasıl yorucu. Yağmurluk bünyeye kaynamış. baktım ki, ulan bu baya baya biziz, hepimiziz. Çağ mağ dinlemeyen bir şey bu hal. Hepimiz biriz. ( Son paragraf tam pankartlık oldu. ) Tek fark aramızdan üç beş çatlak çıkıyoruz işte; ‘’ An da kalın. Takmayın. Taktır mayın. Affedin. Unutun. Yaraların kabuk tutmasına izin verin, tırnak atıp yolmayın.’’ gibi laflar ediyoruz. Ama birileri demeli? Dürt meli? Yoksa nice halimiz. Boka sararız.

Böyleyken böyle işte. Biz niyet edelim: Yağmurluksuz gezeceğimiz günler çok olsun. Hafta sonu uğurlu olsun. Her şey değişebilir onun ne zaman olacağı da belli değil o sebeple akışa bırakalım. Eyvallah.

 

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 06 Mart 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

olur öyle ( İstiklal Akarsu )

Screen Shot 2014-12-21 at 11.59.30 PM

Gerçek aşka inananlardanım. Bir ilişkide aşk yoksa ‘ olmaz olsun öyle ilişki, yere batsın öyle ilişki, bu ilişkiyi alın buradan ‘ diyenlerdenim. Fakat, ‘’ Aşk vardı da biz mi yaşamadık, gerçek aşk vardı da biz mi aşık olmadık? ‘’ derseniz de hak veririm, ‘’ Abi, haklısın, ‘’ derim, ‘’ Tamam, uzatma kardeş, anladık, ‘’ derim. Aşk iyi de çevresi kötü. Bir aşık oluyorsun kimyan değişiyor, dünyan kayıyor, feleğin şaşıyor. Ama yine de iyidir aşk, yaşamadan ölmemek, ömürde en az bir kere aşkı tatmak lazım. Ha gerçek aşkınla evlenirsen de bu dünyada cennettesin demektir.; piyangodur o, vay şanslı seni, buldun gerçek aşkını evlendin di mi köftehor, hadi yine iyisin. Gerçek aşkın peşine düşen yorulur, sendeler, hatta yere düşer. Bazıları ise, ‘’ Yemişim gerçek aşkı, ‘’ der, ‘’ Git git bitmiyor bu yol, fuleli kaçıyor gerçek aşk, ‘’ der ve yoldan çıkar. Işte ben de yorulmuştum artık. ‘’ Ulan gerçek aşk peşinde bi ömür tükettik, yakalayamıyoruz bu zalimi, bi ara vereyim yolculuğa, bi mola vereyim, ‘’ dedim. ‘’ Misal, bir dinlenme tesisine uğrayayım, ayran içeyim, tost yiyeyim, ‘’ dedim. Araştırdım, bu işin adı dünyada ‘ one night stand ‘ oluyor. Anlamı tek gecelik ilişki. Evet, ilginç olabilir, tek gece ilişki yaşa sonra herkes yoluna. Trip yok, ‘ niye aramadın ‘ yok, ‘ aradım, açmadın, neredeydin ‘ yok, ‘ vatsaptan onlayndın, kiminle konuşuyordun ‘ diyen yok. E iyiymiş la bu, deneyelim bakalım da nasıl olacak bu işler? Kızılay dağıtmıyor bu one night stand ilişkiyi, arayıp bulmak lazım. Işte tam o sırada geldi Orhan’ın mesajı, ‘’ Kanka neredesin, bi ara buluşalım, alemlere akalım, ‘’ diyordu Orhan. ……..

( ‘’ Olur Öyle ‘’ – İstiklal Akarsu )

 

Sonrasında başlarına gelenleri; alışmamış götte donun nasıl durmadığını, işlerin ele yüze nasıl bulaştırılacağını, altın semer takılmış eşeğin eşekliğinin nasıl baki kaldığını yani bu öykünün devamını ve kitapta yer alan diğerlerini merak eden varsa alıp okusun, daha fazla yazamayacağım, yorgunum. Bak saat kaç olmuş!

 

Üstüne üstlük Oğuz’la; hayatında Fransızca kadar saçma bir dil görmediğine inanan, ‘’ Düşünebiliyor musun saçmalığı her kelimenin önüne –la getiriyorlar anne, düşün –the falan değil resmen –la…’’ sözleriyle ifade eden bir insan evladıyla Fransızca çalıştım. Ama ne? Ben de bir insan evladıyım ve kesin anam ağlıyordur evladının yaşadıklarına. Hadi bunu atlattık diyelim, yastığa temas için önümde başka engeller var; daha el- yüz temizlenecek, son sigara tüttürülecek, iki satır kitap okunacak…. Ulan hiç uyumasam mı? Nasıl olsa sabah olunca tekrar kalkacağım bunca zahmete ne gerek var, direk uyumadan devam. Bu Elif’in nasıl olsa akşam olduğunda her akşam bozulacak olan yatakların her sabah toplanıyor olmasında hiçbir mantık bulamayışına benzedi. Allam çocuklarımın birini alıp diğerine, olmadı diğerini beridekine, hiç olmadı ikisini tutup kendime çarpsam mal aynı mal. Tüm bunları ve burada yazamayacağım kadar gariplerini yaşıyorken, hayatımda Özlem gibi bir kardeş varken Belgin’in deyimiyle ‘’ zaman zaman kendimi hala ve hala normal zannediyor olmam ‘’ hakketten tuhaf. Ama allahtan ümit kesilmez.

Hadi yeter yeminnen yapışacağım şu olduğum yere, sonra kazıyacak biri de bulunamayacak beni yapıştığım yerden. Huzurlarınızdan ayrılıyorken büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. Hayırlı haftalar olsun. İşleriniz rast gitsin. Sağlık olsun. Huzur olsun. Dişlerini yaptıran, ameliyat olan, grip olan, kalbi kırılmış olan, özleyen herkim varsa en kısa zamanda geçmiş olsun, geçmişte kalsın. Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 21 Aralık 2014 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

kardeş payım

Screen shot 2014-08-26 at 09.09.12

Ahh be gülüm nereden başlasam, neresinden tutsam bilemiyorum. Doğum günün ya bugün, içimin en güzel yeri, yüreğim bir pır pır sorma. Sen geliyorsun ya aklıma inceden bir sızı gelip yerleşiyor hep aynı yere. Sana duygusal bir şeyler yazmak istiyorum burnumun ucu sızlıyor, gözlerim sulanıyor. Özet: İçimi titretiyor sevgin lannn, ötesi yok.

Kız kardeşim, parçam, umursamaz yarım, yüreğinin götürdüğü yere gitmeye cesaret edebilen yarım, gidebilen yarım, istediğinde dönebilen, çığlık atabilen, kahkası bol yarım, küsebilen, inaçtı, kararlı yarım, çocuklarımın anne, kocamın kardeş yarısı, ana babamın can parçası, kardeş payımsın… Şükrediyorum ki, taşıdığın o güzel ruh bizi, ailemizi seçmiş dünyaya gelmek için. İyi ki tanışmış ruhlarımız, sevmiş birbirlerini. Can bulmuş bedenlerimiz aynı alemde. Aldığın her yeni yaş çoğaltsın seni, ışıklar saçılsın, melekler seninle olsun her an, her saniye. Yeni yaşın, yaşların; sağlıklı olsun, huzurlu olsun, aşk dolu olsun. Hayat köpeğin olsun. Ve unutma her şekilde rakı içer, roka – beyaz peynir yeriz zaten.

Doğum günün kutlu olsun kız kardeşim.

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 26 Ağustos 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

denizkızı

Okyanusun kenarında beyaz bir ev. Kocaman. Bahçesinde palmiye salkım saçak. Denizle arasındaki uçsuz kumsal, beyazlığı örtü yapmış. Geniş verandasında beyaz mobilyalar, yerde kırılmış bardaklar… Ama en çok oradan oraya savrulup duran bebek arabasının hareket eden tekerleklerinden duyulan gıcırtının sesi var verandada. Bulutların kaplamış olduğu gökyüzünde esen çılgın rüzgârla alabora deniz. Rüzgârın açıp kapadığı pencereler.

Etrafta kimse yok. Duyulanlar yalnızca köpüren dalgalar, çarpıp duran pencereler, tekerleklerin gıcırtısı. Beyaz evin üst katında yatağının içinde büzülmüş yatıyor kadın. Sıkıca yummuş gözlerini. Dinliyor tüm olup biteni. Korkuyor. Pencerelerin kapanıp açılmamasını istiyor. Bitsin istiyor. Sussun bu büyük sessizlik.

Sonra aniden bir şey oluyor. Okyanus kenarında beyaz ev. Kocaman. Güneşin eteklerine eğiliyor bulutlar. Başlarını yerden kaldırmadan usul usul çekiliyorlar önünden. Gıcırtılar azalıyor. O an aklına gelmişçesine heyecanla yataktan fırlıyor kadın. O koşarken üzerindeki beyaz, keten geceliği siliyor ardında bıraktığı izleri. Verandaya çıkıyor. Bebek arabasında bir çocuk gülümsüyor. Mutlulukla buğulanmış gözleriyle kucaklıyor çocuğu. Ev kalabalık. Sessizlik kalabalık. Deniz turkuaz.

images

Kıyıya yaklaşan yelkenli. Kadının kucağında çocuk. Gerim gerim gerinen yelkenlinin içinde uzaklaşıyorlar kıyıdan, kalabalık. Güneşin içinden atlayıp ışıklar saçarak onlara doğru yüzen şey kamaştırıyor gözlerini. Gittikçe yaklaşıyor. Denizkızı. Başını sudan çıkartan denizkızı; omuzlarına düşen sarı saçları, turkuaz rengi gözleriyle gülümsüyor. Tekneyle beraber yüzmeye başlıyor. Kıyıya geliyorlar. Suyun içinde kırmızı çakıl taşları var. Kadının elinde bir avuç kırmızı çakıl taşı. Çocuk gülümsüyor. Denizkızı korkuyor. ‘’ Korkuyorum.’’ diyor ‘’ Dilimde beş harfli, sihirli bir kelime var. Söylemeliyim. Söylemeliyim ki; bozulsun büyü. Uyansın insanoğlu. ‘’

Çocuk ‘’ Söyle.’’ diyor.

‘’ Ben söylerken elinizde tuttuğunuz ne varsa yapışıp kalacak sizlere. Lütfen özgür bırakın kendinizi. Siz bize inanmayı bırakalı çok oldu. Çok savaşlar geçti üzerinizden. Biz vazgeçmedik sizden.‘’

‘’ Söyle bozulsun büyü.’’ diyor çocuk. Gülümsüyor çocuk.

‘’ Hayat !’’ diyor denizkızı.

Kalabalık sessiz. Kadının elinde çocuk. Kalabalığın elinde dünya… Ağlıyor denizkızı. Işıklar saçarak yüzüyor güneşe doğru. Anlıyor ki insanoğlu vazgeçmiş. İnanmaktan vazgeçmiş. Hayattan vazgeçmiş.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

dım dım da dım dım

Screen shot 2014-03-23 at 23.59.54

‘Boku yiyen kaşığını yanında taşır.’ derler ya sanırım ben o boku bile yemeyi beceremeyenlerdenim. Sigaram varsa çakmak, çakmağım varsa sigaram yok. İkisi beraber oldukları zamanlarda yanımda, kendimi feci rahat hissediyor olmamın sebebi bi halt becerebilmiş olma duygusu olsa gerek.  Mesela bu akşam evde ilaç niyetine sigara yokken arama kurtarma çalışmaları sırasında elimi nereye atsam çakmağa çarptı.  Nihayetinde çantaların birinin içinde, dönüştürüldüğü şeyden özüne dönüp odun olmuş bir adet puro bulabildim, onu zıkkımlanıyorum. Ki, trafikte yandaki arabadan sigara, yolda muz satanlardan çakmak istemişliğim yadsınamayacak kadar fazla olmasına rağmen dersimi almamışım. Muz demişken! Yolda alıp ardından trafikte yiyeniniz var mı? Direksiyonun başında oturup muz yerken nasıl gözükür bi insan? Daha fazla derine inmeyeceğim, korkmayın. Yalnızca sordum.

Bu akşama dönersek tüm bu arama, içme işlerini yaptığım sırada, aslında dört saat sonra havalimanında olabilmek için uyumuş, gitmeyi planladığım yerde çıplak kalmamak için valizimi hazırlıyor olmalıydım. Bu –ydım, -ydim’ler hangi zamana giriyorsa ben o zamanda yaşıyorum. Yapmalıydım, söylemeliydim, gitmeliydim, yapmamalıydım… Dım dım da dım dım.  Şimdi ne yapıyorum? Elimde odun, üzerimde mont benzeri polar, önümde bilgiCayar balkonda oturmuş bu satırları yazıyorum. Valla anam babam beni yapmışlar ama olmamışım.

Bu geğik, eğik şeyleri yazıyorum ama neden yazıyorum? Bedenlerimizin üst tarafında taşıdığımız, en büyük uzvumuz olan kafaların biraz boşalması lazım? Seçim seçim dediler. Yazışmayın, konuşmayım dediler. Yeri göğü bayraklarıyla donattılar, etraf pislikten geçilmiyor. Her yan bangır bangır çığıran seçim otobüsleriyle dolu. Üstüne bu rezilliği bizim paramızla bize yaşattırıyorlar ya… Parasıyla rezil olmak böyle bir şey galiba. Ev ahalisi deseniz Oğuz’lar bölme işlemine geçtiler; ya kendimi ya da onu bölme noktasındayım. Benim iç dünya deseniz içinde kendimi bulamıyorum. Anlayacağınız şahdık şahbaz olduk. Buna ‘Hayat’ demiştik değil mi.

Hadi ben kalkıyorum artık, son kelimeler:

Hayat bir gündür o da bugündür.

Kapağını açan bir adam ise eğer, bira içerken, kapağı açan adamın işerken ne yaptığını, sonrasında ellerini yıkamamış olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu aklınıza getirin ve şişenin ağzını silmeden içeyin.

Son pişmanlık hiçbir halta yaramaz.

Önyargı kötü şeydir.

Off çok üşüdüm lan! Dört – beş güne görüşürüz. Enseyi koruyun.

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 23 Mart 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: